Ana içeriğe geç
YORUM YAZ

Tartışmaya katıl

Mesajınızı açık ve okunabilir biçimde yazın.

Not: Yorum gönderebilmek için kayıt olmalısınız.
Kayıt olmak için, buraya tıklayınız. Kayıt ücretsizdir!
Kullanıcı adı:
Şifre:
Mesaj ikonu:
İÇERİKMesajınızDüşüncenizi açık, okunabilir ve konuya katkı sağlayacak biçimde yazın.

Önizle ile kontrol edin. Ctrl/Cmd+B · I · U0 kelime0 karakter
Gönderi seçenekleriİmza, bildirim ve moderasyon
 

Hazır olduğunuzda kaydedinÖnizleme değişiklikleri kaydetmez.
  

Konu bağlamını inceleOrijinal yazı ve son yorumlar

Orijinal yazı

28/06/2001 : 20:33:55
Merhaba,

FORTUNE Dergisinin 1950 yılıda yayınlamış olduğu "Dünyanın en büyük 500 işletmesi" listesine bir göz atın. Bu şirketler içinde bugün hala ilk 100 şirket arasında yer alan sadece 14 şirket var.

Ne kadar çarpıcı değil mi?.. Yapılan araştırmalar dünyada ortalama şirket önrünün 7 senenin altında olduğunu ortaya koyuyor.

Yönetim otoritelerine göre üçüncü bin yıla girerken ayakta kalabilecek organizasyonlar, rakiplerinden daha hızlı ve daha etkili öğrenen organizasyonlar olacaktır. Yüce önder Mustafa Kemal Atatürk, bunu yıllar öncesinden ne güzel ifade etmiş; “Çalışmadan, yorulmadan, öğrenmeden rahat yaşama yollarını aramayı ihtiyat haline getirmiş milletler, evvela haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini ve daha sonra istiklallerini kaybetmeye mahkumdurlar”.

Genel bir ortam değerlendirmesi yapıldığında, iletişim ve ulaştırma olanaklarının hızla arttığı, ekonomik sınırların zorlandığı, insan ihtiyaçlarının ve beklentilerinin karmaşıklaştığı, teknolojinin büyük bir hızla kendini yenilediği görülmektedir. Ülkemiz kurum ve kuruluşlarının bu değişimden kaynaklanan belirsizlikleri yönetmesi ve rekabetçi avantaj yaratması ancak yönetim süreçlerinin etkinleştirmesi ile mümkün olabileceği düşünülmektedir.

Organizasyonun başarısı; ortaya koyduğu vizyonu doğrultusunda insan, araç, silah, malzeme, sistem ve bilgi arasındaki uyumu sağla**** sinerjiyi tesis etme derecesine bağlıdır. Burada ise en kritik faktör yine “insan”dır. Kurumsal ve bireysel beklentilerinin farkında olan, kurumsal katkısının tanımını yapmış, kendini geliştirmek için rehberler bulabilen, daha iyinin yollarını arayan insanların çoğunlukta olduğu ortamlar organizasyonların bekası için kaçınılmazdır.

Gelecekte var olacak olan organizasyonlar tıpkı insanın kendisi gibi kusursuz bir şekilde çalışabilen yaşayan organizasyonlar olacaklardır.


Yaptığım çalışmalar sonucunda 2000 yılında geliştirdiğin şirket ve kurumlar için stratejik dönüşüm modelini sizlerle paylaşmak istedim.

İnsanoğlu son 30 yılda, 5000 yılda ürettiği bilgiden kümülatif olarak daha fazla bilgi üretti. Bu durum artarak devam edecek. Klasik(bildik) yaklaşımlarla yarın ayakta kalabilmemiz mümkün değil. Ortaya koyduğum bu stratejik uygulama modeli ile organizasyonlarda topyekün bir transformasyonun gerçekleşebilmesi için hangi yaklaşımlarla nasıl bir metodoloji izlenmesi gerektiğinin algoritmasını sunmaya çalıştım:

Güzel günlere,

AKIN ARSLAN

Son 1 yorum (en yenisi önce)

04/07/2001 : 00:18:59
Merhaba,

Hala ayakta olan ve süratle büyüyen şirketleri izlediğimizde onları uzun ömürlü kılanın ne olduğunu hep merak etmişizdir. Genel olarak baktığımızda; güçlerini “kar”a odaklanmak değil, “kalite”ye odaklanmaktan aldıklarını görmekteyiz. Eğer kaliteli mal ve hizmet üretiyorsanız zaten bir süre sonra “kar”ı elde ediyorsunuz. Hem de bu karın sürekli olmasını da garanti altına alıyorsunuz, yani “kar”ı kurumsallaştırıyorsunuz.

Sanırım bunu bir örnekle açıklamak daha kalıcı olacaktır: Geçtiğimiz on yılda dünyanın en iyi mekanik tartılarını üreten bir firmanın başında olduğunuzu kabul edelim. İnsanlar tartının üzerinde sizin markanızı görünce sorgusuz sualsiz alıyorlardı. Daha sonra, birden bire teknolojik değişim yaşandı ve daha siz mekanik sisteminizin mükemmelliği ve şaşmazlığı ile övünürken elektronik tartıdan bahsedilmeye başladı. Hatta siz bunu küçümsediniz bile çünkü bu tartı üstün bir mekanik tasarım gerektirmiyordu. Yalnız gözünüzden önemli bir şey kaçırıyordunuz. Müşteri hiç de sizin baktığınız gibi bakmıyordu. O daha küçük, daha ucuz ve daha çok çeşitli hizmetler verebilen elektronik tartıyı tercih etmeye başlamıştı. Ve bir de baktınız ki sizi bir kalemde sildi. Tüketici davranışı yeni bir tarafa kaydı, hem de hiç tahmin edemeyeceğiniz kadar büyük bir süratle. Tüketici için o mekanik tartıları ne kadar özenle ve emekle hazırladığınızın önemi kalmadı. Eğer “kalite odaklı” olarak çalışıyor olsaydınız, dünyanın en iyi mekanik tartılarını üreten firma olarak, teknolojideki gelişmeyi ve muhtemel tüketici eğilimini herkesten önce proaktif olarak görüp, ilk elektronik tartıyı da siz yapardınız. Hatta şunu da söyleyebilirim; vizyonunuz yeterince büyükse yarın olabilecek bir siber uzay tartısını(cisimleri görerek ağırlığını ölçebilen) gelecekte yine siz ilk üretirdiniz.

AKIN ARSLAN