Geçen hafta gündemi altüst eden buğday ve tütün fiatları ile ilgili tartışmalar Türkiye'nin üst hiyerarşisinde köklü değişikliklere neden oldu hepimizin bildiği gibi.En önemli nokta IMF'e verilen sözlerle halka, daha doğrusu tarımla uğraşan halkın 'büyük' kesimine seçimlerde verilen sözlerin çakışmaması gibi görünürken; ve bu uyumsuzluk siyasetin yozluğu üzerine iyi bir vurgu aracı gibi görülürken, 4 Haziran tarihli Radikal gazetesinde bu noktaya gelmenin asıl sebebi üzerinde duran bir röportaj vardı. İktisat profesörü Mehmet Altan'ın köylülük ve tarım ekonomisi üzerine verdiği röportaj son çıkan kitabının 'Köylülüğün manşete çıktığı gün' (yanılmıyorsam)bir ön anlatımıydı aynı zamanda.
Mehmet Altan, kendisiyle yapılan röportajda Kemal derviş haricinde hiçbir bakanın IMF'e verilen niyet mektubunu okumamış olduğu iddiasının çok dışında görüşlere yer vermekteydi.Sorunun öncelikle tarımın ne amaçlı yapılması gerektiğine karar vermekten geçtiğini belirtiliyor. Türkiye gibi sanayileşmenin dışında kalan bir ülkenin çalışan nüfusunun yarısı ( 11 milyon ) devlet tarafından tarıma istihdam edilmiş görünüyor. Peki bu 11 milyon kişi dünya standartlarında ne üretiyor? 300 bin kişi ile Türkiye nüfusunun karnının doyacağı dünya ülkeleriyle yapılan kıyaslamalarla belirtilmişken, sulu tarıma geçilemeyen ülkemizde bu nüfus ne için ne üretiyor? İhraç etmek için tahıldan başka ürün gözterilemezken ve tahıl ihracı dünya talepleriyle örtüşmezken, üstelik sadece tahıl üretimine odaklanmış ülkemizin 'kendi kendine yetebildiği' iddia ediliyorken, yanlış ekonomi politikalarının dahası yanlış siyaset politikalarının sonucunda tahıl üretimiyle tarım yaptığını, devletin verdiği parayla tarım yaptığını sanan bir toplum durumunda olduğumuzu kabul etmek mantık sınırlarında yapılabilecek en doğru kabul M. Altan'a göre.
Burada dikkat çekmek gereken önemli bir nokta daha var, tüm dünyada sanayi devriminin ötesinde, bilişim devrimini yakalamak için tarım minimize edilmeye çalışılıyor. Tüm Avrupa ülkeleri tarımı en aza indirmeye çalışırken dünyanın tarım devleri de (Hindistan gibi) bu trendi yakalamaya çalışıyor. Bizdeyse internete sansür karaları çıkarılmaya çalışanların aslında ne sanayi devrimini ne de bilişim devrimini önmesemedikleri ortaya çıkıyor.
Mehmet Altan'la yapılan röportajdan aktarılacak çok görüş var daha, ancak ben hem kitabı oku**** 'tarım'^toplumu olmakla 'köylü' toplum olmak arasındaki farklara kendim ulaşmak ve sonra izlenimlerimi aktarmak istiyorum, hem de zamanımın darlığı nedeniyle bu köylülükten çıkış düşüncesini doğru yerlere yerleştirirken bu röportyajı tamamlayacağını düşündüğüm başka bir yazıdan bahsetmek istiyorum.
Bu yazı da 5 Haziran tarihli Radikal gazetesinde Perihan Mağden tarafından kaleme alınmış.Aslında köylü toplum tavrını geride bırakmak için kararlar almak doğru yalnız tarım desteğini, destek bekleyen tembelleştirilmiş ve bilinçsiz bırakılmış halkı suçlamaya hakkımız yok. Çünkü şovenist sosyal adalet tavrının dışında bakarsak bu ülkede tarımdan başka verimsiz de olsa istihdam alanı yok. Ülkemiz tarım işçilerinin (çoğu aile yanında ücretsiz işçi olarak çalışmakta) buhar makinesinin yeniden bulmalarıyla falan sanayileşmeyecektir şüphesiz...
Şimdilik bu kadar,konuyla ilgili ayrıntılı bilgi edinip sizlerle paylaşmaya çalışacağım. ilginizi çeker umarım
Mehmet Altan, kendisiyle yapılan röportajda Kemal derviş haricinde hiçbir bakanın IMF'e verilen niyet mektubunu okumamış olduğu iddiasının çok dışında görüşlere yer vermekteydi.Sorunun öncelikle tarımın ne amaçlı yapılması gerektiğine karar vermekten geçtiğini belirtiliyor. Türkiye gibi sanayileşmenin dışında kalan bir ülkenin çalışan nüfusunun yarısı ( 11 milyon ) devlet tarafından tarıma istihdam edilmiş görünüyor. Peki bu 11 milyon kişi dünya standartlarında ne üretiyor? 300 bin kişi ile Türkiye nüfusunun karnının doyacağı dünya ülkeleriyle yapılan kıyaslamalarla belirtilmişken, sulu tarıma geçilemeyen ülkemizde bu nüfus ne için ne üretiyor? İhraç etmek için tahıldan başka ürün gözterilemezken ve tahıl ihracı dünya talepleriyle örtüşmezken, üstelik sadece tahıl üretimine odaklanmış ülkemizin 'kendi kendine yetebildiği' iddia ediliyorken, yanlış ekonomi politikalarının dahası yanlış siyaset politikalarının sonucunda tahıl üretimiyle tarım yaptığını, devletin verdiği parayla tarım yaptığını sanan bir toplum durumunda olduğumuzu kabul etmek mantık sınırlarında yapılabilecek en doğru kabul M. Altan'a göre.
Burada dikkat çekmek gereken önemli bir nokta daha var, tüm dünyada sanayi devriminin ötesinde, bilişim devrimini yakalamak için tarım minimize edilmeye çalışılıyor. Tüm Avrupa ülkeleri tarımı en aza indirmeye çalışırken dünyanın tarım devleri de (Hindistan gibi) bu trendi yakalamaya çalışıyor. Bizdeyse internete sansür karaları çıkarılmaya çalışanların aslında ne sanayi devrimini ne de bilişim devrimini önmesemedikleri ortaya çıkıyor.
Mehmet Altan'la yapılan röportajdan aktarılacak çok görüş var daha, ancak ben hem kitabı oku**** 'tarım'^toplumu olmakla 'köylü' toplum olmak arasındaki farklara kendim ulaşmak ve sonra izlenimlerimi aktarmak istiyorum, hem de zamanımın darlığı nedeniyle bu köylülükten çıkış düşüncesini doğru yerlere yerleştirirken bu röportyajı tamamlayacağını düşündüğüm başka bir yazıdan bahsetmek istiyorum.
Bu yazı da 5 Haziran tarihli Radikal gazetesinde Perihan Mağden tarafından kaleme alınmış.Aslında köylü toplum tavrını geride bırakmak için kararlar almak doğru yalnız tarım desteğini, destek bekleyen tembelleştirilmiş ve bilinçsiz bırakılmış halkı suçlamaya hakkımız yok. Çünkü şovenist sosyal adalet tavrının dışında bakarsak bu ülkede tarımdan başka verimsiz de olsa istihdam alanı yok. Ülkemiz tarım işçilerinin (çoğu aile yanında ücretsiz işçi olarak çalışmakta) buhar makinesinin yeniden bulmalarıyla falan sanayileşmeyecektir şüphesiz...
Şimdilik bu kadar,konuyla ilgili ayrıntılı bilgi edinip sizlerle paylaşmaya çalışacağım. ilginizi çeker umarım