22/12/2009 : 14:11:26
ŞAHIS FİRMALARINDA HİSSE DİYE BİŞEY OLMAZ. ORTAĞINIZ MALİYEDEN KAPANIŞ YAPACAK. SONRA İKİNİZ BİRDEN "AHMET SOYİSİM" "MEHMET SOYİSİM" ADİ ORTAKLIĞI DİYE İKİ ŞAHIS TEK BİR KAYITLA MALİYEYE KAYIT OLABİLİRSİNİZ.
Adi ortaklıklar
Tanımı
İki ya da daha fazla sayıda kişinin emek ve sermayelerini ortak bir amaca erişmek üzere birleştirmeleri durumunda ortaya çıkan ortaklıktır.
Adi ortaklık, Borçlar Kanununun 520 - 541. maddelerinde düzenlenmiştir ve tüzel kişiliğe sahip değildir.
Taraflar doğrudan doğruya bir adi şirket kurabilecekleri gibi, kanun da, Ticaret Kanununda tanımlanan ortaklıkların belirgin niteliklerini bünyesinde toplamayan şirketleri adi şirket saymıştır (Borçlar Kanunu md. 520/3.I. Bu nedenle, ticaret şirketlerinin aksine, bir ticari işletmeyi işleten adi şirketlerin ortakları bizzat tacir sayılırlar (Ticaret Kanunu m.14/1)
Adi ortaklığın sadece iç ilişkilerde geçerli olmak üzere kurulduğu durumlarda bir iç ya da hususi şirketten söz edilir.
Borçlar Kanununda adi ortaklığın kuruluşu özel olarak düzenlenmemiştir. Başka bir deyişle, iki kişi aralarında sadece sözlü olarak bir adi ortaklık kurmayı kararlaştırabilirler. Kurucu ve ortak sıfatını kazananların gerçekya da tüzel kişi olmaları önemli değildir. Yazılı şekil, zorunlu olmamakla birlikte, uyuşmazlık çıkması duıumunda bazı ispat kolaylıkları sağlaması açısından, tercih edilmektedir. Adi ortaklıkta her ortağın sermaye koyma borcu vardır. Bu sermaye nakit para, alacak, taşınır ve taşınmaz eşya ya da sadece emek olabilir. Kural olarak her ortağın sermayesi birbirine eşit olmalıdır.
Bununla birlikte sözleşme ile bunun aksi kararlaştırılabilir. Borçlar Kanunu, ortakların kendi iç ilişkilerini diledikleri gibi belirleyebilmelerini mümkün kılan ve emredici nitelikte olmayan (yedek hukuk kural niteliğinde) bir dizi kural getirmiştir. Buna göre, örneğin, ortaklar nitelikleri gereği şirkete ait olan tüm kazançları aralarında paylaştırmakla yükümlüdürler (BK m. 522). Sözleşmede aksine bir açıklık yer almadıkça, ortakların kar ve zarara katılma oranları, getirdikleri sermayenin tutarına bakılmaksızın, birbirine eşittir.
Sözleşmede ortakların yalnızca kara ya da yalnızca zarara katılma oranları gösterilmiş olabilir. Bu durumda saptanan oranlar hem zarara hem kara katılmaya uygulanır. Bir ortağın sadece kara katılması ve zararı paylaşmaması öngörülemez. Bunun tek istisnası, sermaye olarak sadece emeğini getiren ortaktır (BK m. 523).
Adi ortaklığın iç ilişkideki, yani yönetim alanındaki işlemleri, kural olarak tüm ortaklar tarafindan birlikte yürütülür. Ancak sözleşme ile ya da sonradan alınacak bir kararla yönetim görevi tek bir ortağa birden fazla ortağa ya da ortak olması gerekmeyen üçüncü bir kişiye bırakılabilir. Bu durumda da kanun (BK m. 525 /c. 2), her ortağın tek başına, yani diğer ortakların katılması olmaksızın ortaklığı yönetebileceğini hükme bağlamıştır. Fakat yönetici sıfatını taşıyan her ortak, diğer yönetici ortağın yaptığı her işleme, bunun tamamlanmasından önce itiraz etmek hakkına sahiptir. Buna karşılık, ortaklığa genel vekil atanması ve olağan (günlük) işlemler dışında kalan olağanüstü işlemler de (örneğin, yeni ortak alınması vb.) (BK m. 532) oybirliğinin sağlanması zorunludur. Esasen kanun (BK m. 524), kural olarak ortaklık kararlarının bütün ortakların oybirliğiyle alınacağını öngörmüştür.
Ortaklık sözleşmesi ile ortaklardan birine verilen yönetim yetkisi ancak haklı nedenlerin varlığı durumunda diğer ortaklar tarafindan sınırlandırılabilir ya da tümüyle kaldırılabilir. Tek başına her ortak tarafindan kullanılabilecek olan bu yetki; özellikle yönetici ortağın görevlerini aşırı biçimde savsaklaması ya da yöneticilik için gereken yeteneği yitirmesi, örneğin, hacir altına alınması durumunda söz konusu olur.
Kanun, ortaklığı yöneten ve yönetmeyen ortaklar arasındaki ilişkiyi de, sözleşmede açık bir hüküm yer almadıkça, vekalet sözleşmesi hakkındaki kurallara bağlamış ve yönetici olmadığı halde şirketin yönetimine karışan ya da kendisine tanınan yönetim yetkisini aşan ortağın vekaleti olmaksızın başkası adına hareket eden kişi sayılacağını öngörmüştür.
Yöneticilerin diğer ortaklara hesap verme yükümlülüğü de vardır. Ortak sıfatını taşısın ya da taşımasın, her yönetici en az yılda bir kez diğer ortaklara hesap vermek ve gerçekleşen kar paylarını ödemek zorundadır. Hesabı verme yükümlülüğünü biryıldan fazla bir döneme uzatan anlaşmalar geçersizdir (BK m. 530/2). Bunun gibi, yönetici olsun olmasın, her ortak ortaklığın işlemleri hakkında bilgi alabilir. Bilgi alma hakkı sözleşme ile kaldırılamaz ve ortaklık defterleri ile evrakını incelemek ise mali durum hakkında özet çıkarmayı da kapsar (BK m. 531).
Adi ortaklığın üçüncü kişilerle ilişkileri temsilciler aracılığıyla yürütülür. Temsilcilerin kimler olacağı sözleşme ile gösterilmiş bulunabilir. Böyle bir kural yoksa, BK m. 538c. 3'deki kural uyarınca yönetici olan ortaklar aynı zamanda temsilci de sayılırlar.
Üçüncü kişilerle işlem yapan bir ortak, ortaklık hesabına davranmakla birlikte, bunu açıklamamış, yani kendi adına davranmış ise işlemi yaptığı üçüncü kişiye karşı sadece kendisi alacaklı ya da borçlu olur. Buna karşılık ortaklardan biri ortaklık ya da diğer ortaklar adına üçüncü bir kişi ile işlem yapmışsa, diğer ortaklar ancak temsil hakkındaki hükümlere göre (BK m. 32 vd.) üçüncü kişinin alacaklısı ve borçlusu olurlar (BK m. 533).
Sözleşme ile aksi kararlaştırılmış bulunmadıkça, ortaklar üçüncü kişilere karşı giriştikleri taahhüt ve üstlendikleri borçlar nedeniyle zincirleme (müteselsil) olarak sorumludurlar. Adi ortaklığın tüzel kişiliği bulunmadığı için, ortaklar birinci derecede sorumludurlar. Zincirleme sorumluluğun sonucu olarak, alacaklılar ilk aşamada ortaklara başvurabilirler. Bu başvurmada herhangi bir sıra gözetilmesi de zorunlu değildir. Bir ortağın kişisel alacaklıları ise, sözleşmede aksine hüküm bulunmadıkça, haklarını ancak o ortağın tasfiye payı üzerinde kullanabilirler (BK m. 534c. 2).
Adi ortaklik, sözleşmede öngörülen amacın elde edilmesi ya da bu amacı elde etmenin imkansız olduğunun anlaşılması ya da ortaklardan birinin ölmesi halinde sona erer. Ancak taraflar daha önceden ortaklardan birinin ölümü halinde ortaklığın ölen ortağın mirasçıları ile devam edeceğini kararlaştırmış bulunabilirler. Bunun gibi, ortaklardan birinin tasfiye payı hakkında cebri icra takibi yapılması, bir ortağın iflas etmesi ya da hacir altına alınması, daha önceden öngörülen sürenin dolması da sona erme nedenleridir. Kendiliğinden gerçekleşen bu sona erme halleri dışında ortaklar oybirliğiyle alacakları bir kararla da ortaklığı sona erdirebilirler.