| Alıntı Yapılan Metin: |
Yazıyı gönderen - HakanFinans Selamlar,
Ben hemen her yıl tarım fuarlarına katılıyorum..Ulkemızde malesefkı tarım arazılerının kucuklugu bu sektorde gelısmeyıde engellıyor bence..
|
Asıl sorun arazilerin küçülüp durması değil bence. Çünkü para kazanacağını hisseden insanlar anında arazilerini birleştirir işine bakabilir çok da zor değil.
Fakat bir şey bilmiyorlarsa paranın kokusunu kendi arazilerinde alamıyorlarsa kendilerinde bir güç hissetmiyorlarsa köyün dışına kapalılarsa ürkeklerse babadan kaldı dedenin yadigarı der aç** ama zahiri*** bir mutluluk içinde yaşarlar.
**( aç = düşük refah seviyesi , dünyadan daha geride bir yaşam standartı , mecaz yani gerçek açlık değil ) ***(zahiri = sanal, gerçek olmayan, aslına çok benzeyen gerçek dışı)
Cumhuriyet tarihimiz boyunca Atatürk' ün köylü milletin efendisidir sözünü ; köylüyü geliştirmek köylü insana yatırım yapmak şeklinde algılamayıp , bu sözün alt tabadaki insan kitlelerini onure etmek için söylenmiş bir söz olduğunu, aslında efendinin kendileri olduğunu köylünün mevcut yaşantısına devam etmesi gerektiğini düşünen algısı bununla kısıtlı olan bir gruh tarafından belirlenmiş kanun ve yönetimsel araçlarla ortaya çıkmış bir durum bu....
Köylüye elindeki kıymeti farkettirmemek üzerine kurulu bir düzen. Üret ama fiyatını ben belirleyeyim denmiş vatandaşa. Önü açılmamış. Aç bırakılmamış, öldürülmemiş ama kalkındırlmamış da.
Üretimin tek başına bir işe yaramayacağı bilindiği halde köylüye doğru yollar anlatılmamış. Şirketleşmeleri gerektiği, dış pazarlarda ürettikleri ürünlerin ne kadar kıymetli olduğu hiç çaktırılmamış.
Şimdi eli boş ziraat mühendislerini köylüye danışman yapmaya çalışan bir sistem getirip köylünün doğru yolu bulacağı umuluyor. Kel ve fodul bir arada ziraat kalkınacak. Bilimsellik ve cehaletin kafalarını birbirine tokuşturunca ortaya iyi bir şey çıkacak diye ummak gibi. Birincisi mühendislerin bilimselliği tartışılır. İkincisi cahil kabul edilen köylünün yıllarca oluşmuş tecrübesini yok sayıp birincil amacı para kazanmak olan bir mühendisin sözüyle köylünün büyük değişimlere gireceğini sanmak , önümüzdeki yıllarda da fazla bir şeyin değişmeyeceğinin habercisidir.
Mevcut uygulamalarla toplamda kalkınacağız. Ama kalkına köylü olmayacak. Bu yöntemlerle tarıma bilimsel girip parayı vuran köylü değil de başka işlerle uğraşan büyük tacirler olacak. Örneğin yılların inşaat firması tarıma girip paraya ulaşacak.
Köyün bütün halkı asma bahçelerinde üzüm üretir ama kalkınamazken hemen köyün yanında büyük bir araziyi satın alıp üzüm üretim ve işletim tesisleri kurup yurt dışına ve yurtiçine üzüm ve yan ürünlerini pazarlamaya başlayan dev bir firma para kazanmaya başlayacak. Hatta köylüden üzüm satın alacak ve köylünün kalbini de kazanacak ama aslında köylünün vaktiyle birer ikişer kurması ve bugüne kadar büyütmüş olması gereken tesislerin uyanık sahibi olduğunu köylü hiç bir zaman anlayamayacak !?
Sorun, köylüye gücünü hissettirmeyen bir hain duygudan bugüne kadar kurtulamamış olmamızdır. Arazilerin bölünmesinden ziyade . . .