Ana içeriğe geç
YORUM YAZ

Tartışmaya katıl

Mesajınızı açık ve okunabilir biçimde yazın.

Not: Yorum gönderebilmek için kayıt olmalısınız.
Kayıt olmak için, buraya tıklayınız. Kayıt ücretsizdir!
Kullanıcı adı:
Şifre:
Mesaj ikonu:
İÇERİKMesajınızDüşüncenizi açık, okunabilir ve konuya katkı sağlayacak biçimde yazın.

Önizle ile kontrol edin. Ctrl/Cmd+B · I · U0 kelime0 karakter
Gönderi seçenekleriİmza, bildirim ve moderasyon
 

Hazır olduğunuzda kaydedinÖnizleme değişiklikleri kaydetmez.
  

Konu bağlamını inceleOrijinal yazı ve son yorumlar

Orijinal yazı

19/10/2004 : 15:35:43
Kapanan kapının ardında olmak mı iyi yoksa yüzüne kapı kapanan olmak mı iyi?Hangisi daha fazla cesaret ister.Son bir umut ile çaldığım kapı da yüzüme kapansa ki bunu yaşadım defalarca...çaresizlik,biraz öfke yok yok haddinden fazla öfke ve gözümde durmayan duygu seli akar giderdi eminim usulca.Yerçekimini bu yüzden severim gözyaşlarım benden başkasını ıslatmaz hiç değilse.Ama kapıyı kapamak daha zor bunu da öğrendim .Bitmeyen hesaplaşma ve vicdanın sonsuz perdelik bir tiyatroda şekilden şekile girip kanına girme süreci...Herşey iyi güzel hoşta ,tüm kapılardan giremezsin ve kapını herkese açamazsın...

Bugün kapılara taktım..."İki kapılı bir handa yürüyorum gündüz gece" Ne manalı. Yaşamın ve ölümün ne güzel betimlenişidir bu.Peki sorun ne hana girirken çıplağız, çıkarkende öyle.Sorun ne?Bu günlük deli gibi koşuşturmaca, ay sonunu getirebilmek için çekilen çile, kapınan kapılara öfke niye??Niye??Bir ay sonra öleceğimizi bilsek içimizde bunca acı veren şeyi barındırırmıydık acaba??Sanmıyorum.O zaman gelin Allah gecimizden versin iki aylık ömrümüz var sayalım ve kalbimizdeki tüm iyiliklerle yaşayalım.Çok mu uçuk ya da ütopik geldi??Kesilen elinize bir bakın ,tüm gün taşıdığımız o elin içindeki yapı ne kadar acayip geliyor değilmi?Biz kendimizi bile bilmiyoruz..Halbuki zamanımız dar,etrafa gülümsemeyi deneyin en azından aynada kendinize gülümseyin...Ve geri dönmek üzre çıktığınız bir kapıyı fazla sert kapatmayın.

HAZAL

Son 5 yorum (en yenisi önce)

28/10/2004 : 08:32:59

Bir adam, oğlu ile ormanda yürüyüş yapıyor. Birden çocuk takılıp düşüyor ve canı yanıp “Ahhh” diye bağırıyor.

İlerideki dağın tepesinden “Ahhh” diye bir ses geri geliyor. Çocuk şaşırıyor.

Merak ediyor ve “Sen kimsin” diye bağırıyor. “Sen kimsin” diye cevap geliyor dağdan... Çocuk kızıyor. “Sen bir korkaksın” diye bağırıyor.

Dağdan gelen ses “Sen bir korkaksın” diye cevap veriyor.

Çocuk babasına dönüp “Ne oluyor böyle?” diye soruyor.

“Oğlum” diyor adam, “Dinle ve öğren!”

Dağa dönüp “Seni seviyorum” diye bağırıyor. Gelen cevap “Seni seviyorum” oluyor.

Baba tekrar bağırıyor, “Sen bir harikasın...”

Gelen cevap “Sen bir harikasın...”

Oğlan çok şaşırıyor, ama ne olduğunu gene anlayamıyor. Babası anlatıyor... “İnsanlar buna ‘Yankı’ derler, aslında o ‘yaşam’dır. Yaşam davranışlarımızın aynasıdır. Daha fazla sevgi istediğin zaman daha çok sev! Daha fazla şefkat istediğinde, daha şefkatli ol!.. Saygı istiyorsan insanlara daha çok saygı duy. İnsanların sabırlı olmasını istiyorsan, sen sabırlı olmayı öğren. Bu kural yaşamımızın bir parçasıdır, herkes için her zaman geçerlidir.
Yaşam bir tesadüf değil, yaptıklarımızın bir aynada yansımasıdır?...”

21/10/2004 : 21:00:41
Ve birgün hayatım bitecek,
Belkide bilmeyeceğim günlerin nasıl geçtiğini
Ve birgün göçüp gideceğim,
Sessiz, sedasız bu dünyadan
Tıpkı,
Trene el salladığım gibi!
21/10/2004 : 15:17:54
Dünya kendi etrafında
Biz birbirimizin etrafında
Dönüyorduk usul usul...
Gözlerin eksenim olmuştu
Ayıramıyordum gözlerimi
Bir an bakmasam
Yönüngesinden çıkacaktı
Kelbime yerleşen
Aşkın mabedi sanki...
20/10/2004 : 09:14:41
Kapama kapını gönül
Çalan derviş derdini bilir
Yaradan kulunun halını görür
Kendine dert eyleme gönül

Sevdan karadır yaren bilir
Ama yar merhemdir yarana gönül
Bir gülün iki baharı olmaz
Gülünü yele bir kez verdin gönül


Gün ağarırken saç ağartan gönül
Derdi veren dermanını vermez mi hiç
Bunca eziyet verirken kendine
Sana emanet seni veren hesap sormaz mı gönül


Çiçekleri sev kuşları börtü böceği
Hatta sana kan kusturanı sev gönül
At omuzlarından kinin ağırlığını
Melekler kadar hafif ol uç gönül

Hazal

20/10/2004 : 07:47:08
Geçenlerde Kenan abim oldukça doyurucu bir yazısında çok güzel birşey söylemişti. Hiç unutmuyorum. Kelimelerini hatırlayabildiğim kadarıyla şöyleydi.
" Doğduğumuzda adımız konur ve kulağımıza ezan okunur.
O ezanın namazı da musalla taşında kılınır.
İnsan ömrü işte o ezan ile o namaz arasındaki kadar bir zamandır. "

Milyarlarca yıllık dünya ömür içinde, 60-80 yıllık hayat böyle bir ezan ile namazı arasındaki mesafe değil mi sence de?
Gençliğmizde, çok uzun gördüğümüz ve bimeyecekmiş gibi gelen ömrümüz, sona yaklaştıkça daha hızlı akmıyor mu?
Sona yaklaşırken birşeyleri yakalama çabası içinde olmuyor mu insanlar?
Bu yakalamaların kimi pislikte kimi hayırda bir yarış değil mi?
Bu son demlerde çok şeyi kaçırdıklarını düşünüp pisliğe dalan da çok, hayra dalan da.

Ne mutlu, bu iki kapılı handa, "Yaradılmışı sev, Yaradandan ötürü" diyebilenlere.
Sağlıklar diliyorum.