Doğanın kendi dengesi içinde yetişen ürün tabiki en içimize oturan gıdadır. Bu işi kendi bahçemizde kendi çoluk çocuğumuz için yapmamız mümkümdür ama işin ticareti konuşuluyorsa işler değişiyor.
Organik tarım mevzuatı bile birçok suni takviyeye izin vermek zorunda kalmıştır ticaretin hızına yetişebilmek için. Çünkü azot haricindeki besinleri toprağa doğal yollardan geri kazandırmak pek kolay değildir. Ya uzun süre beklenecek yada kontrollü olark azar azar suni bir şeyler kulanılacak. Hakeza bazı ilaçlar acil durumlar için mecburen müsadeli. Organik bile ticari olunca işler değişir.
Genetikle yıllardır oynanır. Yapılan iş en iyi çeşitleri birbiriyle döllleyip daha iyi çeşitlerin ortaya çıkmasını sağlamaktır. Doğal yolardan yapılır ve iyi bir çeşidin ortaya çıkarılması 10 yıllar alır. En az. Yani en güzel kızla en yağız delikanlıyı evlendirip doğan çocuklara da en harika eşleri bulup evlendirmek ve en sonunda dünyanın en kaliteli insan ırkını ortaya çıkarmak gibi.
İşte bu iş doğal yollardan yapıldığında o kadar uzun süre alıyordu ki başlayan her 50 çalışmanın sadece biri sonuca ulaşabiliyordu. Düşünün bir gen mühendisi işe giriyor. 10-15 yıl meslekte pişiyor. Bir çeşit çalışmasına başlıyor. Her yıl büyük bütçeler harcayıp, çalışıyor. Başarılı olup olmayacağı da belirsiz. 20 yıl geçiyor. Mühendisin hayatında hiç bir değişiklik olmadan aynı çalışmaya büyük bir istikrarla devam ediyor ve en sonunda ortaya dayanıklı bir çeşit çıkıyor.
DNA nın yapısını çözüp müdahele edebilir hale gelince mühendisler bir gen parçasının nesilden nesile aktarılmasını doğal yolllardan bekleyip duracaklarına direk elle yapmayı düşündüler. Önce istenmeyen gen parçalarını söküp atmayı başardılar. Mesela bir bitkiniz var çok verimli ama soğuklara çok dayanıksız. Aynı bitkinin başka bir cinsinde de verim yok ama soğuklara çok dayanıklı. İşte bu soğuklara dayanıklılığı sağlayan gen parçasını alıp verimi bol bitkinize monte ediyorsunuz. Böylece verimi çok ve de soğuğa dayanıklı bir yeni cinsiniz oluyor. Üstelik soğuğa dayanıklılık ve yüksek verim genlerinin tedadüfler yoluyla aktarılıp bir araya geleceği bir bitkiye ulaşmak için uzun yıllar da beklemediniz.
İşi laboratuarda bitirdiniz. Çalışmayı bitirmek belki üç beş haftanızı aldı. Sonucu görmek için de 6 ay beklediniz. Yıllar nere, üç beş ay nere . . . Artık bir gen mühendisi meslek hayatı boyunca yüzlerce çalışma yapabilir. Bunların mutlaka 30- 40 tanesi başarılı çalışmalar olacaktır.
İşte bu iş GDO. Yani bir gen parçasının bir yerden başka bir yere elle transferi.
Ama kolay değildir. Bu gen parçaları yerinden cımbızla çekilip yeni yerine lego oturtur gibi oturtulmuyor.
Anca elektron mikroskobu ile görebileceğiniz bir parcadan bahsediyoruz. Hangi parçacığın sizin istediğiniz parçacık olduğunu bilmek bile mümkün değil. Üzerinde yazmaz. Ben hastalığa dayanıklılık geniyim demez. Geni buldunuz nasıl sökeceksiniz bozmadan yeni yerine nasıl takacaksınız. Taktığınızdan nasıl emin olacaksınız. Her gen her takıldığı yerde çalışmaz. Herkesin böbreği herkese takılamıyor. Onun gibi.
Bazı bakteriler bu iş için uygun. Bir gen parcasını yerinden alıp istediğiniz yere monte edebiliyor. Mühendis biraz destek oluyor bakteri gerekeni yapıyor. Yani insanoğlu geni aktarmayı keşfederse diye aktarma gereci de önceden hazır edilmiş. Demek ki çok da yanlış bir değil. Yanlışlık yapılmasında değil kullanılış amacında.
Düşünüldüğü gibi her önüne gelen her önüne gelen şeye canının istediği geni aktaramaz. Televizyonda diyorlar ya denizanasından almış kara lahanaya takmışlar geni diye. Bu kadar basit değil. Ama feci popüler bir konu ben gazeteci olsaydım haber yapıp paramı almak isteyen bir muhabir olarak aklıma estiği şekilde insanların en fazla etkileneği şekilde haber yapar basardım. Korku duyduğunuz bilimsel konularda gazetelerden yani magazinsel basından başka yerlere başvurmak gerek.
Önümüzdeki on yıl içinde Türkiyede topraksız tarım artık çok yaygın hale gelecek. Tıpkı cep telefonları gibi. Cep telefonu gerekli mi, gerekli değil mi, sorusunun artık anlamı kalmadı değil mi ? Fuara gittiğimizde bazıları soruyor. Bu kadar toprağımız varken ne gerek var topraksız tarıma diye. Eskiden çırpınırdım ikna edeceğim diye. Artık vazgeçtim. Dinleyen olursa anlatıyorum.
Topraksız tarım ürünleri çoğu kez topraklı tarım ürünlerinden daha iyi bir aromaya sahip olur. Serada toprakta bakımına yetişilemeyen, gübre ihtiyacı doğru tespit edilemeyen bir domatesin bir türlü oluşturamadığı lezzetle , topraksız tarım serasında köklerinde eksiksiz besin bulan domatesin oluşturabileceği orjinal tat asla bir olamaz. Topraklı serasında zamanına karşı yarışıp ürün yetiştirmeye çalışan çiftçi, hastalık olmasın diye dua edip dururken üstüne üstlük bir de halde umduğu fiyatı bulamaz. Topraklı seranın çiftçisi lezzeti tam vermeye kalkıştığında mutlaka paradan fedakarlık yapmak daha çok emek ve zaman harcamak zorundadır. Topraksız düzeneği yapısı mantığı gereği zaten ürünün, lezzeti dahil bütün potansiyelini ortaya çıkartmak üzerine kuruludur.