Ana içeriğe geç
YORUM YAZ

Tartışmaya katıl

Mesajınızı açık ve okunabilir biçimde yazın.

Not: Yorum gönderebilmek için kayıt olmalısınız.
Kayıt olmak için, buraya tıklayınız. Kayıt ücretsizdir!
Kullanıcı adı:
Şifre:
Mesaj ikonu:
İÇERİKMesajınızDüşüncenizi açık, okunabilir ve konuya katkı sağlayacak biçimde yazın.

Önizle ile kontrol edin. Ctrl/Cmd+B · I · U0 kelime0 karakter
Gönderi seçenekleriİmza, bildirim ve moderasyon
 

Hazır olduğunuzda kaydedinÖnizleme değişiklikleri kaydetmez.
  

Konu bağlamını inceleOrijinal yazı ve son yorumlar

Orijinal yazı

18/03/2006 : 14:52:22
bugün de aklımı hep kurcaladın. konuşlandığı yere on metre kala fark ettim dilenciyi, hızlı yürüyordum. fizik bilgimi zorladın ve sabahtan beri cebimde şıngırdayıp duran bozukluklardan değersiz olanları ayıklayabilmem için bana yol bölü sürat eşittir beş saniye süre tanıdın. yetişmedi, fazladan birkaç yeni türk lirası kaçtı elimden, hiç yoktan hayır işledin. yavaşlayabilir, hatta durabilirdim de. ama eğer öyle olursa seni düşünme hızım da azalacaktı sanki. adımlarımla bir ritm oluşturmuştun, bu ritmi bozmak istemedim, kıyamadım. belki bir gün seni uyandırmaya da kıyamayıp bir not iliştiririm komidinine. güzel bir şey o, hep görüyoruz duyuyoruz yapıyorlar. ben daha önce hiç denemedim, imkanım olmadı, durumum yoktu, sıkışıktım heralde, bilmiyorum. bu yüzden komidini seçmiş olmam sana saçma görünmesin. mıknatıslı biblon varsa buzdolabına da yapıştırabilirim. aslında masanın üzerine de koyabilirim. ama o not sen uyanana kadar kaybolacakmış gibi gelir bana, içim hiç rahat etmez.

sonra bir adam saati sordu bana, 'saat kaç?' dedi. adamın bana doğru yürüyüşünden anlamıştım bir şeyler soracağını. yine de kendimi buna yeterince hazırlayamadım çünkü aklımı sen kurcalıyordun. önce adamın suratına biraz baktım. sen aklımı kurcalarken dış dünya ve gürültüsü, hani banyo yaparken saçlarımız kulaklarımızı örter de su çok derinden tuhaf bir ses çıkartır uçak geçiyormuş gibi, işte öyle geliyor bana. yani buna tam bir iletişimsizlik diyemeyiz, dış dünya ve ona ait bir gürültü olduğunun bilincindeyim yine de. bu yüzden adamın suratına hala bakmaya devam ederken seni düşünmekten bir an evvel kopmaya odaklandım. ilk hedefim buydu, ondan sonra arta kalanlarını temizleyebilmek için saatime bakacak ve biraz da o arada duraklayıp zaman kazanacaktım. derken yavaş yavaş belirdi her şey. saatime baktığımda rakamları seçebildim. ne var ki bu rakamlar arasında anlamlı bir bağ kurabilmek gene de kolay olmadı.

sen aklımı henüz kurcalamıyorken ben kendi kendime oyunlar oynardım. ya da mütevazı olmaya gerek yok, tamam, resmen bilimsel çalışmalar yapardım. canım sıkıldığında portakal yer gibi yapardım mesela. ortada bir portakal yoktu tabi, sadece hayal ederdim. ama buna kendimi vererek. maksadım, o güne kadar portakal yemişliğimden edindiğim deneyimleri bir araya getirerek -portakal yemediğim halde- portakal yemeye ne kadar çok yaklaşabileceğimi görebilmekti. bunu küçümseme çünkü gayet de başarılı ilerliyordum. hayalgücümü epey geliştirmiştim. hem çok zor da değil düşün bak, elinde tutuyorsun portakalı, eski portakallar yok artık kabukları tam soyulmuyor, hisset elinde, birden geçir dişlerini, hayal et, o mayhoş tad gelsin damağına diline. acaba diyorum bu yöntemi senin için de kullanabilir miyim. deniyorum, bugün de hep aklımı kurcaladın.