Tek başına buğday tarımına bel bağlamış üstelik arazisi de uçsuz bucaksız olmayan üretici her zaman risk altındadır. Ektiği çeşidi en kaliteli yetiştirmeyi başarsa bile . . .
Şu an 582 kuruştur da 24 saat içinde 482 kuruşa inmeyecek diye de bir kaide yoktur. Ayrıca buğdayın çeşidinin de belirtilmesi gerekir fiyatta.
Zaten iki şeye takılmışız. Birincisi, buğdayın fiyatı şudur diyemeyiz. Televizyonun fiyatı şudur diyemeyeceğimiz gibi. LCD mi, plazma mı, 82 ekram mı, 102 ekran mı, Teknosada mı, Elektroworldde mi.
Televizyon kadar değilse de buğdayın fiyatı da hem borsaya dahil olduğundan hem de ciddi stratejik bir ürün olduğundan, epey oynaktır. Bu oynaklık kiloda 30-40 kuruş aralığında olsa bile çiftçiyi mutlu etmekle hayatını kaydırmak aralığında sayılabilir. Dekara ve tonaja vurduğunuzda.
Umduğunun 20 kuruş altında satan çiftçinin bir yılı boşa geçmiş olur bir anda. Tersi de mümkün.
İkinci takıldığımız nokta da şudur ; Sulak kıraç, büyük küçük bir sürü tarla var farklı bölgelerde. Binbir çeşit buğday çıkar sonuçta. Kamyonlarla satılmak paraya dönmek için gelir dayanır bir depo kapısına. Un fabrikası, ofis veya başka bir yer. Basit bir analizden geçer buğdaylar. Buğdaylık vasfı normalmi değil mi diye. Bazısı buğday bile olamamıştır anlayacağınız. Bir gıdadır ama buğday adaylığında kalmış kolu bacağı çolak yetişip hasada gelmiştir. Teşbihde hata olmazsa, Çocuk Esirgemeden, daha adam olamadan yaşın 18 oldu hadi bak başının çaresine denen çocuk gibi.
Yeterince esirgenmemiş buğdaylarla yeterince esirgenmiş buğdaylar kamyonlara doluşup satışa gelir.
Tabi bütün ebeveynler yemedik yedirdik giyemedik giydirdik şarkısını söylerler hep beraber bir ağızdan.
Bazıları bolluğun içinde cahillikten, bazıları yokluk yüzünden yeterince esirgenmemiş ve adam olamıştır bu buğdayların.
Gel gör ki hepsi aynı fiyata satılmayı en değerli noktalara ulaşmayı isterler. Fakat bu olmaz. Bazıları taş ocağında amele olup asgari ücret alır bazıları pastada un.
Buğday çiftçisinin akıllısı beceriklisi de zaman zaman nasibini eksik alır bu piyasadan. Her zaman değil arada bir. Gerekeni işlemiştir ama kısmetsiz bir döneme denk gelir. İyi buğdaya kötü fiyat bulur, çaresiz satar gider. Bazen beklemek, geri dönmek, başka yere gitmek mümkün olmaz. Satmak zorunda kalır.
Ama sonuçta hepsi üzgündür. Kazanamadık der. Oysa gerçekten kazanmayı hak edipte kazanamayan sayısı bütün ağlayanlara göre epeyce düşüktür.
Bu ülkede 20-30 dekarlık buğday tarlaları olduğıu sürece bu hikaye hiç değişmez.
Bütün suçlu çiftçi değil elbette, bunca yıldır, önünde bir sürü hazır örnek olduğu halde, böyle önemli bir üründe, hala dünyanın epey tenha olduğu zamanlardaki kurallara göre yetiştiricilik yapmaya çalışan çiftçisine yol yordam bulamayan büyüklerimizde kabahatli biraz.
Bakalım kim değiştirecek ?