15/08/2012 : 02:11:22
Hocam öncelikle hakkında hayırlısı olur diyorum. Londra'da 2010 yılı içerisinde 8 ay geçirip çaresiz kalarak geri dönüş yapan hem Bulgar hemde Türk vatandaşıyım. Oraya Bulgar vatandaşlığım üzerinden gittiğim için vize dertleriyle hiç uğraşmadım ve neticesinde vize ile ilgili herhangi bir bilgim yok. Ama oralarda vizeden çok çok önemli şeyler var. Çalışma izni ve lanet olası national insurance number (sigorta numarası).
Açıkça yazmak gerekirse; mevcut İngiliz hükümeti ırkçı ve daha da kötüsü artık çalışmaya gelen göçmen görmek istemiyor. Orada muazzam derecede çalışmaya gelen göçmen var zaten. Göçmenleri bezdirmek, pes ettirip memleketlerine geri dönmelerini sağlamak için her gün ya yeni bir kanun çıkartıyorlar yada var olan kanunu değiştirerek daha da zorlaştırıyorlar. Diğer taraftan nazikçe "Sadece parası olanlar gelsin. Batıyoruz, yabancılara verecek paramız yok. Yabancılar her yere saldırdıkları için kendi halkımız işsiz kalıyor." diyor.
Mantıksız gelecek ama 2010 yılının Mayıs ayında adamlar dehşet bir kanun çıkardılar :
1) Çalışma izni almaya başvuru yapabilmeniz için national insurance number almış olmanız lazım.
2) National insurance number alabilmeniz için çalışma izni almış olmanız lazım.
Kanun aynen böyle. Hadi buyurun, çıkabiliyorsanız çıkın bakalım işin içinden...
Aylarca uğraştım, araştırdım, tek çare yapabileceğine inandığın bir işyeri açmak. Dükkanı kiralarsınız, iş yapmaya başlarsınız ve buna paralel olarak fatura kesersiniz. Kestiğiniz faturalar sizin gerçekten iş yapabildiğinizin kanıtı olur. İlgili kuruma faturalarınızı gösterirsiniz. İkna olurlarsa size çalışma izni verirler. Arkasından da sigorta numaranızı alırsınız. Bu olaya İngiltere'de kısaca "Self Employed" derler. Bu paragraftan anlayacağınız gibi İngiliz hükümeti açıkça "Sadece parası olanlar gelsin." demektedir. Bunu yapabildiğiniz takdirde, sadece Londra'da bulunan 2 milyon işsiz kişiden çok ama çok şanslısınız demektir.
Gelelim olayın diğer boyutuna.. Diyelim kendi işinizi kurma imkanınız yok, o zaman vay halinize... Uzmanlık alanınız ne olursa olsun kendi alanınızda kaçak olarak iş bulma ihtimaliniz %1, diğer alanlarda ise %30. Sabahtan akşama kadar gazete ilanlarına bakmaktan başınız döner. Sağı solu, en alakasız bir işyerini arasanız bile telefonu açan, "sizli - bizli" konuşmaktan bile aciz bir adamın ilk 2 sorusu kolunuzu kanadınızı kırmaya yetecektir :
1) Tecrüben var mı?
2) Çalışma iznin var mı?
İngiltere'de hiçbir işyeri sahibi çalışma izni olmayan bir kişiyi riske girip işe almaz. Risk = 10,000 pound. Her ülkede olduğu gibi oralarda da kravatlı, resmi amcalar var. Çantalarını alırlar ellerine, mekan mekan gezerler. Baskın yaparlar. A'dan Z'ye kontrol ederler. Tabi bu riski alanlar da var ama boşuna almıyorlar. Yanına kaçak olarak başlayan bir işçiyi ortalama haftalık 200 pound'a eşek sudan gelene kadar çalıştırırlar. Söz konusu eşek, sudan bir türlü gelmez, o ayrı konu.
Bu kaçak çalışma muhabbetide mi olmadı? İşte asıl olay o zaman başlar. Bana göre bir Türk erkeğine en çok koyan mesele, karısının eline bakmak zorunda kalmasıdır. İlk başlarda normal olarak teselli kelimeler devreye girer : "Olsun, bugünler de geçer. Biraz sıkıcaz dişimizi. Bugün bana, yarın sana." gibi. Ama ya bu günler de geçmezse? Tam babamın söylediği gibi olur : "Para olmayınca aşk meşk kalmaz oğlum!" Hazır babamdan konu açılmışken "TAŞ YERİNDE AĞIRDIR EVLAT. BUNU SAKIN UNUTMA!" demişti ben oralara gitmeden. Meğer ne kadar haklıymış...