Tarım makinelerinin geleceği değil de üretenlerin ve satanların geleceği hakkında bir şey düşünmek mümkün olabilir belki. Zira Ticari tarım makinesiz yapılabilen bir iş değil. Makinelerin geleceği hep olacak. Fakat insanlara bağlı kalacak. Yani kendi kendilerine bir gelecekleri yok.
Üretmek karlı bir iştir. Yurtdışına da satabiliyor olmak kaydı şartıyla. Sadece köylü dayılar hedeflenirse fazla karlı olamayabilir.
Önümüzdeki yıllar içinde bu işi diğerlerinden biraz daha farklı yapabilenler daha kazançlı çıkacak.
Tarımın gerek makineleşme konusunda gerek diğer tüm alanlarında bilinçli çiftcilere ihtiyacı var. Ya da tarıma girecek olan bilinçli insanlara.
Dünya teknolojisi bizden çok ileride. Bu farkı gözlemek için Amerika ve Japon pazarını gözlemek gerek. BAE ne gitmek bile hiç haberimizin olmadığı teknolojilerin gözlenmesini sağlar. Araplar üretmiyor ama yeni çıkanı ışık hızıyla satın almış oluyorlar ve size bayilik verecek duruma gelmiş oluyorlar.
Tarımda otomasyon, şirketleşme ve işletmeciliğe profesyonel yaklaşım insanı bizim ülkede Bill Gates yapabilir. Bu çizgiyi yakalamış çok insanımız zaten mevcut. Enteresan olan bunların hiçbirinin çiftçi kökenli olamaması.
Tarım makinelerinden para kazanmak, bölge çiftcisinde sihir etkisi yapacak, ulaşabileceği bir fiyatta olacak, sahip olamaktan haz duyacağı bir ürün olacak, şekilde üretilebilirse mümkündür.
Bizim çiftciler traktörü gerekliliği için değil Bağdat caddesinde havasına gezen Mustang sahiplerinin içgüdüleriyle alırlar. Bu yüzden tarım makinesi üretimi işine girerken pazarlama birimine çok özen göstermek mümkünse pazarlamacıları ya da kibar adıyla müşteri temsilcilerini psikiyatri eğitimi almış kişilerden seçmekte fayda vardır.
Bu işite parayı bulmanın yollarından bir tanesi çok özel bir ürün yakalayıp yurtdışından büyükce bir bölgenin tek bayisi olabilmek şeklindedir. Gerisi satışa kuruluma kalır. İlk bir kaç kişi bu alış verişten memnun kaldımı diğer müşteriler derhal sıraya girer. Fakat bayiliği alınan ürünün satış fiyatı alış fiyatının bir kaç katı olabilecek bir ürün olmalıdır. Bu düzen genellikle büyük ürünlerde tutar. Şöyle bir kaç yüzbin dolarlık ürünlerde . . .
Ya da bir demir doğrama - kaynak atölyesinde işe pulluk , diskaro imalatı ile başlar bunu yakın köylerde pazarlamaya çalışırsınız. 300 e mal edip 450 ye satmaya çalışırsınız. Alacaklar bir yıl vadeli olur. Tipiniz kayar bir süre sonra. : )
Ama sebat işidir. Konya daki tüm imalatcılar aynen bu son paragraftaki gibi başlamışlardır bu işe. Aralarında artık 5- 6 bin m2 kapalı alan imalathanesi olan bile kalmamıştır nerdeyse. Ama bu noktaya 40 yıllık bir süreçte gelmişler. Genellikle de kara düzen imalatlar olduğu halde yapabilmişlerdir bunu. Yani pullukla patozla vs.
İstanbul bu işin imalat yeri değil bence , büyük ve son teknoloji bir ürünün bayiliğinin alınıp pazara sokulacağı yer olabilir. Yani tarımsal alanlara ulaşıp pazarlama yapmak için Marmarayı aşmak veya karayoluyla Adapazarı ndan ileri gitmek gerek. Elemanla merkez arasında ciddi kopukluk demek bu. trakyaya çıkmak için bile en iyi zamanında 2 saatten fazla süren bir trafiği aşmak gerekecek. Oysa biz 2 saatte Ankaraya 4 saatte Güneydoğuya ulaşabiliyoruz. Bir müşteri temsilcisi veya kurulum işcisi günübirlik zengin tarım alanlarına ulaşabiliyor. Bu detayları da atlamamak gerek.
Tarımsal mekanizasyon veya tarımda otomasyon sistemleri çok zengin bir konu. Sulamadan , toprak işlemeye, hasattan, ambalajlamaya, süt sağımından , hayvan temizliğine yüzlerce otomasyon konusu var.
Her sektörde olduğu gibi bu sektörde de farklı yaklaşımlar daha başarılı olacak. Gene her işte olduğu gibi bu işte de gerekli sermaye ve iş bilinci olmadan açılan şirketler batacak !