fırtına24-12-2007, 13:35
BM’nin son iklim raporunda küresel ısınmanın tek sorumlusunun insanlar olduğu açıklandı. Raporla ilgili sizin değerlendirmeniz nedir?
Rapor, uzun zamandır, WWF tarafından da söylenen birçok gerçeği teyid etti. Küresel ısınmanın, insanlığın kendi eliyle yarattığı, 21. yüzyılın en büyük sorunu olduğu vurgulandı. Grönland’daki buzulların yüzde 40’ı son onbeş yılda eridi. Bu, daha sıcak denizler ve daha çok kasırgalar demek. İlk olarak Hollanda, ABD’nin doğu kıyıları, New York, Hong Kong, Şangay gibi büyük şehirler etkilenecek. Birçok şehrin sular altında kalmasıyla iklim mültecileri ortaya çıkacak.
BM`nin raporu bu konuda şimdiye kadar yapılmış en sert uyarıda bulunarak, insanların küresel ısınmayı yeterince ciddiye almaması ve artan sıcaklığı önemsememesi durumunda doğada korkunç değişimlerin meydana geleceği uyarısını içeriyor. 2 bin 500 bilimadamının katkı verdiği BM raporu, insanların son 50 yıldır kullandıkları fosil yakıtların iklim değişimine yüzde 90 oranında neden olduğunu belirtiyor.
Raporda bu yüzyılda küresel sıcaklığın 2-4,5 derece arasında artmasının kaçınılmaz olduğu, bu artışın 6 dereceyi bulabileceği yer alıyor. Avrupa’da 2003 yazında görülen sıcak dalgaları daha sık, yoğun ve uzun süreli olacak. Tropikal fırtınalar ve kasırgalar güçlenecek, bıraktığı yağış ve seller artacak. Kuzey kutbu, yazları buzlanmayacak, buzullarda erime sürekli hale gelecek. Karbondioksit oranı sabitlense bile deniz seviyeleri yükselmeye devam edecek, 2100 yılına kadar yükselme 43 santimetreyi bulacak. Rapordan çıkan en önemli sonuç, kendi elimizle yarattığımız bu devasa sorunu gün geçmeden çözmek için çalışmaya başlamamız gerektiği.
İklim değişikliği ve küresel ısınma konusunda yeterli adım atıyor mu?
Atılması gereken adımlar üç grupta toplanabilir. Küresel ortak akıl ve eylemler dizini oluşturmak, ulusal ölçekte hükümetler ve endüstrinin atması gereken adımlar ve bireylerin değiştirmesi gereken tüketici alışkanlıkları var. Küresel düzeyde atılan adımların yeterli olmadığı açık. Her ülke kendi politika anlayışı içinde çeşitli adımlar atıyor elbette, ancak yeterli olmadığı açık. AB Komisyonu 2020 yılında tüm üye ülkelerin kullandıkları enerjinin yüzde 20’sini yenilenebilir enerji kaynaklardan üretme gibi net bir hedef belirledi. Türkiye’nin ivedilikle temiz teknolojiye geçiş, ulaşımdan kaynaklanan emisyonları düşürme ve temiz enerji kaynaklarından enerji üretimini destekleme konularına el atması şart.
Sizce Türkiye’nin en önemli ve acil çözülmesi gereken çevre sorunu nedir?
Küresel ısınma Akdeniz havzasını kuraklıkla vuracak. Türkiye’nin su kaynaklarını iyi yönetmediği açık ve bu konuda değişimin başladığı da görülüyor. Ancak yeterli değil. Türkiye sanıldığının gibi su zengini değil. Ülkeler su varlıklarına göre sınıflandırıldıklarında; yılda kişi başına düşen ortalama kullanılabilir su miktarı 1.000 m3’ten az olan ülkeler "su fakiri", 2.000 m3’ten az olanlar "su azlığı yaşayan", 8.000 m3’ten fazla olan ülkeler ise "su zengini" olarak nitelendiriliyor. Türkiye, kişi başına düşen yıllık kullanılabilir su miktarı açısından "su azlığı yaşayan" bir ülke konumunda. Türkiye İstatistik Kurumu’nun öngörülerine göre, 2030 yılında ülkemizin nüfusu 100 milyona ulaşacak. Mevcut nüfus artış hızı, yanlış planlama, aşırı tüketimle birleştiğinde, 20 yıl içinde Türkiye su fakiri bir ülke olmaya doğru hızla ilerliyor. Ülkemizin net tüketilebilir su miktarı 112 milyar metreküp/yıl (98 milyar metreküp yüzey ve 14 milyar metreküp yeraltı suyu olmak üzere) olarak belirtiliyor. Giderek azalan yağışlar, kaçak su kullanımı ve yeraltı suyuna olan yoğun talep sonucu yeraltı su seviyeleri hızla düşüyor. Yeraltı kaynaklarında eksilen tatlı suyun yerine tuzlu su girişi olurken, bunun etkisiyle, yeraltı suları nicelik ve nitelik olarak sürekli bozuluyor. Konya ovasında yer altı suları seviyesi her yıl 2-3 metre azalıyor. Su yaşamsal olduğu için perolden çok daha önemli bir kaynaktır. Bir insan en fazla 72 saat susuzluğa dayanabilir. Yalnızca bu gerçek bile suyumuzun tükenmesinin ne kadar büyük felaketlere yol açacağının bir göstergesi. Türkiye’nin ikibinli yıllarda mücadele edeceği en büyük sorun kuraklık ve su azlığı olacak.
Peki Türkiye’yi yönetenler karşı karşıya olduğumuz bu kuraklık tehlikesinin gerçekten farkında mı? Türkiye’nin bu konuyla ilgili "ulusal bir stratejisi" var mı?
Ülkemizde yöneticilerin son dönemde yaptıkları açıklamalara bakarsak, su sorunumuzun farkında olduklarını görüyoruz. Ancak yapılması gerekenleri konuşma noktasına geldiğimiz bugünlerde sanki farkında değilmişiz gibi bir sonuç çıkıyor. Çünkü şu ana kadar somut adım henüz göremedik. Bir de bilmek ve farkında olmak yetmiyor, doğru politikaların üretilmesi lazım ve maalesef Türkiye’nin ulusal bir su politikası mevcut değil. Veya varsa da kimse bilmiyor.
Son olarak bilinçli bir bireye düşen görevler nelerdir? Bireyler olarak küresel ısınmanın önüne geçebilmemiz, en azından çözüme katkı sağlamamız mümkün mü?
Tabii mümkün. Aslına bakarsanız bireysel katkı en önemlisi. Tüketim alışkanlıklarımızı değiştirmemiz gerekiyor. Örneğin tasarruflu ampuller kullanmak, geri dönüşüme katkıda bulunmak, daha az sıcak su tüketmek gibi... Her bireyin uygulayabileceği basit önlemler var. Bilgiyi çevrenizle paylaşmak, uygulamak en önemli adım. Herkesin çözümün bir parçası olması elzemdir.
ÇÖLLEŞİYORUZ
* Sulak alanlarımız kuruyor ve kirleniyor
* Son 40 yılda sulak alanlarımızın yarısını kaybettik
* Kaybettiğimiz sulak alanlar; Amik Gölü, Avlan Gölü, Kestel, Gavur, Yarma, Aynaz, Hotamış, Eşmekaya sazlıkları
* Giderek kuruyan ve kirlenen sulak alanlar; Beyşehir Gölü, Tuz Gölü, Akşehir-Eber Gölleri, Bafa Gölü, Eğirdir Gölü, Kulu Gölü, Sultansazlığı
* Yeraltı sularımız tükeniyor
* Konya Havzası’ndaki 50 bin kuyunun yarısı kaçak
* Her yıl su seviyesi 1-2 metre düşüyor
* 2025’te ülkemizdeki yağışların yüzde 25 azalacağı öngörülüyor
* Hali hazırda, Konya Havzası’nda yağışlar yüzde 40-60 oranında azalmış durumda
Yasemin Erdoğan
http://www.cagatayyolda.net/forum/archive/index.php/t-19751.html
[brimg]/data/pic/20852_7_3acd40730266fc85295c8c4719bc2724.jpg