Ana içeriğe geç

Sanat, Edebiyat, Kitaplar

İtirafım Var!!!

BaşlatansiyahbeyazoykulerTarih19/11/2004 13:50:57Yorum134

İlk mesaj
Hayatımızda öyle çok aştığımız, aşmak zorunda olduğumuz ve belkide aşmak zorunda kalacağımız engel var ki; sanırım sabır ve sebat hiçbir şekilde terketmememiz gereken iki olgu...ve tabii bir de bizi biz yapan birtakım erdemler... Bunlara sahip olmayı unuttuğumuz ve bunları bir an olsa bile gözardı ettiğimiz anlarda yaşam bize kendi yüzünü istemediğimiz şekillerde gösteriyor. Huzurun bir damlası bile bizi kendimize getirebiliyorken; acının zerresi canımızı canımızdan alıyor...

Yaşam bazı yönlerini zaman zaman bize göstermekte gecikse bile, öyle muhteşem dengeler üzerinde kurulu ki; sanırım bizden beklediği de o dengeleri gerektiği şekillerde ve gerektiği zamanlarda koruyabilmemiz... Zamanla o dengeleri altüst etmemize yardımcı olan insanlar hayatımıza giriyor.. iki çift laf, iki güzel davranış, bizim tav olmamız için nedense yeterli... Çok mu aç bırakıldık acaba ilişkilerimizde; yoksa bu açlığı kapatacak doğru insanları mı hayatımıza almadık? Sanırım cevaplanması gereken soru bu... İlk bakışta basitmiş gibi görünen bu sorunun cevabini bulabilmemiz ve iyice içimizin derinliklerinde sindirebilmemiz gerekiyor...

Yıllarca algıladığım şeylerin ve yapmak zorunda olduğunu bildiğim ancak yapamadığım yanlış duyguların, mantıkların peşinden koştum... Ve her defasında varolan mantığımın ve zekamın beni ilişkiler konusunda daima yanlış denizlere çıkardığını gördüm... Oysa akvaryum bile yeterdi bana... ama hep zoru başarmanın kavgasında ve inadında oldum... Göz yumdum... Kendi kişiliğime de beni ben yapan değerlere de... Oysa ilk başlarda aklıma gelen ayrılık rüzgarlarının peşinde koşsaydım ve gözümü bir an bile kırpmadan düşüncelerimi ziyaret eden "ayrılmalı mıyım? yoksa acı çekeceğim" düşüncesini hayata geçirebilseydim, şimdi bu denli ağır bir ruh halim olmazdı diye düşünüyorum... Bir var ki bunları görebilmek ve kesin kararları uygulayabilmem için hayatımda, yaşamam gerekiyormuş... Gönül isterdi ki taa en başından beri farkında olduğum ve doğru olduğunu bildiğim şeylerin takipçisi olabilseydim... Yaşamın dengesini bozdum; o da benim dengemi... Şimdi kaybettiğim o dengeleri toparlıyorum...

Ben galiba hayatım boyunca bunları birinde bulabilirim umuduyla daldan dala atladım... Hoş atlamak bir kenara en acısı sanırım, oturduğum bazı dalların baştan çürük olduğunu bilmeme rağmen oturdum... ki bu da az önce şana bahsettiğim konuyla doğru orantılı... Yani farkındalıklarımı gözardı etmemle... Kaybetme korkusu, bir daha yenisinin beni bu kadar sevmeyeceğini düşünmem ya da kendi içimde onu bir anlamda "en üst seviyelere oturtmam" beni hep olması gereken sonuçlardan alıkoydu... Yani ayrılma dürtüsünden... Çoğu ilişkimde aklıma gelmedi mi sanıyorsunuz "ben ayrılayım" düşüncesi...elbette geldi; ama başaramadım.. Başaramadıkça da kendimi kandırdım... Hani o savunduğum mantığım, hani zekam, hani her şeyi anlayabiliyorum yetim "...büyük bir kandırmacadan başka bir şey değildi tüm bunlar...ama şu da bir gerçek ki işletmeyi becerebilseydim ya da daha doğrusu gözardı etmeseydim; evet bunların hepsi ben de vardı.. Zaten acı olan da bu ya...niteliklerinin sonuna kadar bilincinde olup,onu kullanmak için harekete geçmemek!!!

Hisler kontrol edilmedikçe deprem yaşatır insana... İçinizde yankılan öncelikli sese konsantre olun ve onu takip edin..ve takip ederken de o ilk gelenin değişmemesi için dirençli olun...çünkü 5sn gibi kısa bir sürede sizi caydırmak için bekleyen kaybetmemeliyim dürtüsü sizi ele geçirir...yok aklınıza ilk gelen şey buysa o zaman onu takip edin....


İstanbul'u Dinliyorum Gözlerim Kapalı...

ışık ve sevgiyle kalın.


Yerleşim TürkiyeMeslek Diğer
YORUMLARTopluluk ne düşünüyor?
134 yorum

"Ben galiba hayatım boyunca bunları birinde bulabilirim umuduyla daldan dala atladım... Hoş atlamak bir kenara en acısı sanırım, oturduğum bazı dalların baştan çürük olduğunu bilmeme rağmen oturdum... "

Sana bol daldan dalalar, devam et bu yolda.
Kadın olma avantajını istismar ederek sonuna kadar kullan eline geçen fırsatları, aç gözlülüğünü tatmin etmek için.
Tebrikler demekten başka ne diyebilkirim ki.:(((((((((((

Yerleşim Türkiye / AnkaraMeslek Dany?manlyk
Sevgili Melih,

Galiba anlatmak istediğimi ya ben yanlış aktardım ya da sen beni yanlış anladın. Daldan dala derken anlatmaya çalıştığım, bir zamanlar - ki bu yıllar önceydi- boşluğa düştüğüm zamanlarda yanlış kişilerin hayatına girmemle ilgiliydi. Ben bu yaptıklarımı savunmuyorum; çünkü savunulacak bir yanı yok. Ama söylesene hangimiz en kötü anlarımızda yardımımıza koşan ya da ne bileyim yakınımızda bulunun yanlış insanlara sarılmadık ki? Eğer ben şu an yıllar öncesini hala tekrarlıyor olsaydım sanırım biraz da kendimi eleştiri babında gönderdiğim bu yazıyı burada paylaşmazdım.

Kendi yanlışlarımı göre göre ben artık ben oldum ve kişisel bütünlüğümü oluşturan parçalarımı toparladım.. Keşke yanlış anlamasaydın beni ve elbet yazdıklarımı. İnsan duygusal bir boşluktayken çoğu zaman fırtınada rotasını kaybetmiş bir gemi oluyor ve oradan oraya savruluyor. Ben de "zamanında" savrulduğumu anlatmaya çalıştım. Boşluklar derin yaralar açabiliyor. Açtı da!!! O zamanlar farkındaydım yaptığım yanlışların, ama bu kadın olma avantajımı kullanmamla alakalı değildi; tamamen potansiyelimi hiçe saymam ve kendimi aciz görmemle alakalıydı. Hatalarım oldu ama ders aldım. Şimdi ne zaman bir boşluk bulsam içimin derinliklerinde kendimi daldan dala atmıyorum. Oturup doğrusu ne ise onu yapıyorum.

Umarım anlatabilmişimdir.. Bazen mimikler ve ses olmadan yazılara verilen asıl anlamın niteliği neyazık ki değişebiliyor.

Hayattaki her şey ve her insan benim için çok değerli ve önemli. O insanların hataları olsa bile. Çünkü sonuçta ben de zamanında kınadığım hataları yaptım. Eleştirmek yerine onları olması gerekeni anlatmaya çabalıyorum. Bazen doğru kararlara giden yolu bulabilmemiz zor oluyor. Sanırım bulduğum için şanslıyım..Bulmaya da devam edeceğim.

Sevgi benim hayatımda nokta bir değer...O merkezden acılarım, mutluluklarım, isteklerim, özlemlerim, yani kısaca hayata ve aşka dair herşey dünyaya bakıyor. Benim derdim onu yitirmeden yaşayabilmek de..

Boşuna demiyorum ışık ve sevgiyle kalın diye...Sözüm yaşayamayan ve yaşatamayanlara!!!
İstanbul'u Dinliyorum Gözlerim Kapalı...

ışık ve sevgiyle kalın.


Yerleşim TürkiyeMeslek Di?er


Sevgili Siyahbeyazoykuler,

Beni affet diyerek basliyorum. Yazilarin hakkinda her nekadar bu isin erbabi olmasamda okuyucu olarak nacizane bir kac fikrimi belirtmek istiyorum.

Ben acikcasi senin yazmak kaygisiyla degil suslemek kaygisayla yazacaklarini cok uzattigini 1 kelimede anlatacagini 50 kelimede anlattigini ve bunun beni (ozellikle beni kendi adıma) cok siktigini yazılarının sonuna geldigimde derin bir ohhh cekmeme neden oldugunu belirtmek isterim.

Tabiki sanatını konuştur süsle ama hani karikatüristlerin bir lafı vardır. Gereksiz taramalardan kaçın diye. Yeteneklisin bence ama yazılarının bisey verdigini dusunmuyorum.

Ayrıca su sozunu bir yazara yakistiramadim.

"Bazen mimikler ve ses olmadan yazılara verilen asıl anlamın niteliği neyazık ki değişebiliyor."


Bak sana yaziyorum, amcam Erich Fried ne guzel anlatmis ses ve mimiklerin olmadigi bir ortamda hatta bunlarin oldugu ortamda bile anlatilamayan seyi. Yani Aşkı.


Aşkı Açıklamak

Bilinmeyeni
tanımlamak istemek
Bilinmeyeni
tanımamak
Bilinmeyeni
tanımlayamamak

Bilineni
tanımlamak istemek
Bilineni
bilinmeyenlere tanımlamak istemek
Bilineni
hep tanıyabilmeyi istemek

Bilineni
her zaman tanımlamamak istemek
Bilineni açıklamak
Bilineni yalnızca
onu tanıyanlara
tanımlayabilmek

Bilineni
yine
bilinmeyene döndürmek istemek
Bilinmeyeni
hala
tanımak istemek
Raven

Yerleşim Türkiye / YstanbulMeslek Di?er
o cümleyi yazarken böyle bir eleştirinin geleceğini biliyordum; en azından tahmin etmiştim. Ancak onu yazmam gerekiyordu ve yazdım. Saygı duyuyorum düşüncelerine, sonuçta siyah ve beyaz benim seçimimse; gri de senin seçimin pekala olabilir.

Şiir için teşekkürler; sevdiğim bir şair..
İstanbul'u Dinliyorum Gözlerim Kapalı...

ışık ve sevgiyle kalın.


Yerleşim TürkiyeMeslek Di?er
Sevgili siyahbeyazoykuler,

O cümleyi yazmam gerekiyordu demişsin sana bunu yazdıran neydi bilmiyorum eminim mantıklı bir sebebin vardır. Amacım sen olsun bir başkası olsun kimseyi kırmak yada yermek değil. Ama inan bazen özellikle ben ilk çağ filozoflarının yaptığı gibi tartışalım doğruyu bulmaya çalışalım ve bunu birbirimizi kırmadan yapalım istiyorum. Ama herşey üstüne. Gerekirse hararetli tartışmalara girelim. Ama üzmeyelim üzülmeyelim. Umarım beni anlıyorsundur.

Benim yazılarında takıldığım bir nokta daha var aslında :)

şu ışık ve sevgiyle kalın meselesi

Bilgiğim kadarı ile bu cümleyi kullanan bir grup var. Onlar hayatı biraz daha mistik yaşıyorlar. Herkesi sevin, ışıkla kalın gibi klişe sözleri var. Ve yine bildiğim kadarı ile bu grup ölümden sonra ışık olmak, evrende şuursuz ruhlar biçiminde mutlu mutlu dolaşmak gibi şeylerede inanıyorlar.

Bunları külliyen yalanlayamam ama bildiğim bişey var. Ben gencecik insanların bu şekilde ilgilerini sanki dünya meselesi bitmiş gibi başka yerlere kanalize etme girişimleri olarak görüyorum bunları.

Afrikada tam yerini hatırlamıyorum ama şöyle bişey var. Sorun çıkaran bölgelerdeki insanları alıp onları borçlandırıyorlar. Birliklerini bozuyorlar. Onlara iğrenç köpek klubesi gibi bir ev verip içine buzdolabı koltuk gibi eşyalar koyuyorlar. Ve onlara diyorlar ki öde bunları senindir. Borç yüküne giren insan toplumsal meselelere daha az ilgi duymaya başlıyor. Çünkü artık bişeyleri var. Düşünsene buzdolabı var artık o ilkel adamın. O artık bişeye sahip elindekileri korumak zorunda. Aynı bizim cep telefonlarımız, arabalarımız belki evlerimiz olduğu gibi. Bizde bişeylere sahibiz. Düşünsene cep telefonu deyip geçme. Fakir kesimde cep telefonu hala bir statu sembolu gibi. Adamın arabası yok ama bak fotograf çeken cep telefonu var. Kaybedecekleri var.

Düşünsene baksana petrol zengini ülkeler sefalet içinde çocuklar ölüyor.
Düşünsene körfez savaşından önce petrol varil fiyatı 15 $
Körfez savaşından sonra 42 $
Vaybe paraya bak.
Hani çukulatalarını falan yediğimiz bir firma ne yapmış biliyormusun. Afrikada denemek için bebek maması yapmış. Sonra avrupadaki amerikadaki bebekler yiyecek.

Ben herkesin bildiği şeyleri tekrar etmek istemiyorum.
Işık olmak ışıkla kalmak istemiyorum. Bir daha dünyaya gelsem bir daha dünyaya gelmek istiyorum. Burdakinden güzel bir macera yok. Heran herşey olabilir. Böyle güzel bir macera hayat. Çevremizde olanları görmezden geliyoruz zaten. Çünkü hepimizin cep telefonları var. Oyuncakları var. Ama lütfen bari bilelim ışık olup nirvanaya ulaşmak mutlu ruhlar biçiminde süzülmek değilde bir gün bişeyler değişirse nerde duracağımızı bilmek için bilelim. Yoksa bırak ışık olmayı bence ampul bile olamayız.

Sevgiler...
Raven

Yerleşim Türkiye / YstanbulMeslek Di?er
Merhaba mim,

Elbette her yigidin ayrı bir yogurt yeyisi var ama kafamızıda sokmayalım istersen kabın içine. Herkes aynı olsun demek zaten düşüncelerime aykırı. Ben kendi adıma sıkılıyorum dedim.

Ahmet'in koltuk altındaki minnacık ama insanın içine hüzün veren yırtıktan giren rüzgarın onun teninde oluşturduğu ve kaskatı kesilmesine neden olan ürpermeyi tüylerini diken diken eden soğuğa katlanırken duyduğu o ısdırap verici kahrolası acıyı.

Ne aldım. Ahmet üşümüş. Tabii Ahmet üşümüşde yazmayalım kafadan. Tabiki o ahengi verelim. Ama sırf süs olsun diye oraya buraya kelimeleri serpiştirmeyelim.

"Bazen mimikler ve ses olmadan yazılara verilen asıl anlamın niteliği neyazık ki değişebiliyor."

O cümledeki isabetide anlamadım mim. Bir konuda bilgi edinmen konuyu daha iyi yazmana neden olur evet ama. Ordaki yazarın kelimesi bir sığınma içeriyor. Yazar yaptığı yanlışın yükünü kitapta olmaya yüklüyor. Bak ortam mimikli kanlı canlı olsaydı sen beni öyle anlamazdın böyle anlardın diyor.

Ayrıca yazılarını bende beğeniyorum. Sadece okur olarak diyeceğim biraz daha az süslesen yazdığın gibi kalsın. Bırak oynama insanların ne düşüneceğini boşver. Yaz güzel yazıyorsun. Süslerden arındır kendini. Eminim Ahmet'in üşüdüğünü bizi okurken titretecek yazılar yazarak hemde sessiz mimiksiz bir alemde çok güzel anlatabilirsin.

Sevgiler
Raven

Yerleşim Türkiye / YstanbulMeslek Di?er
herkese merhabalar...

Buraya en son saat 17:10 gibi son bir defa bakmış ve çook eski bir arkadaşı yıllar sonra görebilecek olmanın verdiği sevinçle buluşacağımız yere gitmiştim. Şimdi bakıyorum da yazıya başlarken nerdeydim ve şimdi yazı nereye gitmiş, gidiyor...Sevinmedim dersem yalan olur..Şimdi nerden başlasam neye kime yanıt versem diye düşünüyorum...

Sevgili Parmenides
"Benim yazılarında takıldığım bir nokta daha var aslında :)şu ışık ve sevgiyle kalın meselesi"...diye cümleye başlamışsın. Takılmana sevindim. Işık benim için güçtür, sevgide merkez..galiba bu kadar açıklama yeter. net...

"Bunları külliyen yalanlayamam ama bildiğim bişey var. Ben gencecik insanların bu şekilde ilgilerini sanki dünya meselesi bitmiş gibi başka yerlere kanalize etme girişimleri olarak görüyorum bunları."...Yaşadıkça bu su hep akacak...kimileri dünya meseleleriyle; kimileri ruhani varlıklarla ilgilenecek...Akacak, akacak....Ama cevabım dediğim gibi oldukça net...

"Ben herkesin bildiği şeyleri tekrar etmek istemiyorum.
Işık olmak ışıkla kalmak istemiyorum. Bir daha dünyaya gelsem bir daha dünyaya gelmek istiyorum."...Ben çok kişi biliyorum ki keşke yeniden dünyaya gelebilme şansım olsaydı diyen...o zaman burada bir çelişki var...ya sen sadece bu cümleyi kullandın; senden başka kullanan olmadı...ve haliyle herkesin tekrarladığı bir hal almadı.. Ya da ben yanlış duydum..

Ampulü küçümseme bence:)


Sevgili Mim;

"Çok mu aç bırakıldık acaba ilişkilerimizde; yoksa bu açlığı kapatacak doğru insanları mı hayatımıza almadık?" diye sordum...Hadi başlayalım o halde, bakalım bir zamanlar yaşantıma konu olan bazı duygularım bizi nerelere ***ürecek...

Ben kendi adıma zamanında aç da kaldım; aç da bırakıldım. Ezginin Günlüğü'nün bir şarkısı var şu cümlesi daima hoşuma gitmiştir.." SEVDİĞİM BAŞKA SEVENİM BAŞKA.." Evet aç kaldım çünkü nasıl doyurulmasını gerektiğini düşünüyor ama yaşayamıyordum. Kendi açlığımı kendim yarattım. Aç bırakıldım, çünkü ben hep onların, benim sevdiğim gibi beni sevmelerini bekledim. Kıyıdan köşeden bulduklarımla yetinmek zorunda kaldım...Yaşadım, itiraf ediyorum dedim bir kere..Bugün nereden geride bıraktıklarıma dönmek istedim açıkçası onu da bilmiyorum. Sanırım paylaşmak istedim..
Sevdiğim başka durumları var bir de...burada da bir açlık sözkonusu...sevenim başka; burda da sunulanı geri çevirme var...Kısır döngü gibi...Sen onu istersin o seni istemez; sen istemezsin o seni ister...Bulduğun, anlaşacağını düşündüğün kişiyle de gün gelir hiçbir şeyin eskisi gibi olmadığını görmeye başlar, yavaş yavaş soğursun...

Ay Ay Ay...bir gülümsemedir gitti gidiyor...Halimi bir görseniz, süslemeden yazıyorum buraları(!)sayfada yazılanları okumak için bir aşağı bir yukarı kıvranıyorum resmen...Arada bana gelenleri ayıklıyorum; düşünüyorum...sonra konu dağılıyor...Birden yeniden olayların tam ortasında buluyorum kendimi... Sağolun ya..Gülmek ne güzel...Sizlerle de yenilendiğimi hissettim şimdi...

Konuyla ilgili olabilecek bir şey geldi aklıma... zamanın birinde konuştuğum bir arkadaşım bana şöyle bir cümle kullanmıştı.
"hiç bir aklı başında kaliteli adam, öyle kızın dibine düşmez, böyle biraz snop olacan" diye..Anlamak istemiyorum bu cümleyi...hakikaten istemiyorum...Bunu söyleyen bir erkekti. snob, kız, dip, kalite....kelimeler arasında bağ kurmak bile istemiyorum...

Bu arada sevgili mim, teşekkürler... Yazılarımın bazıları soyut..Soyut yazmayı seviyorum...rüzgar üşümek böyle de anlatılabiliyor nihayetinde...eğer bu süslemekse sevgili Parmenides, ben süslemeye devam edeceğim...şu cümlen: "Ne aldım. Ahmet üşümüş. Tabii Ahmet üşümüşde yazmayalım kafadan. Tabiki o ahengi verelim. Ama sırf süs olsun diye oraya buraya kelimeleri serpiştirmeyelim."....

Üslup nedir bilir misin?....Lütfen cevabını verirken "süslemek" kelimesini de içinde kullan tanımın..

itirafım var itirazım var a dönüşüyor gibi:)) Ama her ne olursa olsun düşüncelerimizi sonuna kadar paylaşmaktan ve paylaşmaktan yanayım...

Kiminiz ışıkla ve sevgiyle; kiminizse dünyada kalsın:))
kocaman öpüyorum hepinizi..





İstanbul'u Dinliyorum Gözlerim Kapalı...

ışık ve sevgiyle kalın.


Yerleşim TürkiyeMeslek Di?er
Bölüm başlığı; Sanat, Edebiyat, Kitaplar...
İlişkiler üzerine edebi bir deneme, üslup, dolaylı anlatım, süsleme, netlik, yazıda akıcılık, duygu aktarımı ve benzerleri konu başlığına çok uygun...
Gerisi?
Kahve muhabbeti!
Zann ile yakin zail olmaz. - Mecelle'den

Yerleşim Türkiye / YstanbulMeslek Dany?manlyk

"Evet aç kaldım çünkü nasıl doyurulmasını gerektiğini düşünüyor ama yaşayamıyordum"
diyorsunuz.
1. Acligin; soyut bir adi vardir herhalde sizce ?
Açlığın soyut ismini düşünmemiştim hiç; çünkü genelde yaşarken soyutladığım şeyler yazı esnasında bambaşka kimliklere bürünebiliyor. Kalemime dur diyemiyorum ve akmasına izin veriyorum. Ama “açlık” belkide içimizdeki şeytandır; kimbilir…ki ben bu şeytana acı dilencisi de diyorum; ama şanslı bir dilenci!!!!
2. Aclik ile, tokluk arasindaki fark ta bellidir herhalde sizlerce ?
İlla ki belirgin; en azından kendi adıma “belli” derim.
3. Acligi siz mi yarattiniz, yoksa tabiatin kendinde mi var ?
Tabiatın kendinde de bir açlık olduğu kesin; biz de tabiatın bir parçası olduğumuza göre biz varolanı alıyoruz. Sanırım yaratılan veya alınan dozajlar kişiden kişiye değişiyor. Benzetme yaptığım zamanlarda “yoğun bir gerçekçilik arayışına “ girmezseniz daha iyi olur sanırım. Bazen düşüncelerimin derinliğinde ben bile kendimi kaybediyorum. Kelimeler ilk anlamıyla yerleşmeyebiliyor yazıya…Ama elbette ki bu soruyu sormakla siz de haklısınız.
4. Acligi, her insan bilebiliyor mu ? Bilebiliyorsa nasil bilebiliyor ? "Kendi açlığımı kendim yarattım. Aç bırakıldım,"dediginize göre...
Kimine göre bir parça ekmeğin yokluğu; kimine göre sevgi yokluğu; kimine göre vurdumduymazca yaşatılan bir açlık( kastım maymun iştahlılar)…evet sonuçta herkesin kendine göre bildiği bir açlık var nihayetinde.. Hatırlıyorsanız saplantıları(M)ız diye bir yazı yazmıştım. Orda az da olsa bir şeylerden bahsetmeye çalıştım. Aslında çok#61514;
Kendi açlığımı “zamanında” kendi yaratmamın sebebi, tamamen karşımdaki insanın duygularını hiçe sa****, kendi beklentilerimin doyurulmasını beklememden kaynaklanıyordu. En azından bunun böyle olduğunun farkına çook sonra vardım. “Aç bırakıldım kısmına gelince de bazen de sessiz kaldığım, pasif olduğum ruh hallerimde karşımdaki insan hiçbir çaba sarfetmedi sevginin oluşabilmesi veyahut ilerlemesi adına…
5. Siz ne istediginizi gercekten biliyormuydunuz ?
"çünkü ben hep onların, benim sevdiğim gibi beni sevmelerini bekledim." derken;
Galiba yukarıda buna da bir cevap verdim. İstediğimi bildiğimi sanırken asıl istediğimin kendi istediğim ölçülerde birini yaratma gayretinden başka bir şey olmadığını gördüm…hata!!! Büyük hata!!!(Y)dı.
6. Sizin acliginizi, nasil giderebileceklerini hakikaten biliyor muydunuz ?
Birbirine benzer içerikli sorular. Bildiğimi sanıyordum. Şimdi düşünüyorum da kendi istediğim doğrultuda bir insan olabilselerdi; büyük ihtimalle çok daha kapsamlı açlıklar yaşayacaktım. Sonuçta benim için özgürlük düşüncededir. Ben nasıl ki bugün, özgürlüğümün kısıtlanmasına veya olduğum ben’in dışında davranmam istendiğinde zorlamaya gelemiyorsam; mutlaka bir yerde patlak verecekti.
7. Sizin istediginiz gibi yi kenara birakipta, baska sekillerde de acliginizin giderilebilme sansini karsinizdakilere verdiniz mi ? (Ayni hedefe giden bircok yol vardir) "Kıyıdan köşeden bulduklarımla yetinmek zorunda kaldım...Yaşadım, itiraf ediyorum dedim bir kere.." derken
Bazılarında evet; ama sonuçta “insan kısım kısım” denmiş, bu defada benim yaşadığım dönüşümler beni engellemişti.
8. Giderilemeyen acligi doyurabilmek icin, kirintilara tenezzül etmek zorunda kaldiginizi, daldan-dala atla**** ta kirintilarla doymaya calistiginizi mi vurguluyorsunuz ?
Bir dönem böyle oldu; ama bu açlığı doyurabilmek adına mıydı; yoksa boşluğun yarattığı belirsizlik miydi..bilemiyorum…aslında boşluk ve belirsizlikti….çünkü şu zamanda tahammül edemediğim şeylerden biri de “belirsizlik”..
9. Acligin giderilmesinin, kiyilara, köselere müracaata kadar uzandigini, yani bu acligi giderebilecek kisilerin bu toplum icerisinde bulunabilmesinin zorluguna mi deginmek istediniz ?
"Bugün nereden geride bıraktıklarıma dönmek istedim açıkçası onu da bilmiyorum." derken,
Geriye dönmek, özlem demektir. Acliklarin giderilmesi hususunda, zamaninda verdiginiz mücadeleleri hatirla****,
Zor olduğunu düşünmüyorum.. Doğal olanı yaşamak ve ilişki içerisinde herkesin aynı olamayacağı gerçeğini kabullenerek, bir şekilde ortak paydalarda buluşmaya çaba göstererek sanırım kolaylaşıyor. Karşılıklı ödünlerin dengede olması gerekiyor. Çünkü denge hangi başlıkta olursa olsun birkez sarsıldı mı, toparlamak güçleşiyor. Tabii bu yine her iki tarafın insiyatifinde…Sonuçta “aşk iki kişiliktir”…Tek kişi de yaşarsın belki ama yaşadığın paylaşım nasıl bir paylaşım olur bu tartışılır..
10. mücadelelerinizin, hüsranla sonuclandigina mi icerlediniz.
İçerlemekten öte, aa evet o zamanlar içerliyordum. Yaşarken hissediyorsunuz bunu bir şekilde. Ama artık “açlık” konusunda daha farklı düşünüyorum..Belkide bu kavramı uzaklaştırıyorum. Kendim olmaya ve kendileri gibi olmalarını kabul etmeye başladım
11. Aclik problemini cözebildiniz mi mazide ?
geçmişte hayır…
12. Daldan-dala atliyormusunuz halen ?
" ..sevenim başka; burda da sunulanı geri çevirme var...Kısır döngü gibi...Sen onu istersin o seni istemez; sen istemezsin o seni ister..." derken,
Atlamıyorum. Çünkü boşluğun ne anlama geldiğini ve beni nerelere ***ürebileceğini biliyorum. Önceden arardım; ama şimdi aramıyorum…sevgiliyi kalıplara oturtmak sakıncalı#61514;
13. Secimlerinizde kullandiginiz süzgeci hic sorguladiniz mi ? ör: Boy, Yakisiklilik,vs..gibi
"Bulduğun, anlaşacağını düşündüğün kişiyle de gün gelir hiçbir şeyin eskisi gibi olmadığını görmeye başlar, yavaş yavaş soğursun..." derken,
Bunu o zamanlar dışarıya yansıtmasam da galiba fiziki özellikler ön planda oluyordu bir şekilde. Şimdilerde sanırım duygusallıktan biraz daha uzaktayım. Daha doğrusu dengede tutmaya çalışıyorum mantığımı ve duygusallığımı. Çünkü zaten aşırı duygusalım; bu yönümle dünyaya baktığımda yoğun bir karamsarlık, kaygı, kıskançlık…yani korkunun bütün çocuklarını yanımda taşıyorum. O nedenle dengede olması beni huzurlu yapıyor.
14. Hep ayni hatalari yaparak, hep ayni noktaya geldiginizi farkettiniz mi ?
Hem de çok…Değişen yalnızca mevsimler ve insanlar oluyordu. Ama hatalarım hep aynıydı.
15. Secme kriterlerinizi degistirme mecburiyetinizi hissedebildiniz mi ?
O dönemlerde hissetmem yeterli değildi anlatmaya çalıştığım bu…farkındaydım çoğu hatamın ama sanki içimdeki şeytana dur diyemiyordum. O da sağolsun beni sürükledi de sürükledi…aslında ben izin verdim ve tüm o olanları yaşadım…dediğiniz gibi her şey bizim elimizde yani karşımızdakini suçlarken bile 4 parmağımız bize dönük…

Ben ne zman ki içsel yolculuğuma çıktım ve kendimle yüzleştim…(acıydı) çünkü yaptıklarıma ve yaşadıklarıma inanamadım…artık birçok şey düzene girdi..hangimiz aynaya baktığımızda gülümseyebiliyor ki gerçekten? Ben artık önce aynada kendime gülümseyebiliyorum sonra da dünyaya….
Olanlardan pişman mıyım? Pişman olmak değil de tekamül sürecimde belkide olması gerekenleri yaşadım…sonuçta farkına vardım ve düzeltmek için 25 yaşımda da olsa çaba sarfettim. Şimdi 26 yaşındayım…ve inanın hiç olmadığım kadar huzurlu ve olumluyum…
Yazılarımda ise geçmiş sanki patlıyor kelimelere…
İstanbul'u Dinliyorum Gözlerim Kapalı...

ışık ve sevgiyle kalın.


Yerleşim TürkiyeMeslek Di?er
bu benim çok sevdiğim bir şiirdir...
paylaşmak istedim:)

SEVGİLERDE

Sevgileri yarınlara bıraktınız
Çekingen, tutuk, saygılı.
Bütün yakınlarınız
Sizi yanlış tanıdı.

Bitmeyen işler yüzünden
(Siz böyle olsun istemezdiniz)
Bir bakış bile yeterken anlatmaya herşeyi
Kalbinizi dolduran duygular
Kalbinizde kaldı
Siz geniş zamanlar umuyordunuz
Çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek.
Yılların telaşlarda bu kadar çabuk
Geçeceği aklınıza gelmezdi.

Gizli bahçenizde
Açan çiçekler vardı,
Gecelerde ve yalnız.
Vermeye az buldunuz
Yahut vakit olmadı

BEHÇET NECATİGİL



İstanbul'u Dinliyorum Gözlerim Kapalı...

ışık ve sevgiyle kalın.


Yerleşim TürkiyeMeslek Di?er
Bende ancak okuyabildim yazdıklarınızı ve kendimde cevap verecek gücü bulamadım şu anda Özür dilerim,
bir şiiri de ben paylaşmak istedim sizlerle.

HASRET

Yüz yıl oldu yüzünü görmeyeli,
belini sarmayalı,
gözünün içinde durmayalı,
aklının aydınlığına sorular sormayalı,
dokunmayalı sıcaklığına karnının.

Yüz yıldır bekliyor beni
bir şehirde bir kadın.

Aynı daldaydık, aynı daldaydık.
Aynı daldan düşüp ayrıldık.
Aramızda yüz yıllık zaman,
yol yüz yıllık.

Yüz yıldır alacakaranlıkta
koşuyorum ardından.

Nâzım Hikmet


Yerleşim Türkiye / AnkaraMeslek Dany?manlyk
Merhaba sevgili arkadaşlarım,

Öncelikle mim,

tolerans = bir sistemin veya makinanin, kuruldugu ve i$letildigi amacta bir sapma olmaksizin, kullandigi girdilerdeki hatalara veya donu$me surecindeki aksakliklara dayanma gucu.

tolerans = başkalarının görüşlerini anlama yeteneği,acı ve olumsuz hiç bir his beslemeden, anlama arzusudur. "tolerans yapılan herşeyin kabul edilmesi değildir."

tolerans = birbirine çok yakın, hatta birbirine değen iki metal arasındaki boşluğa verilen ad. ama mim asla bir uçurum değil dikkatini çekerim.

Gönderdiğin eski yazılar arasında aşk meşk konularıda geçiyordu. Aranıza yeni katılmış biri olarak fikrimi söylemeden edemiycem.

Arabaları çok seven bir insan değilim ama aşkı bir kırmızı ferrariye benzetirim. Bu arabanın aşıkları vardır. Hayallerini süsler kırmızı ferrari. Hep kırmızı ferrari ferrari diye yanıp tutuşurlar. Ama eğer kırmızı bir ferrariyi kapının önüne çekmişsen sahip olduğun şeyi hala istemenin bir anlamı kalmaz. Ayrıca bu çokda ***ca olur. Kapında ferrarin varken kırmızı ferrari diye yanıp tutuşmak. Ama ferrarini sevebilirsin hala.
Aşkı hep zor zannederdim. Ama insanın yaşı belli bir olgunluğa gelince aslında en zorunun alışkanlık olduğunu anlıyor. Aşık olupta ayrıldığım kadınlar oldu. Ama aşık olmadan başlayıp daha sonra alıştığımın farkına varmadan biten ve en sonunda sana ne kadar alışmışım ben dediğim biri gittiğinde arkasında ülser ve gastrit olmuş bir mide bıraktı. Daha sonra onsuz yanlız gecelerde kafanda hayalinde yücelttiğin insanı başka bir yerde gördüğünde karşılaştığında hayalinde büyüttüğün insanın sülületini görmek ama gerçekte kavgaların veya anlaşmazlıkların olduğu ve aslında kafandakinin o olmadığını bilmek. Alışkanlıkların aşktan daha çok acı verdiğini anladım. Hala acı, soğan veya çiğ köfte, karnıbahar falan yediğimde midemin yanmasından tekrar tekrar alışkanlıklar aşktan acıdırı hatırlıyorum. :)


Sevgili Siyahbeyazoykuler,
Bir medya mensubu olarak yine yapacağımı yaptım. Seni popüler bir yazar yaptım :) Baksana yorumlarımdan sonra bayağı hit ve yorum almaya başladın. Reklamın iyisi kötüsü olmaz derler. Bu işin şakası tabii. Yazılarını beğeniyorum. Aynen devam ama biraz daha az süslesen diyecem yine :)

Sevgiler herkese...

Raven

Yerleşim Türkiye / YstanbulMeslek Di?er
Sevgili Parmenides,
eğer yazılarım ve yazdıklarım olmasaydı senin de popüler yapacağın(!) birileri olmazdı...Yani ikimiz de bir anlmada şanslıyız gibi...Ama amacımın popülerlik olmadığı da kesin. Yazmayı sevdiğim için burdayım ve her ne şekilde yazarsam yazayım bu BEN'i bütünlüyor. Süsleyerek yazdığımı söylediğin şeyler kimilerine gayet açık ve süssüz gelebilirken; kimilerine ise (sen gibi) süslü gelebiliyor...Eğer sen diyorsun diye ben bunu değiştireceksem emin ol yazdıklarımda ne bir anlam ne de başka bir şey kalır..

Hissettiği gibi yaşamayı seven bir insan olarak; hissettiğim gibi yazmayı da her zaman tercih edeceğim...Sanırım bu tercihimden dolayı beni suçlamaya veya "süssüz yaz" demeye hakkın hem var hem yok...

dünyada kal:))
İstanbul'u Dinliyorum Gözlerim Kapalı...

ışık ve sevgiyle kalın.


Yerleşim TürkiyeMeslek Di?er
Sevgili Siyahbeyazöyküler,

Neden hemen bir eleştiri geldiğinde silahlanıyoruz. Ya biz ne zaman kaldıracağız eleştiriyi. Tek söylediğim çok süslemiyormusun bana doğal gelmiyor dedim. Populerlik konusu bir sadece şakaydı. Özelliklede atlayacağını bildiğim için şaka diye yazdım. Sen böyle yazacam dedikten sonra seni kim engelleyebilir. Hiç kimse. Ama neden şöyle düşünmek bu kadar zor. Ya bu adam belki ama düşük ihtimal haklı olabilir. Gerçekten yazarken sırf süs olsun diye araya kelimeler sıkıştırıp ahengi bozuyormuyum acaba. Sanırım biraz toleransı ben hakedeyorum. Mademki yazılarını koydun buraya. Süssüz yaz demeye hakkım var. Senin süslü yazmaya hakkın olduğu gibi. Madem eleştiri kabul edemeyeceksin kendine sakla yazdıklarını. Beğenen olduğu gibi beğenmeyende olacaktır. Kaldıki ben beğenenler arasındayım. Ben dedim diye değiştirme yazdıklarını ama sunduysan bana kulaklarınıda kapatma. Değişmekten niye kocunuyoruz ki değişmeyen tek şeydir değişim. Bakarsın ben değişir alışırım süslü yazılarına. :)

Sevgiler
Raven

Yerleşim Türkiye / YstanbulMeslek Di?er
Sevgili Cem:)

Sanki bir dönme dolaptayız ve durmadan dönüyor gibiyiz...süssüz yaz" demeye hakkın hem var hem yok...dediğimi hatırlıyorum...hakkın hem var derken zaten ben eleştiri yapabilirsini anlatmaya çalışmış; hakkın yok derken de tercihlerimin doğrultusunda gideceğim demek istemiştim...sorun yok o halde...sonuçta burada küçük sevimli bir notdefteri var ve ben başkalarından isteyip de bana verilmeyeni burada özgürce yazabiliyorum:) Hani hep derler ya kendi işini kendin yap! diye...ben de satınalmak yerine buraya yazıyorum...çok da mutluyum burada olmaktan...

dünyada kal:)

İstanbul'u Dinliyorum Gözlerim Kapalı...

ışık ve sevgiyle kalın.


Yerleşim TürkiyeMeslek Di?er
Sevgili Arkadaşlar,

Bazı özel nedenlerden dolayı artık bu foruma hiçbirşey yazmamaya karar verdim. Bana katlandığınız için teşekkürler.

siyahbeyazozkuler, mim yazılarınızın hep takipcisiyim sevgiler...
Raven

Yerleşim Türkiye / YstanbulMeslek Di?er
Aranızda bunu bilenler illa ki vardır;ama ben yine de göndermek istedim...

Eflatun'a iki soru sormuslar.

Birincisi ; "Insanoglunun sizi en çok sasirtan davranislari nedir ? "

Eflatun tek tek siralamis :
Çocukluktan sıkılırlar ve büyümek için acele ederler. Ne var ki çocukluklarını
özlerler...

Para kazanmak için sagliklarini yitirirler. Ama sagliklarini geri almak için de para öderler...

Yarından endişe ederken bugünü unuturlar.Dolayısıyla ne bugünü ne de yarını yaşarlar...
Hiç ölmeyecek gibi yaşarlar. Ancak hiç yaşamamış gibi ölürler...

Sira gelmis ikinci soruya ;
"Peki sen ne öneriyorsun?"
Bilge yine siralamis ;

Kimseye kendinizi "sevdirmeye" kalkmayın! Yapılmasi gereken tek sey, sadece kendinizi "sevilmeye" birakmaktir...
Önemli olan; hayatta "en çok şeye sahip olmak" degil, "en az seye ihtiyaç duymaktır"..
İstanbul'u Dinliyorum Gözlerim Kapalı...

ışık ve sevgiyle kalın.


Yerleşim TürkiyeMeslek Di?er
Az önce okuduklarıma inanamadım. Dumur oldum desem yeridir. Sevgili Melih15 yani ben gerçekten sana ne diyebileceğimi bilmiyorum ama herşeyin hayırlısı olsun demekten başka bir çarem de yok gibi..

Yazdıklarını yaşadığın geçmişe ve acına bağlıyorum; sanırım yazı dilimdeki benzerlikler sana bunları düşündürdü...Dilerim daima huzurlu olursun...

Arkadaşlar ben yani hakikaten şaşırmış durumdayım...

Senin kelimelerini kullanarak;sana geri gönderimde bulunmayacağım melih15...ama dilerdim ki bunları yazmasaydın...yine de sevgiyle kal...
İstanbul'u Dinliyorum Gözlerim Kapalı...

ışık ve sevgiyle kalın.


Yerleşim TürkiyeMeslek Di?er
Canım koniksimi de aldın elimden sana lanet okuyorum sadece bunu da alamazsın ya elimden.
Buyur site senindir yaz yazabildiğini siyahbeyazoykuler.

Canım abilerim canım kardeşlerim hepinizi ve bu siteyi çok ama çok sevmiştim.
Ama yanlış ama doğru, yazılarımla ve görüşlerimle de sizlerle birlikte olmuştum.
Şimdi hepinize veda etmek zorundayım belki bir başka konikste karşılaşmak ümidiyle sağlıcakla kalın.
elveda.

Yerleşim Türkiye / AnkaraMeslek Dany?manlyk
Hiç anlaşılmamak için yazı yazdınız mı, ya da zırvamak için? Sanırım bugünlerde zırvalamak moda haline geldi. Kim ne kadar çok zırvalarsa hoşumuza gidiyor. Saçmalık ve daha çok saçmalık, hayatın absürt halini en saçma biçimde ifade edip tüm bunlardan zevk almak, garip bir duygu doğrusu. Sanki oturmuş herkes nasıl çok saçma sapan şeyler yapabilirim diye düşünür. Bir sürü abuk-sapuk şey yapıp-yazıp bu sapıklıktan dört köşe oluyoruz. CEm YILMAZ'ın G.O.R.A filmindeki espirelere bakın.
Ne kadar çok cinsellikten, belden aşağıya kavramdan , eşcinsellik, home- zırvalık, düzeysizlik, ***lıktan bahsadelirse o kadar çok gülüyoruz. Soytarılık çok hoşumuza gidiyor gibi. Ama bu soytarılık, ***lıkla birleşince ve işin içine her türden cinsellik girince bunun adına da sanat diyoruz. İsteyen istediğini sevebilir tabii. Elbette soytarma, saçmalama özgürlüğümüz de var. Ama bu işin ucunu çok kaçırdık sanırım ve eminim ki birileri de bu işten dört köşe olmuş bizi seyrediyor.
Her türlü mandacılığa karşıyım. Egemenlik milletindir. Egemenlik, A.B'ye, orduya ve IMF'ye devredilemez. Demokrasi mandacılığa karşı olmaktır.

Yerleşim Türkiye / AnkaraMeslek Dany?manlyk
Sevgili Levent;

"Hiç anlaşılmamak için yazı yazdınız mı, ya da zırvalamak için? " demişsin...şimdi üzerime bir alınmak istiyorum bir de alınmak istemiyorum. Olay "yarası olan gocunur"'a da gitmeden sana cevap vermek istiyorum...


evet bazen öyle şeyler yazıyorum ki sadece ben anlıyorum yazdıklarımı..Evet karşımda paylaştığım insanlar da bir şeyleri mutlaka anlıyorlar ama ben A anlıyorsam onlar Z...haliyle çirkinleşiyor yazılanlar; üzerime geliyorlar...(sözüm buraya değil)...şimdi konikste yazdıklarıma gelince; bunların büyük çoğunluğu denemeler ve burada yazılan diğer denemelerden birleştirdiğim yazılar...Haliyle hem bana aitler hem de değiller..Ama sahiplenen çok!!

Çünkü acılarımız benziyor birbirine...Sataşıyorlar geçmişte yaptıklarıma, sataşsınlar;çünkü ben de yıllar sonra onlara sataşma gücünü kendimde bulabildiğim için yazdım bazılarını...Sevgi istedim sevgiyi isterken kendime zarar verdim...Duygularım yıprandı; durmadan ağlar hale geldim..Ama asıl benin aslında o olmadığını da biliyordum... O nedenle durmadan savaştım kendimle, durmadan...hala da bu savaşım devam ediyor..ve sanırım savas hic bitmeyecek..

Kazandığım çok şey oldu; kaybettiğim de...Artık kazandıklarımı yaşıyorum; kaybettişklerimi dönem dönem anımsa****...Çünkü onlar yaşadığım acı gerçeklerimdi. Sahiplendim. İnkar etmedim eskiden olduğu gibi. Oldu dedim ama tekrar onlara geri dönmedim.

"Kim ne kadar çok zırvalarsa hoşumuza gidiyor. Saçmalık ve daha çok saçmalık, hayatın absürt halini en saçma biçimde ifade edip tüm bunlardan zevk almak, garip bir duygu doğrusu. Sanki oturmuş herkes nasıl çok saçma sapan şeyler yapabilirim diye düşünür. Bir sürü abuk-sapuk şey yapıp-yazıp bu sapıklıktan dört köşe oluyoruz. CEm YILMAZ'ın G.O.R.A filmindeki espirelere bakın.
Ne kadar çok cinsellikten, belden aşağıya kavramdan , eşcinsellik, home- zırvalık, düzeysizlik, ***lıktan bahsadelirse o kadar çok gülüyoruz. Soytarılık çok hoşumuza gidiyor gibi. Ama bu soytarılık, ***lıkla birleşince ve işin içine her türden cinsellik girince bunun adına da sanat diyoruz. "

Şimdi Levent hoşlananlar arasında sen de varsın; çünkü zaten çoğul ekini kullanarak yazmışsın yazılarını...Cinsellik sanırım abuk sabuk şeyler oluyor...yanlış anlamıyorsam...hayatın içinde olan bir kavramdan ne kadar uzak durabilirsin ki? bunu sen de yaşamıyor musun diğerleri gibi? eğer kastın düzeysizlikle ilintiliyse ona diyeceğim yok. çünkü cinsellik çok hassas bir nokta..Onun da insan gibi duyguları olduğuna inanıyorum ve her ne olursa olsun yıpratılmamalı...

eleştiri babında yazdığın yazı bir suçluyor bir kabul ediyor...biz de belki bazı netliklere ulaşabilme adına bir şeyler paylaşmaya çalışıyoruz buralarda olamaz mı?

aslına bakarsanız arkadaşlar buraya girdiğimde tek derdim sadece yazı yazmaktı..deneme yazmak ve yorumlara katılmamak...çünkü yazı yazmayı gerçekten çook seviyorum..kalemimin efendisiyim, bundan başka gurur verecek başka ne olabilir ki bu anda..yazdıklarım basılması heralde....ama sonra her ne kadar bazen bazı konularda dozaj aşılsa bile fikirleri karşılaştırmanın, çatıştırmanın da güzel olabileceğini düşündüm ve devam ediyorum...

kimbilir belki sen de birşeyler paylaşmak istersin?


İstanbul'u Dinliyorum Gözlerim Kapalı...

ışık ve sevgiyle kalın.


Yerleşim TürkiyeMeslek Di?er
Sayın Siyahbeyaz Öyküler
Yaptığınız yorumlar için teşekkür ederim. Farklı şeylerden söz ediyoruz gibime geldi. Toplum hakkında, gençlik hakkında bir takım değerlendirmeler yaptım. Bunun dışında "ben" var mıyım, yok muyum o kadar önemli değil; çünkü olaya bir toplum bilimci, bir sosyolog olarak bakıyorum.
Ama embesilce şeyler uzun süredir ilgimi çekmiyor, belki de hiç bir zaman çekmedi. Soytarılıktan da zevk aldığımı söyleyemem. Örneğin Cem YILMAZ'ın espirileri hiç hoşuma gitmiyor. Sadece beynimin en *** bölgesine hitap eden bu espireler karşısında insanlar nasıl bu kadar *** olabiliyor diye gülmek istiyorum ama gülemiyorum çünkü her defasında aynı biçimde cinselliğin düzeysiz ve absürt şeklini hissediyorum ve bunlar da beynime hitap etmiyor doğrusu. Ama böyle şeyleri toplumu anlamak adına zaman zaman izliyorum, bir toplum bilimcinin gözüyle olaylara bakmaya çalışıyorum, ama ne zaman böyle şeyleri izlesem hep ***ca sorular akla geliyor ve saçmalık, saçmalık devam edip gidiyor. Sadece erkeklik, homoluk, *******luk, ****lik, embesillikten ve saçmalıklardan söz ediyor. Kusura bakmayın ama ben hayatı bunlardan ibaret görmüyorum.


Her türlü mandacılığa karşıyım. Egemenlik milletindir. Egemenlik, A.B'ye, orduya ve IMF'ye devredilemez. Demokrasi mandacılığa karşı olmaktır.

Yerleşim Türkiye / AnkaraMeslek Dany?manlyk
Sevgili Levent,

Sizin bir toplumbilimci olarak yazdığınız şu cümlenizi anlayamadım: Toplum hakkında, gençlik hakkında bir takım değerlendirmeler yaptım. Bunun dışında "ben" var mıyım, yok muyum o kadar önemli değil; çünkü olaya bir toplum bilimci, bir sosyolog olarak bakıyorum.” İyi hoş da kendinizi bu toplumdan soyutlamış bir şekilde mi yaşıyorsunuz? Her ne kadar olayları dışardan gözlemlemeye çalıştığınızı anlatmış olsanız da; siz de bu toplumun bir parçasısınız…Siz hiç hayatınızda aşka dair bir şeyler yaşamadınız mı? Ya da yaşadıysanız herhangi bir şekilde acı çekip, çektirmediniz mi? Ben açıkçası hiçbir insanın yaşadığı ilişkide acı çekmediğine inanamam, inanmayı isterken!! Mutlaka dışa vurulmasa da bir şeyler vardır diye düşünüyorum…

Embesilce şeylerden kastınız neydi? Bunu biraz daha açabilir misiniz? Soytarılıktan ben de zevk almam lakin burada kastettiğiniz soytarılık, verilen örnekle mi ilintili yoksa tüm bu konu dahilinde yazılanları da mı kapsıyor??

Sonra şu cümleniz: . “Sadece beynimin en *** bölgesine hitap eden bu espriler..” Beynimizin en *** bölgesi neresi? Böyle bir bölge olduğunu ben duymamıştım. Ciddi soruyorum, alay babında almayın lütfen?

“… insanlar nasıl bu kadar *** olabiliyor diye gülmek istiyorum ama gülemiyorum çünkü her defasında aynı biçimde cinselliğin düzeysiz ve absürt şeklini hissediyorum ve bunlar da beynime hitap etmiyor doğrusu.” Sanırım size ben de cinsellik konusunda ne düşündüğümü belirtmiştim. Yani illa ki yapılan bazı düzeysizlikler benim de hoşuma gitmiyor. Layıkıyla yaşanabilecek bir şeyken; ki gayet hayatın içinde; alaşağı bir hale getirilmesi benim de canımı sıkıyor…

Son olarak: “. Kusura bakmayın ama ben hayatı bunlardan ibaret görmüyorum.” Demişsiniz… Ben kendi adıma bu noktada size katılıyorum. Zaten sadece hayatı bundan ibaret görmek hayli büyük bir hata olurdu. Ama hayatın da bir parçası öyle ya da böyle…Sorun her birimizin hayatında hangi şekilde durduğunda veya yaşatıldığında…


İstanbul'u Dinliyorum Gözlerim Kapalı...

ışık ve sevgiyle kalın.


Yerleşim TürkiyeMeslek Di?er
Sevgili Levent,

Sizin bir toplumbilimci olarak yazdığınız şu cümlenizi anlayamadım: Toplum hakkında, gençlik hakkında bir takım değerlendirmeler yaptım. Bunun dışında "ben" var mıyım, yok muyum o kadar önemli değil; çünkü olaya bir toplum bilimci, bir sosyolog olarak bakıyorum.” İyi hoş da kendinizi bu toplumdan soyutlamış bir şekilde mi yaşıyorsunuz? Her ne kadar olayları dışardan gözlemlemeye çalıştığınızı anlatmış olsanız da; siz de bu toplumun bir parçasısınız…Siz hiç hayatınızda aşka dair bir şeyler yaşamadınız mı? Ya da yaşadıysanız herhangi bir şekilde acı çekip, çektirmediniz mi? Ben açıkçası hiçbir insanın yaşadığı ilişkide acı çekmediğine inanamam, inanmayı isterken!! Mutlaka dışa vurulmasa da bir şeyler vardır diye düşünüyorum…

Embesilce şeylerden kastınız neydi? Bunu biraz daha açabilir misiniz? Soytarılıktan ben de zevk almam lakin burada kastettiğiniz soytarılık, verilen örnekle mi ilintili yoksa tüm bu konu dahilinde yazılanları da mı kapsıyor??

Sonra şu cümleniz: . “Sadece beynimin en *** bölgesine hitap eden bu espriler..” Beynimizin en *** bölgesi neresi? Böyle bir bölge olduğunu ben duymamıştım. Ciddi soruyorum, alay babında almayın lütfen?

“… insanlar nasıl bu kadar *** olabiliyor diye gülmek istiyorum ama gülemiyorum çünkü her defasında aynı biçimde cinselliğin düzeysiz ve absürt şeklini hissediyorum ve bunlar da beynime hitap etmiyor doğrusu.” Sanırım size ben de cinsellik konusunda ne düşündüğümü belirtmiştim. Yani illa ki yapılan bazı düzeysizlikler benim de hoşuma gitmiyor. Layıkıyla yaşanabilecek bir şeyken; ki gayet hayatın içinde; alaşağı bir hale getirilmesi benim de canımı sıkıyor…

Son olarak: “. Kusura bakmayın ama ben hayatı bunlardan ibaret görmüyorum.” Demişsiniz… Ben kendi adıma bu noktada size katılıyorum. Zaten sadece hayatı bundan ibaret görmek hayli büyük bir hata olurdu. Ama hayatın da bir parçası öyle ya da böyle…Sorun her birimizin hayatında hangi şekilde durduğunda veya yaşatıldığında…


İstanbul'u Dinliyorum Gözlerim Kapalı...

ışık ve sevgiyle kalın.


Yerleşim TürkiyeMeslek Di?er

Keşke çok zamanım olsaydı da demek istediklerimi anlatabilseydim. Anlaşılan o ki bu yazdıklarımı açıklayabilmek için bir kitap filan yazmam gerek. Çünkü her bakımdan insanların buna ihtiyacı olduğunu düşünüyorum.
Örneğin şöyle bir soruya ayrıntılı cevap vermek isterdim. Embesilce şeyler nedir? Pornografiye ingirgenmiş meta haline gelmiş cinsellik nedir? Neden gençlik böyle şeylere hayran?
Kendini zeki sanıp Ortaçağ soytarıları gibi soytarmak, pornogrofiyi sanat diye anlatmak, gevzeklikten , magazinden, tüm olaylara *******nun bilmem neredesinden bakmak ve bu tür şeylerin,yani ***lığın farkında olamamak ve bundan dolayı sürekli övünmek, göklere çıkıp yüceltilmek, örnek olarak gösterilmek neyi ifade ediyor sizce? En yüksek düzeyde bir sanatı mı?

"YÜCE DAĞ BAŞINDA BİR ARKADAŞLA

Önceden de oldu yüce anlarım.
Bir kez geceleyin parkta yürüken,
yağmur altında, güzün.
Bir kez çöl ortasında, yıldızlar altında,
ekseni üzerinde dönen
yeryuvarına döndüğüm gün.
Kimileyin düşünürken,
sadece düşünüp tartarken olan
biteni.
Ama hep yalnız.
Kendi başıma.
Bu kez yalnız değilim.
Yüce dağ başında bir arkadaş vardı yanımda.
Natalie.
Bir şey yok, hiçbir şey yok bundan üstün.
Ömrümce görmezsem de bir daha,
eh diyebilirim yine de,
Bir kez orada bulundum.

Dahası da var elbet, ama bu konuda
anlatmak istediklerimin hepsi bu kadar
sanırım. "Dahası" dediğim, bundan
sonra olup bitenler, olup duranlar..."
Ursula K. Leguin


Her türlü mandacılığa karşıyım. Egemenlik milletindir. Egemenlik, A.B'ye, orduya ve IMF'ye devredilemez. Demokrasi mandacılığa karşı olmaktır.

Yerleşim Türkiye / AnkaraMeslek Dany?manlyk
Sevgili Levent,

Sizin bir toplumbilimci olarak yazdığınız şu cümlenizi anlayamadım: Toplum hakkında, gençlik hakkında bir takım değerlendirmeler yaptım. Bunun dışında "ben" var mıyım, yok muyum o kadar önemli değil; çünkü olaya bir toplum bilimci, bir sosyolog olarak bakıyorum.” İyi hoş da kendinizi bu toplumdan soyutlamış bir şekilde mi yaşıyorsunuz? Her ne kadar olayları dışardan gözlemlemeye çalıştığınızı anlatmış olsanız da; siz de bu toplumun bir parçasısınız…Siz hiç hayatınızda aşka dair bir şeyler yaşamadınız mı? Ya da yaşadıysanız herhangi bir şekilde acı çekip, çektirmediniz mi? Ben açıkçası hiçbir insanın yaşadığı ilişkide acı çekmediğine inanamam, inanmayı isterken!! Mutlaka dışa vurulmasa da bir şeyler vardır diye düşünüyorum…

Embesilce şeylerden kastınız neydi? Bunu biraz daha açabilir misiniz? Soytarılıktan ben de zevk almam lakin burada kastettiğiniz soytarılık, verilen örnekle mi ilintili yoksa tüm bu konu dahilinde yazılanları da mı kapsıyor??

Sonra şu cümleniz: . “Sadece beynimin en *** bölgesine hitap eden bu espriler..” Beynimizin en *** bölgesi neresi? Böyle bir bölge olduğunu ben duymamıştım. Ciddi soruyorum, alay babında almayın lütfen?

“… insanlar nasıl bu kadar *** olabiliyor diye gülmek istiyorum ama gülemiyorum çünkü her defasında aynı biçimde cinselliğin düzeysiz ve absürt şeklini hissediyorum ve bunlar da beynime hitap etmiyor doğrusu.” Sanırım size ben de cinsellik konusunda ne düşündüğümü belirtmiştim. Yani illa ki yapılan bazı düzeysizlikler benim de hoşuma gitmiyor. Layıkıyla yaşanabilecek bir şeyken; ki gayet hayatın içinde; alaşağı bir hale getirilmesi benim de canımı sıkıyor…

Son olarak: “. Kusura bakmayın ama ben hayatı bunlardan ibaret görmüyorum.” Demişsiniz… Ben kendi adıma bu noktada size katılıyorum. Zaten sadece hayatı bundan ibaret görmek hayli büyük bir hata olurdu. Ama hayatın da bir parçası öyle ya da böyle…Sorun her birimizin hayatında hangi şekilde durduğunda veya yaşatıldığında…


İstanbul'u Dinliyorum Gözlerim Kapalı...

ışık ve sevgiyle kalın.


Yerleşim TürkiyeMeslek Di?er
MEydanı Boş Bırakmamak

Bazı kimseler meydanı boş bırakmamız gerekmediğini söyleyip duruyor. Meydanı boş bırakan mı var, meydan boş bırakıldığı için mi tüm her şey böyle?
Meydanı boş bırakmak?
Sen ne anlatırsan anlat, insan anlamıyorsa, anlamak istemiyorsa, insanlar şartlanmışsa, senin gücün her şeye yetmiyorsa tek başına meydanı dolduramazsın. Çünkü bir tek sen bağırmıyorsun. Aynı zamanda bağırmak, konuşmak, yazmak ve senin mücadelen yetmiyor.
Her türlü mandacılığa karşıyım. Egemenlik milletindir. Egemenlik, A.B'ye, orduya ve IMF'ye devredilemez. Demokrasi mandacılığa karşı olmaktır.

Yerleşim Türkiye / AnkaraMeslek Dany?manlyk
Sevgili Levent,
Bir şeyi erak ediyorum bir toplumbilimci tümevarım yöntemini mi yoksa tümdengelimimi kullanır? yoksa incelenen konuya göre her ikisini mi?

determinizm ne kadar önemli sosyolojide?

İstanbul'u Dinliyorum Gözlerim Kapalı...

ışık ve sevgiyle kalın.


Yerleşim TürkiyeMeslek Di?er
SEVGİLİ MİM,

açıklamaların için teşekkürler...ben o soruyu bilinçli sormuştum..çünkü anladığım kadarıyla bahsettiği şeyleri yorumlarken en son dan bahsediyor...toplumdaki yozlaşmanın nedenlerini bulmadan veya neden kaynaklandığı irdelemeden...madem biz irdelemek için bu başlığı açıyoruz; sanırım irdelenmesi de gerekiyor..sonuçta neye varacağız bilmiyorum ama bir yerlerden başlamak önemli diye düşünüyorum....sonuçları yorumlamadan önce nedenleri bulmak lazım....diye düşünüyorum..

hayatımızda da bazı şeylerin kaynağına tam anlamıyla inmediğimiz için sorunlar yaşamıyor muyuz? sorunun kaynağına inmek gerekirken;sorunlarla uğraşıyor, ah vah ediyoruz...asıl önemli olan sorunların kaynağındakilerle yüzleşmek değil midir; çıkar bir yol bulmak için??

güzel bir akşam dileğiyle...
İstanbul'u Dinliyorum Gözlerim Kapalı...

ışık ve sevgiyle kalın.


Yerleşim TürkiyeMeslek Di?er
Sayın Mim;

"Anlattıklarından bir şey anlamadım çünkü anlatamıyorsun" Bunları bırakıyorum, anlatamıyorsun demek kolay değil mi? Yazdıklarını hiç okumadan da bunu söyleyebilir, kendi sorumluluğumu inkar edebilirim.
Sayın Siyahbeyaz;
Ben gözlediğim bir olayla ilgili olarak konuşuyorum. Sanırım bunu da konuşmaya hakkım olsun. Tümevarım, tümdengelimden söz ediyorsun. Ben gözlemde bulunuyorum. Nedenleri de ayrı bir konu.Kuşkusuz nedenler önemli. Ama sorunun ne olduğunu daha bilmiyorsan nedenler üzerinde tartışmanın anlamı kalmayabilir. Nedenler çok fazla. Antidemokratik her şey, eğitim, örgütsüzlük, bilinçsizlik, kültür, aile, ekonomi, liberalizm, medya, askeri darbeler, medya, yozluk, hukuksuzluk, duyarsızlık, vb.
Bu arada Mim derin felsefi yorumların için teşekkür ederim. Sayın Mim sanırım materyalizmden bahsediyorsun, neyse o farklı bir konu, bu yüzden geçiyorum. Ayrıca fazla zamanım yok, yapılması gereken bir yığın işim var. Yeterli zaman ayıramadığım için özür, her saniyem dolu.
Her türlü mandacılığa karşıyım. Egemenlik milletindir. Egemenlik, A.B'ye, orduya ve IMF'ye devredilemez. Demokrasi mandacılığa karşı olmaktır.

Yerleşim Türkiye / AnkaraMeslek Dany?manlyk