İlk mesaj
Diğer Konular
Bu Ülkenin Başbakanı Olsaydınız Evet Siz. . .
YORUMLARTopluluk ne düşünüyor?
191 yorumM
Üye2311 yazı
18/09/2009 : 07:02:37#121
L
Yeni Üye78 yazı
18/09/2009 : 17:55:18#122
L
Yeni Üye78 yazı
18/09/2009 : 17:57:30#123
arkadaşlar bu ülkede demokrasimi var ? şimdi bakalım ne demek demokrasi.. demokrasi kelimesini ağzına alan ona yapışık bi şey daha söyler laiklik.. ben aslında şöyle anlıyorum benim benim demokrasim senin laikliğin.. demokrasi nedir arkadaşlar ? halkın iradesidir ve halkın kararının her şeyin üstünde olmasıdır.. bir başka deyişle halk iradesinin her alan da yönetimde belirleyici olmadısır.. böyle biliyoruz demi ? dünyada başka tarifi de yok zaten.. peki bizde demokrasi varsa halkın %75 i baş örtüsüne evet derken neden yöneticiler hayır diyor birde utanmadan bunu laiklik ilkesinin gereği sayıyorlar.. o zaman şu sonuç çıkmıyormu ortaya.. hem demokratik hem de laik olunmaz !!! yani halkın iradesinin (demokrasinin) laiklik ilkesiyle zıt olduğunu söylemek olmuyomu bu.. yani laik ve demokratik bir ülkeyiz demek resmen dalga geçmek olmuyomu... bi şey daha der bunlar.. laik demokratik hukuk devletidir türkiye.. yahu bu yasak hukuka uygunsa mantıklı bir gerekçe söyleyin.. laikliğin gereği derseniz yine demokrasiyi ihlal ediyorsunuz bari insanlara baş örtüsünün zararlarını anlatın.. işin hukuk kısmın dan bi şeyler tutturmaya çalışın.. ama tutmaz çünki bunun en mantıklı izahı şudur..ben adına bazen demokrasi derim bazen laiklik benim dediğim olur arkadaş diyen dikta bir baskı rejimi.. demokrasi kılıfını geçirin kandırmaya çalışın.. kırmızı başlıklı kızın hikayesine benziyor biraz... arkadaşlar traji komik bi durum daha var.. laikliği getiren atatürk laik değildi !!! annesi ve hanımı baş örtülü olduğu için bu şarlatanların yaptığı tarife göre laikliğe uygun davranmıyordu.. yani ortaya konulan kurallar bi defa kendiyle çelişiyor.. buda en hukuksuz bir ülke olduğumuzun kanıtıdır.. çünki bu kurallar işliyor hukuksuzca.. ben tarif edeyim. tc laikliği din istismarı olarak kullanan demokrasiyi işine geldiği gibi şekilden şekile sokup istediği yerlerde kullanan hukukunu da bu çarpık sistemin taşeronu olarak inşaa eden söylediği bütün değerlerle alakası olmayan bir devlettir.....
L
Yeni Üye78 yazı
18/09/2009 : 18:07:09#124
M
Üye2311 yazı
18/09/2009 : 18:17:06#125
AR4KADAŞLAR BU MİLLETİ,N LAİK,DEMOKRASİ SORUNU YOK Kİ,GİDİN SOKAĞA BAKIN MİNİ ETEKLİ İLE TÜRBANLI ŞORTLU BİRLİKDE GEZİYOR,EE BU KADAR AĞIR ŞARTLARDAN GEÇMİŞ TÜRK MİLLETİNDE KİMSEYE DEVLETE KARŞI BİR SOSYAL PATLAMA ,OLDUMU,HAYIR,BUDA BİZİM HALKA DA BİR PROBLEM OLMADIĞININ KANITIDIR,O YÜZDEN AMAN O HATAYA DÜŞMEYİN,ÜLKEMİZDE ZIRLAYAN BAZI KÜRTLERE SORUYORUM,KÜRTLERİN YZAŞADIĞI ÜLKELERDE HANGİ KÜRTLER SİZDEN DAHA RAHAT VE EŞİT HAKLARA SAHİP,BEBEK KATİLİNİ LİDER YAPMAK HANGİ AKLINIZIN HANGİ VİCDANINIZIN SONUCU,KARDEŞLİĞİ BİZDEN ÖĞRENİN BU YAPTIKLARINIZI BAŞKA BİR ÜLKEDE YAPSANIZ SİZİN ÜMÜĞÜNÜZÜ SIKARLARDI BİR DAHA ÇITINIZ ÇIKMAZDI,BUDA BİZİM MİLLETİN SABRIINI İNSAN HAKLARINA BAKIŞINI DEMOKRATİK TAVRINI SERGİLER,.BİZ YILLARDIR DAĞADAKİ EŞKİYA İLE DİĞER KÜRT KARDEŞLERİMİZİ BİR KEFEYE KOYMADIK,HA BU DEMOKRATİK AÇILIMI FIRSAT BİLİP SUİSTİMAL EDEN DE OLURSA HİÇ MERAK ETMEYİN ONLARIDA EŞKİYA İLE İMRALIDAKİ CANİ İLE BİR SERPETE KOYMASINI ONA GÖRE MUAMMELE EDMEYİ BİLİRİZ...BARIŞINIZ DA HAKLARINIZDA KARDEŞLİĞİNİZDE,SİZİN OLSUN ,İNSAN HAKLARINA EVET,HAYVAN HAKLARINA EVET,İNSAN GÖRÜNÜMÜNDE HAYVANDAN AŞAĞI MAĞLUKATLARIN HAKLARINA HAYIR..
H
Üye2981 yazı
18/09/2009 : 18:34:44#126
Web sitesi
Bravo metin kardeş , terörist ile , kürt ırkına mensup Vatandaşlarımızı devamlı olarak vurgulu bir şekilde ayırmak lazım .Terörist ve onların düzdeki brazanları , toplumu oyuna getirerek sanki bütün kürtlerin temsilcisi gibi hareket etmeye ve bunu kabul ettirmeye çalışıyorlar . Aman bu bir tuzaktır. Teröristle silahlı mücadele veren , şehit olmuş dünya kadar kürdümüz var . vatanperver insanlar . İşte zaman zaman çanakkalede birlikte çarpışmadık mı diye demogoji yapanlar. Biliyorlar ki bizimle çarpışanlar şimdi de bizimle birlikte, sizin gibi ingiliz muhiplerine , karşı hala beraber çarpışıyor.
AT İZİ it İZİNE KARIŞTIRILMAK İSTENİYOR .
(: Allahtan METİN var . (:
AT İZİ it İZİNE KARIŞTIRILMAK İSTENİYOR .
(: Allahtan METİN var . (:
ismail karagülle
H
Üye2981 yazı
18/09/2009 : 18:50:14#127
Web sitesi
Sayın linariaa, Demokrasi , sizinde buyurduğunuz gibi halkın kendi kendini idare ettiği bir rejimdir .Ve kendi kurumları ile ayakta durur . Demokrasi var diye , en çok sesi çıkanlar .Aslında demokrasinin bahş ettiği özgürlükleri kullanarak demokrasiden başka bir şeyler isteyenlerdir . Örnek ikinci cumhuriyetçilerdir. En çok demokrasi isteyenler. Zira o yolla demokrasiyi ve cumhuriyeti ortadan kaldırıp kendi iastedikleri dönüşümü sağlıyacaklardır.
İkinci cumhuriyetçiler sadece örnektir . Diğerleri de sembolikte olsa bir şeyleri demokratik istek diye tutturarak , sistemi , ve kurumları yıpratarak kendi mücadelelerini verirler.
Neyse ki çok güçlü bir iktidarımız var . Halk çoğunluğu var . Halk desteği var . Bütün kurumlarda ellerinde .Muhalefet desen çok cılız bir muhalefet. Ordu ise eski ordu değil . Artık hiç bir şeye karışmıyor.
Artık idarecilerin hiçbir bahanesi kalmadı .Türban heryerde ÇAnkayada bile var . Anayasal istediği değişikliği yapabiliyor. Hiç bir bahane kalmadı .Bundan DAHA GÜÇLÜ BİR hükümet ancak padişahlıktır ki bazı padişahlarda bu kadar bile yetki ve güç yoktu .
Mutlaka bu yasama döneminde bu türban konusunu sğizin istediğiniz şekilde çözeceklerdir. Eğer samimi iseler.ERBAKAN bu güçle gelse idi rektörlerin türbanlılara selam durmasını sağlıyacaktı . Çankaya ya çıkınca rektörlerden fazlası da selam duruyor .
ismail karagülle
L
Yeni Üye78 yazı
18/09/2009 : 21:23:26#128
sayın metin konuyu bu kadar basit ve klişeleşmiş bir çerçeveye sığdırmayın.. ne zaman ki bu ülkede birileri din den laiklikten milliyetçilikten nemalanamayıp bu ideoloji savaşını bitirir yani burdan artık bize ekmek çıkmaz derse anlaki bu konu çözülmüştür.. ben kişileri tartışmıyorum sistemi konuşuyorum.. elbet dediğin insanlar var olacakta.. mini etekli ve başörtülü kardeşler bile vardır.. konuyu eksik ve tek boyutlu ele almayın.. sayın huy huy akp bu sorunu asla çözmez çözüyormuş gibi görünür.. bu manada halkın talebinin karşılanması akp nin nemalanmasını da engeller çünki..şu an öncelik ekonomidir aslında ama bu konuyu türkiyenin çift karakter oynayan bir yapıda olduğunu anlatmak için ele aldım..
L
Yeni Üye78 yazı
18/09/2009 : 21:30:18#129
sayın huyhuy sizde tarifini ettiklerimdensiniz galiba.. demokrasiyi kendinize göre yorumlamayın.. demokrasinin tüm dünyada tarifi aynıdır.. her ne ekliyorsanız o tarif edeceğiniz şey demokrasi değildir.. demokrasi kurumları yıpratmaz sadece demokrasiye uymayan kurumlar yıpranır... nedenide demokrasi halk demektir halkın çoğunluğunun isteğidir.. kurumlar adı ne olursa olsun halka istediğini vermiyorsa kurum dan çok birilerinin kurulu pozisyonuna düşer.. buna başka bir izahat getirmekte mantıkla bağdaşmaz..
M
Üye2311 yazı
18/09/2009 : 21:46:11#130
H
Üye2981 yazı
19/09/2009 : 15:00:54#131
Web sitesi
linaria
sayın huyhuy sizde tarifini ettiklerimdensiniz galiba.. demişsin . ŞU TARİFİ BİR DAHA YAPARMISIN ? ne imişim bir daha öğrenelim . Üzerine, bende sizin hakkınızda zannederim sizde, şöyle imişsiniz, gibi bir yorum yapabileyim .
herkes kendine demokrat . Herkes kendi istediği gibi bir demokrasi tarifi yapıyor .Tabii sizde öyle yapıyorsunuz. Siz diyorsunuz ki halkın % 75 türban serbest olun diyormuş. olabilir .
Bu halkın % 92 ,5 u 12 eylül anayasasına evet dedi .
Hitler de halkın oyu ile iktidara geldi .
Demokrasi kurumları ve koruyucu kalkanları olmadan yaşayabilmesi mümkün olmayan , ve aristo söylemişti galiba '' tanrılardan kurulu milletlere layık bir rejimdir.'' Bizim veya başka biryerlerde ,yaşayan hiç bir halk tanrılardan meydana gelmediğine göre , yaşayabilmesi için bazı demokrasi kurumlarının korunması gerekir . Bu her ülkenin sosyolojik , tarihsel ve siyasal yapısına göre değişen koruyuculara ihtiyacı olduğunu bir gerçektir.
Bizde demokrasi için var olan tehtidler başka ülkelerde olmayabilir .Ve onlara bol gelen , bazı özgürlükler bize dar gelebilir bizi sıkabilir.
Bizde kürt meselesi , terör meselesi var mı . ? başka ülkelerde olmayan .
Bizde , size göre olmayabilir ama bana göre var. irtica tehlikesi , bu başka ülkelerde de yok .
B izim başımız illegal sol örgütlerin , çok kolay örgütlebildiği ve güvenlik güçlerinin ve halkın başının belası olabilmeya çok müsait bir ülke .
BU ÜLKENİN KURTULUŞ SAVAŞINDAN BERİ , KURULAN DEVLETİ YIMAK İÇİN , ONU KORUYAN NE KADAR KURUM VE DEĞER VARSA ONA SALDIRAN . ingiliz İŞ BİRLİKÇİSİ DEVLET DÜŞMANLARI
ATATÜRK , SİLAHLI KUVVETLER , LAİKLİK ,ANAYASANIN KORUYUCU DEĞİŞMEZ MADDELERİ NE SALDIRMAYI , GENLERİNE İŞLEMİŞ BİR MUTAT HALİNE GETİRMİŞLERDİR .
Türkiye ne kadar demokratik bir ülkedir ki bu kadrolara tahammül ediyor. O saldırganlarda devlete ve anayasal kurumlara ve silahlı kuvvetlere laf edebilen kabadayı olarak kendilerini görüyorlar.
Hani çocuk büyürken , hiç bir meziyeti olmadığını görünce bir şeyler olduğunu kanıtlamak için, ana babasına asilik yaparak kendisini kanıtlamaya çalışır ya , onun gibi. Çünki bilir ki ana baba , ona kıyamaz , oysa o asiliği sokakta birilerine yapsa , gözünün üzerine yumruğu yer ve dünyayı mos mor görür.
sayın huyhuy sizde tarifini ettiklerimdensiniz galiba.. demişsin . ŞU TARİFİ BİR DAHA YAPARMISIN ? ne imişim bir daha öğrenelim . Üzerine, bende sizin hakkınızda zannederim sizde, şöyle imişsiniz, gibi bir yorum yapabileyim .
herkes kendine demokrat . Herkes kendi istediği gibi bir demokrasi tarifi yapıyor .Tabii sizde öyle yapıyorsunuz. Siz diyorsunuz ki halkın % 75 türban serbest olun diyormuş. olabilir .
Bu halkın % 92 ,5 u 12 eylül anayasasına evet dedi .
Hitler de halkın oyu ile iktidara geldi .
Demokrasi kurumları ve koruyucu kalkanları olmadan yaşayabilmesi mümkün olmayan , ve aristo söylemişti galiba '' tanrılardan kurulu milletlere layık bir rejimdir.'' Bizim veya başka biryerlerde ,yaşayan hiç bir halk tanrılardan meydana gelmediğine göre , yaşayabilmesi için bazı demokrasi kurumlarının korunması gerekir . Bu her ülkenin sosyolojik , tarihsel ve siyasal yapısına göre değişen koruyuculara ihtiyacı olduğunu bir gerçektir.
Bizde demokrasi için var olan tehtidler başka ülkelerde olmayabilir .Ve onlara bol gelen , bazı özgürlükler bize dar gelebilir bizi sıkabilir.
Bizde kürt meselesi , terör meselesi var mı . ? başka ülkelerde olmayan .
Bizde , size göre olmayabilir ama bana göre var. irtica tehlikesi , bu başka ülkelerde de yok .
B izim başımız illegal sol örgütlerin , çok kolay örgütlebildiği ve güvenlik güçlerinin ve halkın başının belası olabilmeya çok müsait bir ülke .
BU ÜLKENİN KURTULUŞ SAVAŞINDAN BERİ , KURULAN DEVLETİ YIMAK İÇİN , ONU KORUYAN NE KADAR KURUM VE DEĞER VARSA ONA SALDIRAN . ingiliz İŞ BİRLİKÇİSİ DEVLET DÜŞMANLARI
ATATÜRK , SİLAHLI KUVVETLER , LAİKLİK ,ANAYASANIN KORUYUCU DEĞİŞMEZ MADDELERİ NE SALDIRMAYI , GENLERİNE İŞLEMİŞ BİR MUTAT HALİNE GETİRMİŞLERDİR .
Türkiye ne kadar demokratik bir ülkedir ki bu kadrolara tahammül ediyor. O saldırganlarda devlete ve anayasal kurumlara ve silahlı kuvvetlere laf edebilen kabadayı olarak kendilerini görüyorlar.
Hani çocuk büyürken , hiç bir meziyeti olmadığını görünce bir şeyler olduğunu kanıtlamak için, ana babasına asilik yaparak kendisini kanıtlamaya çalışır ya , onun gibi. Çünki bilir ki ana baba , ona kıyamaz , oysa o asiliği sokakta birilerine yapsa , gözünün üzerine yumruğu yer ve dünyayı mos mor görür.
ismail karagülle
L
Yeni Üye78 yazı
19/09/2009 : 18:26:16#132
sayın huy huy ırak !!!!! halk abd askerlerinin yönetimi devralmasını istiyor neden ? saddamdan bunalmış !!! sonuç ne ? öldürün bizi biz abd lilerin piçlerini karnımızda taşımak istemiyoruz !!!! yani demokratik olmayan bir rejim halkın bilinç seviyesini çok aşağılara çekiyor çünki kimse saddamı sevmediğini ağzına bile alamıyorki tartışmak bi yana dursun ,,,,, yani olmayan demokrasinin yönetimindeki halkın baskı sonucu fütursuzca ve tartışmadan konuşmadan böyle bir talebinin olmasını siz demokrasi olarak mı görürsünüz,,, demokraside insanlar konuşur artıları eksileri her şeyi konuşur ve özgürce bunu dile getirir,,,, başörtüsü talebini başka milletlerin yönetsel kararlardaki verimsizliğini örnek göstererek dediğim kılıfa tam uyuyorsunuz sayın huy huy,,, baş örtüsü toplumsal bir istektir ve dini vecibedir ve kimseye zarar vermesi söz konusu olamaz zararı olsa allah emretmez ,, ve atatürk sözünü ettiğiniz anlayışta ilkeleri olan bir insan değildi onu istediğiniz tarzda bir insan olarak tasavvur ediyor daha sonrada dokunulmaz ilan ederek maske yapıyorsunuz ,,, samimi olun lütfen,, bu bir komedidir,,, o zaman şunu yapın atatürke zerre kadar sevginiz varsa ispat edin,,, atatürk meclisi kuran okutarak açtırırmış her yıl,,, bunun yapılmasınıda isteyin,,, bence atatürkün en önemli ilkelerinden biri her yıl kuran okutarak meclisi açtırmasıdır,, siz atatürkü bırakın kendinize bence iyi bir papaz bulun,, atatürk sizin dediğiniz gibi biri olsa bu ulusu böyle kenetleyemezdi birbirine ,,,,
M
Üye2311 yazı
19/09/2009 : 22:44:19#133
İşte bu kadar sorun dururken iş geldi başörtüsüne ya arkadaşlar tamam,vallahi billahi eğer o işle çözülecekse dertlerimiz ,Müslüman olacaksak ben de türban takarım,takmazsamda ne olim,ya şu karanlık günlerde,akıl tutulmasının olduğu zaman da, biraz akıl biraz fikir,el insaf yani....,30 senedir hala aynı yerde otlanıyoz,dünyada et yiyen ülkeler ot yiyenleri yönetiyormuş,bazılarına duyurulur...Tabii haklısınız meclisi Kuran oku**** açılış yapsaydık aynı Ata gibi bu noktaya gelmezdik, atanın yaptığı en önemli icraat bu zaten diğerleri önemli değil,bizde rozet Atatürkçüyüz aslında,muskacı Müslümanız,bende parti kuracam,Marslı Türkler diye zira kendi vatanımızda Atatürkçülüğü de Müslümanlığıda öğrenemedik,diğerlerine saygısızlık etmeyelim bari...
H
Üye2981 yazı
19/09/2009 : 23:32:02#134
Web sitesi
linariaaa , Atatürkü bırakıp papaz bulmamı önermişsiniz . Bizim buralarda , yok sizin bildiğiniz önereceğiniz iyi bir papaz var mı? Dinler arası diyaloğ , örneği olur .
Birincisi , İlahiyatçılar Nisa suresini müştereken aynı şekilde açıklamıyorlar .
O yüzden ayet yazmayın . ilahiyatçılar bile bu konuda birleşemezken , allahın mutlak emirleri arasına ko**** . Allahın koyduğu yasak veya emirleri azaltmak yada artırmak yasağını ihlal etmiyormusunuz ?
Kafanda bir yerlere oturtmuşsun beni . Tam da dediğim kılıfa uyuyorsunuz derken . .
Benim oğlum bina okur döner döner bida okur . Başka bir istek aklınıza gelmiyor mu Ne türbanı , kardeşim türbanın girmediği neresi var. Türkiye nin cumhurbaşkanlığı köşkünde türban var . Başbakanlık konutunda var. Nerede yok . Artık uyanın türkiyenin türban diye bir konusu kalmadı . Eğer varsa söyleyin iktidardaki lere anayasayı bile değiştirme kudreti verdi. Halk onlara sızlanıp ağlamadan . İstedikleri her yere türban girebilir . Diye kanun çıkarsınlar . Bence size az gelir bu demokrasi , türban takmadan üniversiteye veya kamu kurumlarına girilemez . Diye kanun çıkarsalar daha iyi olur . Ve bu ağlak siyaset son bulur . Kim engel Askerin sesi çıkmıyor . Çıksa ne olur . Başbakanın emrinde değil mi? muhalefet zaten gücü yetmez. Çıkarsınlar . Türbanı kullanarak gelen iktidar verdiği sözü tutsun . Bana türban konusunda sataşacağınıza , iktidardan isteyin . Benmiyim türbanın çıkarılmasına engel . Zaten beni biraz önce papaza gönderdiniz. Bir nevi hiristiyan aforozu uyguladınız . Ve ne kadar, ve nereye kadar demokrat olduğunuzu gösterdiniz.
Artık uyanın gençlerin dörtde biri işsiz.
ülke neredeyse parçalanıyor. Orta sınıf kalmadı .
Sermaye el değiştirildi .
Ülke dönüştürüldü .( sizin istediğiniz kadrolar idare ediyor , ama siz hala kendinizi ve fikrinizi muhalefette zannediyorsunuz)
Birincisi , İlahiyatçılar Nisa suresini müştereken aynı şekilde açıklamıyorlar .
O yüzden ayet yazmayın . ilahiyatçılar bile bu konuda birleşemezken , allahın mutlak emirleri arasına ko**** . Allahın koyduğu yasak veya emirleri azaltmak yada artırmak yasağını ihlal etmiyormusunuz ?
Kafanda bir yerlere oturtmuşsun beni . Tam da dediğim kılıfa uyuyorsunuz derken . .
Benim oğlum bina okur döner döner bida okur . Başka bir istek aklınıza gelmiyor mu Ne türbanı , kardeşim türbanın girmediği neresi var. Türkiye nin cumhurbaşkanlığı köşkünde türban var . Başbakanlık konutunda var. Nerede yok . Artık uyanın türkiyenin türban diye bir konusu kalmadı . Eğer varsa söyleyin iktidardaki lere anayasayı bile değiştirme kudreti verdi. Halk onlara sızlanıp ağlamadan . İstedikleri her yere türban girebilir . Diye kanun çıkarsınlar . Bence size az gelir bu demokrasi , türban takmadan üniversiteye veya kamu kurumlarına girilemez . Diye kanun çıkarsalar daha iyi olur . Ve bu ağlak siyaset son bulur . Kim engel Askerin sesi çıkmıyor . Çıksa ne olur . Başbakanın emrinde değil mi? muhalefet zaten gücü yetmez. Çıkarsınlar . Türbanı kullanarak gelen iktidar verdiği sözü tutsun . Bana türban konusunda sataşacağınıza , iktidardan isteyin . Benmiyim türbanın çıkarılmasına engel . Zaten beni biraz önce papaza gönderdiniz. Bir nevi hiristiyan aforozu uyguladınız . Ve ne kadar, ve nereye kadar demokrat olduğunuzu gösterdiniz.
Artık uyanın gençlerin dörtde biri işsiz.
ülke neredeyse parçalanıyor. Orta sınıf kalmadı .
Sermaye el değiştirildi .
Ülke dönüştürüldü .( sizin istediğiniz kadrolar idare ediyor , ama siz hala kendinizi ve fikrinizi muhalefette zannediyorsunuz)
ismail karagülle
M
Üye2311 yazı
20/09/2009 : 05:53:08#135
20 Eylül 2009
Soner YALÇIN
sonery@hurriyet.com.tr
Fenerbahçeli Alex niye ‘Kürtçe’ bilmiyor
Fenerbahçe’nin yıldız futbolcusu Alex, Brezilyalıdır, anadili Portekizcedir. Beşiktaş’ın on numarası Delgado, Arjantinlidir, anadili İspanyolcadır. Şilili Tello’nun da anadili İspanyolcadır. Galatasaray’ın büyük transferi Müslüman Keita’nın memleketi Fildişi Sahilleri’dir, anadili Fransızcadır. Bu sezon Trabzonspor’dan Manisa’ya transfer olan İsaac Nijeryalıdır, anadili Pidgin İngilizcesidir. Örnekleri artırmaya gerek yok. Gelelim meselenin bizi ilgilendiren tarafına...
ÖNCE tavrımı belli edeyim:
Kürtçe Anadolu’nun zenginliğidir. Bizim kültürümüzdür.
Batı’nın dünyayı tek tip kültür haline getirmesine ne derece karşı çıkıyorsak, dünyanın her tarafındaki etnik dillerin/kültürlerin yaşamasını da hararetle savunmalıyız.
Yani, Kürtçeye sahip çıkmalıyız.
Ülkemizde ne kadar farklı dil varsa hepsini koruma altına almalıyız.
Bu girişten sonra kışkırtıcı bir soru sorabilirim:
Basketbol Milli Takımı’nın teknik direktörü Sırp Bogdan Tanjeviç niye Türkçe bilmiyor?
Sorunun yanıtından önce size tanık olduğum absürd bir olaydan bahsetmeliyim:
Kamerunlu Rigobert Song Galatasaray’da futbol oynarken sık sık TV ekranlarına çıkıp, spor muhabirlerinin sorularını Fransızca yanıtlıyordu.
Bir gün arkadaşın biri Song’u dinlerken şu yorumu yaptı:
“Adam boşuna büyük futbolcu olmamış; bakın kendini ne güzel geliştirmiş; anadili gibi Fransızca konuşuyor!”
Arkasından bir de yorum yaptı: “Eee adamlar işi biliyor; Avrupa’da top oynayacaksan dilini de öğreneceksin.”
Dayanamayıp sordum: Song’un anadili nedir?
Arkadaşım Song’un Kamerunlu olduğunu biliyordu. Fakat Kamerun’un dilinin ne olduğu bilmiyordu.
Kamerun’un resmi dili Fransızcadır.
Bizim arkadaş sanıyordu ki Afrikalı Song’un anadili “Kamerunca!”
Bugün dünyada 29 ülkenin (ki bunun 21’i Afrika ülkesidir) anadili Fransızcadır...
Dünyada 22 ülkenin resmi dili ise İspanyolcadır. Hangi ülkeler yoktur ki dileri İspanyolca olan; Meksika, Uruguay, Venezüella, Küba, Arjantin, Bolivya, Şili, Kolombiya, El Salvador vs...
İngilizceyi merak ettiniz mi? ABD, Singapur, Kanada, Yeni Zelanda, Avustralya, Malezya, Namibya, Nijerya, Eritre vs. diye liste uzar gider.
İşin özeti şu: Kim nereyi sömürge yaptı ise dilini oraya dayatmıştır.
Bunun bir tek istisnası vardır: Biz!
Yani; -bugün artık söylediğimiz zaman neredeyse faşistlikle itham edilir hale geldiğimiz- Türkler.
Biz Çılgın Türkler...
Kimse Osmanlı gibi yapmadı
Kışkırtıcı Tanjeviç sorusunu unutmuş değilim.
Tanjeviç’in neden Türkçe bilmediği sorusunu kasıtlı sordum.
Tanjeviç’in memleketi Sırbistan 350 yıl Osmanlı egemenliğinde kaldı.
Bilinir ki, bir kültürü benimsemenin/benimsetmenin süreci üç kuşaktır.
Sırbistan’da 350 yılda kaç kuşak gelip geçti; bu kuşaklar Türkçe öğrenmedi; dilleri Sırpçayı konuştular.
Bunun nedeni Osmanlı’nın idari/yönetim anlayışıydı.
Osmanlı ele geçirdiği topraklarda kimsenin diline, dinine karışmadı.
Bu nedenle, Bulgarlardan Romenlere, Arnavutlardan Sırplara kadar onca Balkan ülkesi dillerini bugüne taşıyabildi.
Bugün Avrupa Birliği’nin resmi dilleri arasında bazı Balkan ülkelerinin isimleri varsa bu Osmanlı’nın hoşgörüsü sayesinde oldu.
Osmanlı; İngilizlerin, Fransızların, İspanyolların, Portekizlilerin, Hollandalıların yaptığını aynen uygulasaydı inanın Sırbistanlı Tanjeviç çok iyi Türkçe konuşurdu!
Ya da tersini yazalım: Sırbistan’ı İspanyollar 350 yıl boyundurukları altında tutsalardı; Sırpların dili İspanyolca, dini/mezhebi Katolik olurdu!
Alex’in anadili
Bu bilgilerden sonra Fenerbahçeli Alex’in neden Kürtçe bilmediği sorusuna geçebiliriz.
Alex’in ülkesi Brezilya’nın resmi dili Portekizce.
Sırbistan kaç sene Osmanlı egemenliğinde kaldıysa, üç aşağı beş yukarı Brezilya da o kadar yıl Portekiz sömürgesi olarak yaşadı.
İkisi de 19’uncu yüzyılda özgürlüğe/bağımsızlığa kavuştu.
Portekiz miras olarak Alex’e; dili Portekizceyi ve dini Katolik inancını bıraktı.
Osmanlı ise Tanjeviç’e sadece büyük devrimci Fatih Sultan Mehmed’in fermanını bıraktı:
“Ben, Fatih Sultan Han burada tüm dünyaya duyururum ki, bu fermanla tüm Bosna Fransiskanları benim korumam altındadır. Ve; kimse bu insanları veya kiliselerini incitmeyecek ve zarar vermeyecektir. Benim ülkemde barış içinde yaşayacaklardır.”
Sırp Tanjeviç’in ataları bu fermanla dilini ve dinini özgürce yaşadı.
Geliniz bu noktada tarihi tersine çevirip bir kurgu yapalım:
Eğer Brezilya’yı; Portekizci denizci
Pedro Alvares Cabral değil de, Osmanlı Kaptan-ı Deryası Piri Reis fethetseydi ne olurdu?
Piri Reis hemen Fatih’in fermanını hayata geçirirdi.
Yani Fenerbahçeli Alex anadilini konuşurdu.
Peki Alex’in anadili neydi?
Ne yazık ki Brezilyalı yerlilerin/halkların sömürge öncesi konuştuğu diller bugüne gelemedi; yok olup gitti.
Osmanlı Brezilya’yı keşfetseydi, Alex’in dili bugün kaybolmayacaktı kuşkusuz.
Ya da, eğer Alex’in ataları Afrika’dan köle olarak getirildiyse, anadili atalarının konuştuğu bir yerel dil olacaktı.
Yani Alex’in dili, tıpkı Osmanlı himayesinde rahatça kullanılan dillerden biri olabilirdi: “Sırpça”, “Kürtçe”, “Ermenice”, “Rumca”, “Bulgarca”, “Lazca” gibi...
Alex’in konuştuğu dil bir tek Türkçe olamazdı!..
Peki gelelim sonuca...
Bir pazar günü bu zorlama benzetmeleri niye yazdık?
Çünkü TV’lere çıkan herkes “Ağzı olan konuşuyor” misali neler söylüyor.
Tarihsel gerçekler ortada iken; her fırsatta, tarihimizi, inançlarımızı, kültürümüzü, hoşgörümüzü küçümseyip; kendimizi değersiz bir varlık gibi hissetmemize yol açıyorlar.
Bizi biz yapanları değersizleştirmek için yoğun bir mesai içindeler? Niye?
Gelinen bu durumu, “toplumsal değerlere yabancılaşan aydın tavrı” diye kolay/yüzeysel bir değerlendirme yaparak savuşturmak biraz saflık olmaz mı?
Uykudan önce isyan masalları
ANADOLU ’da Türkler ve Kürtler bin yıldır koyun koyuna yaşıyor.
Bin yıllık kardeşlik unutturulmak isteniyor sanki.
Bazı Kürt aydınlar TV’lere çıkıp “İlk taşı biz atmadık” diyecek kadar tarihi sulandırıyor.
19’uncu yüzyıl başında başlayan Kürt ayaklanmaları, sanki despotluğa karşı bir isyanmış gibi anlatılıyor. Ne kadar ayıp.
Kürt derebeyleri topraklarının ellerinden alınmasına karşı çıktılar; hepsi bu.
Üstelik Osmanlı sadece Kürt derebeyliklerini değil Balkanlar’daki Türk derebeyliklerini de dağıttı.
Doğu’da Bedirhani Bey’i tasfiye ettiyse Batı’da da Tepedelenli Ali Paşa’yı ortadan kaldırdı.
Osmanlı, feodal derebeylere son vererek yeni bir devlet yapılanmasına gitti. Derebeylikleri yıkıp ortaçağa son verip Rönesans’ın yolunu açan Avrupa gibi “modern” olmak istediği için yaptı bu tasfiyeyi. Hepsi bu.
Tanzimat Fermanı
hangi ihtiyacın sonucu doğdu?
Gerek Türk gerekse Kürt derebeyleri “yeni döneme” karşı durdular. İsyanın nedeni budur. Daha ortada milliyetçiliğin “m”si bile yokken TV’lere çıkıp nasıl ahkâm kesiyorlar anlamak zor.
Bunlar neyin uzmanı?
Osmanlı nezdinde Türk’ün Kürt’ten, Kürt’ün Türk’ten hiçbir farkı yoktur; bunu bilmeyen mi var hâlâ.
Hissiyatla, hamasetle tarih yazılabilir mi?
Kürtlerin resmi tarih tezi herkese hayırlı olsun
DENİYOR ki “Kemalistler ‘Türkçe konuş’ diyerek Kürt halkına baskı uyguladı.”
Ne zaman yaptı bunu?
Kimi diyor ki, Şeyh Said ayaklanmasından sonra.
Breh... Breh... Breh...
İsyan 1925 yılında oldu.
“Vatandaş Türkçe Konuş” kampanyası ise 1933 yılında.
Demek Ankara, sekiz yıl ne yapacağını düşündü!
Şaka bir yana, daha önce bu sayfada yazdım.
1933 yılında, İstanbul’daki yabancı Wagons-Lits Şirketi görevlisi Naci Bey’in Türkçe konuştuğu için işten atılmasını protesto eden Milli Türk Talebi Birliği mensubu öğrenciler “Vatandaş Türkçe Konuş” kampanyası başlattı.
Ardından Bulgaristan’daki Türk mezarları tahrip edilince, bu kampanya ülke genelinde yaygınlaştı. Mitingler yapıldı. Hatta bazı göstericiler azınlık mezarlarını tahrip etmek isteyince güvenlik güçlerince zorla durduruldu.
Bu olayın ne ilgisi vardı; Kürtçe konuşmayla!
Ayrıca...
“Vatandaş Türkçe Konuş” kampanyası iktidarın halka değil; sokağın iktidara dayattığı bir sonuçtur.
TV’lerde dile getirilen bu tür gayriciddi iddiaların bir amacı var: Kürtlerin “resmi tarih tezini” oluşturmak.
Biz yıllardır Türk resmi tarih tezine karşı yazıp çiziyoruz; bir de şimdi karşımıza Kürt resmi tarih tezi çıktı; iyi mi?
Cemşid Bender (Mehdi Halıcı), Anadolu’daki tüm kültürel varlıkların hepsinin Kürt kökenli olduğunu iddia ederdi. Çok da kitap yazdı.
Örneğin, Türk Sofrası diye bir mutfağın bulunmadığını, buradaki tüm yemeklerin Kürt yemekleri olduğunu söylerdi.
“Yapma Cemşid Ağabey, Anadolu uygarlıklar beşiği, herkes sofraya kendinden bir tabak yemek koydu; siz nasıl hepsinin Kürt yemeği olduğunu söylersiniz” derdik. O iddiasından vazgeçmezdi.
Özellikle yoğurt konusuna çok takıntılıydı. Kaşgarlı Mahmud’un “Divan-ı Lügat’üt Türk” ve Yusuf Has Hacib’in “Kutadgu Bilig” adlı eserlerinde bugünkü anlamında yoğurt kelimesinin kullanıldığını söyleyerek tezine karşı durduğumuzda bizi dinlemek istemezdi.
Nur içinde yatsın; iyi adamdı; bu toprakların aydınıydı.
Victor Hugo’un bir sözü vardır:
İyi olmak kolaydır, zor olan adil olmaktır.
Bu vahşetin emrini kim verdi
CNN TÜRK’te altı yıldır Türkiye’nin sözlü tarih çalışması olan “Oradaydım” adlı belgeseli yapıyoruz.
Geçen yıl başımızı “belaya” soktuk!
12 Eylül 1980 darbesinden sonra Diyarbakır Cezaevi’nde yaşanan vahşeti, eski milletvekili Nurettin Yılmaz’a anlattırdık.
Hakkımızda 301’inci maddeden dava açıldı.
Biz öyle dünya ve Türkiye medyasını “Bizi yargılıyorlar” diye ayağa kaldırmayı bilmediğimizden (!), mahkemeye gidip kendimizi savunduk ve beraat ettik.
Haberi alan bazı taraflı gazeteler olayın üzerine gitti.
Öyle ya aradan yıllar geçmiş ve hâlâ birileri Diyarbakır Cezaevi’ni belgesel yaptığı için yargılanıyordu.
Ancak, belgeseli bizim yaptığımız ortaya çıkınca duraladılar.
Yine de haberini yaptılar; tabii bizim adımızı vermeden!..
Bu anekdotu niye yazdım?
Diyarbakır Cezaevi kapatıldı.
Ardından tartışma başladı; müze olsun diyenler çıktı.
Diyarbakır Cezaevi vahşeti 12 Eylül darbesinin yıldönümünde de sık sık dile getirildi. İyi de yapılıyor.
Çünkü insanlık suçu olan bu vahşet tarihimizin en büyük ayıplarından biridir.
TV’lere çıkıp konuşanlar, gazetelerde makale yazanlar, Diyarbakır Cezaevi vahşetini Türkiye’ye ilk duyuran yayın organının hangisi olduğu yazmıyorlar.
Niye?
Bilmiyorlar mı?
Biliyorlar, çok iyi biliyorlar.
“Diyarbakır Cezaevi’nde Allah Yok!” manşetiyle/kapağıyla bu insanlık suçunu Türkiye’ye ilk duyuran yayın organı 2000’e Doğru dergisi oldu. Tarih: 12 Temmuz 1987.
Durun, bir sözüm daha var:
Kürt Açılımı konuşulup tartışılıyor. İyi de oluyor.
Turgut Özal’ın Kürt meselesine ne kadar demokrat, ne kadar liberal baktığı söyleniyor.
Eğer ömrü yetseymiş bu sorunu çözebilirmiş.
Çözer miydi bilmem; on yıllık iktidarında (1983-1993) çözemedi.
Meselem bu değil; benim anlamadığım başka bir konu var.
Bugünlerde hep Diyarbakır Cezaevi vahşetinden bahsediliyor. Ancak kimse o dönemdeki Diyarbakır Sıkıyönetim Komutanı’nın kim olduğunu söylemiyor. Ben yazayım: Kemal Yamak!
Kenan Evren’in özel isteğiyle bölgeye gönderildi.
Kemal Yamak vahşetin bir numaralı sorumlusudur.
Peki Kemal Yamak emekli olduktan sonra ne yaptı?
Turgut Özal Başbakanlığı döneminde Yamak’ı önce Başbakanlık Danışmanı olarak yanına aldı.
Sonra Çankaya Köşkü’ne çıktığında ise Kemal Yamak’ı Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği’ne getirdi.
Bugünlerde; bazı aydınlar bir yanda Diyarbakır Cezaevi vahşetini yazıyor diğer yanda yardımcılığını Kemal Yamak’ın yaptığı Turgut Özal’ı övüp göklere çıkarıyor.
Bu ne yaman çelişki anne!
Öyle ya vurun Kenan Evren’e; tek suçlu o!
Son bir ekleme yapmalıyım:
Hasan Celal Güzel Ağabey, TV ekranına çıkıp; ANAP olarak 12 Eylül darbesine karşı nasıl kahramanca mücadele verdiklerini söyleyerek, hasta yatağımda bile kahkaha atmama neden oldu ya artık ne diyeyim, Allah ondan razı olsun.
Bir biz öğrenemedik şu darbelere karşı nasıl mücadele edileceğini...
Baksanıza her darbede içeride olanlar yine cezaevinde...
Her darbede yıldızı parlayanlar yine pek revaçta...
H
Üye2981 yazı
20/09/2009 : 10:17:50#136
Web sitesi
Yine ezber bozmaya devam .
Bilir bilmez konuşanlar okur inşallah .
Slogan ezberleyip sosyolojik tahlil yapanlar. Okur inşallah.
Bilir bilmez konuşanlar okur inşallah .
Slogan ezberleyip sosyolojik tahlil yapanlar. Okur inşallah.
ismail karagülle
S
Üye782 yazı
20/09/2009 : 11:07:42#137
Dünyayı yeniden şekillendirmek isteyen güçler her dönemde bir planın içine girmişlerdir,sahne arkasındaki yönetmenler aynı oynayan aktörler farklı..
Dünyada sorun yok,sorun yaratmak ve sorundan menfaat sağlamak var bunları hala görmüyormusunuz..
Kürtler-Ermeniler-Yunanlılar-Irak-İran-Suriye bunlar kullanılan malzemelerdir, her bölgenin kullanılan malzemeleri vardır bu güçlerin elinde, bunları belli zamanlarda tehdit ve çıkar amaçlı kullanırlar..
Kürt sorunu çıkarırlar o biter, Alevi-suni çatışması çıkarırlar, o biter Hizbullahı koyar, o biter imam hatibi koyar böyle devam eder gider yeterki istesinler..
Geçenlerde emekli generallerden biri Tv de çıktı Amerikayla ortak çalışma içerisinde olduk beraber Pkk ya karşı istihbarat çalışması yapıyorduk,bu çalışmalar esnasında birşeyi fark ettik Pkk ya Amerikalı askerler silah ve teçhizat yardımı yaptığını gördük bunların hepsinin fotoğraflarını Amerikalı generale gösterdik sonrada bu ortak çalışmadan vazgeçtik istihbarat çalışmasını bitirdik tamam güzelde bunu neden şimdi söylersiniz neden halkla paylaşmazsınız neden o ülkeye Nota çekmezsiniz gücünüz kime yeterse ona sesiniz çıkıyor eliniz kolunuz mahkum o kadar borçlanırsanız taviz vermek,boyun eğmek zorunda kalırsınız..
Bunu anlatmamın sebebi ne kadar milli duygularla bağırın çağırın tas aynı tas değişen bir şey yok sadece sloganlar değişiyor o kadar..
Kürt-Türk sorunu yoktur,Sorun yaratan Emperyalist ve siyonistler vardır..
Dünyada sorun yok,sorun yaratmak ve sorundan menfaat sağlamak var bunları hala görmüyormusunuz..
Kürtler-Ermeniler-Yunanlılar-Irak-İran-Suriye bunlar kullanılan malzemelerdir, her bölgenin kullanılan malzemeleri vardır bu güçlerin elinde, bunları belli zamanlarda tehdit ve çıkar amaçlı kullanırlar..
Kürt sorunu çıkarırlar o biter, Alevi-suni çatışması çıkarırlar, o biter Hizbullahı koyar, o biter imam hatibi koyar böyle devam eder gider yeterki istesinler..
Geçenlerde emekli generallerden biri Tv de çıktı Amerikayla ortak çalışma içerisinde olduk beraber Pkk ya karşı istihbarat çalışması yapıyorduk,bu çalışmalar esnasında birşeyi fark ettik Pkk ya Amerikalı askerler silah ve teçhizat yardımı yaptığını gördük bunların hepsinin fotoğraflarını Amerikalı generale gösterdik sonrada bu ortak çalışmadan vazgeçtik istihbarat çalışmasını bitirdik tamam güzelde bunu neden şimdi söylersiniz neden halkla paylaşmazsınız neden o ülkeye Nota çekmezsiniz gücünüz kime yeterse ona sesiniz çıkıyor eliniz kolunuz mahkum o kadar borçlanırsanız taviz vermek,boyun eğmek zorunda kalırsınız..
Bunu anlatmamın sebebi ne kadar milli duygularla bağırın çağırın tas aynı tas değişen bir şey yok sadece sloganlar değişiyor o kadar..
Kürt-Türk sorunu yoktur,Sorun yaratan Emperyalist ve siyonistler vardır..
insanların en hayırlısı insanlara faydası olandır.
M
Üye2311 yazı
22/09/2009 : 06:21:41#138
Arkadaşlar devlet le ne zaman ilgilenir hülkümetler,kadrolaşma zamanı ,rant için VS VS,geçen vize ile ilgili bazı yazılar okuduk,ağzımız açık kaldı,işte burda esas nerde bu devlet demek gerek,işin aslı şu aslında yıllardır,akademisyen iş adamı ve bazı kişilerin AB de çok rahat bir şekilde dolaşma hakkı varmış da biz bilmiyormuşuz,,yanılmıyorsam 6 tane baba gibi TIR şöförümüz dava açıyor o davayı kazanınca anlıyoruz hakkımızı hukuğumuzu,yada yine hani ALMAN büyük elçiliği başta sonra diğerleri,banka hesabı,yok evinin tapu fotokopisi, yok diplamanı istiyordu ya vize için baş vuranlardan, buda kanunsuzmuş,ee günaydın yıl 2009 düş işleri uyanmaya başlamış aferin yav,şimdi kıbrıs ta kayıplar için açılan davayı kazanmış rumlar,peki bizim kayıplar için kim dava açtı acaba,yada yunanistanda kurtuluş savaşında kaybolan türkler için,yada ermenilerin doğradığı insanlar için,yok arkadaş dava nasıl kaybedilir söylim,.......ilk ordun ile sonra yargı ile sonra üniversite ile,sonra,vatandaş diğer partiler ile,sonra Türki kardeşlerin ile her kesle kavgalı olacan,gazine ,şehidine askerine sahip çıkmayacan,işsizliği,krizi ,,hayat pahalılığını hortlatacan,,tarımı,hayvancılığı,halıcılığı bitirecen,KENDİ VATANDAŞLARINA KÖLE MUAMMELESİ YAPAN BATILI ÜLKELERE HADDİNİ BİLDİRMEYECEN,HAKLARINI HUKUĞUNU ARAMAYACAN,SENİ HABİRE DAVA EDENLERE DAVA AÇMIYACAN,SONRADA BU KAFA İLE KIBRISI ,FİLİSTİN İ,BİLMEM NE İLE BUNUN İŞİNDE ARABULUCULUK YAPACAN,BİRİLERİNİ BARIŞTIRACAN,ESAS KATİLLER OLAN ERMENİ VE KÜRT TERÖRİSTLERİNE YÜZ VERECEN,sonra da gidecek televizyonda VATANA MEMLEKETE ACAİP HİZMET ETMİŞ TÜM SORUNLARI ÇÖZMÜŞ GİBİ DENİZİ GÖRMEDEN PAÇALARI SIVAYIP MUTLULUK GÖZYAŞLARI DÖKECEN...İŞTE BU KAFA İLE DAHA ÇOK DAVA KAYBEDER,DAHA ÇOK RUMU ERMENİYİ YUNANLIYI ZENGİN EDERSİNİZ...tabii kendi halkınıda fakir..Birileri lütfen Halkada, Hakka da böyle hizmet ediyorsa söylim etmesin,biz hizmet falan istemiyoruzzzzzz..
S
Üye782 yazı
22/09/2009 : 11:57:10#139
Her zaman anlatıyoruz dış mihraklar dünyadaki bütün ülkeleri kendi çıkarları için kullanır işi bittimi kullandıklarına bir tekme atar çeker gider..
Yahu çok partili hayata geçtik geçeli bir tane idareci kendi ülkesini ve vatandaşını korumamış üstüne ezmiş,perişan etmiştir öyle bir duruma sokmuştur ki doğan her çocuk borçlu doğmaya başlamış..
Bizde naralar vardır globalleşen dünyada demokratikleştik,muhasır medeniyetler seviyesine ulaştık derler sadece lafı güzaf ve sallama klişe laflar..
Soruyorum halkı aç olan bir toplum nasıl zirve olur.Gayri safi milli hasıla şuymuş buymuş yahu sen türkiyedeki 5,000 aileyi sayıyorsun gerisi aç-evsiz-barksız-işsiz-yarınından umutsuz,kendi halkını ezerek ne elde ediliyor devletin amacı halkı refaha kavuşturmak değilmi?
IMF den borç alırsınız ödemek için halkı sömürürsünüz,Deprem olur bir kereye mahsus vergi alırım dersiniz onu devamlı yapmaya başlarsınız,Telefon vergileri aman allahım o vergisi bu vergisi su vergisi sus vergisi sorma ver vergisi bu ne yahu biz koyunlarda veriyoruz bizi koruyacak ne devlet var nede hukuk hepsi kendi içinde artist..Bu ülkenin suları bile içilmiyor,damacana çıktı çıkalı suları bile bozdular birilerine su rantını sağlamak için suyunu bile halka parayla veren ve o suyun vergisini alan devlet demek istiyorki ey millet gidin burdan sizi istemiyorum size suyu bile vermem..Yahu arkadaşlar bu damacana çıkmadan önce çeşme sularımız süper değilmiydi şimdi içilmez halde değilmi öyle yaptılar suyu bile bozmadılar mı?Örnek İzmir suyu hala Arsenikli neden çözen yok bu halk çok mu zengin Çalışıp kazandığı bütün parasını damacana suyuna veriyor bir damacana 3 TL ile 5 TL arası Ayda ne kadar yapar hesaplayın,En küçük Aile bir damacana suyu 3 yada 4 günde bitirir büyük ve kalabalık aileye günlük 2 yada 3 damacana su gider nasıl bunun altından kalkacaklar,altından kalkamadıkları içinde Arsenikli yada içilmez denilen suyu içtiriyorlar bir tepki varmı yok buda bizim koyun olduğumuzu gösterir..halk koyunsa yönetenlerde halka koyun muammelesi gösterirler..Başka örnekte vermiyeyim..Hastanelerden,Petrole kadar her şeyle sömürülüyoruz mutlu olan Türkiyeyi elinde bulunduran sömüren 5,000 AİLE onlarda belli kişiler..
Yahu çok partili hayata geçtik geçeli bir tane idareci kendi ülkesini ve vatandaşını korumamış üstüne ezmiş,perişan etmiştir öyle bir duruma sokmuştur ki doğan her çocuk borçlu doğmaya başlamış..
Bizde naralar vardır globalleşen dünyada demokratikleştik,muhasır medeniyetler seviyesine ulaştık derler sadece lafı güzaf ve sallama klişe laflar..
Soruyorum halkı aç olan bir toplum nasıl zirve olur.Gayri safi milli hasıla şuymuş buymuş yahu sen türkiyedeki 5,000 aileyi sayıyorsun gerisi aç-evsiz-barksız-işsiz-yarınından umutsuz,kendi halkını ezerek ne elde ediliyor devletin amacı halkı refaha kavuşturmak değilmi?
IMF den borç alırsınız ödemek için halkı sömürürsünüz,Deprem olur bir kereye mahsus vergi alırım dersiniz onu devamlı yapmaya başlarsınız,Telefon vergileri aman allahım o vergisi bu vergisi su vergisi sus vergisi sorma ver vergisi bu ne yahu biz koyunlarda veriyoruz bizi koruyacak ne devlet var nede hukuk hepsi kendi içinde artist..Bu ülkenin suları bile içilmiyor,damacana çıktı çıkalı suları bile bozdular birilerine su rantını sağlamak için suyunu bile halka parayla veren ve o suyun vergisini alan devlet demek istiyorki ey millet gidin burdan sizi istemiyorum size suyu bile vermem..Yahu arkadaşlar bu damacana çıkmadan önce çeşme sularımız süper değilmiydi şimdi içilmez halde değilmi öyle yaptılar suyu bile bozmadılar mı?Örnek İzmir suyu hala Arsenikli neden çözen yok bu halk çok mu zengin Çalışıp kazandığı bütün parasını damacana suyuna veriyor bir damacana 3 TL ile 5 TL arası Ayda ne kadar yapar hesaplayın,En küçük Aile bir damacana suyu 3 yada 4 günde bitirir büyük ve kalabalık aileye günlük 2 yada 3 damacana su gider nasıl bunun altından kalkacaklar,altından kalkamadıkları içinde Arsenikli yada içilmez denilen suyu içtiriyorlar bir tepki varmı yok buda bizim koyun olduğumuzu gösterir..halk koyunsa yönetenlerde halka koyun muammelesi gösterirler..Başka örnekte vermiyeyim..Hastanelerden,Petrole kadar her şeyle sömürülüyoruz mutlu olan Türkiyeyi elinde bulunduran sömüren 5,000 AİLE onlarda belli kişiler..
insanların en hayırlısı insanlara faydası olandır.
H
Üye2981 yazı
22/09/2009 : 12:54:40#140
Web sitesi
1950 de demokrat partinin ( 5000 alesi ) siyaseti ve ekonomiyi devraldı. Ve chp li kadrolara hücum modası başladı . inönüye hücum moda oldu . O nun kadroları tasfiye edilirken kendi kadroları ve zenginlerini oluşturdu . Öyle ki demokrat partiye üye olmayan basit ihtiyaç maddelerini bile karneyle alırken ( bu fakir gaz tenekesinin üzerinde çok bekledim. sırada soğukta titreyerek, ve çivi verilmiştir diye arkasında mühür vurulmuş eski nufus kağıdımı saklıyorum hala ) Demokrat partiye vevatan cephesine kaydolanların işleri tıkır tıkır yürüyordu ve Büyük dış borç alımları ile her mahallede bir milyoner sloganıyla demokrat bir sermate sınıfı oluştu . ChP li beş bin aile yerine demokrat (beşbin aile) ye sermaye el değiştirmeye başladı .
60 lı yıllar da onlar tasfiye olmaya başladı . Yerine orta sınıf ihdas oldu .Esnafın altın yılları .
70 li yıllar demokrasinin hakim olduğu azıcık topluma bol gelen bir demokrasi yılları idi .
80 li yıllar demokrasi gerilerken , sermaye yeni bir sınıf oluşturuldu . Dış borç alabildiğine artarken alınan paralarla yapılan işler yeni bir sermaye sınıfı oluşturdu . Tansu çiller iktidara geldiğinde saadet zincirini kırdık derken kendi saadet zxincirini kurmakla meşguldü o zman ki ekonomik krizde sermaye nin el değiştirmesinde çok güzel kullanıldı ve yeni zenginler çıktı .
Ve 2000 li yıllar cumhuriyet tarihi boyunca , sisteme muhalefet etmiş, dindar kesim , ABDA nin yeni müşterisi olmuştur ve yine borç yine yeni zenginler .Nwe fark var bu seferkiler türbanlı hatta ipek çarşaflı , Demokrasi böyle bir şey sırayla siyaseti ve parayı yönetme fırsatı toplumun her kesimine veriliyor .
SIKI DURUN SIRADA ABD NİN YENİ PARTNERİ KÜRT LER VAR . AYRILMA FALAN DEĞİL TÜRKİYENİN İDARESİNİN TAMAMI VERİLECEK HABERİNİZ OLSUN .
60 lı yıllar da onlar tasfiye olmaya başladı . Yerine orta sınıf ihdas oldu .Esnafın altın yılları .
70 li yıllar demokrasinin hakim olduğu azıcık topluma bol gelen bir demokrasi yılları idi .
80 li yıllar demokrasi gerilerken , sermaye yeni bir sınıf oluşturuldu . Dış borç alabildiğine artarken alınan paralarla yapılan işler yeni bir sermaye sınıfı oluşturdu . Tansu çiller iktidara geldiğinde saadet zincirini kırdık derken kendi saadet zxincirini kurmakla meşguldü o zman ki ekonomik krizde sermaye nin el değiştirmesinde çok güzel kullanıldı ve yeni zenginler çıktı .
Ve 2000 li yıllar cumhuriyet tarihi boyunca , sisteme muhalefet etmiş, dindar kesim , ABDA nin yeni müşterisi olmuştur ve yine borç yine yeni zenginler .Nwe fark var bu seferkiler türbanlı hatta ipek çarşaflı , Demokrasi böyle bir şey sırayla siyaseti ve parayı yönetme fırsatı toplumun her kesimine veriliyor .
SIKI DURUN SIRADA ABD NİN YENİ PARTNERİ KÜRT LER VAR . AYRILMA FALAN DEĞİL TÜRKİYENİN İDARESİNİN TAMAMI VERİLECEK HABERİNİZ OLSUN .
ismail karagülle
L
Yeni Üye78 yazı
22/09/2009 : 16:27:56#141
sayın huyhuy önceki sayfada bana verdiğin cvaba ithafen konuşuyorum.. ben öncelikli sorun başörtüsüdür demedim.. mantıksal açıklama şansı kalmayınca konu değiştirmeye gerek yok.. ayrıca şunu bilmelisin bu ülkede kararları meclis vermez.. bu ülkeyi yöneten kurum anayasa mahkemesidir... meclisten geçti de ne oldu ? uygulandımı ? iptal edildi.. ve bunu akp çok iyi biliyordu.. sadece biz elimizden geleni yaptık intibası bırakmak için bunu yaptılar.. yani baş örtüsünü popülarite sağlamak için yine kullandılar.. ve akp benim istediğim iktidar değildir.. (sizin istediğiniz iktidar dedin diye bunu söylüyorum).. ayrıca allah gönderdiği bütün kitaplarda mahremiyet konusuna değinmiş ve kadına örtünmeyi farz kılmıştır.. ısmarlama ilahıyatçılar bence bu konuda çok daha ağır vebal altına girmektedir.. işte benim kızdığım anlayışta bu.. demokratik olmayan, makro manada ,devlet statüsünde olaya bakış açısının minyatür bir fotoğrafısın.. tahammülsüz olmak , konuyu saptırmak, kendine göre demokrasi tarifi yapmak vs.... çok yazık bu millete... konu burda başörtüsünden daha çok devleti yönetenlerin halk iradesi ile değilde başka yöntemlerle söz sahibi olması.. her şeyin akort unu bozan da bu zaten.. demokrasi bu yüzden yok zaten.. modern dikta sistem.. ve bu sistemin malesef en büyük kurbanı da atatürk...
H
Üye2981 yazı
22/09/2009 : 17:35:21#142
Web sitesi
linariaa , ağzın iyi laf yapıyor .
baş örtüsünü savunuyorsun .
Çaktırmadan sövebiliyorsun .
Demokrar gibi bir görünümün var . Ama ülkeyi meclis değil anayasa mahkemesi yönetiyor . Söylemini benimsemişsin .( bu söylem parlementer demokrasiye inananların değil demokrasiyi hedefe varmak için kullananların ,Araç olarak kullananların söylemi )
Zira galiba bir kavram kargaşası var. . Ülkemizi
parlementonun yaptığı anayasaya uygun kanunlarla , bakanlar kurulu ve başındaki başbakan yönetir.( HÜKÜMET)
baş örtüsünü savunuyorsun .
Çaktırmadan sövebiliyorsun .
Demokrar gibi bir görünümün var . Ama ülkeyi meclis değil anayasa mahkemesi yönetiyor . Söylemini benimsemişsin .( bu söylem parlementer demokrasiye inananların değil demokrasiyi hedefe varmak için kullananların ,Araç olarak kullananların söylemi )
Zira galiba bir kavram kargaşası var. . Ülkemizi
parlementonun yaptığı anayasaya uygun kanunlarla , bakanlar kurulu ve başındaki başbakan yönetir.( HÜKÜMET)
ismail karagülle
H
Üye2981 yazı
22/09/2009 : 17:43:26#143
Web sitesi
Linariaa bilgili olduğun , yazılarından belli . Fakat , işine gelmeyen fikirler oldumu çaktırmadan sertleşebiliyorsun . Hiçbir partiyi tutmuyorsun. Ama baş örtüsü adı altında türbana özgürlüğü her şeyin üstünde tutuyorsun .Ve yayyip ve ekibinin yaptığı gibi , kadınların baş örtüsünü Dinin olmazsa olmazı haline getirip siyasal pirim yapmayı becerebildikleri gibi , sen DE BU METODLA TÜRBAN KONUSUNU ORTAYA ATIP HEPİMİZİ BU SAÇMA POLEMİĞE ÇEKEBİLİYORSUN . tebrikler.
ismail karagülle
H
Üye2981 yazı
22/09/2009 : 17:53:59#144
Web sitesi
Kendine , beni hedef aldığın gibi bir his uyandı .Zannediyorum . Ama bu bana saçma geliyor zira seninaçtığın başlığa biraz bir şeyler yazıp , baktım ve bana uygun gelmedi seninle aynı fikirde olmadığımızı anladım. ve oradan kaçtım . Sonra bu başlık ta yorum yaparken , birde baktım herkese cevap verirken bu başlık altında , anlaşamayacağımızı anlayıp kaçtığım, arkadaşla karşı fikir mücadelesi yapar hale gelmişiz. Seninle frekanslarımız aynı değil . Belki çok iyi bir insan olabilirsin . Ve fikirlerin kendince çok doğru olabilir . Ama , siyasal tarifleriniz , tartışma uslubunuz bana uygun değil . Her lafınıza ayrı bir cevap yazmaya kalksam . boşuna yorulmuş olacağımı bilerek sevmediğim tarz bir tartışmanın içine gireceğim . Şunları yazarken bile eyvah cevap verecek .Nasıl etsem de bu tartışma bitse , tansiyonum çıkmasa diye bakıyorum . Allah sana selamet versin . Öğrencilikte devam ettiğine göre zannederim bizim mahdumların emsalisin . Allah yolunu açık etsin .Senden bir istirhamım var ne olur bana cevap yazma .
ismail karagülle
L
Yeni Üye78 yazı
22/09/2009 : 19:13:03#145
sayın huy huy sana cvp yazmak istemiyorum ama karşındakini suçlu duruma düşürüp cevap hakkı doğuruyorsun.. beni hedef almadan kendi fikirlerini söylesen dediğini yapar cvp yazmazdım.. ama şu an cvp vermemek senin yaptığın tarifi kabul etmek anlamına gelir.. 1) hiç bir platformda küfürlü konuşmayı tasvip etmem.. en samimi arkadaşlarım bile ağzım dan küfür çıktığına şahit olamamıştır desem yeridir 2) ben başkalarının söylemlerini tarif etmedim , türkiyede yönetim budur dedim ve aksini ispat edebilen varsa çıksın beni ikna etsin bütün sözlerimi geri alacağım.. konuyu illa başörtüsüne dayandırmak istemiyorum ama dediğin doğru ise neden başbakan ve parlementonun ezici çoğunluğu kabul ettiği halde yasak kalkmadı..üzücü bir durum !!! yani bu meclis başkalarının ideolojisine hizmet ilkesiyle çalışan bir taşeron pozisyonuna düşmüyormu o zaman.. halkın iradesi 11 kişinin kararı kadar etkin olamıyorsa ve siz bana hala basa basa demokrasi bu ülkede var diyebiliyorsanız !!!! sizinle frekanslarımızın uymama sı kadar doğal bi şey olamaz.. 3) ben bunu polemik yapma çabasında ve birilerini bu konuyu malzeme yaparak kısır bir tartışma platformu oluşturma çabasın da olsam açtığım topic de bunu yapardım.. oysa öyle bir konu açmadım... 4) seni hedef almam söz konusu olamaz , fikirlerinin negatif yönlerini dile getirdiğim için böyle düşünüyorsun sanırım.. son olarak şuna inanmalısın .. benim burda asıl konum daha öncede söylediğim gibi halkın iradesinin devlet yönetiminde itibar kazanamadığı bir sistemin hakim kılınması ,işlemesi.... ve tam bunun zıttı kavramlarla var olan sistemin tam tersinin anlatılması.. bunları eleştirmek eğer sence benim hakkım değil ise lütfen kendine ben gerçekten demokratikmiyim die tekrar sor... şunuda özellikle belirtmek isterim bu ülkenin en öncelikli sorunu ekonomidir beni bu konunun içine maledef sen çekiyorsun.. malesef çok özür dileyerek söylemek zorun dayım.. benim ülkemde çaresizliğin şaşkınlığı ile etini pazarlamak zorunda kalan belki pavyonlara düşen insanlar varken.... elbette her zaman birinci öncelik ekonomidir..
M
Üye2311 yazı
25/09/2009 : 00:07:22#146
Ah güzel kardeşim Mehmet,tüm yazılanları 2 başlıktada bir daha oku,sayın huyhuy ve benim dindarlığa ve AKP ye sanki muhalif gibiymiş gibi, karşıdan birilerinin bazılarının da avukatlığını yaptığını görürsün,halbu ki tüm yazılarımızı dikkatli bakıp, alt alta üstüne bastıklarımızı bir kenara yazsaydın ,bizim neyi yerdiğimizi gayet güzel anlardın,ama şu yazar, aydın, entel,sayın geçinenler öyle güzel beyin yıkamış ki ,bu ülkede bunlara karşı gelen ,vatan millet sakarya diyen insanlar bile bunlarla aynı dili kullanıyor maalesef...İşimiz gücümüz birilerinin avukatlığı yada amigoluğu yada şak şakçılığına dönmüş,ben ve diğerleri..Yada b,raz dindarlıktan allahtan paygemberden bahsetsek gerici,ya biz türk üz örfümüz adetimiz bayrak ata desek faşist,biraz eşitlik kardeşlik işçi hakları desek kominist,yada özel sektör desteklenmeli şuna buna destek verilmeli dendimide kapitalist olunuyor..Sonra da hem birilerini eleştirirken bizde bu etiketlemeleri çok kullanıyoruz..yani yok aslında bir birimizden farkımız,hani bir laf var dinime söven bari müslüman olsa diye..Maalesef cahiliz, ama hep karşı tarafı cahil görmek gibi de bir handşikapımız var,,bu sarhoşun bir türlü sarhoş olduğunu kabul etmemesi gibi bir şey,eğer gerçekten bir konu yada bir şeye ilgimiz varsa son yazılanlara cevap vermeyelim,ve sadece bize cevap yazanların yazılarına değil evevel yazdıklarımıza da bir bakalım,ilk yazdıklarımızla son yazdıklarımız arasında çelişki varsa ki var,hangisi doğru ise yanlış olanı düzeltelim,zira ben de bazı dikkatli arkadaşlarda bu tezatlar yüzünden kusura bakmayın karşıızdaki ni yanlış anlıyorsak bunda bunun da kabahati var..Saygılarımla..Birde yanlış anlama galiba bazı şeylere belki bizden daha çok önem veriyorsun,yada yazılarından öyle anlaşılıyor,en çok bilinen ayetlerin kuranda altındaki ayetede bir bak,mesela çok eşliliği,cinayetin karşılığı kısas ı,vb gibi leri,birde örtünme ayetinin ne zaman ve hangi durumda indiğini bir araştır ,sonra yorumla derim,madem açık yürekli bir arkadaşımsın ben de sana açık yüreklilikle cevap verim,islam alemi ve türki yenin en büyük sorunu örtünme,yada meclisin kuranla açılıp açılmaması gibi sorunlar değildir, hadi bizi geç ,biz zındığız ,bir bak bakalım afganistan suudi gibi ülkelerde örtünenlere ALLAHI AĞZINDAN DÜŞÜRMEYENLERE,demekki bu işler anma ile olmuyor anlama ile oluyor,git en yakınlarına hatta o örtünenlere bir sor bakalım fatihanın manasını kaçı biliyor,bence ilk önce akıllarımızdaki örtüyü ,KURAN ın mahvuzunu bir kenara bırakmak lazım,zira açılan modern olmuyor ,öyle olsa pigme ve tüm afrika kabileleri bizden daha modern olurdu ,örtünende daha dindar olmuyor işte islam aleminin son durumu..Sana nasihatımda kimsenin gözlüğü ile bakma hayata aklın ve kalbin gözü insanın yaratılış ve sonraki mücadelesinde yeterlidir,sadece birilerine kiralamıyalım.. Saygılarımla..
M
Üye2311 yazı
26/09/2009 : 15:34:06#147
Şimdi bakalım biraz ANADOLU TARİHİNE,böyle değerlendirelim KÜRT,TÜRK sorununu..uzun olduğu için link veriyorum ,umarım tamamını okuruz..http://skyturkvngenc.wordpress.com/2009/08/14/kurt-tarih-tezinin-dayanilmaz-tutarsizligi/,ha daha ortaokulda iken bir hediye kitap gelmişti,Doğan Avcıoğlu nun du sanırım TÜRKLERİN TARİHİ adlı kitabında,bu gün kendini öz be öz Türk sananların aslında Türkleşmiş Kürtler olduğu soy ağaçları ile belgelemiş,yine kendine Kürt diyenlerin de Kürtlerin arasında Kürtleşen özbe öz Türkmen olduklarınıda belgelemişti bu kitabta,ee malum 1000 sene kız alıp kız veren bir coğrafyada ,şimdi bu davul niye çalınıyor ,...hani sokak ta çekik gözlü, buğday tenli,yuvarlak yüzlü ,hafif köse tipler,asyadaki Türklerin dediği gibi çekik gözlü idik çakır gözlü olduk,atla geldik uçakla gezer olduk,yuf olsun hala sosyoloji tarih,coğrafya bilmez ÖKÜZ OĞLU ÖKÜZLERE,hala bu cahillikle döktükleri kanlara,ama gene diyorum İT ULUR KERVAN YÜRÜR,SİZDE TARİHİN KARANLIĞINA GÖMÜLECEK,VE ANINIZLA DEĞİL ananızla ANILACAKSINIZ..
H
Üye2981 yazı
26/09/2009 : 15:48:52#148
Web sitesi
Diyarbakır , belediye başkanı istiklal marşımızı sonuna kadar söylemiş.
Oda mı değişmeyen tek şey değişimin kendisidir . Felsefesine dayanmaya başladı. Değişen değişene
Abdullah öc alan da yakalandığında , devlete hizmet etmeye hazırım demişti , büyük bir değişimle .
Diğer değişenleri söylemeyeceğim .Zaten değişim, dendi mi akla kim geldiğini artık herkes biliyor.
Baksanıza bizim bilmediğimiz bir şeyler mi oldu filistinde de bizim , van münit duruşu değişiverdi ABD ye gidince . ( pardon değişmeyen tek gerçek değişimin kendisidir)
Oda mı değişmeyen tek şey değişimin kendisidir . Felsefesine dayanmaya başladı. Değişen değişene
Abdullah öc alan da yakalandığında , devlete hizmet etmeye hazırım demişti , büyük bir değişimle .
Diğer değişenleri söylemeyeceğim .Zaten değişim, dendi mi akla kim geldiğini artık herkes biliyor.
Baksanıza bizim bilmediğimiz bir şeyler mi oldu filistinde de bizim , van münit duruşu değişiverdi ABD ye gidince . ( pardon değişmeyen tek gerçek değişimin kendisidir)
ismail karagülle
M
Üye2311 yazı
26/09/2009 : 15:51:08#149
KÜRT SORUNU İÇİN OSMANLI TECRÜBESİ
Binlerce yıldır Ortadoğu"da yaşayan bir halk olan Kürtlerin, Türklerle olan ortak tarihini anlamak için 16. yüzyılın başlarına, Yavuz Sultan Selim devrine uzanmak gerekiyor. Osmanlı devletinin sınırlarını doğuya doğru genişleterek Ortadoğu"nun büyük bir bölümüne hakim olan Yavuz Selim"in karşılaştığı en büyük tehlike Safavilerdi. Liderleri Şah İsmail, sürekli olarak Anadolu"daki isyanları körüklüyor ve Osmanlı için askeri bir tehdit oluşturuyordu. 1514 tarihli Çaldıran Savaşı ile Yavuz, Safavi tehlikesini önemli ölçüde püskürttü. O zamana kadar Safavilerden rahatsız olan Sünni Kürt ve Türkmen aşiret beyleri, bu savaşta Osmanlı ordusuna büyük destek verdi.
Bu, Osmanlı ile Kürt beyleri arasında doğal bir ittifakın oluşması anlamına geliyordu. Ancak Çaldıran savaşı, Güneydoğu Anadolu"nun Osmanlı tarafından fethedilmesi anlamına gelmiyordu. Savaştan sonra da bölge, aralarında herhangi bir birlik olmayan Kürt beylerinin egemenliği altında ve Safavi tehlikesine açık kalmıştı. Savaştan sadece iki yıl sonra bu sorun da halledilecek ve Kürtlerin yaşadığı bölgeler Osmanlı toprağı haline gelecekti. Bunu sağlayan en önemli aktör ise "İdris-i Bitlisî" adlı Kürt din âlimidir.
Yirmi yıl kadar Akkoyunlu devletinin hizmetinde çalışan İdris-i Bitlisî"nin babası soylu Kürt ailelerinden Mevlânâ Şeyh Hüsameddin El Bitlisî"ydi. İdris, Kürtçe gibi Türkçeyi de çok iyi biliyordu. Sühreverdi tarikatına bağlıydı. Akkoyunlu Türkmen devletinin başkenti Diyarbakır iken, burada hükümdar Uzun Hasan Beğ"in sarayında şehzadelerin hocası ve katip olarak çalışmıştı. Şah İsmail, Tebriz"i fethederek Akkoyunlu devletini yıkınca İdris de İstanbul"a gelip II. Bayezid"le görüştü. Padişah bu Kürt din âlimine büyük saygı gösterdi ve onu Osmanlı sarayında tarih yazıcılığıyla görevlendirdi. İdris, Osmanlı"nın ilk sekiz padişahının hayatını anlatan Heşt Behişt (Sekiz Cennet) adlı ünlü eserini burada yazarak Sultan"a sundu.
Sultan Bayezid"in yerine Yavuz Selim tahta geçince, İdris, yeni sultanın Doğu siyasetinin danışmanı oldu. Yavuz"la birlikte Çaldıran seferine katıldı, savaş sonunda Osmanlı egemenliğine geçen Tebriz"de bir süre kalarak Ulu Cami"de halka vaazlar verdi. 1516 yılında, Şah İsmail"in Doğu ve Güneydoğu Anadolu"yu yeniden istila etme hazırlığında olduğu ortaya çıktı. Şah, Çaldıran savaşında öldürülen komutanı Mehmed Han"ın yerine onun kardeşi Karahan"ı tekrar Anadolu"ya gönderdi. Bu komutan Diyarbakır ve çevresini kuşatma altına aldı.
Osmanlı'ya Sığınan Kürt Beyleri
Bu tehlike karşısında, bölgedeki Kürt aşiretlerinin beyleri bir araya gelerek Osmanlı"ya katılma kararı aldı. Bu talebi de "Ariza" adlı bir metinde anlattılar. "Ariza"yı Kürt beylerini temsilen Sultan"a ***üren kişi İdris-i Bitlisî"den başkası değildi. İdris, ayrıca, kendisinin Farsça kaleme aldığı İstimaletname"de "Bilad-ı Ekrad" yani "Kürt beldeleri" hakkında bilgiler verdi. Yavuz Sultan Selim, kendisine başvuran Kürtlerin isteğini geri çevirmedi ve bu "bendeleri" Safavi tehdidinden kurtarmaya karar verdi. Yavuz"un emriyle, Konya Beylerbeyi Hüsrev Paşa, İdris-i Bitlisi"nin manevi desteğiyle 10 bin kişilik bir gönüllü ordusu topladı ve Diyarbakır"ı Safavilerden kurtardı. Safavi kumandanı Karahan, Mardin"e kaçtı. Osmanlı ordusu, Mardin üzerine yürüdü sonuçta bu kenti de aldı.
Bu tarihten itibaren, Diyarbakır ve Mardin Osmanlı topraklarına dahil edildiği gibi, İdris"in Yavuz Selim adına bölgenin Kürt-Türk beyleriyle anlaşması sayesinde Bitlis, Urmiye, İtak, İmadiye, Cizre, Eğil, Hizran, Garzan, Palu, Siirt, Hısn-ı Keyfa (Hasankeyf), Meyyafarikin ve Cezire-i İbn Ömer gibi toplam 25 mıntıka barışçı yollarla Osmanlı idaresine bağlandı. Bu üstün başarılarından dolayı Yavuz Selim, İdris-i Bitlisî"yi ödüllendirdi. Kendisine bir ferman göndererek Diyarbakır bölgesini ona "temlik" olarak verdi. Ayrıca merkezi Diyarbakır olan ve Yavuz Selim"in 1516 yılında yeni kurduğu "Arab Kazaskerliği" kendisine bahşedildi. Böylece İdris-i Bitlisi Osmanlıların en büyük siyasi rütbelerinden biri olan kazaskerlik rütbesiyle taltif edilmiş oldu.
Uzun Osmanlı Yılları
Bölge Osmanlı"ya bağlandıktan sonra Kürt aşiret ve beyliklerine otonomi tanındı. Kurulan "Diyarbekir Vilayeti" bünyesinde 11 sancak Türk idarecilerine, 8 sancak yerli (Kürt) beylere verildi. Osmanlı"nın idari sisteminde en büyük birim "vilayet" idi. Tek bir Diyarbekir vilayeti tüm Güneydoğu Anadolu"yu içine alıyordu. Vilayetin altında livalar, onun da altında sancaklar vardı. 1520 yılındaki bir Osmanlı belgesinde, "Vilayet-i Diyarbekir" başlığı altında 9 liva, bunların da altında 28 "Ekrad sancağı" (Kürt sancağı) sayılıyordu. 1526 yılına ait bir belgede ise, "Diyarbekir Vilayeti Livaları" başlığı altında önce 10 Osmanlı sancağı, sonra da Vilayet-i Kürdistan başlığı altında "Ekrad sancakları" denilen 17 sancak sayılmıştı.
Belgeleri yorumlayan tarih profesörü Ahmet Akgündüz, Diyarbekir vilayeti içindeki sancakların 35"i geçtiğini; bunların 16"sının tımar düzenine tâbi klasik Osmanlı sancakları olduğunu; kalanların ise "yurtluk-ocaklık" ve "hükümet" diye de tasnif edilen "Kürdistan vilayeti livaları" olduğunu söylüyor. Bunun anlamı, söz konusu Kürt bölgelerinin belirli bir otonomiye sahip olduklarıdır. Bu düzende Kürtler kendi hayatlarını sürdürdü. Bu durum onlara kimliklerini koruma imkanı verdiği gibi, feodal düzenin sürmesini kolaylaştıran bir hukuki düzen de getirmiş oldu.
Kürt Meselesinin Doğuşu
Peki Osmanlı"ya büyük sadakat gösteren, Milli Mücadele"ye canla başla destek veren, Sevr"i protesto edip Lozan"da "Türklerden ayrılmak istemeyiz" diyen Kürtler arasından nasıl oldu da bir "Kürt sorunu" doğdu? Bu sorunun cevabı, bir yönüyle Kürt milliyetçiliği ile ilgili. Osmanlı devletinin son döneminde ortaya çıkan Kürt milliyetçiliği her ne kadar geniş kitleleri etkilemese de varlığını sürdürdü; cumhuriyet döneminde, özellikle de tek parti döneminde büyüdü. Atatürk"ün milliyetçilik anlayışı, hiç kimsenin etnik kökenine önem vermeksizin, "Türküm" diyen herkesi eşit vatandaş kabul etme esasına dayalıydı. Ancak uygulama her zaman böyle olmadı. Tek parti döneminde kimi bürokratlar, etnik temelli bir Türk milliyetçiliği geliştirdi.
Kürt sorununun kırılma noktası ise, 1925 baharında patlak veren Şeyh Said isyanı oldu. İsyan, Kürtler arasında çok sınırlı bir destek buldu; Bediüzzaman Said Nursi gibi önde gelen Kürt din adamları isyana karşı çıktı. Ama isyanı bastırmak ve "kökünden halletmek" için başlatılan Takrir-i Sükun döneminde sert yöntemlere başvuruldu. Bu tarihten itibaren 1930"ların sonuna kadar "bölge"de hemen her yıl ayaklanma yaşandı. Türkler ve Kürtler arasındaki birliği sağlayan Müslüman kimliğine yapılan vurgunun azalması sorunun çözümünün en etkin yolunu da ortadan kaldırmış oldu.
Alıntıdır..
Demekkı Osmanlı Hukumdarları Hakedene Hakkettıgını Veren BIr Yapıya Sahıplermıs Değilmi..
Binlerce yıldır Ortadoğu"da yaşayan bir halk olan Kürtlerin, Türklerle olan ortak tarihini anlamak için 16. yüzyılın başlarına, Yavuz Sultan Selim devrine uzanmak gerekiyor. Osmanlı devletinin sınırlarını doğuya doğru genişleterek Ortadoğu"nun büyük bir bölümüne hakim olan Yavuz Selim"in karşılaştığı en büyük tehlike Safavilerdi. Liderleri Şah İsmail, sürekli olarak Anadolu"daki isyanları körüklüyor ve Osmanlı için askeri bir tehdit oluşturuyordu. 1514 tarihli Çaldıran Savaşı ile Yavuz, Safavi tehlikesini önemli ölçüde püskürttü. O zamana kadar Safavilerden rahatsız olan Sünni Kürt ve Türkmen aşiret beyleri, bu savaşta Osmanlı ordusuna büyük destek verdi.
Bu, Osmanlı ile Kürt beyleri arasında doğal bir ittifakın oluşması anlamına geliyordu. Ancak Çaldıran savaşı, Güneydoğu Anadolu"nun Osmanlı tarafından fethedilmesi anlamına gelmiyordu. Savaştan sonra da bölge, aralarında herhangi bir birlik olmayan Kürt beylerinin egemenliği altında ve Safavi tehlikesine açık kalmıştı. Savaştan sadece iki yıl sonra bu sorun da halledilecek ve Kürtlerin yaşadığı bölgeler Osmanlı toprağı haline gelecekti. Bunu sağlayan en önemli aktör ise "İdris-i Bitlisî" adlı Kürt din âlimidir.
Yirmi yıl kadar Akkoyunlu devletinin hizmetinde çalışan İdris-i Bitlisî"nin babası soylu Kürt ailelerinden Mevlânâ Şeyh Hüsameddin El Bitlisî"ydi. İdris, Kürtçe gibi Türkçeyi de çok iyi biliyordu. Sühreverdi tarikatına bağlıydı. Akkoyunlu Türkmen devletinin başkenti Diyarbakır iken, burada hükümdar Uzun Hasan Beğ"in sarayında şehzadelerin hocası ve katip olarak çalışmıştı. Şah İsmail, Tebriz"i fethederek Akkoyunlu devletini yıkınca İdris de İstanbul"a gelip II. Bayezid"le görüştü. Padişah bu Kürt din âlimine büyük saygı gösterdi ve onu Osmanlı sarayında tarih yazıcılığıyla görevlendirdi. İdris, Osmanlı"nın ilk sekiz padişahının hayatını anlatan Heşt Behişt (Sekiz Cennet) adlı ünlü eserini burada yazarak Sultan"a sundu.
Sultan Bayezid"in yerine Yavuz Selim tahta geçince, İdris, yeni sultanın Doğu siyasetinin danışmanı oldu. Yavuz"la birlikte Çaldıran seferine katıldı, savaş sonunda Osmanlı egemenliğine geçen Tebriz"de bir süre kalarak Ulu Cami"de halka vaazlar verdi. 1516 yılında, Şah İsmail"in Doğu ve Güneydoğu Anadolu"yu yeniden istila etme hazırlığında olduğu ortaya çıktı. Şah, Çaldıran savaşında öldürülen komutanı Mehmed Han"ın yerine onun kardeşi Karahan"ı tekrar Anadolu"ya gönderdi. Bu komutan Diyarbakır ve çevresini kuşatma altına aldı.
Osmanlı'ya Sığınan Kürt Beyleri
Bu tehlike karşısında, bölgedeki Kürt aşiretlerinin beyleri bir araya gelerek Osmanlı"ya katılma kararı aldı. Bu talebi de "Ariza" adlı bir metinde anlattılar. "Ariza"yı Kürt beylerini temsilen Sultan"a ***üren kişi İdris-i Bitlisî"den başkası değildi. İdris, ayrıca, kendisinin Farsça kaleme aldığı İstimaletname"de "Bilad-ı Ekrad" yani "Kürt beldeleri" hakkında bilgiler verdi. Yavuz Sultan Selim, kendisine başvuran Kürtlerin isteğini geri çevirmedi ve bu "bendeleri" Safavi tehdidinden kurtarmaya karar verdi. Yavuz"un emriyle, Konya Beylerbeyi Hüsrev Paşa, İdris-i Bitlisi"nin manevi desteğiyle 10 bin kişilik bir gönüllü ordusu topladı ve Diyarbakır"ı Safavilerden kurtardı. Safavi kumandanı Karahan, Mardin"e kaçtı. Osmanlı ordusu, Mardin üzerine yürüdü sonuçta bu kenti de aldı.
Bu tarihten itibaren, Diyarbakır ve Mardin Osmanlı topraklarına dahil edildiği gibi, İdris"in Yavuz Selim adına bölgenin Kürt-Türk beyleriyle anlaşması sayesinde Bitlis, Urmiye, İtak, İmadiye, Cizre, Eğil, Hizran, Garzan, Palu, Siirt, Hısn-ı Keyfa (Hasankeyf), Meyyafarikin ve Cezire-i İbn Ömer gibi toplam 25 mıntıka barışçı yollarla Osmanlı idaresine bağlandı. Bu üstün başarılarından dolayı Yavuz Selim, İdris-i Bitlisî"yi ödüllendirdi. Kendisine bir ferman göndererek Diyarbakır bölgesini ona "temlik" olarak verdi. Ayrıca merkezi Diyarbakır olan ve Yavuz Selim"in 1516 yılında yeni kurduğu "Arab Kazaskerliği" kendisine bahşedildi. Böylece İdris-i Bitlisi Osmanlıların en büyük siyasi rütbelerinden biri olan kazaskerlik rütbesiyle taltif edilmiş oldu.
Uzun Osmanlı Yılları
Bölge Osmanlı"ya bağlandıktan sonra Kürt aşiret ve beyliklerine otonomi tanındı. Kurulan "Diyarbekir Vilayeti" bünyesinde 11 sancak Türk idarecilerine, 8 sancak yerli (Kürt) beylere verildi. Osmanlı"nın idari sisteminde en büyük birim "vilayet" idi. Tek bir Diyarbekir vilayeti tüm Güneydoğu Anadolu"yu içine alıyordu. Vilayetin altında livalar, onun da altında sancaklar vardı. 1520 yılındaki bir Osmanlı belgesinde, "Vilayet-i Diyarbekir" başlığı altında 9 liva, bunların da altında 28 "Ekrad sancağı" (Kürt sancağı) sayılıyordu. 1526 yılına ait bir belgede ise, "Diyarbekir Vilayeti Livaları" başlığı altında önce 10 Osmanlı sancağı, sonra da Vilayet-i Kürdistan başlığı altında "Ekrad sancakları" denilen 17 sancak sayılmıştı.
Belgeleri yorumlayan tarih profesörü Ahmet Akgündüz, Diyarbekir vilayeti içindeki sancakların 35"i geçtiğini; bunların 16"sının tımar düzenine tâbi klasik Osmanlı sancakları olduğunu; kalanların ise "yurtluk-ocaklık" ve "hükümet" diye de tasnif edilen "Kürdistan vilayeti livaları" olduğunu söylüyor. Bunun anlamı, söz konusu Kürt bölgelerinin belirli bir otonomiye sahip olduklarıdır. Bu düzende Kürtler kendi hayatlarını sürdürdü. Bu durum onlara kimliklerini koruma imkanı verdiği gibi, feodal düzenin sürmesini kolaylaştıran bir hukuki düzen de getirmiş oldu.
Kürt Meselesinin Doğuşu
Peki Osmanlı"ya büyük sadakat gösteren, Milli Mücadele"ye canla başla destek veren, Sevr"i protesto edip Lozan"da "Türklerden ayrılmak istemeyiz" diyen Kürtler arasından nasıl oldu da bir "Kürt sorunu" doğdu? Bu sorunun cevabı, bir yönüyle Kürt milliyetçiliği ile ilgili. Osmanlı devletinin son döneminde ortaya çıkan Kürt milliyetçiliği her ne kadar geniş kitleleri etkilemese de varlığını sürdürdü; cumhuriyet döneminde, özellikle de tek parti döneminde büyüdü. Atatürk"ün milliyetçilik anlayışı, hiç kimsenin etnik kökenine önem vermeksizin, "Türküm" diyen herkesi eşit vatandaş kabul etme esasına dayalıydı. Ancak uygulama her zaman böyle olmadı. Tek parti döneminde kimi bürokratlar, etnik temelli bir Türk milliyetçiliği geliştirdi.
Kürt sorununun kırılma noktası ise, 1925 baharında patlak veren Şeyh Said isyanı oldu. İsyan, Kürtler arasında çok sınırlı bir destek buldu; Bediüzzaman Said Nursi gibi önde gelen Kürt din adamları isyana karşı çıktı. Ama isyanı bastırmak ve "kökünden halletmek" için başlatılan Takrir-i Sükun döneminde sert yöntemlere başvuruldu. Bu tarihten itibaren 1930"ların sonuna kadar "bölge"de hemen her yıl ayaklanma yaşandı. Türkler ve Kürtler arasındaki birliği sağlayan Müslüman kimliğine yapılan vurgunun azalması sorunun çözümünün en etkin yolunu da ortadan kaldırmış oldu.
Alıntıdır..
Demekkı Osmanlı Hukumdarları Hakedene Hakkettıgını Veren BIr Yapıya Sahıplermıs Değilmi..
H
Üye2981 yazı
26/09/2009 : 16:50:27#150
Web sitesi
Bu gün de kürt kökenli , devletine bağlı hatta ençok zararı çekmiş ve elinde silah devleti ve milleti teröriste karşı korumaya çalışan kürtler var , şehit ve gazi kürt kökenlilerin sayısı hiçte az değil .
Dtp lilerin ve pkk lıların veya onların borazanlığını yapanların oyununa aman gelmeyelim . Adam gibi vatandaş var .Her etnik kökenden gelen. Türk demekten mutlu. Veya bunu önemsemeyen .
Birde vatan hainleri var . Bu hainler ezeli hainler , ebedi hainler, kadrolular, devlet eli ile beslenenler, dışarıdan beslenenler vs diye çeşitleri vardır . Ama değişik etnik kökenden gelenlerin, kahır çoğunluğu bizden yanadır . Bu vatan hainleri bütünü temsil ettiğini söyletip bu söylemi yerleştirmeye çalışıyor. TÜRKİYENİN KÜRT MESELESİ DİYE BİR MESELESİ YOKTUR .
Türkiyenin terör sorunu vardır.
Demokratik haklar sorunu vardır . Bir etnik kökene yönelik pozitif kayırma etnik bölünmeyi hazırlayan milliyetçilik çalışmasıdır. Ki bu çağda ayıp ve utanılacak bir şeydir.
Demokratikleşme etnik ayırım yapılmaksızın ve etnik bir vurgu olmaksızın düşünülecek ve o konuyu kaşımayacak şekilde tanzim edilmelidir .
Bu konu Tehlikeli bir hal almaya başladığı için , bazı özgürlükleri verirken sakıncalı olduğu için bazı özgürlükler kürtçülük yapanları cesaretlendirmemesi için ertelenmelidir.
Örnek ; İsteyen ana dilini öğrenmek için ÖZEL dersane açabilir , kürtler bu hakları kullanmaları şimdilik sakıncalı olduğundan ayrımcılığı körükleyeceğinden o hakkın kullanımı terör bitene kadar ertelenmiştir gibi .
Dtp lilerin ve pkk lıların veya onların borazanlığını yapanların oyununa aman gelmeyelim . Adam gibi vatandaş var .Her etnik kökenden gelen. Türk demekten mutlu. Veya bunu önemsemeyen .
Birde vatan hainleri var . Bu hainler ezeli hainler , ebedi hainler, kadrolular, devlet eli ile beslenenler, dışarıdan beslenenler vs diye çeşitleri vardır . Ama değişik etnik kökenden gelenlerin, kahır çoğunluğu bizden yanadır . Bu vatan hainleri bütünü temsil ettiğini söyletip bu söylemi yerleştirmeye çalışıyor. TÜRKİYENİN KÜRT MESELESİ DİYE BİR MESELESİ YOKTUR .
Türkiyenin terör sorunu vardır.
Demokratik haklar sorunu vardır . Bir etnik kökene yönelik pozitif kayırma etnik bölünmeyi hazırlayan milliyetçilik çalışmasıdır. Ki bu çağda ayıp ve utanılacak bir şeydir.
Demokratikleşme etnik ayırım yapılmaksızın ve etnik bir vurgu olmaksızın düşünülecek ve o konuyu kaşımayacak şekilde tanzim edilmelidir .
Bu konu Tehlikeli bir hal almaya başladığı için , bazı özgürlükleri verirken sakıncalı olduğu için bazı özgürlükler kürtçülük yapanları cesaretlendirmemesi için ertelenmelidir.
Örnek ; İsteyen ana dilini öğrenmek için ÖZEL dersane açabilir , kürtler bu hakları kullanmaları şimdilik sakıncalı olduğundan ayrımcılığı körükleyeceğinden o hakkın kullanımı terör bitene kadar ertelenmiştir gibi .
ismail karagülle
Bu internet sitesinde, kullanıcı deneyimini geliştirmek ve internet sitesinin verimli çalışmasını sağlamak amacıyla çerezler kullanılmaktadır. Gizlilik Prensiplerimiz