Ana içeriğe geç
YORUM YAZ

Tartışmaya katıl

Mesajınızı açık ve okunabilir biçimde yazın.

Not: Yorum gönderebilmek için kayıt olmalısınız.
Kayıt olmak için, buraya tıklayınız. Kayıt ücretsizdir!
Kullanıcı adı:
Şifre:
Mesaj ikonu:
İÇERİKMesajınızDüşüncenizi açık, okunabilir ve konuya katkı sağlayacak biçimde yazın.

Önizle ile kontrol edin. Ctrl/Cmd+B · I · U0 kelime0 karakter
Gönderi seçenekleriİmza, bildirim ve moderasyon
 

Hazır olduğunuzda kaydedinÖnizleme değişiklikleri kaydetmez.
  

Konu bağlamını inceleOrijinal yazı ve son yorumlar

Orijinal yazı

21/04/2008 : 10:35:39
Vaktiyle bir derviş, nefisle mücadele makamının sonuna gelir.
Meşrebin usulünce bundan sonra her türlü süsten, gösterişten arınacak varlıktan vazgeçecektir.
Fakat iş yamalı bir hırka giymekten ibaret değildir. Her türlü görünür süslerden arınması gereklidir. .
Saç, sakal, bıyık, kaş, ne varsa hepsinden. Derviş, usule uygun hareket eder, soluğu berberde alır.

- Vur usturayı berber efendi, der.
Berber dervişin saçlarını kazımaya başlar. Derviş aynada kendini takip etmektedir
Başının sağ kısmı tamamen kazınmıştır. Berber tam diğer tarafa usturayı vuracakken, yağız mı yağız, bıçkın mı bıçkın bir kabadayı girer içeri…
Doğruca dervişin yanına gider, başının kazınmış kısmına okkalı bir tokat atarak

- Kalk bakalım kabak, kalk da tıraşımızı olalım, diye kükrer.
Dervişlik bu... “Sövene dilsiz, vurana elsiz gerek.” Kaideyi bozmaz derviş ses çıkarmaz, usulca kalkar yerinden. Berber mahcup, fakat korkmuştur;
Ses çıkaramaz.
Kabadayı koltuğa oturur, berber tıraşa baslar.
Fakat küstah kabadayı tıraş esnasında da sürekli aşağılar dervişi, alay eder;
'Kabak aşağı, kabak yukarı.'
Nihayet tıraş biter, kabadayı dükkândan çıkar. Henüz birkaç metre gitmiştir ki, gemden boşanmış bir at arabası yokuştan aşağı hızla üzerine gelir,
Kabadayı şaşkınlıkla yol ortasında kalakalır. Derken, iki atın ortasına denge için yerleştirilmiş uzun sivri demir karnına dalıverir.
Kabadayı oracığa yığılır, kalır.
Ölmüştür. Görenler çığlığı basar.
Berber ise şaşkın, bir manzaraya, bir dervişe bakar, gayri ihtiyarî sorar;
Biraz ağır olmadı mı derviş efendi?
Derviş mahzun, düşünceli cevap verir:
”Vallahi gücenmedim ona. Hakkımı da helal etmiştim. Gel gör ki kabağın bir sahibi var. O gücenmiş olmalı!”

Hikâye böyle...
Ama hayat da böyle...
Ensemize, kafamıza vurup vurup, dalga geçen sahte kabadayıların, kabağın da bir sahibi olduğunu, bu sahibin de en affetmeyeceği şeyin, kibir ve kul hakkı yemek olduğunu unutmaya başlayanlar, anlayacaklardır...

21–04–2008

Son 7 yorum (en yenisi önce)

06/01/2009 : 22:45:24
Aslında bu tür kıssaler, insanımızın ufkunu açar. Bence bilenler devamlı yazmalı.
06/01/2009 : 21:41:24
Evet.. Değerli hikayenizde bahsedildiği üzere "kabağın" da bir "Sahibi" var ve adamı böyle şaşırtır ve at arabasının altında bırakır.Bugün izlediğim haberlerde de çocuk,genç,ihtiyar tanımayıp bombalar yağdıranların namluları kendilerine dönmüş ve yanlışlıkla kendi bölüklerini vurmuşlar.Ne diyelim...Kabağın Sahibi ,Evrenin Sahibi.. Herkesin hesabı varsa O'nun da bir hesabı var...
Saygılarımla...
06/01/2009 : 21:35:37
Bende size teşekkur ediyorum. Zulmun sınır tanımadığı, çocuk, ihtiyar tanımadığı şu gunlerde bu hikayenin anlamı bir kat daha artarak ortaya çıktı.
06/01/2009 : 21:27:24
Çok teşekkür ediyorum.Kendime getirdi bu yazı beni ve şu sözleri hatırlattı : " Alma mazlumun ahını , çıkar aheste aheste..."
25/04/2008 : 13:28:15
Çok güzel ve doğru bir yazı, insanları aşağlamamak, hor görmemek ve kınamamak lazım. Gün gelir bizim başımıza kötü bişey gelir, nede olsa herşey insanlar için...
24/04/2008 : 10:34:28
süleyman bey teşekkür ederim yazınız için ,,beni güne iyi başlattı ,kendimi kabak gibi hissediyordum ama sahibimin oldugunu düşününcede mutlu oldum.
21/04/2008 : 14:34:32
ne güzel bir yazı bu,sagolasın keshifci.