Ana içeriğe geç

Sanat, Edebiyat, Kitaplar

Dürüstlük Mü ? Patavatsızlık? Saygısızlık Mı?

BaşlatanİNCİTarih20/12/2004 14:19:53Yorum58

İlk mesaj
Üye239 yazı
SON ZAMANLARDA PEK MODA OLAN BİR DAVRANIŞ BİÇİMİ VAR BU SIRALAR
DÜRÜSTLÜK YANİ DOĞRULUK ADI ALTINDA SERGİLENEN BİR DAVRANIŞ.
İNSANLAR GÜNAH ÇIKARMA EDASI İÇERİSİNDE GEÇMİŞTE YAPTIKLARINI AÇIK YÜREKLİLİKLE ANLATIYORLAR.
KENDİLERİ DÜRÜST TANITIYORLAR
VE İNSANLAR HAKKINDAKİ TÜM DÜŞÜNCELERİNİ DÜRÜSTÇE SÖYLÜYORLAR.
AKILLARINA HER GELENİ, DİLLERİNE GELDİĞİ BİÇİMDE SÖYLÜYORLAR, ÖLÇMEDEN BİÇMEDEN, KARŞIDAKİ KİŞİNİN DÜŞECEĞİ DURUMU HESAPLAMADAN KONUŞUYORLAR VE ADINA DA AÇIK SÖZLÜLÜK DİYORLAR.
KENDİ HAYATLARINDA YAPTIKLARI HATALARI AÇIK SÖZLÜLÜKLE ANLATIYORLAR.SANKİ YAPILAN HATALAR YANLIŞLAR DÜRÜSTÇE ANLATILINCA HATA OLMAKTAN GÜNAH OLMAKTAN ÇIKIYOR VE YAPTIKLARI HATALARI DÜRÜSTÇE ANLATTIKLARI İÇİN BİR DE TAKDİR EDİLMELERİ GEREKİYOR.
YAPILAN İHANET, YANLIŞ, BİR ANDA DÜRÜST BİR İNSANIN AĞZINDAN DAMLAYAN SADAKAT CÜMLELERİNE DÖNÜŞÜYOR VE KARŞIMIZDA BİR MELEK OLUŞUYOR.
YENİ BAŞLAYAN İLİŞKİLERDE, SÖZDE İLİŞKİMİZ SAĞLAM TEMELLERE DAYANSIN DENİLEREK, (İLERDE EVLİLİK OLABİLİR) GEÇMİŞTE YAŞANAN TÜM İLİŞKİLER DÜRÜSTÇE ANLATILIYOR, ÜSTELİK AYRINTILARIYLA.
ESKİDEN NE GÜZELMİŞ BAYANDA ERKEKTE SEN BENİM İÇİN İLKSİN DİYE YALANLAR SÖYLER, BU YALANLARDA BİR TERSLİK OLMAZSA MEZARA KADAR GİDERMİŞ.
ERKEK İHANETİ NASIL YAKALANIRSA YAKALANSIN BEN MASUMUM DER VE TÜRLÜ YALANLAR SÖYLERMİŞ , ÖRF VE ANENELERİNE DÜŞKÜN BAYANDA ERKEKTİR, DER KABUL EDERMİŞ VEYA KOCAM DOĞRUYU SÖYLÜYOR DER İNANIR VE MUTLU EVLİLİKLERİ, (KADININ GÖZÜNDE KİRLENMEDEN ) DEVAM EDERMİŞ.
ŞİMDİ ÖYLEMİ, DUYMA İHTİMALİ OLUNMAYAN OLAYLAR BİLE, KENDİNİ TANITMAK BAŞLIĞI ADI ALTINDA, DÜRÜSLÜK BAŞLIĞI ALTINDA KARŞIDAKİNE SUNULUYOR.
BENCE BU DÜRÜSTLÜK DEĞİL. BAZEN DAHA DA ABARTILARAK HİÇ SÖYLENMEMESİ GEREKEN ŞEYLER SÖYLENİLİYOR. NEDEN Mİ SÖYLENİLİYOR.
ÇÜNKÜ KARŞIDAKİ DÜRÜSTLÜK ABİDESİ VEYA PATAVATSIZ.
PATA =OYUNDA YENEN VE YENİLEN OLMAMASI, BERABERE KALMA.
PATAVAT = DÜZGÜN DAVRANIŞ.
PATAVATSIZ= ANLAMINI HERKES BİLİYOR.
BU PATAVATSIZLIKLAR KENDİNDEN BÜYÜKLERE YAPILAN DÜRÜSTLÜKLERE ÇEVRİLİNCE DE SAYGISIZLIK OLUYOR.
İNSANLAR KENDİNDE BÜYÜKLERE KARŞIDA DÜRÜSTLÜK SERGİLEMEYE BAŞLIYOR. BEN AÇIK SÖZLÜYÜM, AÇIK KONUŞURUM DİYE BAŞLIYORLAR SÖZE VE ARDI DA GELİYOR.
GERÇEKTE OLSA BAZI ŞEYLERİN SÖYLENİLMEMESİ GEREKTİĞİNİ DÜŞÜNÜYORUM BEN, BAZI DUYGULAR SAKLANILMALI, BAZI FİKİRLER İNSANIN İÇİNDE KALMALI.
ŞİMDİ SİZE ÇEVREMDE ŞAHİT OLDUĞUM BİRKAÇ PATAVATSIZLIK YAZIYORUM :
“BİR İNSANIN EVİNE GİTTİĞİMİZDE, AÇIK SÖZLÜ OLDUĞUMUZ İÇİN, EVİNİZ KİRLİ DEMEMELİYİZ” BUNU YERİNE KENDİ İÇİMİZDE KARAR VERMELİYİZ, BU ARKADAŞIN EVİ KİRLİ, KENDİDE PİS BİR İNSAN DEMEK Kİ, BUGÜNDEN SONRA BEN ONUN HAZIRLADIĞI ŞEYİ YEMEYECEĞİM, ONUN EVİNE GELMEYECEĞİM DİYE. BU DÜŞÜNCEMİZİ BAŞKASIYLA DA PAYLAŞMAMALIYIZ KENDİ İÇİMİZDE KALMALI. BENCE BU AÇIK KONUŞMAKTAN İYİDİR.
“BİR BAYANA EVLENME TEKLİF EDERKEN, SENDEN ÖNCE 10 KIZ ARKADAŞIM OLDU DEDİKTEN SONRA, ONUYLA DA NELER YAŞADIĞINI VE NEDEN AYRILDIĞINI ANLATMAMALI İNSAN, BUNLARI ANLATMA GEREKÇESİ OLARAK TA SEN BUNLARDAN ALMAN GEREKEN DERSİ AL DİYE ANLATIYORUM DEMEMELİ” BUNUN YERİNE SENDEN ÖNCE BİR TAKIM İLİŞKİLERİM OLDU, AMA ÇEŞİTLİ NEDENLERLE BİTTİ, SENDEN İLİŞKİMİZ AÇISINDAN BEKLENTİLERİM ŞUNLAR VE BEN SENİNLE İLERİYE YÖNELİK BİR BAŞLANGIÇ YAPIYORUM DEMELİ.
“SÖZDE İŞ DİYALOGU KURACAĞI BİR BAYANA, KENDİNİ VE KİŞİLİĞİ ANLATIRKEN BİR ERKEK OLARAK KADINLARLA İLİŞKİLERİNİ ANLATMAMALI” BU ÇALIŞMA ARKADAŞININ İKİLİ İLİŞKİLERDEKİ BU DAVRANIŞI HİÇBİR BAYANI İLGİLENDİRMEZ, BU BUNU ANLATAN ERKEĞİN ERKEKLİĞİNİ ARTTIRMAZ, SADECE İNSANI YANLIŞ DÜŞÜNCELERE SEVK EDER.
BEN BİLMİYORUM İFADE ETMEK İSTEDİKLERİMİ TAM OLARAK İFADE EDEBİLDİM Mİ, BU SON ZAMANLARDA ÇEVREMDE FAZLA GÖZLEMLEDİĞİM VE BENİ RAHATSIZ EDEN BİR DURUM.
İNSAN HAYATINDA YALANDA OLMALI DOĞRU DA. DÜRÜSTLÜK ADI ALTINDA İNSANIN AKLINA HER GELENİ SÖYLEMESİ PATAVATSIZLIK, SAYGISIZLIK BENCE VE BEN BUNU HİÇ DOĞRU BULMUYORUM.
BİR GÜN GELİR, BİR GÜN KALIR, BİR GÜN GELİR ODA BİTER
İYİ GÜNLER
İNCİ

Yerleşim Türkiye / AnkaraMeslek Kamu sektörü
YORUMLARTopluluk ne düşünüyor?
58 yorum
Üye1122 yazı
Bende dediklereiniz bazı yerlerde doğru bazı yerlerde yanlış. İkili ilişklerde her zaman dürüst olunmalı gizlememeli diyorum. Gerçekler yalalandan daha acı olsada sağlam bir temel için her zaman dürüst olunmalıdır. Saygısızca olsa dahi. Başka insanlarla yaşananlar orda kalmalıdır. Özel hayatta dair kimseyi ilgilendirmez dürüstlükle ilgisi yoktur. İnsanları eleştirmek yanlıştır. Bu nu açık sözlülüklüğün arkasına sığınarak yapmak yanlış bişey.
Eleştiri hiç bir zaman olumlu sonuç vermez, insanoğlu eleştiriye herzaman için kapalıdır ve bunun karşında her zaman silahlanır.

Yerleşim Kuzey Kybrys TC / GüzelyurtMeslek Bankacylyk-Finans
Üye239 yazı
SEVDİĞİ GÜVENDİĞİ SAYGI DUYDUĞU İNSANLAR TARAFINDAN UYGUN BİR DİLLE ELEŞTİRİLİNCE İNSAN YAPICI DAVRANABİLİR.
HATASINI KABUL EDİP DÜZELTMEYE ÇALIŞABİLİR. İNSANA VERDİĞİ ÖNEME BAĞLI BU.

ANCAK İKİLİ İLİŞKİLERDE BAZI ŞEYLERİ BİLMEMEK KİŞİYİ DAHA MUTLU EDECEKSE, NEDEN SAKLANMASIN.
İNSAN DÜRÜSTSE HATAYI HİÇ YADA ÇOK AZ YAPMALI, AMA MADEM YAPMIŞ VE BU SON YANLIŞI OLACAK SAKLASA KİME NE ZARARI OLUR.
BİLMEK İLİŞKİYİ DAHA ÇOK ZEDELEMEZMİ?
BİR GÜN GELİR, BİR GÜN KALIR, BİR GÜN GELİR ODA BİTER
İYİ GÜNLER
İNCİ

Yerleşim Türkiye / AnkaraMeslek Kamu sektörü
Üye239 yazı
DÜRÜSTLÜK ADI ALTINDA RAHATLIKLA ANLATILACAĞINA BAZI OLUMSUZLUKLAR,
BIRAK AÇIĞA ÇIKINCA İNKAR EDİLEREK ÖĞRENİLSİN
ÖYLE OLUNCA VERİLEN DEĞERİ VE ÖNEMİ DAHA ÇOK ANLARIZ BELKİDE
VE İNSAN MADEN GERÇEKTEN DÜRÜST, ONA İNKAR ETMEK YAKIŞMIYOR, ASIL YAPMAK YAKIŞMAMALI.
İTİRAF EDECEĞİNE HİÇ YAPMAMALI.
MADEM YAPTI UTANMALI VE SAKLAMALI.
BİR GÜN GELİR, BİR GÜN KALIR, BİR GÜN GELİR ODA BİTER
İYİ GÜNLER
İNCİ

Yerleşim Türkiye / AnkaraMeslek Kamu sektörü
Üye239 yazı
4,5 YIL SÜRMÜŞ BİLİNMEZLİKLE BU BERABERLİK VE DAHA DA FAZLA SÜREBİLİRDİ, BENCE TEK SEBEP ONUN BİLİNMEYEN GEÇMİŞİ OLAMAZ, OLSAYDI HİÇ BİR İNSAN BU BİLİNMEZLİKLE(AKLI BAŞINDA) 4,5 YIL YAŞAYAMAZ. MADEM TÜRKÇE BİR SÖZLE BİRBİRNE ADANAN 4,5 YIL VAR BİR İLİŞKİDE VE O YILLARDA, GERÇEKTEN TEMİZ GEÇMİŞSE 45 YILDA SÜRERDİ. BAŞKA SEBEPLERLE BİTMİŞTİR BENİM YORUMUM.
TÜY DÖKME ZAMANLARI VARDIR TÜM CANLILARIN, İKİŞLİLERİNDE TÜY DÖKME ZAMANLARI OLMALI ÖYLEYSE, AMA ZAMANINDA, GERÇEKTEN GEREKTİĞİNDE YAPILMALI BU, ZAMANSIZ ÜZÜNTÜLERİN BİR MANASI YOK BENCE.

YALAN, SAKLANILAN BİR HIRSIZLIK BİR MAL DEĞİLDİR. ANCAK MAL OLABİLİR.İNSANLARIN HAYATLARINDA HER ZAMAN BİRİLERİNDEN GİZLEDİKLERİ MALLARI OLABİLİR.LAZIM OLUNCA ÇIKSIN O MAL, LAZIM OLANA KADAR KALSIN ORADA.
BİR GÜN GELİR, BİR GÜN KALIR, BİR GÜN GELİR ODA BİTER
İYİ GÜNLER
İNCİ

Yerleşim Türkiye / AnkaraMeslek Kamu sektörü
Üye239 yazı
MIZRAK ÇUVALDA GİZLENMEZ

İNSANIN SAĞLAM BİR MİDESİ YOKSA ETRAFTA UÇUŞAN SİNEKTEN RAHATSIZ OLUR

MİDESİ YETERİNCE SAĞLAMSA DA O SİNEĞİN TABAĞIN YANINA KOYAR VE YER O YEMEĞİ,

KARNI AÇSA YİYECEĞİ ŞEYE, ÇOK İSTİYORSA ONU YEMEĞİ YER VE DAHA SONRA DOYAR DOYUNCA YENİDEN GÖRÜR TABAKTAKİ KUSURU VE ZATEN İĞRENÇTİ ONDA SİNEK VARDI BEN BUNU YEMİYECEĞİM DER.

4,5 YIL SONRA TAM OLARAK DOYUNCA VE KUSMAZ DA ÜSTELİK ÇÜNKÜ BİLEREK AÇLIKTAN YEMİŞTİR
BİR GÜN GELİR, BİR GÜN KALIR, BİR GÜN GELİR ODA BİTER
İYİ GÜNLER
İNCİ

Yerleşim Türkiye / AnkaraMeslek Kamu sektörü
Üye239 yazı
İNSAN DOYAR, İNSAN TADINA BAKTIĞI BİRÇOK ŞEYE DOYAR
KENDİNE AYNI TADI VEREN DEĞİŞİK LEZZETLERE İHTİYAÇ DUYAR SADECE
VİYETNAMA DOYUNCA, AFGANİSTANA, ONADA DOYUNCA IRAK AÇ OLDUĞUNU FARKETTİ
4,5 YILDA DOYULUNCA BAŞKA AÇLIKLAR FARKEDİLEBİLİR.
AMERİKANIN DAHA SONRA NEYE ACIKACAĞINI BİLMİYORUZ MESALA

BİR GÜN GELİR, BİR GÜN KALIR, BİR GÜN GELİR ODA BİTER
İYİ GÜNLER
İNCİ

Yerleşim Türkiye / AnkaraMeslek Kamu sektörü
Üye551 yazı
Teşbihte hata olmaz derler....:))))) hatayı başka yerlerde buluyorum... ve sanırım hiç düzelemeyecek... ama bir dakika siz mutluydunuz(!) öyle değil mi?!!??!!
İstanbul'u Dinliyorum Gözlerim Kapalı...

ışık ve sevgiyle kalın.


Yerleşim TürkiyeMeslek Di?er
Üye551 yazı
:))))) tüm güzeller sizin olsun ne diyeyim:))))
İstanbul'u Dinliyorum Gözlerim Kapalı...

ışık ve sevgiyle kalın.


Yerleşim TürkiyeMeslek Di?er
Üye239 yazı
HİÇ SÖZÜM YOK SON YAZILANLARA
HER ŞEYİ ÇOK GÜZEL BULDUM
BİR GÜN GELİR, BİR GÜN KALIR, BİR GÜN GELİR ODA BİTER
İYİ GÜNLER
İNCİ

Yerleşim Türkiye / AnkaraMeslek Kamu sektörü
Üye488 yazı
Dürüstlük önemli bir konu. Dürüstlük nedir? Nereye kadar dürüst olmalıyız, kişinin her yaptığı şeyi açıklaması dürüstlük mü? Yoksa bazı iğrençliklerin gizlenmesi daha iyi mi?
Bu soruların cevabı göründüğü kadar kolay değil.
Şeytanın birisiyle evlendiğinizi düşünün. Bu şeytan kişi size karşı dürüst, onda istediğiniz herşeyi bulabiliyorsunuz, belki de her bakımdan o kişinin aradığınız kişi olduğunu düşünmeye başladınız. Fakat evlendiğiniz bu şeytan kişi sizden habersiz her türlü adiliği yapıyor, ama sizin haberiniz yok. Mutluluğunuzun bozulmaması uğruna bunlar söylenmiyor; ve siz dünyanın en mutlu çifti olarak gösteriliyorsunuz. Tüm bunlar dürüstçe mi?
Savaşta çok başarılı olmuş, madalyalarla ödüllendirilmiş, toplumun örnek olarak gösterdiği bir Nazi subayı dürüst bir insan mıydı? Peki nedir dürüstlük?
Kadınlar daha çok erkeklerin cüzdanına bakar; bundan ötesi genelde ikinci plandadır.Yani cüzdan boş ise "güle güle" denir. Sadece kadınlar değil tabii haksızlık yapmak istemem toplum böyle bakarda denilebilir. Hele kapitalist, feodal toplumlarda bu özellik vazgeçilmez düzeydedir.Feodal toplumlarda kadınlar alınıp satılır zaten. Liberal toplumlarda bu açıktan açığa yapılmaz ama parası olmayan da adam sayılmayacağından aynı yere tekrar gelinir. Parayı nasıl kazandığınız da pek önemli değildir. Cüzdanınızı doldururken, okulda okurken, sınıftan geçerken kopya çekmiş, ihaleler için kulis yapmış, iş ayarlamak için binbir torpile başvurmuş, adam kayırma, eş-dost ilişkilerinden yararlanma gibi bir çok şeyden faydalanarak kesenizi doldurmuş olabilirsiniz. Şimdilerde bunun adı uyanıklık olarak düşünülüyor. Uyanık olanlar, cebi dolu olanlar gözde. O halde bu soru neden soruluyor? En iyisi gerçekten dürüst olalım. Ama nasıl?
Her türlü mandacılığa karşıyım. Egemenlik milletindir. Egemenlik, A.B'ye, orduya ve IMF'ye devredilemez. Demokrasi mandacılığa karşı olmaktır.

Yerleşim Türkiye / AnkaraMeslek Dany?manlyk
Üye1122 yazı
Hayatım boyunca hiç bir şekilde torpile başvurmadan, kimseye para yedirmeden bu noktaya geldim ve sonrasında bir iş bulamasam da, cebim delik olsa da bunu düşündüğümde bana veren hazzı, iyi bir iş ve milyarlar hiç bir zaman veremezdi. Bunun yanın da hayatım da söylemiş olduğum iki yalan var ki bana kalsa herkese itiraf ederdim çoktan. Kendimi ezik, miniminacık, beş para etmez hissinden alamıyor. Mutlu olmak için daima cesur olabilmeli ve dürüst olmalı tek bildiğim bu.
Mezuniyet törenimize katılan bir bakanımız şunlar söylemişti;

'Gençler size üç kelime hediye ediyorum. bunlardan birincisi dürüstlüktür. Her zaman dürüst olun gerçek ne olursa, neyle karşılaşırsanız karşılaşın, sonucu ne olursa olsun. İkinci kelimem ise SEVGİ. İnsanları, doğayı, yaşamı, kendinizi, herşeyi sevin asla nefret etmeyin. Üçüncü ve en önemli kelimem ise CESARET' tir. Çünkü cesur olamazsanız diğer ikisinide yapamazsanız. Cesur olamadığınız da ne insanlara dürüst olabilir gerçeğin peşinden koşabilirsiniz, ne de sevenilirsiz çevrenizdekileri. Bu üç kelimeyi hayatınız boyunca beyninizin bir köşesin de saklayın.' demişti.

Bakanımızın sözü bittiğinde gözlerim dolmuştu ve beynim de şimşekler çakmıştı. Ben cesur değilim demiştim. Fakat hayatımda aldığım en değerli armağandı ve hayat görüşlerimi çok değiştirdi. Ben de ne olursa olsun cesaret ve dürüstlük diyorum. Sonu ne olursa olsun itirafın verdiği hazza hiç birşey değişilmez.

Yerleşim Kuzey Kybrys TC / GüzelyurtMeslek Bankacylyk-Finans
Üye488 yazı
Katılmayabilirsiniz ama bugünkü gerçek budur. Sokak çocukları konuşuluyor, haktan-hukuktan söz ediliyor peki buna karşı yapılan ne? Neden bu çocuklar sokakta, neden kimse fazla bir şey yapmıyor. Katılsan da katılmasan bu mevcut gerçek. Bana ne, katılmıyorum desen de böyle.
Doğru bulmayabilirsin, işine gelmeyebilir, farklı bir yol izlemek isteyebilirsin ama sistem bu. Sokak çocuklarının sokağa düşmesinin, aç kalmasının, dilenmesinin ve tinerci olmasının gerçeği gibi. Kapitalizmin sonuçları bunlar.
"Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar" diyoruz. Neden? Dürüstlük doğruların söylenmemesi mi? Ne yazık ki hala böyle bakılıyor olaya.
Her türlü mandacılığa karşıyım. Egemenlik milletindir. Egemenlik, A.B'ye, orduya ve IMF'ye devredilemez. Demokrasi mandacılığa karşı olmaktır.

Yerleşim Türkiye / AnkaraMeslek Dany?manlyk
Üye488 yazı
Herşey Söylenmeli Mi?

Tabii bazen yerine göre arkadaşlarınızın, toplumun iyiliği için yalan da söylenebilir. Çok sevdiğiniz bir dostunuzu fazla kırmamak, onu üzmemek için onunla ilgili bazı şeyleri söylemek istemebilirsiniz. Çünkü çözümü olmayan bir şeyi söylediğinizde onu daha fazla üzmüş, onun canını daha fazla sıkmış olursunuz.
Bazen de moral vermek, duyguları harekete geçirmek için söylenir bu tür sözler. Örneğin Mustafa Kemal "Bir Türk dünyaya bedeldir" demişti. Belki bir Türk tüm dünyaya bedel olmayabilir ama moral vermek, topluma güç kazandırmak amacıyla bu sözün söylenmiş olduğunu düşünüyorum.
Veya bir doktor bir hafta sonra öleceğini bildiği son derece hassas bir genç hastasını daha fazla üzmemek için sorunu ona daha farklı bir şekilde anlatabilir. Onun moralini hesaba katarak onu yıkmak istemeyebilir..
Birde bir gerçeği söylemenin adabı ve yöntemi vardır: Sert ve kırıcı, aşağılayıcı bir tarz yerine gönül okşayıcı biçimde söylemek çok daha yerinde olabilir.
Her türlü mandacılığa karşıyım. Egemenlik milletindir. Egemenlik, A.B'ye, orduya ve IMF'ye devredilemez. Demokrasi mandacılığa karşı olmaktır.

Yerleşim Türkiye / AnkaraMeslek Dany?manlyk
Üye1122 yazı
Sevgili Levent çok doğru söylüyorsun gerçekleri söylemek için uslup çok önemlidir. Her zaman için yapıcı olmaya çalışmak gerekir. Yalan konusunda ben başka şeylerden bahsediyorum. Karşımızdakini çok büyük ölçüde ilgilendiren yalanlardan. Kandırmadan, ihanetten, düzenmazlıktan bahsediyorum. Kendi bencilliğimiz için söylediğimiz yalanlardan. Kendi mevkiimiz için sakladığımız şeyerden. Tabiki gerekli olduğunda birçok şey saklanabilir.

Yerleşim Kuzey Kybrys TC / GüzelyurtMeslek Bankacylyk-Finans
Üye239 yazı
PAYLAŞMAK İSTEDİM DUGULARIMI DÜRÜSTÇE;

BEN BU SİTEYE İLK BİR ARKADAŞIMIN TAVSİYESİ ÜZERİNE GİRMİŞTİM.

YAZILARI ARD ARDA OKUDUM VE BEYENDİM KENDİNİ BEYENMİŞ BEN, HERŞEYİN EN İYİSİNİ EN DOĞRUSUNU BİLEN BEN, GENELDE İNSANLARIN FİKİRLERİNİ SAYGILI BİR ŞEKİLDE DİNLEYEN VE NEREDEYSE HİÇ BİR ZAMAN UYGULAMAYAN BEN BURAYI, APAYRI FİKİRLERİN AYNI YOLDA, KURALLARA UYGUN, ARA SIRA HATALI SOLLAMALARI OLAN, BU YAZILARI OKUMAYI SEVDİM.

SONRA BİRGÜN YORUM GÖNDERMEK İSTEDİM, ÜYELİK İSTENDİ UĞRAŞAMAM DİYE DÜŞÜNDÜM VAZGEÇTİM.
SONRA CANIM YAZMAK İSTEDİ BU SİTEYE VE O GÜN ÜYE OLDUM VE YAZDIM.

ÇEKİNGEN YAPIM GEREĞİ, ÇEVREMDEKİLERLE PAYLAŞAMADIĞIM BU DÜŞÜNCELERİMİ, DUYGULARIMI BURADA PAYLAŞMAK BANA KOLAY GELDİ VE DAHA ÇOK SEVDİM BURAYI.

VE BU SABAH SON YAZILANLARI OKUDUM, NE ÇOK ÖĞRENECEK ŞEYİM VAR ASLINDA DEDİM KENDİ KENDİME.
İLK BU YAZIYI YAZARKEN BU KONU BU KADAR, BUNUN ÜSTÜNE LAF YOK AMA YİNEDE BİR DENEYEYİM DEMİŞTİM.

OYSA BUGÜN SÖZÜMÜN ÜSTÜNE NE KADAR ÇOK SÖZ SÖYLENEBİLECEĞİNİ VE BİRÇOĞUNA DA KATILACAĞIMI VE BİR KISMIDA ELEŞTİRECEĞİMİ GÖRDÜM.

BEN ÖĞRENMEYE DEVAM EDİYORUM ARKADAŞLAR. SİZLERLE PAYLAŞMAYA DEVAM ETTİKÇE, BANA BU SABAH BU SATIRLARI OKUDUĞUMDA, YAŞADIĞIM (ÖĞRENME)DUYGULARI BANA YAŞATMAYA DEVAM ETTİĞİNİZ SÜRECE BURADA YAŞAMAYA DA DEVAM EDECEĞİM.
BİR GÜN GELİR, BİR GÜN KALIR, BİR GÜN GELİR ODA BİTER
İYİ GÜNLER
İNCİ

Yerleşim Türkiye / AnkaraMeslek Kamu sektörü
Üye370 yazı
Biliyorsunuz ben sizler gibi böyle uzun ve mükemmel yazılar yazamıyorum.
Yazılarınızı zaman zaman farklı noktalara kaysa da kafamı toplayabildiğim kadarıyla da okuyorum.
Bende konu başlığına uygun olara aklıma gelen bir şiiri sizlerle paylaşacağım.
Adını hatırlayamadığım bu Osmanlı dönemi yazarımızdan da özür diliyorum.

İsterdim ki birer işaret bulunsun alınlarında insanların,
Beyazsa paklığını,
Siyahsa kalplerinin fesatlığını söyleyi versin,

Böylece bilinsin lafla olmadığı namusun arın,
Vurulsun yüzlerine namussuzların....

Sağlıcakla kalın.


Yerleşim Türkiye / AnkaraMeslek Dany?manlyk
Üye1122 yazı
Sürekli ardan namusdan bahseden insanların acaba için de sakladıkları bişeyler mi var diye hep düşünmüşümdür. Bulunduğum ortamda böyle birkeç kişi var ve sürekli bana laf sokarcasına kıyafetlerimi eleştiriyorlar. Ne zaman görsem ar namusdan bahsediyorlar ve herkesi kınıyorlar. Aklımda bunlara karşı iki seçenek var. Acaba diyorum bunların içinde yapamadıkları şeyler mi kaldı? Başka bir seçenek de yaptılarda sürekli bahsedip kendilerini böyle mi tatmin ediyorlar?

Yerleşim Kuzey Kybrys TC / GüzelyurtMeslek Bankacylyk-Finans
Üye488 yazı
Sayın Mim, biraz konu dışına çıktığımızı hissettim. 9 yaşındaki bir çocuk ve onun isteklerinden söz ediyorsun. Bilmiyorum tam olarak neler yaşadığını, ama belki büyük bir travma da geçirmiş olabilirsin.
Çocuklar şimdilerde pornografiye, şiddete çok daha çabuk ulaşabiliyor. Bilgisayar oyunlarının bir kısmı şiddeti, cinselliği yüceltiyor ve çarpıtıyor.Özgürlüklerden yana olmuşumdur ama bu şekilde çocuklar üzerinde travma yaratacak, onların ruh sağlığını bozacak şeylere de karşıyım.
Anlattıkların daha çok bir fanteziyi andırıyor. Ama öğretmenin yaptıklarını onaylamıyorum, dürüstçe bir davranış değil. Doğruyu bir tarafa bırakalım sağlıklı bir davranış bile değil. Öğretmen Lütfiye HAnımın ciddi problemleri olduğunu düşünüyorum, bence tedaviye bile ihtiyacı var.
Konu bambaşka bir yere taşındı. Belki Sayın Mim dürüst olmak adına bilinç altına attığı duyguları bizimle tartışmak istiyor. Sayın Mim İslamda bu tür şeylerin yeri ne? Yani bir kız çocuğunun veya erkek çocuğun 9 yaşında evlenmesi normal mi? Doğrusu ben böyle şeyleri pek normal olarak göremiyorum.
Her türlü mandacılığa karşıyım. Egemenlik milletindir. Egemenlik, A.B'ye, orduya ve IMF'ye devredilemez. Demokrasi mandacılığa karşı olmaktır.

Yerleşim Türkiye / AnkaraMeslek Dany?manlyk
Üye488 yazı
Sevgili Yasemince81;

Dürüstlüğü tartışırken namus meselesini tartışmakta faydalı olabilir. Toplum olarak sürekli "namusun" önemini vurgularız.
Peki toplum olarak namuslu olmayı önemsiyor muyuz gerçekten? Yoksa bu tür sözler öylesine ve daha çok baskı aracı olarak mı kullanılıyor.
Kopya çekmek meselesinden söz edelim. Okul yıllarımdan hatırlarım: kopya çekmek istemezdim, arkadaşlarımın ısrarına direnirdim. Fakat kopya çekmediğim ve çekmeyi onaylamadığım için sınıfta istenmeyen birisi ilan edilmiştim. Düşünce şuydu: herkes çekiyorsa sende çek. Yani herkes çalıyorsa sende çal.Dürsütlük bu mu?
Büyük yolsuzluklar yapan insanların aldıkları cezaların ne kadar komik olduğunu akla getirin. Adamlar açık olarak şunu şöylüyor: " yapabilirsen yani çalabilirsen sende çal" Toplumda oturmuş bunları seyrediyor.
Biz vergisini doğru dürüst ödemeyen bir toplumuz. Aynı zamanda on milyona yakın işçi kaçak olarak kayıt dışı çalışırken kimsenin takdığı yok. Sanki tüm bu olanlar başka bir ülke de oluyor. Ama biraç kişi hakkını aramak için yürüse polis vatan elden gidiyor diye insanları acımasızca dövebiliyor. Ağız burun kırabiliyor sanki düşman bir devletin insanları bunlar. Yine bir üniversitede düşüncenizi açıklasınız bir grup genç provakör ellerinde baltalarla size saldırabilir, bunun adı da hoşgörü olur. Hukuku küçümseyen bir toplumuz aynı zamanda. Kopyayı onaylayan bir gelenekten geliyoruz. Yolsuzlukta derece girmemiz boşuna değil.
Peki diğer her şeyde duyarsız olduğumuz halde namus konusu ortaya atılınca neden birden dürüstlükten söz ediyoruz? Demek ki içimizde bir yerlerde bizi rahatsız eden bir şeyler var sanırım. Ama bizde namus konusu dürüstlük ve eşine sadaketten öte bir anlamda taşır. O da kadına karşı yapılan bir baskıdır. Erkek her istediğini yapar, eşini istediği gibi döver, defalarca aldatır, her türlü rezilliği yapar. Ama karısı başını açsa veya biraz özgür kalsa istemez, erkeklik gururuna yediremez bunu. Çünkü bizde erkekliğin tanımına aykırıdır bu. Buna izin veren erkeklerle alay edilir filan. Bu birazda aydına karşı gösterilen tepki gibidir.
Bir kadın biraz açık giyince basarız yaygarayı. Ama magandanın biri düğünde, maçtan sonra kurşun atıp masum bir kaç kişiyi öldürse olur böyle şeyler deriz. Kısaca bir çifte standart, iki yüzlülük ve yalancılık var tabii. "Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar" demişiz neden? Neden doğrudan bu kadar korkuyoruz, neden doğruların, aklın, duyguların açıklanmasını istemiyoruz? Neden aydınları, kadınları çocukları, sıradan vatandaşları fırsat buldukça dövüp bunun adına namus, vatan için diye isim takıyoruz?

Her türlü mandacılığa karşıyım. Egemenlik milletindir. Egemenlik, A.B'ye, orduya ve IMF'ye devredilemez. Demokrasi mandacılığa karşı olmaktır.

Yerleşim Türkiye / AnkaraMeslek Dany?manlyk
Üye551 yazı
Sevgili Levent ve arkadaşlar,

Dürüstlük konusunda ve diğer yazısında ben Levent e katılıyorum.. Konunun ucunun kaçtığı da aşikâr.. evet Mim'in paylaşmış olduğu olaydan bahsediyorum.. O yazıda benim en çok dikkatimi çeken cümleler şunlar olmuştu...

"Dürüstlüktür konumuz. Lütfiye Hanimin, benim ögretmenimin bana yaptiklari, beni erkek yaptigi o hatiram onunla, belki dürüstlüksüz olarak algilanabilir. Ama ben o ögretmenime, bana erkekligimin oldugunu, erkek oglu erkek oldugumu, o yaslarda tanittigi ve ögrettigi icin minnettarim. Yine ben ona minnettarim, bana kadinlarin ne istediklerinin ve nasil istediklerinin az bir kismini, az da olsa ögrettigi icin."

Bu daha çok sanki bir itiraf yazısı gibi görünüyor... Yaşanmış böyle bir olayı paylaşmak dürüstlükten öte, anlatma ihtiyacı duyma mı; yoksa dediğiniz gibi sevgili Levent: "Belki Sayın Mim dürüst olmak adına bilinç altına attığı duyguları bizimle tartışmak istiyor."... Sonuçta bana göre dürüstlük, yaşadığımız olaylar, durumlar vs. karşısında takındığımız bir davranış, bir tutum yani kişiliğimize dokunan bir kavramdır. Sayın Mim'in anlattığı olayda ne gibi bir dürüstlük var ben şahsen anlayamadım..Dürüstlük hakkındaki yorumumdan yola çıkarsak; karşımızdaki herhangi bir insana, ona karşı takınacağımız tavırla yani bir nevi etkiye verebileceğimiz "dürüstlük" tepkisiyle takındığımız tavırlar, burada belirleyici olmaktadır. Yani bu adı geçen Lütfiye Hanım'ın ne gibi bir davranışta(!) bulunmuştur ki, Mim Bey bize "dürüstlük" ten bahsetmiştir..ki dediğim gibi bu dürüstlük değil bence...

Gelelim alıntıladığım yazının en canalıcı(!) cümlelerine:

"Ama ben o ögretmenime, bana erkekligimin oldugunu, erkek oglu erkek oldugumu, o yaslarda tanittigi ve ögrettigi icin minnettarim."

Açıkçası erkekliğin böyle kazanıldığını bilmiyordum. Bu tamamen bana göre yanlış yetiştirilen erkek çocuklarının barındırdığı düşünceler. Böyle düşünmelerini de yadırgayamıyorum; çünkü küçük yaşlarda pohpohlana pohpohlana bu hale geliyorlar... Yani şimdi erkeklik böyle kazanılıyorsa; kadınlık da bu yolla mı kazanılacak??? Biliyorum absürd bir soru oldu ancak insan düşünmeden de edemiyor ve bu yaklaşımın ne kadar saçma olduğunu birkez daha görüyor...zaten bu noktadan da ar namus kavramlarına girmek hiç de zor değil...

Leventin 2. yazısını da haklı buluyorum..
İstanbul'u Dinliyorum Gözlerim Kapalı...

ışık ve sevgiyle kalın.


Yerleşim TürkiyeMeslek Di?er
Üye488 yazı
Sayın Mim

Tartışmaktan kaçınan birisi değilim, yeter ki konuya açıklık getirebilelim.
Fakat bu konuyu farklı bir başlık altında tartışabirdik. Örneğin Bilinçaltıma Attıklarım.
Neyse ben böyle bir başlık atarak bu konuya biraz açıklık getirmek istiyorum.
Her türlü mandacılığa karşıyım. Egemenlik milletindir. Egemenlik, A.B'ye, orduya ve IMF'ye devredilemez. Demokrasi mandacılığa karşı olmaktır.

Yerleşim Türkiye / AnkaraMeslek Dany?manlyk
Üye1122 yazı
Bence namus cinsellikle ilgili değildir. Yetimin hakkını yemek, yolsuzluk yapmak, vatana ihanet etmek, insanlara zarar vermektir vs. Birilerini aldatmak ilişkiye girmek falan boş işler. İnsan bişeyleri kaldırabiliyorsa yapsın. Sadece birlikte olduğuna dürüst olsun yeter. Levent yazdıklarına tamamen katılıyorum. Mim senin yazdıklarını da anlamış değilim, çok sakıncalı bir durum bir sapıklık. Şahsen benim evladıma bir kadın böyle bişey yapsa ona ne yaparım bilemiyorum. Emanet ettiğiniz yavrunuza bir öğretmenin bunu yapması içler acısı bir şey tam bir sapıklık.

Yerleşim Kuzey Kybrys TC / GüzelyurtMeslek Bankacylyk-Finans
Üye488 yazı
Kopya çekmekten filan söz ettik. Ama öğrencilerde şikayetçi.Ezbere dayanan bir eğitim sistemimiz var. Sitem öyle bir sistem ki sanki öğrencileri kopya çekmeyi biz itiyoruz. Bu yüzden tek başına dürütlük kavramına odaklanmak hatalı olabilir. Koşullarında hesaba katılması gerekiyor.
Tinerci çocuklar suç işliyor, hırsızlık yapıyor belki ama bu çocuklar neden bunu yapıyor, onlar durup dururken mi suç işliyor, onları suç işlemeye iten koşulların hiç mi suçu yok?
Yıllar önce okuduğum bir kitaptan aklımda kalmıştı: Çok zor koşullar altında yaşayan ve bu zor koşullar yüzünden istemediği her türlü iğrenç işi yapmak zorunda olan bir kadının hayatından söz ediyordu. Zor koşullar, ekmek davası kadını alçamaya iter; fahişelik yapar, bedenini istemediği halde, koşulların dayatması yüzünden satar. HAyatından hiç memnun değildir. O da herkes gibi evlenip güzel bir hayat kurma düşüncesindedir. Dürüst biriyle tanışır ve onu beğenir. Fakat kendisiyle ilgili bir çok şeyi gizler, geçmişi ile ilgili gerçekleri tam olarak anlatmaz; üstelik güzel bir stratejiyle onu baştan çıkarır ve evlemeyi başarır. Kocasıyla birlikte A.B.D'ye giderler ve orada güzel ve mutlu bir hayatları olur. Kadın sizce dürüstçe davranmış mıdır? Peki dürüstçe davranmalı mıdır?
Yasalara uymak az-çok dürüstlükle ilişkilidir. Kopya çekme, vergi ödeme konusunu bu yüzden verdim zaten. Peki yasaların özünde kötülük varsa o zaman ne yapacaksınız? Diyelim ki yasa masum insanları öldürmenizi emrediyorsa bunu yapar mıydınız? Belki de amaca bağlıdır diyeceksiniz.
Hiroşima'ya atom bombası atanlar da bunu düşündüler sanırım. Savaşı sona erdirmek için yüzbinlerce masum insan öldürmeyi mantıklı gördüler. Ama bu bir çok bakımdan iç açıcı sonuç vermiyor. Ne dersiniz?
Her türlü mandacılığa karşıyım. Egemenlik milletindir. Egemenlik, A.B'ye, orduya ve IMF'ye devredilemez. Demokrasi mandacılığa karşı olmaktır.

Yerleşim Türkiye / AnkaraMeslek Dany?manlyk
Üye488 yazı
Tartışmaktan kaçan biri değilim. Burada bir iddia var. İddia şu: ergenlik çağına yeni girmiş kişilerinde cinsel bir hayatı ve cinsel ihtiyacı vardır; bunu dikkate almalısınız.
Sayın Mim sanırım bunu demek istiyorsun. Ama lafı o kadar dallanıp, budaklandırdın ki olay cinsel bir fantezi gibi anlaşıldı.
Neyse bu iddia üzerinde konuşalım o halde. Ortaçağda çocukluğun var olduğu pek kabul edilmezdi, ergenlik ile birlikte çocuklar yetişkinliğe geçerdi. Çocukluğun kendisine o has masumiyeti kabul edilmezdi. Çocukluk psikoloji, çocukluk kavramı, çocuk eğitimi vb konularda ki gelişmiler yakın yüzyılda oldu. Locke çocukların masum olduğunu iddia ediyordu. Bundan yüzlerce yıl sonra Piaget çocuğun zihinsel gelişminin evrelerini izlemişti. buna göre soyut düşünce birden ortaya çıkmıyor, 12 yaşlarında gelişmeye başlıyor. Çocuk değerlendirmeyi, soyutlamayı 12 yaşlarından sonra anlamaya başlıyor. Devam edeceğim
.
Her türlü mandacılığa karşıyım. Egemenlik milletindir. Egemenlik, A.B'ye, orduya ve IMF'ye devredilemez. Demokrasi mandacılığa karşı olmaktır.

Yerleşim Türkiye / AnkaraMeslek Dany?manlyk
Üye488 yazı
"Çocukluğun Tarihçesi
Eski çağlarda, çocuğun yazgısı anasının yazgısına bağlıydı. Her ikisi de, kölelerden biraz daha iyi durumdaydılar. Ama bu, döve döve sakat bırakılmalarını, kurban edilmelerini önleyemiyordu. Köleci Antik Yunan Ve Roma uygarlıklarında babanın aile üzerindeki otoritesi sonsuzdu. Romalı baba, çocuğunu dilediği gibi cezalandırabilir, alıp satabilir, sakat bırakabilir ve öldürebilirdi. Gerçek şu ki, eski toplumlar, çocuklarını sömürerek, ezerek, acımadan çalıştırarak, kırbaçla**** yetiştirmişler, işe yaramaz olunca evden atmışlar ya da öldürmüşlerdir (Yörükoğlu, 1984).

Günümüzde, insanlar, bu tür vahşetleri kendi çocuklarına yapmasalar da, “başkalarının” çocuklarına yapabilmektedirler. İllegal organizasyonlar eliyle, sokakta dilencilik, kapkaç yapmak üzere eğitilen ve yönlendirilen çocuklar, organları alnıp satılan çocuklar, fuhuş pazarında pazarlanan çocuklar, elinde oyuncağı ile savaş alanlarında ölen çocuklar hep başkalarının çocuklarıdır. Kendi çocuğunun başına gelmediği sürece, “uygar insan!” bunlar üzerinde düşünmeye gerek duymaz. Çocukluk, kendi çocuğuna eziyetten başkalarının çocuğuna eziyet etmeye geçişin tarihçesi gibidir.

Aristo, insan yaşamında çocukluğu bir felaket olarak sunuyordu. İnsan yaşamını tehlikeye sokabilecek her türlü zorluklar, hastalıklar, kazalar arasında çocukluk dönemi de bulunuyordu. Çocuk, hareketlerinde aklını kullanamadığı için erdeme ulaşamazdı. Çocukluk kendi haline bırakılacak olursa, mutsuzluk ve huzursuzluktan ibaretti. Augustin, yüzyıllarca etkisini sürdürecek anlayışında, çocukluğu günahkarlıkla niteliyordu. Augustin’e göre, bebeğin, annesinin memesine saldırması bile, kıskanç olması, kimseyle bir şeyini paylaşmak istememesi gibi günahkarlığının belirtisiydi. Augustin, çocuğun iyiliğe yatkınlığını da onun zayıflığına bağlamaktadır (Bumin, 1983).

Ortaçağda (yaklaşık olarak M.S. 500-1500 yılları arası) çocuk minyatür bir yetişkin olarak görülüyordu. O dönemde, doğum ve bebek ölüm oranları çok yüksek olduğu için, altı yaşından küçükler, ailenin bir üyesi gibi dahi görülmüyordu (Gander Ve Gardiner, 1998). Philippe Aries’e göre, Ortaçağ’da bir bebek kundaktan çıkar çıkmaz yetişkin yaşamının bir parçası olur, aynı oyunları oynar, toplumsal yaşamı ve giyim biçimini paylaşırdı.Çocuklar ne ayrı tutuluyor ne de özel bir kategori olarak tanımlanıyordu (Aktaran; Spring, 1991). Bütün ortaçağ boyunca, ressamlar, “inanılmaz bir şekilde”, çocukları anasının kucağında bir büyük adam minyatürü olarak çizmişlerdir (Illich, 1985).

Fransa’da 1639’da yayınlanan bir bildiri ile, babalar, kendilerine kötü davranan çocuklarını yargılamadan hapsettirme yetkisini elde ediyorlardı. Cezanın süresini ve cinsini tespit eden babaydı. Dolayısıyla ana-babalar ile çocuklar arasında herhangi bir duygusal yakınlık söz konusu değildi. 18. yüzyıl ortalarında, Voltaire, Diderot ve Helvetius gibi aydınlanma düşünürleri, çocukluğu, şeytanın üzerinden elini çekmediği, kötülüğe ve günaha sürekli bir eğilim değil, bir saflık dönemi olarak sunmaya ve tanıtmaya çalışıyorlardı (Bumin, 1983).

Ortaçağ çocukluk anlayışı, Hırıstiyanlığın “insanın günahkâr olarak doğduğu” savı üzerinde biçimlenmişti. Çek Pedagog J. A. Comenius (1592-1671) tarafından, eğitim; ruhbilim verilerine dayalı olarak ilk defa tasarlanarak (Hesapçıoğlu, 1992), ortaçağ eğitimine ve dolayısıyla çocukluk anlayışına vurulan ilk darbelerden birisi oldu. Bu zihniyet değişimi, J. Locke’un (1632-1704) tabula rasa ilkesiyle sarsılmaya, J.J. Rousseau'nun (1712-1778) Emil’i ile ortadan kalkmaya başladı. Locke, insan doğduğu anda boş bir levha gibidir diyerek insanın doğuştan günahkar olduğu inancını sarsmıştı. Emil ile birlikte, çocuğun yetişkinden farklı, kendine has bağımsız bir varlık olduğu gerçeği yavaş yavaş batı eğitim kurumlarının yapı ve anlayışını, ailenin ve devletin çocuğa bakışını değiştirmeye başladı.

J.J. Rousseau Emil’de okuyucuya şöyle seslenir: Babalığın gereklerini yerini getirmeyecek bir insanının baba olmaya hakkı yoktur. Çocuklarını beslemek sorumluluğunu bir babanın üzerinden atması için ne yoksulluk, ne iş güç, ne de etraftan utanma gibi mazeretler geçerli sayılabilir. Bu sözler, ancak ortaçağ çocukluk anlayışının ne olduğu bilindiğinde anlamlı hale gelmektedir. Zamanına göre, bu sözler devrim niteliğinde, statükoya (dolayısıyla kiliseye) bir başkaldırı olarak düşünülmelidir.

Çocukla belli bir yakınlığı gerektiren aile ilişkileri ilk olarak burjuva ailelerinde doğmaya başladı. 17. yüzyılda yazılmış bir çok anı kitabında, burjuva ailelerinin çocuklarına gösterdiği yakınlıktan, şaşkınlıkla bahsedildiği görülmektedir. Çocuklarıyla ilgilenen, onları seven ve değer veren bu burjuva aileleri, (geleneksel) çocuk eğitimini alt üst etmekle suçlanıyordu (Bumin, 1983).

Sanayi devrimi ile birlikte, ABD ve İngiltere gibi gelişmekte olan sanayi ülkelerinde, alt sınıfların çocukları fabrikalar için gerekli emeğin önemli bir unsurunu oluşturdular. Küçük yaşta çalışmaya başlamalarıyla birlikte, alt sınıf çocuklarının “çocuklukları” yoktu denilebilir (Spring, 1991). Gittikçe artan teknolojik ve bilimsel ilerlemelerle birlikte, çocukların fabrikalardan okullara yönlendirilmeleri bir zorunluluk gibi algılanmaya başlandı. Çünkü, daha fazla eğitimli insana ihtiyaç vardı. Bu da, çocukların tekrar çocukluklarına kavuşmaları anlamına geliyordu. Deyim yerindeyse, 19. yüzyıl sonu ile 20. yüzyıl başı çocuğun dünyasını keşfetme zamanları oldu. Bir çok insan, akademik yaşamını ve enerjisini çocukluğun keşfedilmesine ayırdı. Bunlardan en ünlüsü ve çocuk eğitimine damgasını vuranlardan birisi de; Jean Piaget’dir. Piaget, zihinsel olarak ortaçağda kalmış uygar! insanlara, çocukluğun kendine has bir takım bilişsel ve duyuşsal nitelikleri olduğunu göstererek eğitim kurumlarının kendisini çocukların bilişsel ve duyuşsal beklentilerine göre ayarlamasına katkıda bulundu.

Bütün bu gelişmelere rağmen, Çin’de, 20. yüzyıla kadar, fazla görülen kız çocuklarını öldürmek olağan kabul edilirmiş. Afrika’da bugün bile, istenmeyen çocuklar ormana bırakılabilmektedir (Yörükoğlu, 1984). Ülkemizde hala, anne ve babasının gururlu bakışları arasında, evinin ekonomik bütçesine katkıda bulunan binlerce çocuk sokaklarda dilendirilmektedir. Bedenleri ağırlığında işporta tezgahlarını taşı****, çeşit çeşit mallar satmaya çalışmaktadırlar.

Çağcıl Çocuğun Panoraması
Çocukluk sosyolojisi kapsamında yapılan incelemeler, bu terimin modern Batı toplumunun kuruluşunda güçlü bir sembol işlevi gördüğünü ortaya koymaktadır. Çocukluk oldukça muğlak bir terimdir. Bu da onun sembolik işlevini artırmaktadır. Bir yandan, çocuklar anne-babalarının üstlerine titredikleri değerli varlıklar olarak görülürken, bir yandan da toplum için bir maliyet ve yük konumundadırlar (Marshall, 1999).

Gelecek, çocuk açısından, 21. yüzyıl bir felaket dönemi olarak anılabilir. Bugün, çocuklarla ilgili teorik olarak oldukça güzel gelişmeler olduğu söylenebilir. Kağıt üstünde, onların hakları vardır, her çocuğun eğitim gereksinimi yasalarla güvence altına alınmıştır. Çalışma yaşamında, onların hakları yasalarla korunmaktadır. Bütün bunlar doğru ama uygulamada ne kadar geçerliliğe sahip olduğunu anlamak için şu sorulara olumsuz yanıtlar vermemiz gerekir:

1.Çocuklara yönelik cinsel istismar ve cinsel amaçlı kullanma ortadan kaldırılmış mıdır?
2.Çocuk, aile, sinema, televizyon, yetiştirme yurtları, okul gibi kurumlarda cinsel bir meta olarak sömürülmekte midir?
3.Yasalara rağmen, çocuk işçilerin çalışma yaşamındaki ağırlıkları iyileşmekte midir, kötüleşmekte midir?
4.Ailede çocuğa yönelik şiddet azalmakta mıdır?
5.Savaşlarda çocuk ölümleri engellenmekte midir?
6.Sokakta yaşayan çocukları sayısı artmakta mıdır?
7.Çocuk suç oranları azalmakta mıdır?
8.Çocuk ölüm oranlarında, zengin ve fakir ülkeler arasında bir uçurum var mıdır?

Kağıtçıbaşı’nın (1998) yaptığı araştırmaya göre; çocuğa yüklenen anlam ile anne-babanın eğitim düzeyi arasında doğrusal bir ilişki vardır. Eğitim düzeyi yüksek aileler, çocuğu ekonomik değer yaratan biri olarak görmezken, eğitim düzeyi düştükçe, çocuğun ekonomik değer yaratan birey olarak görülmesi olasılığı artmaktadır. Bu yönüyle, çocukluk kavramı temelde sosyo-kültürel bağlamda değerlenen bir kavrama dönüşmektedir.

Çocukluk kavramının sosyo-kültürel bağlamın dışında bir algı ile kavramsallaştırılması, ulusların ekonomik gelişmişliği ile çok yakından ilintilidir. Anne-babaların eğitim düzeyinin yükseltilmesi, ekonomik olarak daha yüksek düzeyde refaha ulaşmak, çocuğa bakışı da değiştirmektedir. Bu nedenle de, çocuğa yönelik istenmeyen olgu ve olayların yaşanmaması, hukuki düzenlemelerden önce, eğitim ve ekonomik gelişmişlikle sağlanabilir. Ya da hukuk, çocukluk algısının yerleşmesinde bir üst yapı kurumu olarak düşünülebilir.

Üzerinde durmak istediğim temel nokta şu; başka insanların çocuklarını kendi çocuklarımız gibi görüp, algılayamadığımız sürece, çocuklara yönelik her türlü ayrımcılık, şiddet, cinsel olarak kötüye kullanma, iş yaşamında ucuz iş gücü gibi görme davranış ve tutumlarında azalma olamayacaktır.

Ve şu soru üzerinde herkesin düşünmesi gerektiğini düşünüyorum: “Bugün Irak ve Afganistan gibi yoğun silahlı çatışmaların yaşandığı yerlerde yaşayan çocuklar gelecekte savaşa mı barışa mı hizmet edeceklerdir? Gelecekte evrensel insan sevgisi ile mi donatılmış olacaklar, kendine benzemeyenden nefret eden bir önyargı mekanizmasına mı dönüşeceklerdir?” Bunun için en uygun örnekler yakın tarihte mevcuttur. Pakistan ve Hindistan arasındaki Keşmir sorunu ve oluşan ve neredeyse insanların genlerine işleyen tarihsel kin, I. Dünya savaşındaki Ermeni olayları ve oluşan tarihsel kin, II. Dünya savaşında meydana gelen toplu yok etmelerin insanlık üzerinde yarattığı tahribat ve öfke, 1960’larda Kıbrıs’ta yaşananlar ile Kuzey ve Güney arasında oluşan kin, İsrail ve Filistin arasındaki kanlı yok etme süreci ve sokaklarda ölen eli taşlı sopalı çocuklar ve dünyada oluşan/oluşturulan medeniyetler çatışması teorileri...

Olgu ve olaylara nasıl ve ne niyetle baktığımız çok önemlidir. Örneğin, bazı istatistiklerden bazı rakamları seçerek, günümüzde çocukların yaşam standartlarının nasıl yükseldiğini göstermek mümkündür. Belki de işin en kötü tarafı da bu; küresel savaş endüstrisinin, bilim ve bilim insanlarını kullanarak, gözümüzün önündeki dünyayı, görmek istedikleri göstermeye çalışmaları... Oysa, belki de, gezegenimiz şu anda tarihinin en çok yıkım ve kin yaratacak olan bunalımlarından birine gebedir. Ve bunu ortadan kaldırmaya yönelik uluslar arası bir bilinçten bahsetmek oldukça zor görünmektedir.

İnsanoğlu gezegende kendini daha çok güvende hissetmek için, herkesi kendine benzetmeye çalışmaktadır. Aslında temel çelişki de bu, insanoğlu bir diğerine benzemeyi reddetmektedir. Benzetilme yönündeki girişimlere bilinçli veya değil, tepki göstermektedir. Bu, insanoğlunun birbirine karşı olan güvenini azaltarak, saldırgan ve yıkıcı tepkiler geliştirmesini kolaylaştırmaktadır.

Gezegendeki enerji kaynaklarını ve üretilen maddi değerleri tek başına kullanmaya kalkmanın hiç de akıllıca bir şey olmadığı, 20. yüzyıldaki iki dünya savaşında herhalde yeterince açıklayıcı olmamış olmalı ki, 21. yüzyılda da aynı kötü senaryo ile kanlı ve iğrenç gösteriler yaşanmaya devam etmektedir. Bu kanlı gösteriyi durdurmanın olanağı yok gibi görünmektedir. Bunun için de şunu hatırlamak yeterlidir. 2. Dünya savaşında Nazi vahşetini yaşayanların çocukları, Ortadoğu’yu bir takım dinsel ritüellerin ardına sığınarak kan gölüne çevirmektedirler. Hindistan ve Pakistan dinsel ayrımcılığın yarattığı acıları yaşayanların çocukları tarafından hala huzursuz ve çatışmaya her an hazır bir atmosferde yaşamaktadır. 1960’lı yıllardan itibaren birbirlerine sarsılmaz bir kin bağıyla bağlanan Kıbrıs’ın Kuzey ve Güneyi, bugün kini yaratan yöneticilerin ruhunun gölgesinde, çocukları yoluyla bu kin bağını, dünyaya rağmen yaşatmakta kararlı görünmektedirler. Birinci Dünya savaşında yüzyılların ötesinden gelen derin sevgi bağlarını, basiretsiz yöneticilerin yanlış politikaları nedeni ile yitiren Türkler ve Ermeniler, Dünya topluluğunun seçkin üyelerinin de katkıları ile artık sarsılmaz bir kin bağıyla birbirlerine bağlıdırlar. Ve bu kini, yeni doğan her Ermeni ve Türk çocuğu biraz daha güçlendirmektedir. Çünkü, onlar kendilerine anlatılan kanlı ve vahşi epizotlarla büyümektedirler. Örnekler çoğaltılabilir. Ama sorun sanırım anlaşılmaktadır. Büyükler, çocukların duygularını ve düşüncelerini kısaca yaşamlarını kirletmektedirler. Bunu doğdukları andan itibaren evde yapmaktadırlar. Okulda yapmaktadırlar. Yazılı ve görsel yayın yoluyla yapmaktadırlar. Ve işin en kötü yanı, bütün bunları, çocuklarını sevdikleri! için yapmaktadırlar.

Sonuç
Dünyada milyonca çocuk, beslenememekten, büyüklerin silahlarından çıkan mermilerden, mayınlardan, şiddete maruz kalmaktan, kötü çalışma koşullarından ölmektedir. Neden ve niçin öldüklerini bilmeden... Tıpkı neden ve niçin yaşadıklarını bilmedikleri gibi...

Dünya’da barışın yolu, yasalardan, zenginlikten, teknolojiden ya da bilimsel gelişmelerden geçmemektedir. Elbette bunlar önemsiz değildir. Ama bunlar sadece birer araçtır. Ve her araç, hangi amaçla kullandığımızla ilişkili olarak erdemden kötülüğe, bir çok şeye hizmet edebilir. Ama sevgi, sadece; iyiliğe, erdeme, güzelliğe ve barışa hizmet eder. Çünkü o araç değil amaçtır. Bütün çocuklar sevilmeye değer, masum, iyi ve güzel varlıklardır. (Burada kullanılan “bütün” kelimesi sonsuzluğu, zamandan önceyi ve sonrayı, hiçbir ön koşul olmadan bütün çocukları kapsamaktadır).

Çocukları sevmek, onlara zaman ayırmak, ayrılan zamanı dolu dolu geçirmek yani geçiştirmemektir. Çocukları sevmek, onlara değerli olduklarını hissettirmektir. Çocukları sevmek, onları en iyi bakıcılara bırakmak, yaşamını oyuncakçı dükkanına çevirmek, her istediğini karşılamak, sürekli öpüp okşamak, paraya boğmak, güzel giysi ve hediyelere boğmak değildir. Bu çocuğu, duygusal ve bilişsel öldürmek demektir. Bu empati yeteneğinden yoksunluk demektir. Empatik yoksunluk ise kötülük üretir. Belki de bu yüzden, yukarıdaki yapılmaması gerekenleri yapan anne-babalar, çocukları büyüdüğünde, çocuğun her yaptığına şaşarak, kendi masumiyetini kanıtlamak istercesine şu soruyu sorarlar: Biz nerede hata yaptık?

Kendi çocuğu dışındakileri sevmeyen her insan, kin okyanusuna bir damla daha eklemektedir.

Kaynaklar
1) Bumin, K. (1983). Batı’da Devlet Ve Çocuk, İstanbul: Alan Yayıncılık.

2) Gander M. J. Ve H. W. Gardiner (1998). Çocuk Ve Ergen Gelişimi, (Yayıma Haz.: Bekir Onur), Ankara: İmge Kitapevi.

3) Hesapçıoğlu, M. (1992). Öğretim İlke Ve Yöntemleri, İstanbul: Beta Basım Yayım Dağıtım A.Ş.

4) Illich, I. (1985). Okulsuz Toplum, (Çev. T. Bedirhan üstün), Ankara: Birey Ve Toplum Yayınları.

5) Kağıtçıbaşı, Ç. (1998). Kültürel Psikoloji Kültür Bağlamında İnsan Ve Aile, İstanbul: YKY.

6) Marshall, G. (1999). Sosyoloji Sözlüğü, (Çev.: O.Akınhay-D. Kömürcü), Ankara: Bilim Ve Sanat Yayınları.

7) Spring, J. (1991). Özgür Eğitim, (Çev.:Ayşen Ekmekçi), İstanbul: Ayrıntı Yayınevi. Yörükoğlu, A. (1984). Değişen toplumda Aile Ve Çocuk, Ankara: Aydın Kitapevi Yayınları." Kaynak: http://www.universite-toplum.org/text.php3?id=205

Her türlü mandacılığa karşıyım. Egemenlik milletindir. Egemenlik, A.B'ye, orduya ve IMF'ye devredilemez. Demokrasi mandacılığa karşı olmaktır.

Yerleşim Türkiye / AnkaraMeslek Dany?manlyk
Üye488 yazı
Çocuklar genelde cinsel açıdan, çalışma hakları açısından sömürülen tarafdır.
Ama burada Mim'in iddiası çok farklı: çocukların cinsel yaşamı ve ihtiyacı. Gerçekten böyle bir sorun olabilir mi?
Çünkü sorun biraz yetişkin kavramı ile ilişkili. Yetişkinlik nedir, hangi yaşta insan yetişkin olur. Yetişkinlikle çocukluk arasındaki aradönem de bireyin cinsel bir yaşamı olabilir mi?
Belki gerçekten olabilir. Ama bu nasıl olmalı o da bambaşka bir konu. Çünkü istismara açık bir konu.ayrıca cinsel yaşam bir sorumluluk olayı, bir çok bakımdan beraberinde bir çok sorunlar da getirebilir. O yüzden o kadar basit değil.
Her türlü mandacılığa karşıyım. Egemenlik milletindir. Egemenlik, A.B'ye, orduya ve IMF'ye devredilemez. Demokrasi mandacılığa karşı olmaktır.

Yerleşim Türkiye / AnkaraMeslek Dany?manlyk
Üye488 yazı
"Cinsel kötüye kullanımın çocuk ve ergenlerin şimdiki ve yetişkinlik yaşantısı üzerine olası etkileri:
Çocuklukta veya ergenlikte yaşanan cinsel kötüye kullanımın şimdiki yaşantısına ilaveten yetişkinlik yaşantısı üzerine de olumsuz etkileri olduğuna dair bir çok yayın vardır (9-11). Yapılan bir çalışmada, çocukluğunda cinsel kötüye kullanıma uğrayanların yetişkin yaşamlarında psikolojik sorun görülmesi, böyle bir öyküsü olmayanlara oranla yaklaşık iki kat daha fazla bulunmuştur (12).

Cinsel kötüye kullanımın olası sonuçları şunlardır (2, 4, 13, 15).
1. Cinsellik üzerine etkiler
2. Emosyonel etkiler
3. Depresif duygudurum üzerine etkiler
4. Anksiyete şeklindeki etkiler
5. Davranışsal etkiler
6. Kişilik gelişimi üzerine etkiler
7. Diğer etkiler

1. Cinsellik üzerine etkiler:
Cinsel kötüye kullanıma uğramış çocuklarda, büyük olasılıkla gözlenen en özgün cevap artmış cinsel davranışlardır. Yapılan çalışmalarda bu çocukların, yetişkin veya diğer genç çocuklarla daha sık cinsel ilişkiye girdikleri, arkadaşları ile cinsel içerikli oyunlar oynadıkları ve hastaneye yatırıldıklarında sağlık personeline karşı baştan çıkarıcı davranışlarda bulundukları saptanmıştır (9-11, 16-19). Bu veriler "acaba cinsel davranışlardaki artış, cinsellikle erken tanışma veya cinselliği erken öğrenmenin sonucu mu oluşmuştur, yoksa cinsel kötüye kullanıma uğrayan çocukların baştan çıkarıcı (sedüktif) bir yönü mü vardır ? " sorusunu akla getirmektedir.
Kötüye kullananın birden fazla olması, kötüye kullanımın sık olması, uzun süreden beri olması ve güç kullanılması çocuklarda uygunsuz cinsel davranış gelişimini artırmaktadır (16, 20, 21). Ayrıca yapılan bir araştırmada cinsel kötüye kulanıma ne kadar erken yaşta maruz kalınmışsa uygunsuz cinsel davranış gösterme oranın daha fazla olduğu saptanmıştır. Bu araştırmada özellikle 0-3 yaşları arasında cinsel tacize uğrayanlarda aşırı cinsel davranışlar ve teşhircilik anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (21). Cinsel kötüye kullanıma maruz kalan kızların erkeklere oranla daha fazla uygunsuz cinsel davranışlar gösterdiği belirtilmektedir (16, 21). Cinsel kötüye kullanıma uğramış kız çocuklarının arkadaşları arasında cinsel ilişkiyi başlatma eğiliminin daha fazla olduğu ve davranışlarının daha çok yetişkinin cinsel davranışlarını andırdığı ileri sürülmektedir. Ergenlik döneminde ise kişilerarası ilişkilerde çoğu davranışlarını cinselleştirerek diğer insanları kullanmaya çalıştıkları belirtilmektedir (15).
Cinsel kötüye kullanıma uğramış çocukların bebekleri ile oynamaları gözlemlendiğinde ve çizdikleri resimler incelendiğinde daha fazla cinsel içerikli oyun, davranış ve çizimler sergiledikleri saptanmıştır (8, 22). Çocuklukta cinsel kötüye kullanıma uğrama yetişkinlik yaşamında cinsellikten korkma, karşı cinsle ilişkilerde sorunlar yaşama gibi cinsel yaşantı üzerinde belirgin olumsuz etkilere yol açabilmektedir. Kadınlarda frijidite, vajinusmus gibi cinsel sorunlar artmaktadır (23). Erkekler de ise sıklıkla cinsel kimlik karmaşası gözlenmektedir (24).

2. Emosyonel etkiler:
Klinik çalışmalar, çoğu kurbanın cinsel kötüye kullanım yaşantısından kendisini sorumlu tuttuğunu ve suçladığını göstermiştir. Bu bulgular çocukların "isteseydim, arzu etseydim bu durumu durdurabilirdim" düşüncesi olduğunu desteklemektedir. Eğer kötüye kullanımda rıza ve baştan çıkarıcılık olmuşsa suçluluk duygularının arttığı belirtilmektedir (25). Kurbanlarda yetersizlik ve izolasyon duyguları gelişebilmektedir. Bir kısmında karşı cinse güvensizlik gelişirken, bir kısmında ters etkiyle uygunsuz cinsel nesneye çabuk bağlanmanın söz konusu olduğu bildirilmiştir (26).

3. Depresif duygu durum üzerine etkileri:
Cinsel kötüye kullanıma uğrayanlarda depresyon gelişme riski artmaktadır (24, 27). Klinik gözlemlerde depresif duygudurumunun sıklıkla kızgınlıkla birlikte olduğu görülmektedir (26, 28). Bu gibi çocukların gelecek hakkında olumsuz düşüncelere ve düşük benlik saygısına sahip olduğu saptanmıştır(26). Çocukluk döneminde cinsel kötüye kullanıma uğramış olanların yetişkin dönemlerinde depresyon gelişme riskinin arttığı belirtilmektedir (24).

4. Anksiyete şeklindeki etkiler:
Çocukluğunda cinsel kötüye kullanıma uğramış yetişkinlerde anksiyete bozukluğu prevalansının yüksek olduğu saptanmıştır. Yapılan araştırmalarda çocukluğunda cinsel kötü kullanım öyküsü olanlarda yetişkinlikte daha sık olarak agarafobi, obsesif kompulsif bozukluk ve sosyal fobi gibi anksiyete bozukluklarının ortaya çıktığı bulunmuştur (24, 29). Anksiyete belirtileri; korku, bedensel yakınmalar, uyku örüntüsü değişiklikleri ve kabuslar tarzında kendini göstermektedir. Bu belirtiler daha çok travma sonrası stres bozukluğu ile uyumlu bir klinik tablodur. Çocuk olayı canlı bir şekilde yeniden yaşamakta, gerginlik ve çabuk tepki verme gibi belirtiler göstermektedir. Yapılan bir çalışmalarda cinsel kötüye kullanıma uğramış grubun fiziksel kötüye kullanılan gruba göre daha fazla travma sonrası stres bozukluğu tanı ölçütleri gösterdikleri belirlenmiştir (30). Cinsel kötüye kullanıma uğrayan çocuk ve ergenlerde disosiyatif belirtilerin sık olduğu saptanmıştır. Bu çocuk ve ergenlerin yetişkinlik yaşamlarında disosiyatif belirtiler gösterme olasılıkları yüksektir (31).

5. Davranışsal etkiler:
Cinsel kötüye kullanıma uğramış erkek çocuklarda en sık görülen davranış tepkisi, saldırgan davranışların gelişimi şeklindedir. Bu erkek çocuklarda davranım bozukluğu niteliğindeki davranışlar sıklıkla gözlenmektedir. Bazı araştırmacılar bunu, erkek kimliğini yeniden oluşturma olarak yorumlamaktadır (32). Kızlarda gözlenen en sık davranış tepkisi ise, özkıyım ve kendine zarar verme davranışlarıdır. Kendine zarar verici davranışlar genellikle vücudunda sigara söndürme ve bileğini kesme gibi davranışlar şeklinde kendini göstermektedir. Bazı araştırmacılar, bunun kendini cezalandırma ve çekiciliği azaltmak amacı güttüğünü ileri sürmektedirler (32). Yetişkin yaşamdaki kendine zarar verme ve özkıyım davranışının, çocuklarda cinsel kötüye kullanıma maruz kalışla bağlantılı olabileceği sıklıkla düşünülmüştür (33, 34). Kendine zarar verme davranışı veya özkıyım düşünceleri olan yetişkin kadınları değerlendirirken çocukluğunda cinsel kötüye kullanıma uğramış olma olasılığı bir klinisyen tarafından gözardı edilmemelidir.

6. Kişilik gelişimi üzerine etkiler:
Çalışmaların çoğunda borderline kişilik bozukluğuna sahip hastalar arasında çocuklukta cinsel kötüye kullanım sıklığının yüksek olduğuna ilişkin bulgular vardır (35). Silk ve arkadaşlarının yaptığı bir çalışmada, borderline kişilik bozukluğunun gelişiminin "cinsel kötüye kullanımın süresi" ile ilişkili olduğu belirlenmiştir. Devam eden cinsel kötüye kullanım, borderline kişilik bozukluğu gelişme olasılığını artırmaktadır (36).

7. Diğer etkiler:
Heins ve arkadaşları yaptıkları bir araştırmada, çocuklukta cinsel kötüye kullanımı takiben varsanıları araştırmışlar, çocukluktaki cinsel kötüye kullanım sonrası varsanıların oluşabileceğini ve bunların yıllarca sürebileceğini saptamışlardır. Burada gözlenen varsanıların şizofrenideki varsanılardan farklı, yalancı varsanılar olduğu belirtilmektedir (37). Yapılan bir çalışmada cinsel tacize uğramış ergenlerde, daha sık olarak uyuşturucu madde kullanımı ve aşırı alkol kullanımı olduğu saptanmıştır (38).

Çocuk ve ergenlerde cinsel kötüye kullanımı önleme

Çocukların cinsel kötüye kullanımlarının özellikle 7 yaşın altındaki çocuklarda anlamlı düzeyde saptanması, bir çok girişim yöntemlerinin ve önleme programlarının geliştirilmesine neden olmuştur (11, 39, 40). Etkili ve işe yarar programların geliştirilebilmesi, anne ve babaların eğitilmesi ve uzmanlarla işbirliği yapmalarını gerektirir. Bu eğitimde ailenin çocuğa öğretmesi gereken bilgileri Yalın ve arkadaşları şöyle sıralamaktadırlar (7).:

a. Cinsel organları yaralandığı ya da hastalandığında, yalnız doktorların veya ana babalarının dokunabileceği öğretilmelidir.
b. Kendilerini cinsel açıdan kötüye kullanmak isteyen kişilere "hayır" demeleri öğretilmelidir.
c. Rahatsız olacakları herhangi bir biçimde, kendilerine dokundurtmama hakkına sahip oldukları öğretilmelidir.
d. Cinsel yönden kötüye kullanıma kalkışan biriyle karşılaştıklarında oradan hemen uzaklaşmaları öğretilmelidir.
e. Cinsel yönden kötüye kullanıma uğramaları halinde, hiç bir zaman bunun kendi suçları olmadığı öğretilmelidir.
f. Cinsel organlarına dokunan bir büyük ile ilgili "sır" saklamamaları öğretilmelidir.
g. Cinsel yönden kötüye kullanıma kalkışan birisi ile karşılaştıklarında "yüksek sesle bağırmaları" öğretilmelidir.
h. Cinsel kötüye kullanıma kalkışan biriyle mücadele etmede "vurma, tekme atma" gibi davranışlar öğretilmelidir.
ı. Cinsel yönden kötüye kullanıldıklarını kime (anne ve babaya) ve nasıl anlatacakları öğretilmelidir.
j. Cinsel organların anatomik isimleri doğru olarak öğretilmelidir. k. Cinsel yönden kötüye kullanıldıklarını bildirdiklerinde bazen yetişkinlerin inanmadıkları anlatılmalıdır.
Çocuğun kötüye kullanım sırasında yüksek sesle bağırmasının bazen de olumsuz etkileri olabileceği unutulmamalıdır. Kötüye kullanan, bağırma sırasında telaşlanıp kurbana zarar verme, hatta öldürme riski bulunabilmektedir . Çocuğa cinsel ilişki tarif edilirken veya cinsel eğitim verilirken nasıl ve nereye kadar bir eğitimin verileceği dikkatle planlanmalıdır. Eğitim sırasında, yaşa uygun olmayan tarzda veya aşırı ayrıntılı bilgi verilmesi, çocuğun cinselliğe merakında aşırı artışa neden olabileceği unutulmamalıdır. Önleme programlarına çocuğa cinsel davranışların öğretilmesini içeren konular konulacaksa, anne babalara, çocuğun yaşa özgü cinsel davranış ve gelişim özelliklerinin de anlatılması gerekmektedir Cinsel kötüye kullanım çocuk tedavi için hekime getirildiğinde, eğer kötüye kullanım aile içerisinden birisi tarafından yapılmışsa mutlaka çocuğun aileden uzaklaştırıp tedavi edilmesi gereklidir. Sonuç olarak; çocuktan anamnez alımı ve fizik muayenesi sırasında cinsel kötüye kullanım şüphesi uyandıran ifadelerin, davranışların ve bulguların uzmanlar tarafından dikkatle değerlendirmesi gerekmektedir. Cinsel kötüye kullanım açısından erken önlemlerin alınması, ve tedavi çocuğu ileriye yönelik olumsuz etkilerden koruyacaktır.

Kaynaklar
1. Canat S. Ergenlerde aile içi cinsel taciz. Çocuk ve Gençlik Ruh Sağlığı Dergisi 1994; 1(1):18-22.
2. Smith M, Bentovim A. Sexual abuse. Rutter M, Taylor E, Hersov L (ed.). Child and Adolescent Psychiatry. Third Edition, Newyork: Science Ltd, 1994: 230-43.
3. Koten Y, Tuğlu C, Abay E. Üniversite öğrencileri arasında ensest bildirimi. Özşahin A (yayın sorumlusu) XXXII Ulusal Psikiyatri Kongresi: 1996 Eylül 25-28; Ankara. GATA Basımevi 1996;154.
4. Hymel KP, Jenny C. Child sexual abuse. Pediatrics in Review 1996; 17 (7):236-49.
5. Foye HR, Sulkes ZB. Sexual abuse. Behrman RE, Kliegman RM (ed.). Nelson Essentials of Pediatrics. Second edition, Philadelphia: W.B.Saunders Company, 1994: 81-83.
6. Fothergill J. Çocuğun kötüye kulllanımı. Pediyatrik İleri Yaşam Desteği II. Bozkurt K (çev.). İstanbul: Turgut Yayıncılık ve Tic.A.Ş, 1994: 233-42, 1994.
7. Yalın A. Okul öncesi çocuklarda cinsel istismarı önleme programı. Çocuk ve Gençlik Ruh Sağlığı Dergisi 1995; 2(1):19-27.
8. Everson MD, Boat BW. Sexualized doll play among young children: implications for the use of anatomical dolls in sexual abuse evaluations. J Am Acad Child Adolesc Psychiatry 1990: 29 (5):736-42.
9. Beitchman JH, Zucker KJ, Hood JE, DaCosta GA, Akman D. A review of the short term effects of child sexual abuse. Child Abuse Negl 1991;15:537-56.
10. Beitchman JH, Zucker KJ, Hood JE, DaCosta GA, Akman D, Cassavia E. A review of the long-term effects of child sexual abuse. Child Abuse Negl 1992;16:101-18.
11. Green AH. Child sexual abuse: immediate and long-term effects and interventions. J Am Acad Child Adolesc Psychiatry 1993;32 :890-902.
12. Hooper PD. Psychological sequelae of sexual abuse in childhood. Br J Gen Pract. 1990; 40 (330):29-31.
13. Kaplan HI . Sexual abuse. Kaplan and Saddock's Synopsis of Psychiatry, Kaplan HI, Saddock B (ed.). 7 th edition, Williams and Wilkins, Baltimore, 1994:1788-95.
14. Fergusson DM, Lynskey MT, Horwood LJ. Childhood sexual abuse and psychiatric disorder in young adulthood: I. Prevalance of sexual abuse and factors associated with sexual abuse. J Am Acad Child Adolesc Psychiatry 1996; 35(10):1355-64.
15. Fergusson DM, Horwood LJ, Lynskey MT. Childhood sexual abuse and psychiatric disorder in young adulthood: II. Psychiatric outcomes of childhood sexual abuse. J Am Acad Child Adolesc Psychiatry 1996; 35(10):1365-74.
16. Adams J, McClellan J, Douglass D, McCurry C, Storck M. Sexually inappropriate behaviors in seriously mentally ill children and adolescents. Child Abuse Negl 1995;19:555-68.
17. De young M. Sexual victimization of children. McFarland Jefferson (ed.). New York, 1984.
18. Kohan MJ, Pothier P, Norbeck JS. Hospitalized children with a history of sexual abuse: incidence and care issues. Am J Orthopsychiatry 1987; 57:258-64.
19. Yates A. Childhood Sexuality. Lewis M (ed.). Child and Adolescent Psychiatry. Baltimore, Williams and Wilkins, 1991: 195-215.
20. Friedrich WN, Grambsch P, Damon. The child sexual behavior inventory: normative and clinical findings. Psychol Asses 1992; 4:303-11.
21. McClellan J, McCurry C, Ronnel M, Adams J, Eisner A, Strorck M. Age onset of sexual abuse. Relationship to sexually inappropriate behaviors. Am Acad Child Adolesc Psychiatry 1996:35(10):1375-83.
22. Hibbard RA, Brack CJ, Rauch S, Orr DP. Abuse, feelings and health behaviors in a student population. Am J Dis Child 1988;142:326-330.
23. Finkelhor D, Hotaling G, Lewis IA, Smith C. Sexual abuse in a national survey of adult men and women: prevalence, characteristics, and risk factors. Child Abuse Negl 1990; 14 (1):19-28.
24. Mullen PE, Martin JL, Anderson JC, Romans SE, Herbison GP. Childhood sexual abuse and mental health in adult life. Br J Psychiatry 1993; 163:721-732.
25. Summit RC. The child sexual abuse accommodation syndrome. Child Abuse and Negl 1983; 7: 177-93.
26. Elliott DJ, Tarnowski KJ. Depressive characteristics of sexually abused children. Child Psych Hum Dev 1990; 21:37-48.
27. Bifulco A, Brown GW, Adler Z. Early sexual abuse and clinical depression in later life. Br J Psychiatry 1991: 159:115-22.
28. Monck E, Bentovim A, Goodall G, Hyde C, Lwin R, Sharland E. Child sexual abuse: A descriptive and treatment study. London: Her Majesty's Stationery Office, 1993.
29. Stein M, Walker J, Anderson G: Childhood physical and sexual abuse and with anxiety disorders and in a community sample. Am J Psychiatry 1996:153:275-77.
30. Deblinger E, McLeer SV, Atkins M, Ralphe D, Foa E. Post-truamatic stress in sexually abused, physically abused, and nonabused children. Int J Child Abuse Negl 1989: 13 (3):403-8.
31. Chu JA, Dill DL. Dissociative symptoms in relation to childhood physical and sexual abuse. Am J Psychiatry 1990; 147:887-92.
32. Rogers CN, Terry T. Clinical interventions with boy victims of sexual abuse. Stuart IR and Greer JR (ed.). Victims of Sexual Aggression: Treatment of children, Women and Men .Newyork: Van Nostrand Reinhold press, 1984.
33. Romans S. Sexual abuse in childhood and deliberate self-harm. Am J Psychiatry 1995;152:1336-42.
34. Sedney MA, Brooks B. Factors associated with a history of childhood sexual experience in a nonclinical female population. J Am Acad Child Psychiatry 1984; 23: 215-18.
35. Briere J, Zaidi LY. Sexual abuse histories and sequelae in female psychiatric emergency room patients. Am J Psychiatry 1989; 146:1602-6.
36. Silk K. Borderline personality disorder symptoms and severity of sexual abuse. Am J Psychiatry 1995;152:1059-64.
37. Heins T, Gray A, Tennant M. Persisting hallucinations following childhood sexual abuse. Aust NZ J Psychiatry 1990; 24:561-65.
38. Singer MI, Patchers MK, Hussey D. The relationship between sexual abuse and substance abuse among psychiatrically hospitalized adolescents. Child Abuse Negl 1989: 13(3):319-25.
39. Kolko DJ, Moser JT, Weldy SR. Behavioral-emotional indicators of sexual abuse in child psychiatric inpatients: a controlled comparison with physical abuse. Child Abuse Negl 1988; 12(4):529-41.
40. Wurtele SK, Currien LL, Gillespie EI, Fraklin CF. The efficacy of a parent- implemented program for teaching preschoolers personal safety skills. Behaviour Therapy 1987; 22:69-83." Kaynak: http://www.gata.edu.tr/dahilibilimler/cocukruh/ct2.htm


Her türlü mandacılığa karşıyım. Egemenlik milletindir. Egemenlik, A.B'ye, orduya ve IMF'ye devredilemez. Demokrasi mandacılığa karşı olmaktır.

Yerleşim Türkiye / AnkaraMeslek Dany?manlyk
Üye551 yazı
Sayın Mim,

O yaşta (sanırım 9 yaşındaydınız) yaşadıklarınızı şimdi normal bir şey olarak mı görüyorsunuz? Yani yazdıklarınızdan böyle anlaşılıyor. Yanlışsam lütfen düzeltiniz...

Bir şeyi inanın çok merak ediyorum, eğer bu yaş doğru ise (9), şimdi ben de bazı şeylerin yaşanılabilir olduğunu ve tabuları çok da fazla hayatımızın bir parçası olarak görmememiz gerektiği düşüncesindeyim. Ancak sözkonusu yaşanan cinsellik bu kadar erken bir yaşta tezahür ediyorsa ortada bence büyük bir hata var.. Ben her ne kadar anlattığınız olayı her ne kadar "dürüstlük" olarak göremesem de görünen o ki siz bu konuda ısrar edeceksiniz. Bu nedenle bunun üzerine birşey demeyeceğim. Ancak ben çocuğum olduğu takdirde onun böylesi küçük bir yaşta cinselliği yaşamasını istemem. Cinsellik konusunda bilgi sahibi olsun ancak 9 gibi bir yaş içerisinde bunu yaşamasını gerçekten istemem..

9 yaşında bu olayı yaşayan bir kız çocuğu olsaydı ne olurdu? Hah, şimdi tabular diyeceksiniz. Alakası yok..İleride kesinlikle bir problem yaşayacağı kanısındayım... Daha o yaşlarda kendi vücudunu yeni yeni tanımaya başlayan birine bu şekilde yaklaşırsanız ileride eminim bazı sorunlar yaşayacaktır. Belirli bir bilinç seviyesine ulaşınca ve o yaşa kadar belirli bir cinsel eğitim süzgecinden geçerek bazı şeyleri yaşarsa daha sağlıklı olacağı kanısındayım. O yaşlardaki bir kız çocuğu bunu yaşayınca "ırza geçilmiş" oluyor ancak sizin bakış açınızla bu bir erkeklik kazandırımı olarak görülüyor...

Eğitim herşey de olduğu gibi bu konuda da şart, ama böyle bu kadar erken yaşta pat diye yaşanarak değil...
İstanbul'u Dinliyorum Gözlerim Kapalı...

ışık ve sevgiyle kalın.


Yerleşim TürkiyeMeslek Di?er
Üye1122 yazı
Bence Mim burda kötü örnek oluyorsun daha fazla bahsetme istersen. 9 yaşında henüz sünnet olanlar bile var. Sonra erkeklik yaşamak adına kızkardeşlerine falan musallat olabilirler. Zaten böyle vakalarda çok fazla var toplumumuzda.

Yerleşim Kuzey Kybrys TC / GüzelyurtMeslek Bankacylyk-Finans