KONUSMASINI BILMIYORUZ:
KONUSMUYOR, KARSILIKLI BAGRISIYORUZ! Prof. Dr. Fuat Yondemli (Paralel Dergisi Sayı:9 Sayfa: 12-14)
Son yillarda halkimiz arasinda cok kotu bir aliskanlik yerlesmeye ve kok salmaya basladi: Artik konusmuyoruz, karsilikli bagiriyoruz! Belki hep Turkiye'de yasayanlar icin bu durum, hic de dikkat cekici degildir, cunku buna alismis durumdalar. Ama yurt disina ciktiginizda bu tablonun hayretle farkina varirsiniz:
Elin Ingilizi, Fransizi, Amerikalisi, Japonu… konusur; ama yanlarina iyice yaklasmadan, ne dediklerini anlamak icin kulak kabartmadan, onlarin ne konustuklarini duyamazsiniz.
Bizim Turklere gelince, yurt disinda bile olsalar, onlarin ne konustuklarini anlamak icin yanlarina yaklasmaniza, dikkat etmenize, kulak vermenize hic gerek yoktur: Hepsi birden, cok yuksek bir ses tonuyla (tabir caizse hep buyuk harflerle), kisacasi bagirarak konusurlar! Onlari yuz metre oteden bile isitmek, ne konustuklarini anlamak mumkundur!
Okullarda muzik dersi oldugu halde, nedense seslerin ve harflerin hakkini vermesini ogretmiyoruz, bilmiyoruz. Radyo ve TVde konusanlarin cogu, kelimelerin sonunu yutuyor, kelimelerin hakkini vererek konusamiyor. Zeki Muren'in o guzel Turkcesini, anlasilir artikulasyonunu, o acik-secik, fasih Turkcesini hatirlamamak mumkun mu?…
Turkiye'de hoparlor suiistimalinin evveliyatini, 27 Mayis ihtilaline kadar goturmek mumkun. Ilk defa olarak ihtilalin Diyanet Isleri baskanligi, camilere hoparlorun girmesine, hoparlor kullanilmasina izin verdi.
Ondan sonra da cok kotu bir furya basladi: Imam veya vaiz, cemaatin hemen bir veya iki metre uzaginda bile olsa, onlarin gozunun icine baka baka hoparlorden konusmaya basladi, hem de bagirarak! Bu kotu aliskanlik da boylece yayilmaya basladi.
Korkarim bundan sonra sadece ufacik, cemaati birkac kisi olan camilerde degil, butun ilk ve orta dereceli okullarda bile ogretmenler de talebeler de hoparlor kullanarak anlasmaya baslayacaklar.
Ecdadin yaptirdigi selâtin camilerde, bagirmasina hic de ihtiyac olmadan, imamin veya hatibin sesinin nasil rahatlikla isitildigini bilenler icin; hemen onunuzdeki, bir adim karsinizdaki kisinin, sizin yuzunuze baka baka bagirmasi, ne buyuk iskencedir! Isin daha da kotu tarafi, daha cok bagiranlarin daha cok hakli, daha cok dindar, daha cok Musluman diye algilanmalari!...
Hoparlor kullanan biri, mutlaka bagirmadan konusmalidir, cunku hoparlor zaten sesini yukseltmektedir, onun icin hoparlorde bagirarak konusmanin mazur veya mantikli gorulecek hicbir tarafi yoktur.
Butun toplum olarak bu kotu aliskanliktan nasibimizi aliyoruz. Artik karsilikli konusmamiz, hattâ sohbetimiz bile karsilikli bagrisma, muzigimiz de sadece bagirma ve tek kelimeyle gurultu oldu.
Bunun tabiî sonucu olarak en cok bagiran lider, en inandirici veya ulkesini en cok seven lider; en cok bagiran vaiz veya imam en dindar kisi; en cok bagiran kisi en hakli kisi ve en cok bagiran sarkici da en iyi sarkici olarak taninir oldu…
Evvelce gercek sanat muzigi sanatcilari konservatuardan yetisirdi ve hepsi de san dersi almis, girtlagini, diyafragmasini kullanmasini bilen kimselerdi. Gunumuzde artik kaliteyi kaybettik:
Tarla irgati, amele, koylu, issiz, apartman kapicisi, model, manken, cengi, film "oyuncu"su… hepsi sarkici kesildi. Hem de hicbir egitim almadan, san dersinin adini bile isitmeden, birakiniz ses tellerini kullanmayi, nota bile bilmeden…
Bunun sonucu olarak da en iyi, en tutulan, en begenilen sarkicilar; en cok bagiran, hem de ahenksiz, notasiz, sadece yuksek perdeden falcetto, puruzlu, catlak bir ses tonuyla ses, pardon gurultu cikaran kimseler olmaya basladi.
Meslegine saygisi olan, isini en iyi sekilde yapanlar konumuz disindadir, onlara ancak sapka cikarilir. Bekir Sidki Sezgin'leri, Munir Nurettin Selcuk'lari, Alâeddin Yavasca'lari, daha yenilere gelirsek Munip Utandi ve Koray Safkan'lari yetistiren ulke, ne hallere dustu!
Turkiye, gunumuzde, resmen "arabesk" ve "pop" denen yoz muzigin etkisi, isgali ve istilasi altindadir!
Gunumuzde yeni nesil guzel sesi artik bilmiyor, eskiler ise unuttu: Bol bol bagrisma, girtlak oyunlari ve mutlaka bangir bangir, kulaklari tirmalarcasina bagirma veya ses/gurultu cikarma…
Yurt disindayken kendileriyle konustugum ve az cok Turkiyeyi taniyan, bir parca da olsa Turkceyi bilen muzik otoritelerinin, "Artik siz de mi erkek sarkicilarinizi kastre (hadim) etmeye basladiniz, muzik piyasanizda infantil (cocuk sesi ozellikleri tasiyan) seslerden gecilmiyor" seklinde yaptiklara istihzalara cevap verememenin uzuntu ve sIkintisini cekiyorum.
Cunku muzik kulturu olmayan, -bir kisim- halkin en cok tuttugu, en cok satan, ragbet goren, dinlenen seslerin bazilari, eger erkekse ergenlik oncesi cagina ait sese veya sanki kadinca ses ozelliklerine, eger kadinsa alto bile diyemeyecegim, sanki bas gibi ses karakterine sahip!
Yani lafin Turkcesi, oyle bir devirde yasiyoruz ki, bir kisim erkek sarkicilarimiz kadin sesi, bir kisim kadin sarkicilarimiz ise erkek sesi ozellikleri tasiyorlar!
Tabiidir ki bu sozlerimle butun saygideger sarkicilarimizi tohmet altinda birakmaya calismiyorum, boyle bir niyetim veya kasdim yok. Isini iyi yapan, meslegini en guzel sekilde icra eden butun sarkicilarimiz her turlu tenkidin disindadir, onlara ancak sevgi ve saygi borcluyuz.
Bu sartlar altinda gercek Turk Sanat Muzigini icra etmeye calisan, Ankara ve Istanbul Radyolari gibi birer ekol denebilecek kurumlara sahip TRT'nin isinin ne kadar zor oldugunu takdir edersiniz. Ozel kanallarin ortaya cikmasiyla daha da goze carpan bir durumu; bir kisim "sanatci"larin, klasIk muzigimize ihanet ettigi gunleri yasiyoruz.
Ben bir bilim adami olarak sadece tesbitlerimi aktariyorum: kimseye tas atmak veya kimseyi hedef gostermek gibi bir niyetim yok. Onun icin magazin basinindan da, yeni yetme veya egitim gormemis "sarkici"lardan da bana cevap vermeye kalkismamalarini onemle rica edecegim, cunku ben kimseyi muhatap veya hedef almiyorum.
Sozleri her ihtimale karsi tekrarlamak istiyorum: Hicbir erkek veya disi sarkiciyi kasdetmiyorum, kimseyi hedef gostermiyorum, Meslegine saygili, onu en iyi sekilde icra eden gercek san'atkârlara sadece saygi gosterilebilir, onlara tas atmaya kimsenin hakki yoktur ve olamaz.
Guzel konusmak, bir sanattir, hele harflerin ve kelimelerin hakkini vererek yapilan bir konusmayi dinlemek, insana zevk verir. 1950lerin ortalarinda Ankara Radyosunda, aksamlari Suat Taser'in sesinden dinledigim Binbir Gece Masallarinin tadini unutamiyorum. Ha, sahi, girtlaga, ses tellerine, diyafragmaya hakim olmayi ogretecek, Turkiye'de kac san hocasi vardir acaba?
Isin bir de tibbî yonu var:
Uzun sure ve bagirarak konusma, ses telleri icin son derece zararlidir. Onun icin devamli konusmamak, hele hele bagirmamak gerekir. Konusmaktan cok dusunmek, ses tellerimizi veya girtlagimizi dinlendirmek zorundayiz.
Unutmamaliyiz ki, ses tellerimiz de tipki dilimiz gibi, en kuytu kosede bulunur ve mutlaka nemli olmak zorundadir.
Sesin ortaya cikmasinda sadece ses telleri degil, daha pek cok organin; dil dudak, dislerin, hattâ burnun bile onemli rolu vardir.
Yani burun tikali olmamalidir. Ama gelin gorun ki, yurdumuzda TVye cikan her cinsi lâtif, sanki bu konuda bir emir veya ayet varmis gibi, mutlak surette estetik burun ameliyatindan geciyor; kucuk, dugme gibi bir burna, ama calismayan, icinden nefes gecmeyen, ici daralmis bir burna sahip oluyor.
Boyle burnu tikali, burnundan rahat nefes alamayan sarkici, turkucu, spiker,… leri dinlemek bana buyuk bir iskence oluyor! Bundan dolayi inanir misiniz, artik yerli TVleri seyredemiyor, dinleyemiyorum.
Cok konusma yapanlarda, devamli hava akimina bagli olarak girtlak, daha dogrusu ses telleri kurur, zarar gorur, once ses kisIkligi, daha sonra da, daha ileri ve tehlikeli durumlar (girtlak/ses teli kanseri gibi) ortaya cikar.
Soz buraya gelmisken, "Ses KisIkligi" uzerinde durmak istiyorum:
Bagirma, yuksek sesle sarki soyleme, gurultu ve stres altinda yapilan uzun konusmalardan sonra ses kisIkliginin ortaya cikmasi, kacinilmaz bir tablo veya neticedir.
Bu duruma bilhassa secim konusmasi yapanlarin, siyasetcilerin dikkat etmeleri gerekir.
Ayrica rinit ve sinuzit gibi, ust solunum yollarindaki enfeksiyonlara bagli olarak gelisen oksurukler de ses kisIkligi yapar. Iltihapli burun akintisi, hele arkaya yani genze dogru ise veya yutuluyorsa, mide mukozasinin yani sira girtlak mukozasini da etkiler.
Bunun disinda allerjik akintilar, oksuruk ve nezle de dolayli olarak girtlak mukozasini etkiler, sesi bozar, ses kisIkligi yapar.
Sigaradan, onun zararlarindan bahsetmek bile istemiyorum. ABD'de sigara icen nufus yuzde 20'lerin de altina dusuruldugu halde, bizde, yuzde 60'lari gecti, hattâ yuzde 80'leri zorluyor!
Meclisimiz cok hayirli bir is yapti: sigarayi bircok yerde yasaklayan bir kanunu kabul etti, ama yururluge konmasini nedense bir bucuk yil sonrasina birakti!
Burun tikanikligi sonucu ortaya cikan agiz ve girtlak kurulugu da yukarida anlattigim gibi, ses kisIkligi yapar.
Buna karsilik, bazi gidalar; dondurma, findik-fistik, alkol, cay, cikolata, yagli yiyeceklerle yumurta, sut ve sut urunleri tukruk yapimini artirir, boylece ses telleri tabir caizse daha iyi "yaglanir".
Tabii burada dikkat edilecek nokta, dondurmanin bogazi -ve bilhassa- girtlagi usutecek kadar fazla yenmemesi gerektigidir.
Soz buraya gelmisken, uc bir ornek olarak, Munir Nurettin Selcuk'un hayatinda hic dondurma yemedigini, sesini-boynunu usutmemek icin yaz-kis hep kaskol ile dolastigini hatirliyorum…
Cikolata, hassas bunyelerde allerji yaptigi gibi, bogazin ve girtlagin mukus salgisini da artirir.
Kahve gibi kafeinli icecekler hem gastrik rofluyu (mide asidinin agza kadar gelmesi), hem de salgiyi artirir, bunun sonucu olarak ses bozulur, ses kisIkligi olur, kiside bogazi temizleme arzusu ortaya cikar.
Ayrica limon suyu ve cay da sese etkilidir
Girtlagimiza, dolayisiyla sesimize iyi gelen, faydali olan ilaclar arasinda girtlagi nemlendiren ilaclar ve mide asidine karsi kullandigimiz roflu ilaclari bulunmaktadir.
Buna karsilik ses kisIkligi yapabilen baslica ilaclar arasinda ise oksurugu baski altina alan ve antihistaminik ihtiva eden ilaclar, aspirin ve C vitaminini sayabilirim.
Ses kisIkliklarinda .ilac kullanmanin yaninda ses istirahati de mutlaka yapilmalidir. Kisinin ancak mecbur kalirsa, iletisim icin alcak tonlarda ses cikarmasina musaade edilir. Boyle kimselerin bagirmasi, hattâ telefonda bile olsa yuksek sesle ve uzun sure konusmasi yasaklanmalidir.
Fisilti seklinde konusmaya gelince, bu da fizyolojik bir konusma sekli degildir, bagirmak kadar olmasa bile ses telleri icin yorucudur. Onun icin fisildamadan ve bagirmadan, sakin ve alcak bir ses tonuyla konusmak, en iyisidir.
Hastanin meslegi mutlaka konusmasini gerektiriyorsa, sesini idareli kullanmaya calismali; bunu yapamiyorsa istirahat hakkini kullanarak ise gitmemeli, sesi duzelene kadar evinde dinlenmelidir.
Sarkici, aktor , aktrist (veya gunumuzun moda tabiriyle kisaca: "oyuncu") gibi ses kullananlar, sesleri duzelinceye kadar konusmamalidir.
Boyle durumlarda evinde istirahat eden kisi, ailesiyle birlikte kalmali, sadece evet-hayir gibi cok kisa kelimelerle ve mutlaka alcak tonda, yani bagirmadan konusmalidir. Bunlarin uzun cumleler kullanmasi da dogru degildir.
Sigara mutlak surette icilmemelidir
Prof. Dr. Fuat Yondemli
Selcuk Universitesi (Konya) Meram Tip Fakultesi KBB Anabilim Dali Ogretim Uyesi