Ana içeriğe geç
YORUM YAZ

Tartışmaya katıl

Mesajınızı açık ve okunabilir biçimde yazın.

Not: Yorum gönderebilmek için kayıt olmalısınız.
Kayıt olmak için, buraya tıklayınız. Kayıt ücretsizdir!
Kullanıcı adı:
Şifre:
Mesaj ikonu:
İÇERİKMesajınızDüşüncenizi açık, okunabilir ve konuya katkı sağlayacak biçimde yazın.

Önizle ile kontrol edin. Ctrl/Cmd+B · I · U0 kelime0 karakter
Gönderi seçenekleriİmza, bildirim ve moderasyon
 

Hazır olduğunuzda kaydedinÖnizleme değişiklikleri kaydetmez.
  

Konu bağlamını inceleOrijinal yazı ve son yorumlar

Orijinal yazı

17/03/2011 : 18:32:43
La Bruyere haklıymış.
"Bilgisizlik kolay ve rahat elde edildiği için
çoğunluk bilgisizdir" demiş adam.

Birçokları gibi zor olandan kaçar, kolay olana sarılırız.
Sonumuz birçokları gibi olunca da ağlar sızlanırız.

Bize hep istisna olanları örnek gösterirler
binlerce kişi arasından bir-iki kişinin yaptıkları anlatılır hep
başarı işte budur denir

bunu duyan herkes başarmak için çıkar yola
bir-iki kişi gibi değil
binlercesi gibi olmak isterler

nedir istedikleri
para kazanmak daha çok para
güç isterler
şöhret ister saygı duyulası olmak isterler
binlercesi de öyle ister zaten

e bi sor bakalım
o
bir - iki kişiye
ne istemişler öncesinde herşeyin
sor ki onlar gibi başlayasın isteyesin
başarasın onlar gibi

ama yok
önce para
mal mülk
güç ihtişam

o zaman ne ağlarsın
ne sızlanırsın be adam
koy dükkanın önüne bir tabure
bir tabure daha sonra
getir oğlum tavlayı
oynayacak binlercesi var nede olsa
akşam kapatırız kepenkleri
sabah doğar güneş

"koniks" neden biz böyleyiz???

Son 15 yorum (en yenisi önce)

17/03/2011 : 18:32:43
arkadaşlar , Vatan Gazetesi yazarlarından Mine G. Kırıkkanat haklıymış bu yaziyi yazarken

“Katılmıyorum” demek özgürlüğü "

İster gönüllü olsun ister zoraki, tutsaklığın en yaygın ve kuşkusuz en bilinçsiz biçimi çoğunluk iradesine boyun eğmektir.

Hayatımda en nefret ettiğim savunma, her alanda, her konuda “herkes öyle yapıyor...” gerekçesi olmuştur. Bence “herkes” hiç kimse demektir ve ne birey ne toplum ne de insanlık için doğruluk ölçüsüdür.

Tam tersine.

Türkiye’ye baktığınızda, “herkes çalıyor” diye kamusal **lık meşru hale getirilmiş, “bal tutan parmağını yalar” deyişiyle tarihsel bir geleneğe bile bağlanmıştır.

“Herkes” ölçü alınarak oluşturulan meşruiyet, bazen **lık, yolsuzluk, talanla yetinmez.

Herkes adına zaman zaman linç edilir, katliam, soykırım yapılır, savaş çıkarılır. Hitler’i, Mussolini’yi, Stalin’i “herkes” yaratır, diktatörlerin ardından gider, dünyayı kana bular. Oysa “herkes” katıldı diye hiçbiri doğrulanamaz yapılanların.

“Herkes”, insanlık tarihi boyunca hiç kimsenin birey olarak taşımak istemediği ayıpların, alçaklıkların, ihanet ve hatta düpedüz suçların genele mal edilerek sorumluluğundan kaçış öznesidir sadece. Nedense “herkes yapıyor” diye asla bir iyilik, bir doğruluk, bir namus işaret edilmez. Herkesin yaptığı, “yapılmaması” gerekirken paylaşıldığı için bedeli ödenmeyecek bir kötülük özgürlüğü olarak sunulur, her zaman.

Herkesin yaptığını yapmak, tutsaklığın en bilinçsiz biçimidir, çünkü bireysel iradeyi sürü iradesinde boğar, vicdanları susturur ve kişiyi “yanlışlık ortaksa, doğrudur” gerekçesiyle özgürleştirdiğine bile inandırır!

Tabii ki herkes, asla “herkes” demek değildir. Daima istisnaları vardır ve herkesten anlaşılan, hemen her zaman “çoğunluk”tur.

Ve zordur çoğunluğa ters yönde kürek çekmek, akıntıya kapılmamak, kolaya ve geneli ardına alma rahatlığına sırt çevirmek.

Zordur ak koyunlar sürüsünde kara koyun olmak, ağırdır yalnızlık. Tek başına haykıran vicdan ne sesinin gücünden emindir ne doğruluğundan.

Bazen, bırakın ayakta kalmak ya da baş kaldırıp dikilmek, hayatta kalmak bile zordur, çoğunluğa karşı!

Oysa özgürlük, gerçek özgür irade, tam da çoğunluğun “evet” dediği yerde “hayır” diyebilmektir. Ya da tersi.

Türkiye, çoğunluğun saçmaladığı bir dönemden geçiyor. Ama “herkes yapıyor” diye saçmalığa ortak olmak gerekmiyor. Herkesi oluşturan çoğunluğun karşısına, azımsanmayacak azınlıkları ardına alarak çıkmak da mümkün, çünkü istisnalar “yalnızlık” duygusu vermeyecek kadar kalabalık, herşeye rağmen. İşte bu kapsamda, ben tarafımı seçmiştim, yalnızlığı ve dışlanmayı göze alarak kendi dünya görüşümü, ölçülerimi ve sınıfımı savunuyordum ki... Meğer ne kadar çokmuşuz, yalnızlık bile çekmiyorum!

***
http://haber.gazetevatan.com/Haber/142599/1/Gundem

Cok güzel bir yazi ...elerine saglik
Saygilarimla Arkadaşlar . bol kazancılı günler
17/03/2011 : 17:26:13
evet hakankaya2020 kardeşim,

Aslında yıllardır boşa kürek çekmişliğimizin göstergesi bunlar, ben çok acılarını çektim halada çekiyorum bunların. Mesela sigortası olsun,saati olsun,maaşı olsun vs bahaneler adı altında onlarca firmaya görüşmelere gittim, çoğundan da sizin dediğindiğiniz gibi cevap bile alamadım ama ben hiçbirisinde kendim istediğim için gitmedim hep ailemin zorlamasıyla, kafamda bir iki düşünce oluşmuştu, onların peşinden gidecektim onları kovalayacaktım gerekirse yurtdışına bile çıkacaktım ama dedim ya zorlamalar sebebiyle hiçbirşey yapamadım-yapamıyorum. Kimseyi küçümsemek için söylemiyorum ama ben görüşme yaptığım muhattablarımın anormal derecede çoğunu kendimden hep alt kademede gördüm. Çoğu benim eğitimimi almamıştı, çoğunun şeye sürülecek ingilizcesi bile yoktu, çoğu yurtdışını edirne-ipsala-keşan-çorlu olarak görüyordu ki ingilizceyi nereden öğrendiğimi sorduklarında amerika da uzun zamanlar kalmama rağmen tc de öğrendiğimi söyledim. Ne oldu maalesef bir sonuç elde edemedik. Muhtemelen korkularımızdan dolayı çünkü zaman çok kötü ve çevre o kadar etkileyici ki sizin kararlarınızda sizde belli bir süre ne olduğunuzu anlayamıyorsunuz.

Kısmetten öteye köy yok derler, buna amentülendik bir süre sonra. Geldiğimiz nokta da tavşan kuyruğu gibi ne uzayan ne de kısalan bir yapı. Karamsarlık, gelecekten ümidini kesme ve neticesinde de ne elinizin-kolunuzun kalkması ne de herhangi bir girişime kalkışma teşebbüsü ne de yaşama isteği-sevinci-arzusu................................................... sonsuza giden noktalar.

Bakalım ileride neler olacak, görelim hayatımız daha ne kadar iğrençleşecek, umarım hayırlısı olur.
17/03/2011 : 10:08:17
Aslında değindiğiniz gibi sorun eğitimde değil, eğitim-öğretim kurumlarının sadece öğretim yapmaya çalışması.
oda maalesef başarılı olamakta. Ben 97 de üniversiteye başladım, ingilizceden çeviri yaparak, yada büyük üniversitelerin kitaplarından derleyerek hazırladıkları notlardan bize okuyan hocalar vardı. çoğu ki öyleydi. bir sürü kelime var, anlamadım, sordum hocaya bu ne demek? dinlemiyorsun bi de bana soruyorsun oku öğren dedi.
gittim baştan sona kitabı okudum, arkadaşların ders notlarını okudum yok, ben geri zekalıyım galiba diye düşünürken, aynı ders öncesi sınıftakilere sordum, bu ne demek diye, onlardan da kimse bilmiyordu ama o kelimelerle birlikte konuyu sınavı geçecek kadar ezberlemeye çalışıyorlardı
neyse ders başladı, hocaya tekrar sordum ve anlattım, yine bir şeyler söyledi ve anladım ki buradan bir şey öğrenemeyeceğim, ünvanı prof olanlar bile sadece ezberledi ise ihtiyacım olan pratik bilgiye burada ulaşamayacaktım
teorik bilgiyi ben zaten kitaplardan edinebilirim. Neyse okulu bıraktım, bir sürü işte çalıştım, iş yaptım falan 2009da öğrenci affı ile okula döndüm, ve anlamaya çalışmadan sadece ezberleyerek okulu tamamladım. bahsettiğim zatın bölüm başkanı olduğunu gördüm ve o dersini dinlemek için katıldım, aradan 13 yıl geçmişti, aynı sararmış notlar, aynı ses tonu anlatıyor, baktım öğrenci arkadaşlarda sadece dinliyor.
O zaman sonuç değişmez, ki bu bölümde bir mühendislik bölümü,

Bu tabiki bir parça sadece bütün sorundan, verilen bilgilerin içerimize sindiremeyişimiz, üzerinde düşünmeden ezberlemeye zorlayan sistem ve sınav sonrası unutuşumuz, bizi disipline etmek için sadece itaate zorlayan ve bizim yerimize başkaların düşüneceğini empoze eden okul, aile, askerlik ve devlet kurumları
hiç babanız size yeni şeyler yapmış, kendine iş hayatında yada sosyal hayatta yer edindirmiş birilerini örnek gösterdi mi?
Hiç bir öğretmeniniz size "girişimci yada geliştirmeci bir fikirden bahsettimi?" hayır
aileniz size kendi fikriniz üzerinden bir iş fikri ile gittiğinizde destek oldumu, hayır, yıllardır sigortalı işte çalışmamız için ısrar ediyorlar,

oysaki girişimcinin sigortaya, sabit maaşa, ünvana, itibara falan ihtiyacı yok. İhtiyacı olan tek şey, hayalini kurduğu şeylerin peşinden gitmek, girişimi gerçekleştirmek
başarısızlık, bir ihtimal tabiki
ama şu kesinki KPSS puanı ile atanma, Üniversite kazanamama gibi alternatif başarısızlıklardan daha düşük bir ihtimal girişimde başarısız olmak.
Bizde sıfırdan zengin olmuş adam neredeyse yoktur. Gösterilen örnekleri görürsünüz, ama sıfır diye anlattıkları yer aslında henüz benim ve ailemin ulaşamadığı noktadır ailesi benzer işte imiştir falan,
Girişimcilere önerim, kardeşim unutun herşeyi, hayatın ve eğitiminizin sie kattığı değerleri,
derin bir nefes alın ve düşünün, ben bu işi yapabilirmiyim? yaparım, yapılabilirmi? evet,
peki YAPMALIMIYIM? yani fırsat maliyeti uygun mu
onada evet ise, tutun bi ucundan ve başlayın,
küçükten, elinizde olan kadar, belki uzun bir süre mobil olarak,
ama başlayın, başlamadan ve gayret göstermeden olmaz
biraz para biriktireyim, o para birikmez kardeşim,
aslında Gothe'nin Faust'unda değindiği "eğer bir insan birşeyi isterse, ama gerçekten çok isterse, tanrılarda harekete geçer" bizdeki çalışan karşılığını alır benzeri bir yaklaşım.

17/03/2011 : 08:10:39
Eğitim var olan sıkıntıları bu saatten sonra ne kadar çözer bilmem ama birkaç kuşak özellikle 20 lerden bu zamana kadar içinde bizler de varız maalesef hep korkutularak yetiştirildik. Okulda öğretmenden, sokakta büyüklerden, askerde komutanlardan, iş hayatında patrondan vs vs vs. Bundan sonra nesil kendine nasıl idame eder tam kestiremiyorum ama bizim nesil paçavra durumuna geldi maalesef.

Bazı bazı gazetelerde, dergilerde,tv lerde bazı başarılı girişimcileri çıkarıp bedava reklamlarını yapıyorlar bize, bunu iğrenç bir kasıtla mı yapıyorlar yoksa güdümleyici olsun diye mi yapıyorlar bilmiyorum. İĞRENÇ BİR KASIT tan maksadım; onlar da ticari hayatın içindeler ve bizler de onların potansiyel müşterileriyiz, hani onların ürün-hizmetlerine ekstra pazar yaratalım çünkü bunu okuyan-izleyen herkes potansiyel müşteri konumundadır,en iyi reklamları da bu şekilde yapılır gibi bir şey. GÜDÜMLEYİCİLİKTEN KASTIM ise içinizdeki devi uyandırın sizde mücadele etmeye karar verin, bunlar gibi olabilirsiniz gibi bir şey.

Ne olursa olsun, başarılı işletmeler oluşturmak hakikaten aşırı derecede çok zor. 3-5 tane başarılı var ise inanın 3000-5000 tane de başarısız var dışarıda. Bir de diğer faktörler işin içine girince işiniz tümden kumar oynamakla aynı seviyede değerlendiriliyor.
16/03/2011 : 16:40:08
Sıkıntı eğitimle başlıyor akılsızı da akıllısı da şöyle bir bakın aynı sıralarda..... Yetenekler köreltiliyor. Okullarda önce ders veriliyor sonra sınav yapılıyor oysa HAYAT tam tersini yapıyor önce sınav yapıyor sonra dersi veriyor. Bizim insanımız çabuk sıkılıyor çünkü hayat mücadelesini öğrenmemiş ne küçüklükten nede okuldan. Anca ezberlemiş bir şeyleri amerikan filmlerindeki kahramanlara özenmiş. Büyük bir mafya babası ölmeden önce oğluna bir mektup bırakır içinde ''oğlum iyi bir boks seyircisi olacağına kötü bir boksör ol sahaya in ve dayak ye'' diye bırakmış. Bize örneklersek İşte sıkıntı burada biz hayatı dışarıdan izlemeyi tercih ediyoruz çünkü dayak yemekten korkuyoruz hayat mücadelemiz yok önümüze çıkan en basit sorunda afallıyoruz ne yapacağımızı bilemiyoruz hep hazır yedik anneniz pişirdi siz yediniz, babanız koydu cebinize okuttu, okumak için okudunuz. Sonuç.............!
15/03/2011 : 11:52:25
Burada taartışılan şeyin aslında üniversitede muhakkak ders olarak okutulması yada daha doğru tabiriyle üniversite aşamasına gelen insanlara vak'a çalışması şeklinde okutulması lazım derim ben, neden mi ?

Çoğunlukla DEVLETİ suçlamak en alışılmış kader şeklinde telakki edile gelmiştir bu topraklarda, boşa değil hepimiz başımız sıkıştığında DEVLET BABA deriz, babalık gibi koruyucu-kollayıcı-destekleyici bir makamı devletimize devretmişizdir, bu arada devletin yani devleti oluşturan esas unsur olan milletin pek çok hataları olmuştur-oluyordur o ayrı bir konu ama bizi biraz da buralara sürükleyen o değil midir ? Bakın anlatayım size...

Üniversite de 3. senem, bahar şenlikleri var dışarıda kurtlar-kuşlar-renkler cıvıl cıvıl sevişiyorlar etrafta, oditoryumda klüplerin organizasyonları devam ediyor, çağırmışlar kelli-felli -ensesi kalın büyüklerimizi, onlar da anlatıyorlar hayata yeni asılmaya başlayacak gençlere başarının !!!!!! sırlarını ( ki herkes başarmanın sırrı olduğunu zanneder ki ) söyleşinin sonlarına doğru moderatör toparlamasını rica eder bu işadamından ve iş hayatına atılacak gençlere ne tavsiye ettiğini sorar, ve bu işadamımız açar ağzını-yumar gözünü.... Gelin o anları aşağıda anlatayım size...

BİR KAÇ ZAMAN SONRA HEPİNİZ MEZUN OLARAK ÇIKACAKSINIZ BURADAN, SİZLERE İLK TAVSİYEM MUTLAKA AMA MUTLAKA BÜYÜK ŞİRKETLERDE ÇALIŞMAYA BAŞLAMANIZDIR ÇÜNKÜ BÜYÜKLER SİZLERE ÇOK DAHA GENİŞ BİR VİZYON SUNAR, KENDİNİZE DAHA ÇOK BECERİLER KATAR, GEREKİRSE MÜSTAKBEL PATRONLARINIZIN KAPISINDA YATIN, GEREKİRSE GÜNDE 20-22 SAAT O İŞTE ÇALIŞIN, GEREKİRSE İŞ MÜLAKATÇINIZIN AĞZINDAN GİRİN-BURNUNDAN ÇIKIN O BÜYÜK ŞİRKETTEKİ İŞİ KAPIN dedi, ve konuşması biter bitmez oditoryumdan muazzam bir alkış tufanı koptu ve kulaklarımı yırttı, çünkü ben daha denilenleri hazmetmeden bu alkışın olması ya ben de bir seka eksikliğini simgeliyordu ya da işadamı çok güzel bir şey söylemişti de ben idrak edememiştim ama garip bir şeyler vardı sanki diye hissettim. Şimdi konuyu bir başka yöne çekmek istiyorum ben.

Amerika,Kanada ve bazı avrupa ülkelerinde girişimcilik oranı %10-11 ler civarındadır toplumun geneline yayarsak, bizde ise sadece % 4, iyi de nerede hani bizim pratik zeka martavalımız, nerde bizim sorun çözme becerimiz, nerde bizim gücünü geçmişinden alan özgüvenimiz. Üstelik Bu %4 lik oranın % 90 ı mücbir sebeplerle iş kurmuş,girişimci olmuş, yani yine istatistik kullanırsanız Amerika,Kanada ve avrupa da %10-11 ler civarinda olan şey biz de bir anda % 1 e düşüyor, şimdi umarım daha anlaşılır olabilmişimdir.

Bırakalım insanlarımız kendi hatalarını kendileri görebilsinler , başkalarının hatalarını-yanlışlarını görerek sadece sınırlı sayıda veri toplarsınız...

Saygılarımla

15/03/2011 : 00:40:21
Alıntı Yapılan Metin:
Yazıyı gönderen - hakankaya2020



Diğer taraftan sistemin dışına çıkma perişan olursun der, sen de üniversiteye hazırlan memur ol, gerisi başarısızlık. Öğretmen yeni şeyler denettirmez sana, kendi cümleleriyle yazmazsan doğruda olsa zayıf alırsın, ailen hayır yapamazsın der, arkadaşların yapılabilecek olsa başkası yapardı sana mı kaldı der. Öğretir bize çaresizliği, kıpırdamayız yerimizden. SADECE HAYAL EDERİZ başarıyı. Oysaki girişimci dener, denerken yeni fikirler üretir, yeni fırsatları görür ve azmeder.






sozlerinize katilmakla birlikte sunu da eklemek istiyorum: yasamak icin para lazimdi bizlere para kazanmanin tek yolunun universite okumaktan gectigi anlatildi ve ogretildi.baska seylerden hic bahsedilmedi.zaten egitim sistemi de cok kotuydu. iyi bi egitim olmayinca unide olmayo.o olmayinca geriye sadece memurluk kaliyo.e artik o da zor..
e asil simdi iste yeni girisimler ve girisimcilere firsat dogdu bence.
ama bu kez de cevrenizdekiler sizin yapamayacaginizi olmayacagini kaybedeceginizi soyleyince kucucuk bi adimi atmak bile imkansizlasiyo.
13/03/2011 : 19:02:10
Teşekkürler hakan iyi anlatmışsın.
13/03/2011 : 18:24:41
çok güzel ve şiir tadında, eline kalemine yüreğine sağlık.

aslında sorunun cevabı tek,
alışılmış sonuca odaklanma,
nasıl yani

Bizler çok alıştık, olaylarla karşılaştığımızda sonuçla oynamaya

Halbuki örnek gösterilen başarıların sonucuyla ilgileniriz,
ee sende yapabilirsin olur.

ama o başarıyı gerçekleştirenin azmi, yakaladığı fırsat, bu fırsat için yaptığı mesai, gayreti ve uzun çalışmaları unutulur.
bu sıkıntılı yoldan geçmeden başarılı olmak beklenir.

Oysaki sonuçtan önce bu sonuca bir sebep ve bu sebepten sonuca gidilen bir yol vardır.

Çünki eğitim sistemimiz ve kültürümüz bize bunu aşılar. Sadece sonuçla ilgilen, Üniversite kazanamadıysan neyleyim seni der. Öğrenmek mi? ne yapacaksın onu, test çözme tekniğini geliştir.
Bugün birbirimizle iletişim kuramamamızın sebebi bile budur, birşey duyar, düşünmez, sadece sonuçla ilgili yorum yapar, kafasında değerlendirmez. zira doğru 1 adet şıkkı varken yanlış 4 adettir öğrendiği kültürde.

Oysaki girişimde yanlış şık yoktur. sadece seni belki diğerleri kadar başarılı yapmayacak şık vardır.

Örnek gösterilen kişiler ve bu kişilerle ilgili yazıları incelediğinizde şu çok net bir fark olarak ortaya çıkar. Türkçe kaynaklarda bu kişilerin kazandığı başarı ve sahip oldukları(SONUÇ), batı kaynaklarında ise bu başarı için yaptıkları(SEBEP-YOL) anlatılır.

Fatihin İstanbulu fethettiği yaştasın derler, ama benimde babam padişah olsa bende yapardım der Türk aklı. Ama orada Fatihin babası padişah ve rahat içinde iken başarı için gösterdiği azmi anlamaz kimse.

Bizde başarısızlık kısmettir, Batıda ise BECERİKSİZLİK. o yüzden girişimde başarısız olmaktan korkmayız , bu nedenle sonuna kadar asılmayız. ve başarılı girişimler batıdan çıkar.

Diğer taraftan sistemin dışına çıkma perişan olursun der, sen de üniversiteye hazırlan memur ol, gerisi başarısızlık. Öğretmen yeni şeyler denettirmez sana, kendi cümleleriyle yazmazsan doğruda olsa zayıf alırsın, ailen hayır yapamazsın der, arkadaşların yapılabilecek olsa başkası yapardı sana mı kaldı der. Öğretir bize çaresizliği, kıpırdamayız yerimizden. SADECE HAYAL EDERİZ başarıyı. Oysaki girişimci dener, denerken yeni fikirler üretir, yeni fırsatları görür ve azmeder.

Batıya girişimciliği gösteren bir ecdadın torunları Osmanlının son dönemlerinden bu zamana nasıl bu hale geldi?
zor soru, derin mevzu.
Ama BAŞARILI GİRİŞİMLER İÇİN AZİM VE GAYRET,
yoksa çığır açacak iş fikirleri örnek gösterilen kişilerin aklına yatarken yada KPSSye hazırlanırken gelmedi. Çalıştıkları ve kendilerini geliştirmekte oldukları konuları deşerken, yarına dair yeni şeyler yapma arzusunu körüklerken ortaya çıktı.


13/03/2011 : 16:16:05
Memurluk bana göre emekli olana kadar monotonluktan başka bişey değildir ha el işinde çalışmaktan iyidir ben ikisinide sevmiyorum mecburen çalışıyorum geçim için.Fakat bu hayatı değiştirmekde bizim elimizde inş. yavaş yavaş öyele yapacağım sonuna kadar mücadeleye devam.
13/03/2011 : 16:00:31
Memurluk kötü bişey degildir , ben bunu demedim ama bize küçükten beri aşılanan budur. syn. ellahanım gidin sorun memurlara hayatlarındna ne kdar memnunlar. sizin dediğiniz kadar kolay değil.
13/03/2011 : 15:46:36
belki bilgisizim,hatta hic bisey bilmiyor bile olabilirim..ama,sunu soyleyebilirim ki,sonsuz olan hic bitemeyen bisey yok bence..nasil yani;buradaki uyelerin cogunlugu nedense para kazanma deyince sadece ticaret geliyor akillarina..oyle bile olsa bu sektorde de belli bi potansiyel var.birilerinin dukkanlari kapanirken birileri acilacak.birileri bi zaman cok kazanacak iyi yasayacak sonra bitecek yada daha az kazanacak .......sonra ardindan baskalari gelicek.sinirli sayida kontenjan var bence en ust seviyelerde :)) hep sadece ben kazanayim en cogunu kazanayim diye hayal edilirse,evdeki hesap carsiya uymayinca o hayaller de yikiliverir.sonra yoplamasi da zor olur bence..
ayrica memur olmak kotu bisey degil ki,hatta bu devirde ki en garantili en iyi is bence.
az kazan oz kazan,sigortan yatar,senelik iznin var,bu ay az kazandim cok kazandim derdin yok...;))
13/03/2011 : 15:08:20
ise baslayacak olanlara mutevazi tavsiyem,kendini begenen kaybeder.
13/03/2011 : 14:39:49
samet hak veriyorum sana.bana göre memur olmak zaten hayatının bitişi demek.evet şuanda bende el işinde çalışıyorum fakat bu fazla sürmeyecek en yakın zamanda kendi hayatımı elimden geldğince en iyi şekilde yaşamak için çaba sarf edeceğim şuan ki hayat benim hayatım değil sanki robottan bi farkım yok ama artık değişecek inş.
13/03/2011 : 11:33:01
Bu soruyu biz neden böyle alıştık diye sorarsak belki cevaplar hemen gelir , bize başarılar örnek gösterildi ancak daha çok başarısızlar anlatıldı , neden başaramıyacağımız anlatıldı , engeller anlatıldı , kısacası gözümüz bir güzel korkutuldu.

Bize engellerin üstünden nasıl atlanılacağı degil , nası beklenmesi gerektiği gösterildi yani ögrenilmiş çaresizlik aşılandı çoğu kişi tarafından büyükler , öğretmenler belki ailemiz hep hayallarimize engel koymak istedi. Devlet memuru olup amaçsız yaşamak bize hedef gösterildi. "Aman olum at devlete kapağı yaşa git" ögretildi.

Unutmayın "Savaş Harp Meydanlarında Kazanılır" Taburede oturarak değil. Gün içinde tavlaya , yada oturup dükkanın önünde devletler kurup devlet yıkmaya harcadığımız zamanı,enerjiyi işimiz için kullansaydık çok başka yerlerde olurduk.

İnsan Yenilik Yapmadığı günü,başarıya gitmek için çalışmadığı ve tebessüm etmediği bir günü hayat defterine yaşadım olarak kaydetmemeli.....