Ana içeriğe geç
YORUM YAZ

Tartışmaya katıl

Mesajınızı açık ve okunabilir biçimde yazın.

Not: Yorum gönderebilmek için kayıt olmalısınız.
Kayıt olmak için, buraya tıklayınız. Kayıt ücretsizdir!
Kullanıcı adı:
Şifre:
Mesaj ikonu:
İÇERİKMesajınızDüşüncenizi açık, okunabilir ve konuya katkı sağlayacak biçimde yazın.

Önizle ile kontrol edin. Ctrl/Cmd+B · I · U0 kelime0 karakter
Gönderi seçenekleriİmza, bildirim ve moderasyon
 

Hazır olduğunuzda kaydedinÖnizleme değişiklikleri kaydetmez.
  

Konu bağlamını inceleOrijinal yazı ve son yorumlar

Orijinal yazı

25/04/2001 : 12:57:13
Merhaba,

Mutluluğu uzun uzun tartıştıktan sonra sizlerle "korku"yu tartışmak istedim.

"Korku" doğuştan mı gelir?

Sonradan mı öğrenilir?

Nelerden korkarız, nelerden korkmayız?

Korku hayatımızı nasıl etkiler?

Korkmak iyi midir, yoksa kötü mü?

Korkukuz ne demek?

Güçlü insan korkmayan mıdır?

Şark kültürü neden korku kültürdür?

Korku kültürünün zıddı "sevgi kültürü" müdür?

Ölüm korkusu ile başarısızlık korkusu arasındaki fark nedir?

Yalnızlıktan korkar mısınız?

Karanlıktan neden korkarız?

Bilinmeyen herşeyden korkar mıyız?

Hayat yeterince korkunç mu?

Korkularımızı nasıl kontrol altına alabiliriz?

Korkularımızı kontrol altına alamadığımızda bizi ne bekler?

Kısacası "Nedir bu korku?


Korkularımızdan ördüğümüz kafeslerden ne zaman kurtulacağız? Korkuyu doğuştan getirdik; ama neden korkacağımızı sonradan öğrendik. Bize korkmamamız öğretilseydi korkmayacaktık: Yanlış bilgileri düzeltmenin ve doğru inançlar geliştirmenin zamanı geçmiyor mu? İşin kötüsü korktuklarımızın çoğu sanaldır, gerçek değildir. Gerçek bir tehlikeden korkulmasnı bir ölçüye kadar anlayabiliriz; ama hayali şeylerden duyduğu korku insanı çok gülünçleştiriyor.

Çocukluğumuzdan beri yaşadığımız tecrübelerin birleşimi olarak ruhumuza sinmiş olan korku sinir sistemimizi tahrip eder ve beyin gücümüzü tüketir. Bugün Amerika Birleşik Devletleri toplumunun %40'ında utangaçlıktan kaynaklanan korku ciddi bir performans kaybına yol açmaktadır. Bu oran bizde daha fazla olabilir.

Psikolojik sorunlar ayaklarınıza zincirlenmiş beton yığınlarından daha şiddetli olarak sizi durdururlar. Ayaklarınızdan bağlandığınız yüklerden kurtulabilirsiniz. En azından ayaklarınızı koparır, gövdenizi kurtarırsınız. Ama eğer esaret kalbinizdeyse gerçek bir esarete düşmüş olursunuz. Doktorlar sadece bedeninizde ameliyat yapabilirler, ruhunuzda değil. Ruhunuza dokunabilecek tek doktor eli sizin elinizdir. Kalpsiz yaşayabilir misiniz? Kalbe musallat olan esaret, hayatınızı cehenneme çevirir. Acı çekiyorsanız nedenini kalbinizde aramalısınız.

İlk defa yaptığımız her iş önce heyecan ve korku oluşturur. Korku anında dolaşım sistemi içerisine gerginlikle orantılı olarak aşırı kortizol salgılanır. Bu durum düşünce akışını engeller. Kişi bu anda olumlu duygularını kaybeder. Daha ileri düzeyde elleri ve hatta tüm vücudu titrer. Kalbin çarpması ve kan dolaşımı hızlanır. Davranışların kontrol edilmesi zorlaşır. Bu sorun ileri düzeyde olursa, insan başkalarıyla göz göze gelemez; başı titrer, adeta beyni dış dünyadan kopmuş gibi olur. Korku anında insan kalbinde bir iç endişe akıntısı hisseder. İnsan bir an önce bu durumdan kurtulmak için o ortamdan uzaklaşmak, yapmak istediğini yapmaktan vazgeçmek zorunda kalır. Ayrıca endişe veya korku konuşmacının inandırıcılığı kaybetmesine yol açar.

Bazı insanlarda korku duygusu çok gelişmiştir. Sık sık duyulan bu endişeler gittikçe birbirlerini beslerler ve endişe edebilme yeteneği gelişir: İnsan en küçük bir sorundan bile endişe duymaya başlar. İleri düzeyde korku ve endişe, sinir sistemi için son derece tahrip edicidir.

Tüm başarılı konuşmacılar toplum önüne çıktıklarında mutlaka heyecanlanmışlardır. İstisnasız her insan korku ve endişeyi yenebilir. Ancak bunun için tüm inançlarını yeniden gözden geçirmeli ve bir dizi egzersiz yapılmalıdır. Aşağıda korkunun nedenleri tek tek açıklanmıştır. Bu nedenler varsa bunları yok etmek amacıyla bir sonraki bölümde yine bir dizi alıştırma hazırlanmıştır. Bu alıştırmaların bir kısmını yalnız başınıza gerçekleştirebilirsiniz. Ancak bunları toplum karşısında gerçekleştirirseniz daha hızlı başarırsınız.


AKIN ARSLAN

Son 27 yorum (en yenisi önce)

15/05/2010 : 13:49:01
Bu yorumum ikinci kez olacak ama bu yazıya çok uygun olduğunu düşündüğüm için tekrar eklemek istedim. Bizzat ben ve ailemin yaşadıklarından bir örnek

İnsanın bu okuduklarından sonra kendini her şeye hazırlaması gerektiğine inanıyorum. 2003 yılının nisan ayında izmir'de 5.9 şiddetinde bir deprem oldu. 7 katlı bir apatmanın 6.katında gece 3 civarıydı zannedersem uykudan korkular içinde uyandırdı bizi bütün site yollara düküldü. 1-2 ay kendime gelememiştim bu yüzden. Hatta 1 hafta kadar evimde oturamadım, yatamadım. Eşim ve çocuğumla bahçeli tek katlı müstakil evi olan babamların evinde kalmıştık.
Sonraları çok düşündüm bir daha olursa, bir daha, bir daha biz ne yapacağız devamlı eski mahallemize gidip babamlar da mı kalacağız? Hayır dedim kendi kendime kesinlikle hayır bunu yenmeliyim, ailecek yenmeliyiz. O günlerden sonra kendimi telkin etmeye başladım 2-3 ay devamlı yatmadan önce bu gece deprem olacak diye dua okuyup yatmaya başladım. 2 sene deprem olmadı. Ama ben bekliyorum depremi. Derken Ekim 2005 te 5.9 şiddetinden daha büyük 6.1 büyüklüğünde deprem oldu, üstelik artçı deprem olarak 2 deprem daha oldu bunlardan birinin derecesi 5.9, yani 2003 teki depremin derecesi.
Ne oldu biliyormusunuz???? Bize hiç bir şey olmadı 3 deprem de de uyandık, bekledik, deprem bitti, dua ettik ve yattık. Ama site yine yollarda bunu da belirteyim.
Ertesi gün çok mutluydum, çok mutluyduk. Çünkü kendimizi hazırlamıştık ve bunu yenmiştik.
Sonra eşimle karar aldık ölümü de düşünmemiz, hazır olmamız lazım diye. Sonuçta yaşın, sağlamlığın hiç önemi yok. Kimin ne zaman öleceği belli değil. Allah öldükten sonra hayırları nasip etsin inşallah. Ne kadar kötü olursa olsun buna da hazırlanmalıydık. Acıdan zevk almıyoruz, bu arada bunu da not olarak düşeyim. 2005'ten beri arada sırada da olsa, hoş olmasa da ölürsek neler olur konuşuyoruz. Sonuçta her ne kadar çoluğumuzun çocuğumuzun nafakasını bizler karşılıyorsak, onlar bizsiz, biz onlarsız yapamayız desek de birileri ölecek ve hayat devam edecektir. Rızkın ve geleceğin Allah cc.'tan geldiğini ve ona döneceğimizi bilmek ve kendimizi ona göre hazırlamak en azından ben kendi adıma söyleyeyim, İnsanı bazı korkularının yersiz olduğunu öğretiyor.
05/03/2010 : 14:41:36
Selamlar... yazılanlar çok güzel, ancak çözüm noktasında yapılabilecelerle ilgili duygu ve düşüncelerinzden faydalanmak isterim.
22/10/2003 : 22:50:59
slmm...
ya sen ne ilgiç bi yapıdasın.bence insan olumuz düşündükçe olumsuzlaşıyor.yani genelde bende öyle olur.o zaman sürekli bi bunalım içinde oluyorsun.her şeyin iyi yanlarını görmeye ve dünyada senden basşka mükemmel insan yokmuş gibi davranmaya çalış.inan işe yarıyor.bi nevi kendini çok üstün görerek kendi kendini şımart...
sevgiler...
21/10/2003 : 10:48:56
Merhabalar !
Size canlı canlı örnek benim. Ben korkudan örülmüş bir kişiyim. Bende ilginç bir türevi var ben dıştan cesur içten korkularla doluyum. En son farkettiğim birşey şuydu. Cümelelrimde korkuyorum kelimesini çok sık kullanıyorum.Cümlelerim böyle bitiyor."çok korkarım,korkuyorum,en büyük korkum..."böyle uzayıp giden bir liste.

Peki ben bunu nasıl yenerim ? Bendeki olay nedir ?
Saygılar
14/05/2001 : 18:50:26
Korku deyip geçmeyin

Ablutofobi: Banyo yapma korkusu

Akustikofobi: Yüksek ses korkusu

Agliofobi: Acı çekme korkusu

Alekterofobi: Tavuk korkusu

Anablefobi: Yukarı bakma korkusu

Anglofobi: İngiltere korkusu

Arachibutirofobi: Damağına fıstık ezmesi yapışması korkusu

Bibliofobi: Kitap korkusu

Bolşefobi: Bolşevik korkusu

Bromidrosifobi: Vücut kokusu korkusu

Cacofobi: Çirkinlik korkusu

Chaetoofobi: Kıl korkusu

Chorofobi: Dans etme korkusu

Chrometofobi: Para korkusu

Chromofobi: Renk korkusu

Decidofobi: Karar verme korkusu

Dromofobi: Caddeden karşıya geçme korkusu

Eisoptrofobi: Ayna korkusu ya da kendini aynada görme korkusu

Eleuterofobi: Özgürlük korkusu

Eufobi: İyi haber alma korkusu

Farmakofobi: İlaç korkusu

Geliofobi: Gülme korkusu

Homofobi: Eşcinsellik korkusu

Katagelofobi: Alay edilme korkusu

Kathisofobi: Oturma korkusu

Kleptofobi: Çalma korkusu

Lachanofobi: Sebze korkusu

Melofobi: Müzik korkusu

Mikrofobi: Küçük şeylerden korkma

Mnemofobi: Anılardan korkma

Neofobi: Yeni olan her şeyden korkma

Numerofobi: Rakamlardan korkma

Ombrofobi: Yağmur korkusu

Papafobi: Papa'dan korkma

Papyrofobi: Kağıttan korkma

Pedofobi: Çocuklardan korkma

Palacrofobi: Kel olma korkusu

Plutofobi: Zenginlik korkusu

Sciofobi: Gölgeden korkma

Scriptofobi: Başkalarının yanında yazı yazmaktan korkma

Sderofobi: Yıldızlardan korkma

Sinistrofobi: Solak olmaktan korkma

Simetrifobi: Simetri korkusu

Taphefobi: Diri diri gömülme korkusu

Technofobi: Teknoloji korkusu

Triskaidekafobi: 13 rakamından korkma

Urofobi: Sidik korkusu

Venüstrafobi: Güzel kadınlardan korkma

Wiccafobi: Cadı korkusu

Devamı: http://www.e-kolay.net/haber/haber.asp?PID=65&HID=1&haberID=8219
14/05/2001 : 11:10:45
Korkunun doğallığını vurgulamak istiyorum sadece. Korkmak için zayıf olmanın gerktiğne inanmıyorum. İnsan ölümden neden korkar. Ölümü, özellikle de kendi ölümünü kabullenmişlik vardır doğamızda. Peki ya sevdiklerimizin ölümü. Onların ölümüne mani olamayacağımızı bilmemiz mi, yani zayıflığımız mı bizi korkmaya iten yoksa sevgimizi yönlendirdiğimiz sembolü kaybetmek istememiz mi?

Korku kültürüne gelince; tarih boyunca dinle, savaşla , kötü yöneticilerle dahası kötü yönetimle boğuşan dahası kendi gücünü başkalarına yansıtmayı eyakta kalma, varlığını devam ettirme yöntemi olan toplumlar (kısacası kendini küçümseyen toplumlar) bence korku kültürünün yerleşmesi için en uygun ortamı sağlarlar.
13/05/2001 : 15:01:42
Benim aklimda da ask konusu vardi.

Korku konusu devam edebilir yeni konu olarak ask konusu ilginc geliyor. O nedenle Uc Nokta basligi altinda bu konuyu baslattim.

Ask konusu ile ilgili dusunce ve yorumlar icin:

http://www.koniks.com/link.asp?TOPIC_ID=288

Selamlar

MOE
13/05/2001 : 13:52:21
Merhaba,

Eğer bu konu sizleri korkuttuysa, burada kapayıp başka bir konuya geçmeyi düşünüyorum.

Bütün katılımcılardan tartışmak için konu teklifi bekliyorum.

Benim tekliflerim:

A. Başarılı olmak sizin için neyi ifade ediyor?
B. Nasıl "keşke"siz bir dünya yaratılır.
C. Anlamak üzerine...
D. Nasıl Dinlemli...
E. Bu günü yaşamak mı? Yarınlar için yaşamak mı?
F. Sevgi nedir?
G. Aşk nedir?

.
.
.
...

AKIN ARSLAN
09/05/2001 : 02:49:57
Merhaba,

04 MAYIS'tan beri korku üzerine birşeyler yazıladı. Özellikle forumun izleyici pozisyonundaki üyelerine seslenmek istiyorum:


Lütfen içinizdeki korkuyu bir kenara brakın ve yazın...

Yazarken kalbinizi dinleyin,
Tuşlar sadece bir vesile olsun,
Tuşların yarattğı melodi size ilham versin,
Bir cümle yazın ama yazın...

"Eğer yazamıyorsanız" ki bunu saygıyla karşılarım, lütfen birilerinin sizin yaptıklarınızı, anlattıklarınızı yazmasını sağlayacak kadar özel birşeyler yapın...

AKIN ARSLAN
04/05/2001 : 15:16:46
MERHABA,

Sizlerle http://www.turk-portal.net/siir/index.html sitesinden aldığım güzel bir şiiri paylaşmak istedim.

(Ayrıca Özge Barış'ı bu güzel nameler için tebirik ediyorum.)


korkum;kendime,
karanlık;benliğime,
bilinmezlik;ömrüme,
anlamsızlık;düşüncelerime,
imkansızlık;isteklerime,
sevgi;düşlerime,
ölüm;çaresizliğime bağışlanmış.
ellerin;uzak
gözlerin;sonsuzluk
ben;
boşluk,
bağışla beni...

Özge Barış
04/05/2001 : 12:08:27
Merhaba,

Bu soruyu çok basit bir durumu ortaya ko**** açıklamak isterim.

Karanlık bir salona girdiğinizde neyle karşılaşacağınız belli değil, içinizde gizli bir ürperti var. Birden bir anahtara dokunuyorsunuz ve salon ışıklarla gündüz gibi aydınlanıyor, ve o anda belirsizlik ortadan kalkıyor.

Rahatlıyorsunuz...Hatta derin bir nefes alıyorsunuz.

Karanlıktan aydınlığa geçerken mutlusunuz..

Ne zamana kadar?

Salon içinde size bilinmezliği yeniden hatırlatacak yeni bir durum ortaya çıkıncaya kadar. Örneğin salonun bir köşesinden tuhaf(hayatınızda belki de ilk defa duyduğunuz bir ses geldi..)

Gerildiniz...

Ve süreç yeniden başladı. Üstelik bu sefer ışıklar da yanıyor!

Ama sizi korkutacak bir başka bilinmezlik var!...

Bilmem açıklayabildim mi?

AKIN ARSLAN
04/05/2001 : 11:43:42
alinti:
Hayatımızı bilinir hale getirdikçe korkularımız azalacaktır ama hiç bir zaman bitmeyecektir. aarslan


Evet ama hayatımızı bilinir hale nasıl getirebiliriz? Bu konuyu biraz açabilir miyiz?
03/05/2001 : 23:12:42
Merhaba,

Bu "korku" meselesinin "mutluluk" bahsine kiyasla cok daha verimli gittigini gorerek seviniyorum.

Ben de hazirliklarimi surduruyorum. Yakinda buradayim!!

Hurmet ve muhabbetle...

Izzet
03/05/2001 : 18:25:28
BRAVO GEZGİN, BRAVO!

Bu övgüyü fazlasıyla hakeden tavrın tüm forum üyelerine örnek olur umarım.

Bana iyi bir örnek oldun. Teekkürler.
03/05/2001 : 17:43:00
Merhaba,
Ben korkuyu yetiştirilme tarzıyla ilgili görüyorum.Eğer küçükten değişimden korkmayan ,değişimi kabullenen ,hayatın ne olursa olsun devam ettiğini(ölüm hariç) bilen, başarı,para ,saygınlık gibi faktörlerin mutluluğa ulaşmada bir ara yol olduğunun farkında bir kişi olarak yetiştirilsek korku olmazdı bence.Küçükten başlanmıştır bize işte şöyle yap ,derslerin şöyle olsun,zayıf getirme ...vb.Hep birşeylerden sakınmamız, yapmamamız istenmiştir.Halbuki bize zayıf almama yerine verilenleri anlama yönünde bir yönlendirme ve teşvik verilseydi heralde diğerleri kendiliğinden gelirdi. Gelmeyice de gösterilen tepkiler korku ya da degerler kültürünün yerleşmesini sağlamakta (bunu da gözden kaçırmamalı).Herkes mükemmel olamaz ,kendimizi ve çevremizdekileri değerlendirirken başkalarıyla kıyaslamamayı öğrenmeliyiz.Onları olduğu gibi kabul etmeliyiz.Tabi önce kendimizi tanımalı ve kabullenmeliyiz.Bir şeyin yapılmasını istediğimizde genelde korkutma işlemini kullanmaktayız.Yanlışlar üzerine kurulu bir sistem kendını kurtarmak için günden güne daha da batmakta,korku üzerine korku yapısı kurulmaya devam edilmektedir.Bu nereye kadar gidebilir.İnsanların da bir sınırı vardır. Köşeye sıkışmış bir kedinin normalde yapmayacağı saldırıyı yapabilmesi gibi insanlar da doldukça artık korku işlemez olur.Ya da etkisi azalır.Uzerindeki kontrol kalkınca ne tür bir durumla karşılaşacağı aşikardır.Fazla bilgi yönünden birşeyler iletmesem de düşüncelerimi belirtmek istedim.Bunu da yazma korkusuna karşı bir işlem olarak algılayabiliriz.
Saygılar,
02/05/2001 : 00:31:35
Merhaba,

Sanırım korkunun içinde yer alan temel öge "bilinmezlik".

Bilinir kıldığımız herşeyi bizim yapabiliyoruz, kontrol altına alabiliyoruz. Kontrol altına alamadıklarımızdan ise korkuyoruz.

Karanlıktan neden korkarız?

-Neyle karşı karşıya olduğumuzu bileyiz.

Çalışmadığmız bir sınavdan neden korkarız?
-Yetersiz olduğmuzu hissettiğimizden başarısızlıktan korkarız.

Hayatınızda ilk defa gördüğünüz minik bir böceği neden hemen ezmek ve ondan kurtulmak isteriz?
-Onun bize zarar vereceğinden korkarız?

Köpek balıklarından neden korkarız?
-Çünkü yaşadığmız dünya bizim onlardan korkmamız gerektiğini öğretmiştir, tıpkı yunusların dost olduğu öğretisini beynimizin içine yazdığı gibi.

Orhun Beyin ifade ettiği "kaybetme endişesi"ne katılıyorum. Ben kaybetme endişesinin temelinde de geleceğe yönelik bilinmezlik olduğunu düşünüyorum.

Hayatımızı bilinir hale getirdikçe korkularımız azalacaktır ama hiç bir zaman bitmeyecektir. Çünkü hayat her zaman bize yeni korkular tanıtacaktır. Tıpkı HIV'i tanıttığı gibi...

AKIN ARSLAN

01/05/2001 : 16:41:09
Bugüne kadar mutluluk,risk ve korku üzerinde konuştuk...
Korkunun asıl kaynağının,bilgisizlik olduğunu düşünüyorum.Dinler ve korku üzerinde konuşuldu.Acaba dinini iyi bilen,anlayan bir kişiyi,din ile korkutmak mümkün mü?Tabii ki mümkün değil.Bilen insan korkmaz!Yine sorunumuz eğitim üzerine yoğunlaşıyor.Bence korku kültürü olmaktan ancak ve ancak eğitim seviyemizi yükselterek kurtulabiliriz.
Korku sahibi kişilerin mutsuz olacaklarını düşünüyorum.Aynı zamanda,cesur ve bilgili bir kişinin de,gerektiğinde büyük riskler altında,büyük işler başaracağına ve bu sayede mutluluğa ulaşacağına inanıyorum.
Saygılar...

levent
30/04/2001 : 12:12:45
Oldukça iyi bir tarif...

Sanırım korku üzerine düşünürken, yazarken yukarıdaki tanım üzerinde durulursa, doğruya çok daha yakın sonuçlara varılabilir.

Ayrıca 'korku' duygusu ile 'korkutulma' durumunu birbirinden ayırmakta, değerlendirirken bunları karıştırmamakta fayda olacağını düşnüyorum. Korku insanlarda en temel ve harekete geçirici bir unsurdur. Gerekliliği tartışılmazdır. Korkutulma ise korkma gereksiniminin başkaları tarafından uyarılarak sujenin korku dizgini sayesinde belirli yöne sevkedilmesidir.

Yine korku üzerinde dururken insanların genel olarak korkmaktan ve korkutulmaktan 'hoşlandıkları' gerçeğini gözardı etmemek gerekir. Sinema, edebiyat ve benzeri dallarda gerilim-korku türüne gösterilen ilgi boşuna değildir. Ünlü korku yazarı Stephen KING bu konuda şöyle diyor: "Korku, kaşınmak ister ve insanlar kaşıdıkça hem haz verir hem de derinleşir."
30/04/2001 : 00:17:17
Korku: kaybetme endişesidir.

İçinde bulunulan "stabil, istikrarlı" olarak düşünülen hali kaybetme endişesidir. Korkulduğunda,içinde bulunulan halden çıkılarak, daha kötü bir durumun içine düşüleceği ve eldeki birtakım kazanımların kaybedileceğinden endişe edilir.

27/04/2001 : 17:58:26
Şimdiye kadar konunun çok fazla dağılmaması için detaylı ve Hypertext yapıda bir cevap yazmak istemedim. Halen de dağılmasını istemiyorum...
Bu yüzden konunun sürüklendiği yoldaki izleri takip etmeye çalışıyorum.
Daha önceki mesajlarda korku ile ilgili tespit edebildiğim iki önemli 'iz' oldu. Bunlardan birincisi 'korku kötüdür' ifadesi -ki buna katılmadığımı daha önce de belirtmiştim- ikincisi ise 'bütün dinler korku üzerine kuruludur' faraziyesidir. Bu ikinci iddiaya da katılmam maalesef mümkün değil. Hatta sadece benim değil dinlerin (özellikle semavi olmayan dinlerin, Hristiyanlığın bir çok mezhebinin, İslamiyetin ve Museviliğin) temel kavramları üzerine küçük çaplı bir araştırma yapmış veya şöyle ya da böyle bu sistemler hakkında bilgi sahibi olmuş herkesin şiddetle karşı çıkacağı bir iddia!
Bunun yanı sıra İlkel Dinler olarak isimlendirilen bazı Afrika ve Avusturalya kabilelerinin sürdürdükleri inançlar içinde korku öğesinin (duygusu demiyorum!) önemli bir yeri olduğu bilinmektedir.
Ayrıca Hristiyan mezhebi olarak bilinen bazı kolların İlkel Dinler ile paralellik gösterdikleri de gözlenmektedir.
Ey Okur! Burada dikkat edilmesi gereken önemli nokta şudur:
Yukarıda 'Din' olarak bahsettiğimiz inanç sistemleri, insanların kendi istekleri ile kabul ettikleri ve sürdürdükleri hayat tarzlarıdır. Sakın olaki 'Din', Ortaçağ Avrupasındaki baskı ve sömürü düzeni ile karıştırılmaya. Unutmayalım, başka birinin adını vererek yapılan eylemlerin o kişiyi değil yapanı sorumlu tutması gibi, dinin adı verilerek yapılan kötülükler de dini değil yapanları sorumlu kılar.

Umarım bu yazı 'korku' konusunun dışına yönlendirmez dikkatleri.. Bu yazıyı bir parantez olarak kabul edip korku üzerinde devam edelim derim.
27/04/2001 : 11:45:14
Merhaba,

Sanırım "korku" üzerine konuşmaya korkuyoruz. aslında üzerinde en zor konuşulacak olan konular sürekli bizimle berber olan elle tutamadığımız ama hissettiğimiz şeylerdir.

İşte korku böyle birşeydir. Bir konuşmaya başlayınca arkası öyle geliyor ki....

Hiçbir korku,hiçbir duygu temelsiz değildir.Sadece anlatım,ifade, ve korkuya verilen tepkiler değişiktir o kadar...

Korku, korkulan objeler tarihin çok öncesinden beri bilinmeyen, tanımlanamayan, ifade edilemeyen, "şey"lerdir denildiği zaman bunun devam eden bir olgu olduğunu kabul etmiş oluyoruz.Düşünürsek ,sinema daha yüz senesini yeni doldurdu, gotik roman yaklaşık üçyüz yıllık,popüler korku roman ise yetmiş sene civarında.Peki arada kalan yüzyıllarda insanlar hiç mi korkmamış?Hem de nasıl korkmuşlar.Aslında iki şey insanları deli gibi korkutmuş, halk öyküleri-efsaneler ve din.

Bence "korku ve din"in çok yakın bir ilişkisi var. Mistizmin içinde zaten güçlü olan kavram korku.

Dinsel inançlar uğruna izdivaya çekilenleri, örneğin tibetteki tapınaklarda yıllarını dünya ve nimetlerinden uzak geçirenlere bakınız. Bence esas olarak "korku"larından arınmaya çalışıyorlar.

Dinler neden korku üzerine kuruludur öyleyse? Eski inançlar çok mu tehlikelidir? Herhangi bir inanç a şeytani demek kurtuluş yolu mudur? diye bazı sorular akla geliyor, ancak bu sorular bütünüyle dayanaksız değil. En kolay yıkım korkutmaktan geçer, yani ortadan kaldırmak istediğin şeyin çok rezil, saçma, dayanaksız olduğunu ispat etmek istersen önce onun zararlı, kötü, tehlikeli olduğunu söylemek yeterli olacaktır. Kötülük anahtar kelimedir.

Bana kötülüğü tarif edin. Sizce kötülük nedir?

Kavramlar soyuttur. Korkular değişkendir.

Belki de korkuyu tanımlayabilmemiz için buradan başlamamız uygun olacaktır.

Acaba korkmaya devam etmeli miyiz?

Bence "evet" ama bilinçaltım "hayır" diyor.

Nedenini açıklayacağım...



Herkese kolay gelsin...

AKIN ARSLAN
27/04/2001 : 10:18:56
Sayın Eskici, başlamak için start zaten verildi. Siz hala neyi bekliyorsunuz.(Ve diğer üyeler)

Katılım arttıkça, tartışmanın çerçevesi genişleyerek, farklı boyutlar kazanacaktır.

Şimdiye kadar konular hakkında mesaj gönderen sadece 4-5 üye bulunuyor.

Diğerleri acaba "Misafir! üye mi"

Sayın Eskici işte sana sihirli sözcük:

"tamam şimdilik bu kadar"


Boon
27/04/2001 : 01:20:59
Öyle iyi başladınız ve tempolu gidiyorsunuz ki, anlatacağım dediklerinizi anlatmadan ve de "tamam şimdilik bu kadar" demeden sanırım kimse başlamayacak
26/04/2001 : 11:47:59
Siz korkuyu kötülemeye devam edin. Ama unutmayın pusudayım.
26/04/2001 : 10:25:48
"Korku ve Sevgi Kültürü"

Yaşamın, toplumsal ve bireysel alanda "pozitif" yaşanması elbette "Sevgi kültürü" hakim uluslarda mümkün olabilir.

Sevgi Kültürü, toplumun her alanında eğitim gerektiren ve uzun vade de sonuç alınabilecek, bir sistem. Sevgi kültürüyle yetişen bireyler, toplum içinde daha aktif ve daha doğurgandırlar.

Bu işin meşakkatli yönü.

Bir de işin kolay ve zahmetsiz yönü var.

"Korku Kültürü"

Bu kültürde, mevcut sistem işin kolay tarafını uygular. Korku kültürü içinde yetişen birey, sorgulayamaz. Kendisi için neyin doğru, neyin yanlış olduğuna sistem karar verir.
Ve birey bunu kabullenmek zorundadır.

Korku kültürü hakim toplumlarda ayrıca "din" faktörü de önemli bir tutar.

Bazı yasaklamalar ve korkular "dinsel" maske altında topluma enjekte edilir.

Dinin, yasaklar ve korkular yumağı haline getirilmesi, toplumumuzda kolaylıkla gözlemlenebilir.

Kültürel "gelenek" ve "ananeler" birçok kez, ilahi emir ve yasaklar olarak karşımıza çıkar.






Boon
25/04/2001 : 18:54:07
Merhaba,

Sanırım Kenan pusuda bekliyor, varsın olsun, ben devam ediyorum.

"Korku" korku bizim toplumuza öylesine işlemiş ki sanki kelimenin kendisi bile bundan nasibini almış. Belki elimde olsa "korku" kelimesini literatürden çıkarmak isteyebilirim. Çünkü biz sayın Cüleloğlunun da konferans ve eğitimlerinde sık sık dile getirdiği gibi "korku kültürü"nin çocuklarıyız.

kormak üzerine güdülenmişiz ve bütün mekanizmalarımız bu reflekslere bağlı hala gelmiş. Bakınız Cüceloğlu "korku kültürü" üzerine neler diyor:

"Türk toplumunda korku kültürü hakim"

Türk toplumunda korku kültürünün hakim olduğunu söyleyen Prof. Dr. Doğan Cücenoğlu, ''Korku sürekli var olmadığı zaman, toplumun önemli kesimi uygar davranış gösteriyor'' diyor.

Park yasağına rağmen sürücülerin buna aldırış etmediğini belirten
Cücenoğlu, polisin yasak yerlere park eden araçları çekeceği anonsunun ardından tüm otomobillerin kaldırıldığına dikkat çekiyor.

Korku kültüründeki insan ilişkilerinde, ''bir korkan ve bir
korkutan'' olduğuna işaret eden Cücenoğlu, iki insanın birbirine
bakışı ile ilişkinin başladığını, güçlü olanın bakış, tavır ve
yürüyüşlerle verilen mesajlarla belirlendiğini ifade ediyor.

Toplumdaki anlayış nedeniyle özgürlük, sevgi, hakkaniyet hizmet
gibi değerlerin öne çıkamadığını anlatan Cücenoğlu, ''Sevgi eylemdir,
mutlu olmaktır. Ama korku kültüründe ise 'kerizlikten' başka birşey
değildir'' diyor.

Otoritenin korku kültüründe önemli bir yeri bulunduğunu bunun aile
ve toplum ilişkilerine de yansıdığını anlatan Cücenoğlu, ''Ben sizin
babanızım, ben ne dersem o olur'' anlayışının geçerli olduğunu
vurguluyor. Değerler kültüründe ise onur kavramının önde olduğunu , bir çocuğun doğarken toplumdaki tüm
bireylerle eşit olduğunu kaydediyor.

Kuşkusuz bunlar bizim yabancı olduğumuz kavramlar değil.

Bazen bizim ilköğretimimizdeki yanlışları zihnimde sorguluyorum. Öyle büyük ghatalar yapıyoruz ki...

Geçtiğimiz yıllarda MEB üst seviye yöneticlerine verdiğim bir dizi eğitimde "korku" konusunu gündeme getirdim. Milli eğitimde "sevgi" bazlı öğretime geçmemizin kitaplardan daha önemli olduğunu anlattım.

Düşünsenize, evde "sus, sen anlmazsın",
Okulda aynı,
iş yerinde keza aynı,

Sonra........

İşte ülkemizin karşı karşıya olduğu gerçekler....


Devam edeceğim.

AKIN ARSLAN



(Bu arada bir hatırlatma yapmak istiyorum; bir insan hayatı boyunca öğrendiklerinin 1/3 ünü yaklaşık olarak ilk 6 yaşında alıyor, 20 yaşına kadar 2/3'ine ulaşıyor. )

Ve bizdeki durum: Siyah önlükler. Sanki birileri kasıtlı yapmış gibi; karamsarlık, üniform bir yaklaşım, öngünlükten uzak bir sistem, şeklen de desteklenen bir "korku" organizayonu.

ve sonra; öngün düşünemeyen, sorgulayamayan, sürekli itilen, otoriteye boyun eğmesi öğretilen bir nesil.

Unutmayın şu anda o nesilin ürünleri bu ülkeyi yönetiyor.

Eğer aileden başla**** "sevgi kültürü"nü hakim kılabilseydik, karşımızdaki dinleyebilecek kadar hoşgörümüz olmaz mıydı?

25/04/2001 : 15:14:06
Yazının devamında gelecek korkunun nedenleri ile bilgilerden sonra bende bu konuda bir şeyler yazmak istiyorum. Ama dediğim gibi önce dinleyeceğim sonra konuşacağım.