| Alıntı Yapılan Metin: |
Yazıyı gönderen - Keremkol Çok ürün, çeşitlilik, rekabet ... herzaman tüketicinin lehinedir ama anlayana. Bütün finansal ürünlere borç para deyip basitleştirmek ancak bizim insanımız yapacağı bir iştir |
Saygıdeğer hocam,
Başka İstanbul yok, Burası Türkiye , Bunu ancak bizim insanımız yapar cümleleri kendini ortaya koyamamış ülkesini, şehrini, mahallesini yeterince yüceltememiş, yaşadığı çevreyi yeterince kanıksayamamış kardeşlerimizin söyleyeceği ve hatta bir gün eleştirdikleri bu duruma bizzat kendilerinin düşeceği pratik kaçış cümleleridir.
Bu cümleleri kullanınca arkanızda hemen minik bir komuoyu oluşuverir. İnsanlar meyillidir, kısa vadede hiçbir sorumluluk yüklenmeyecekleri mini destekler vermeye. Bu cümlelerin kullanıcısına büyük cesaret verir bu durum.
Doğduğundan beri felekten muhtelif darbeler yiyip duran kendi egosunun tatmini için bulduğu her yerde fütursuzca kullanmaya başlar. Birini aşağılarken kendisi kısa vadede bir miktar tatmin olur.
Uzun vade sonucunu bu insanlardan birini takip edip incelemek araştırmak lazım. Gerçi, kendi yaşam alanını, kendi türünü, kendi vatandaşını, kendi halkını, kendi kültürünü eze eze nereye ulaşır aşağı yukarı belli.
Ürün dediğimiz şey devede kulak anlayacağınız.
Pazarlamanın üç beş kuralı ile köşe kapmaca oynayacak değiliz. Kredi ürünü tabiri elbette makul ve mantıklı bir iş. Mantıklı olmayan bindiği dalı kesmekte olan bankacının yaptığı. 10 liralık adama 100 liralık kredi verenin amacı iyi değildir. Borcu alanı hiç düşünmüyordur. Ezer geçerim yıllık ciroma, karıma bakarım diyordur. Borçlu ile aynı ülkede yaşadıklarının farkında değildir. Bir miktar vatandaşlık bilinci olan her kardeşimiz, bankacımız bir noktadan sonra karşı tarafın yerine de düşünebilmeli senin sınırın bu gerisi batak diyebilmelidir. Örnek : İş Bankası.
Konyada şekerci tabir edilen acele peşinciler vardır. Çuvalla şeker alır satarlar. Ancak asıl kazanç para satışıdır ! Dükkanda hep belli bir tonajda şeker çuvalı vardır. Bu mal arada bir kamyona biner aynı yere geri iner. İş olsun diye. Borç isteyen biri gelir 100 cuval şeker alır !? Parası yoksa nasıl alır. Senet yapılır. Sonra bu alıcı şekeri yan dükkandaki bir diğer şekerciye satar. Aldığı değerin üçte ikisine mesela. nakit para alır. Fakat elindeki naktin daha üstünde senet vermiş halde şekerciler bölgesinden ayrılır. Bu senedin kefili de vardır. Ödenmediğinde tüm yasal yollar uygulanacağı gibi paranın durumuna göre kısa yollarda seçilebilir. Başa herşey gelebilir. Borcu alanın bütün bunları göze aldığı varsayılır. Bunlar az mürekkep yalamış kavruk yetişmişler. Değer yargıları acımasızlık üzerine doğal olarak. Bankadakiler de bunların mürekkep yalamış olan başka bir versiyonu. Oysa aralarında büyük bir fark olmalıydı.
İkiside bizim insanımız ! Bana göre değerleri dağdaki çoban kadar. İltifat mı ettim hakaret mi ? Günümüzde anlamak zor . . .
İşportacı gibi kart dağıtan bankaların, işini acele peşincilerin ucuzluğuna indirgemiş bankaların, ''kredi ürünü'' gibi nezih bir tabiri kullanmaya hakları kalmadı artık.
Piyasada gezen elemanlar var. Dükkan, magaza geziyorlar. Kart vermeye çalışıyorlar. En çok onlara acıyorum her dükkanda mutlaka karttan canını zor kurtarmış birisi oluyor. Eleman daha ağzını açmadan hakarete yakın bir konuşmayla defediliyor. Bu durumu her ilde gözledik açıkcası . . .
Hani Bahçeli dediydi ya boğazı yırtılacakmış gibi çıkan sesiyle ; Ne mozayığı ulannnn....
O hesap ; Ne ürünü ?