Tesadüfün çeşitli tanımlamaları vardır. Örneğin; düşük ihtimalli bir şeyin olması, yalnız olasılıklara bağlı olduğu düşünülen olayların görece nedeni, sebepler ve olaya dahil parametrelerin önemli bir kısmı görülemediğinde yapıştırılan etiket, olması imkansız gelen bir şeyin olması halinde, derinlikte vurgun yememek korkusu adına kabullenmeyi sağlayıcı bir kelime gibi açıklamalar bunlardan bazılarıdır.
Yaşamımızda karşılaştığımız olayların belirli sonuçlara doğru birbiri ile bağlanış ve sıralanışı acaba rastgele mi olmaktadır? Olayların amaçsız ve önceden tasarlanmadan birbiri ile bağlantısı var dersek o zaman tesadüfün tanımı kendiliğinden ortaya çıkacaktır. Bu mantıkla bakarsak tesadüfte şuurlu bir işleyiş, oluş yoktur. Sayısız olay, olanak ve pozisyonlardan birinin bile gerçekleşmesiyle ortaya bazı sonuçlar çıkıyor ve bu sonuçlardan da bir şuur, bir amacın gerçekleştiği görülüyorsa buna tesadüf denebilir mi?
Bazen hayatımıza giren öyle insanlar olur ki; onların belli bir amaca hizmet etmek, bize bir ders vermek, kim olduğumuzu ya da olmak istediğimizi bulmamıza yardım etmek için bizimle olduklarını yüreğimizin derinliklerinde hissederiz. Bu insanların kim olacağını asla önceden kestiremeyiz. Belki oda arkadaşımızdır, komşumuz, öğretmenimiz, uzun zamandır görmediğimiz bir arkadaşımız, sevgilimiz ya da belki de sadece göz göze geldiğimiz bir yabancı. Her kim olursa olsun, o kader anında hayatımızın bir biçimde etkileneceğini biliriz ya da hissederiz.
Tesadüfler, tekamül yolunda ihtiyacımıza göre önümüze çıkarılan senaryolardır. Tesadüf dediğimiz olguyu, hami varlıklarımız bizi çok yakından izledikleri için, zaman ve mekan kesişmesine göre önümüze koyarlar. Yaşamda tesadüf ya da rastgelelik yoktur ihtiyaçlar vardır. Varlık bir şeye ihtiyaç hissettiğinde, onunla ilgili bir uygulama yapacak demektir. Enerji düzeyi onun gereksinimini belirlediği için, o ihtiyacı gerektiren enerjiyi taşıyacak senaryo varlığın önüne konur. Bu bir organizasyondur. O uygulama sonucu varlığın geldiği noktaya göre tekrar olaylar zincirinin başka bir halkası devreye sokulur. Bu böylece devam eder ta ki ihtiyaç giderilinceye kadar.
Olayların nedenleri hakkında tam bir bilgiye sahip değiliz. Sebep-sonuç zincirinin halkaları bizler için kopukluklarla doludur. Bu nedenle de olayların tesadüfen ortaya çıktığını iddia etmek gibi akıl dışı bir düşünceye sahibiz. Olaylar aslında sebep-sonuç yasası gereğince doğa kanunlarına uygun ve onların belirli kıldığı neticeler halinde sonuçlanırlar. Ayrıca bu sonuçlanış, sadece kanunlara tabi oluş şeklinde değil, belirli bir maksat ve gayeye hizmet edecek şekilde şuurlu ve planlı uygun bir sıraya konulmuş bir eser ortaya çıkar.
Nedensiz hiç bir şey yoktur, fakat nedenlerini bilmediğimiz sonsuz olaylar vardır. Ve insanları tesadüf hurafesine inandıran etkende bilgisizliktir.
Olayların nedenlerini bilmeyişlerimiz, o nedenlerin mevcut olmadığı hakkında yeterli ve kesin bir delil olarak kabul edilemez. Bilgisizliğimizin sınırı herkese göre değişir. Bir çocuk, bir köylü, bir öğrenci ya da bir alime göre bu sınır gittikçe genişleyebilir. Şu durumda realitelerin genişlemesi, ruhların yükselmesi, tesadüf fikrini daraltır. Bir cahil için her şeyde tesadüf vardır. Realitelerin sonsuzluğu karşısında mutlak bir olgunluk ya da mutlak bir nedensellik söz konusu değildir çünkü realite değişince bu mutlaklıkta değişir. Ancak sonsuz bir yüceliş, değişim ve olgunluk demek olan tekamül sonsuzdur.
Hiç düşünüyormuyuz acaba; kainatta cereyan eden bütün olayların oluşundaki amaç nedir? Bugünkü realitemiz açısından bunun açıklamasını şöyle yapabiliriz. Olayların meydana gelişinde devamlı, derece derece ve asla geri dönmeyen bir ilerleme, bir tekamül vardır. Her şey iyiliğe, güzelliğe, daha yüksek kudretler kazanmak üzere ilerliyor.
Bilgisizliğimiz nedeniyle bazen olayların hakkımızda iyi olmadığı ya da bizi ızdıraba sürüklediğini düşünürüz. Fakat aslında bu olaylar tekamülümüze hizmet için tertipli olarak karşımıza çıkmaktadır. Hoşlanmadığımız, ıstırap ve acı veren olayların sonradan mutluluğumuz, selametimiz ve tekamül yolunda yol almamız için nasıl bir olanak hazırlamış olduklarını gözlemlemişizdir. Her şey iyiliğe, kadiri mutlak Yaradanın, bizim ancak sevgi kelimesiyle ifade edebileceğimiz ilahi ilişkisinin çekiciliğine kapılmış olarak en yüksek değere ve olgunlaşmaya doğru ilerlemektedir. Ve bu yücelmeyi hazırlayan en önemli konuda sebep-sonuç yasasıdır. Aklı olan bilir ki, hangi olayla karşılaşırsa karşılaşsın, o olay uzak ve yakın bir gelecekte kendisine mutlaka bir iyilik getirecektir çünkü kötülük, ıstırap ya da acı zannettiğimiz her şey bir iyiliğin müjdecisidir.
Güneşin sıcaklığı, sathında 5500, merkezinde ise 20 milyon dereceyi bulur. Dünyanın güneşe olan mesafesi, bizim ihtiyacımız olan sıcaklığı alacak kadar ayarlanmıştır. Eğer dünyanın güneşe olan uzaklığı daha fazla olsaydı, dünyaya daha az ışık gelir, soğuktan hiçbir canlı varolamazdı. Dünya güneşe 150 milyon km.den daha yakın olsaydı, daha fazla ışık gelirdi ve sıcaklıktan hiçbir canlı varolamazdı. Bu ince hesabı nasıl tesadüftür diyerek geçiştirebiliriz?
Başka bir örnek; eğer okyanusların dağılımı şimdiki gibi yaygın olmasaydı, yağmurda önemli ölçüde bir azalma görülür, neticede, şiddetli bir kuraklık hüküm sürerdi. Okyanuslardan buharlaşan su, sadece okyanuslar üzerine düşmez. Su buharı olarak havaya karışır ve üst atmosferdeki kuvvetli rüzgarlarla dünya üzerine dağılır, böylece ihtiyaç duyulan nem, değişik bölgelere kadar uzanır. Her bölge, az veya çok suya kavuşur.
Her madde ısınınca hacmi büyür, soğuyunca küçülür. Fakat su +4 C' den itibaren soğursa hacmi genişler. Suda bu özellik olmasaydı, deniz ve göllerde buz haline gelen su tabakası dibe çöker ve bu olay 0 C ve daha düşük sıcaklıkta tekrarlanarak neticede suların buz tabakaları yığını haline gelmesine sebep olur, böylece buradaki bütün canlılar ölürdü. Suyun böyle bir özelliğe sahip olması tesadüf müdür? Suyun bu özelliğinin de bir gaye içinde olduğu görülür. Bir gayeye hizmet eden sebep ise tesadüf olamaz.
En büyük iplik fabrikalarının, modern makinalarda yaptığı ipek, küçük bir ipek böceğinin yaptığı ipek randımanının çok altındadır. İpekböceği dut yaprağını yedikten sonra ondan ipek imal edebildiğini deneme yanılma yöntemiyle ya da tesadüfen mi öğrenmiştir?
Eğer ağustos böceğinin boyu, bugünkü ses cihazları kadar büyütülürse, yapılan hesaplara göre çıkaracağı sesle camlar kırılır, duvarlar yıkılırdı. Bunun gibi, eğer bir ateş böceği, bir sokak lambası kadar büyütülmüş olsa, bütün bir mahalleyi gündüz gibi aydınlatırdı.
Bu örnekler çoğaltılabilir ve tüm bu örnekleri tesadüfle açıklamak tamamen akıl dışıdır.
Tabiattaki her varlık bir sanat eseridir. Nasıl ki bir otomobilin tabiat kuvvetleri ile, tesadüfen meydana geldiğini kabul edemezsek, baştan başa bir sanat eseri olan bu kainatı da tabiat yaratmıştır ve tesadüftür diyemeyiz. Kainat tesadüf değilse bir gaye için yaratılmıştır. İnsanın yaşam amacı da her şeyi tesadüflere bağlamak değil, tekamül edip,ilerlemek, gelişmek ve İnsan-ı Kamile doğru yürümektir.
İnsanlar hayatta bazen, ummadıkları, beklemedikleri, bazen kendilerini üzen, bazen de mutlu eden sürpriz olaylar için tesadüf sözcüğünü kullanırlar. Fakat sürpriz ve tesadüf farklı şeylerdir. Örneğin; hiç beklemediğiniz bir anda, beklemediğiniz bir misafirin gelmesi sürprizdir ama tesadüf değildir.
Hayatta hiç bir şey tesadüf ve şans eseri değildir. İnsan gibi özel bir varlığın hayatının tesadüfe bırakılması düşünülemez. Özellikle tarihteki büyük değişimler, tesadüflerin değil, ciddi iradi gayretlerin eseri olmuştur.
Evrende tesadüf diye bir şey yoktur çünkü her şey Ruhsal İdare Mekanizması'nın bilgisi ve planı dahilindedir. Ama biz insanlar açısından, planlı hareketlerle spontane hareketler arasında bir fark vardır ve buna da tesadüf denir.
Evrende her şey tıpkı bir puzzle parçaları gibi yerine oturur. Dev puzzle ise Levhi Mahfuz'dur. Orada hiçbir tesadüf ve rastlantı mekanizması yoktur. Yaratıcı tesadüfe yer verir mi, olasılık hesabı yapar mı? Olasılık hesabı ışıktan yavaş giden sistemler için geçerlidir. Ruhsal İdare Mekanizması'nın ışıktan yavaş giden bu evreni kontrol sırrı olarak belirsizlik ilkesi vardır çünkü her şey sebep-sonuç yasası gereği işler.
Kainatta tesadüf diye bir şey yoktur. Her şey en ince detaylarına kadar incelenerek hazırlanmıştır. Amerika' da bir kelebeğin kanat çırpması, Japonya' da bir kasırga meydana getirebilir.
Varlık için önemli olan, yaşadığı olayların onu hangi hedefe yönlendirdiğini anlamaktır. Hedef bellidir ama biz bilemediğimiz için olayların akışına kapılır, sürüklenir gideriz.
Yapacağımız en önemli davranış, kendimize belli bir hedef belirlemek ve o hedefe doğru emin adımlarla bıkmadan, vazgeçmeden yürümektir.
"Hedefi olmayan gemiye, rüzgarlar bile yardım edemez."
Dr. Bedri RUHSELMAN (Ruh ve Kainat)