Meraba arkadaşlar,
Bugüne kadar internet konusunda temelde iki yaklaşımdan bahsedilebilir. Bunlardan birincisi “ilerlemeci” bir anlayış içerisinde bu teknolojinin özgürleştirici etkisini ön plana çıkarmaktadır (Mathews).
Bu yaklaşıma göre, internet “bilgi parmaklarınızın ucunda” sloganında olduğu gibi, bir bilgiyi bir yerden başka bir yere olağanüstü bir hızla taşımaktadır. Enformasyonun / bilginin güç olarak algılandığı bir çağda bu teknoloji, bir çok araştırmacı / uygulamacı için olağanüstü geniş imkanlar sunmaktadır.
Bunun yanı sıra, internetin “anarşist” karakteri, denetimden uzaklığı, zaman ve mekandan bağımsızlığı, otoriter yönetimleri çok daha fazla sınırlandırma etkisine sahiptir. Bir merkezin olmadığı siber uzayda insanlar, otoriter yöneticilerden bağımsız, taleplerini daha kolay ifade edebilir hale gelmişlerdir. Özellikle otoriter yönetimler içindeki muhalif gruplar bu teknoloji sayesinde uluslar arası normlara ters düşen uygulamaların önlenmesi konusunda dış dünyadan daha kolay destek bulabilir hale gelmişlerdir.
Ölçek kavramı siber uzayda, fiziki mekana göre daha az önemli hale gelmiş ve bireyler geçmişte hiç olmadığı kadar önem kazanmışlardır. Özellikle internetin “anonim” karakteri arkasından insanlar, her türlü düşünceyi gözlerden uzak ifade edebilir hale gelmişlerdir. Öte yandan Lewinsky olayında da görüldüğü gibi internet, yöneticiler üzerinde bir “toplumsal denetim” aracı haline de dönüşebilmektedir.
Bu görüştekiler kendilerine, aralarının iyi olduğu dönemde “Sovyetler Birliği’nde uluslar arasıhaberleşmeyi sağlayacak dev bir telefon santrali kuralım” diyen Troçki’ye Stalin’in “Zamanımızda bundan daha büyük bir karşı devrim düşünemiyorum” sözünü baz almışlardır. Yani bunlara göre Stalin’in bahsettiği “karşı devrim” gerçekleşmiştir ve enformasyon devriminden sonra, artık bir yeni bir Stalin’in çıkması imkansız hale gelmiştir.
Dolayısıyla internet / enformasyon çağı toplumları, artık daha özgür ve demokratik toplumlardan oluşacaktır. Bu “teknolojik determinist” yaklaşım, modern sosyal teorideki ilerlemeci gelenek ile örtüşme halindedir. Buna karşılık teknolojik determinizm geleneğine karşı çıkan ve teknolojinin de sosyal olarak inşa edildiğini savunan diğer bir bakış açısı ise, internet gibi enformasyon teknolojilerinin tek başına bir değişim ajanı olamayacağını, tam aksine kurulu düzenleri pekiştirici bir etki (Laslo) yapacağını savunmuşlardır.
Öte yandan internetin en ironik tarafı büyük ölçüde anarşistler tarafından inşâ edilmiş, fakat ordu için finanse edilmiş olmasıdır. Her iki taraf da teknolojinin rüyalarını gerçekleştirebileceğine inanmışlardır. Anarşist ya da tekno – liberteryanların rüyasına göre, bilgisayarlar vücutsuz özgürlüğü mümkün kılacaktır. Ordunun onda gördüğü ise, dev bir bürokrasi inşâ edeceği şeklinde olmuştur. İşin tuhaf tarafı iki tarafın da haklı olmasıdır (Brown).
Bir taraftan özgürlüğün teknolojik alt yapısını hazırladığı belirtilen internet, diğer taraftan da, sıradan insanlar hakkında kişisel enformasyonun hiç hayal edilmedik düzeyde ortaya çıkmasına yol açmıştır. Öyle ki, günümüzün global köyünde, postane müdiresi artık bütün köylüler hakkında her şeyi bilir hale gelmiştir (Brown, Mc Cune). Dünyayı izlemekle görevli resmi otoriteler, ağ üzerindeki milyonlarca insanı çok daha kolay izleyebilir hale gelmişlerdir. Ya da belirli ülkelerde potansiyel muhalifler daha kolay tespit edilebilmektedir.
Özellikle sıradan insanların özel yaşamlarına ilişkin bir çok ayrıntıyı içeren bu bilgiler, günümüzde giderek artan bir biçimde kamusal alan karşısında özel alanın daraltılması biçiminde ortaya çıkmaktadır. Bu da özel yaşamın gizliliğine ilişkin kuralın sık sık ihlâl edilmesi kaygılarını da beraberinde getirmektedir. Şüphesiz bugüne kadar özel alan / kamusal alan kavramları arasındaki sınır hep muğlak kalmıştır (Boal, Wax, Mc Cune). Bu kavramların içerikleri ideolojiler ve kültürlere göre farklılaşmıştır.
Özellikle de bireyselliğin güçlü olduğu toplumlarda özel yaşam ve gizlilik konusundaki duyarlılıklar daha fazla olmaktadır. Örneğin enformasyon teknolojilerinin en yaygın kullanıldığı ve bireyselliğin bir toplumsal karakteristik olarak görüldüğü Amerika’da bireylerin internetten uzak kalmalarının en önemli sebeplerinden birinin gizlilik olduğu (Mc Cune) ifade edilmiştir. Haris – Westin kamuoyu araştırma şirketinin bir çalışmasına göre 1997’de Amerika’da halkın yüzde 92’si gizliliklerinin tehdit edildiğini düşünmektedir..... Bu ‘70’lerden beri en yüksek oranı oluşturmaktadır ( Boal, Mc Cune). Bir başka çalışmaya göre ise, son 15 yılda Amerika’da vatandaşların gizlilik konusundaki kaygıları yüzde 65’ten 90’a çıkmıştır (Pelton, Joseph N.). Yine Amerikan Ticaret Komisyonunun bir araştırmasına göre Amerikalıların yüzde 80’i toplanan enformasyonun ne yapılacağı konusunda kaygılıdır. Gizlilik savunucuları ile, enformasyon toplayıcıları arasındaki mücadele artarak sürmektedir.
Bir araştırmaya göre (ZD Net), bugün internette online ticaret yapan sitelerin yüzde 93’ü tüketicilerinden kişisel enformasyon toplamaktadır.
Buna karşılık yüzde 57’si demografik enformasyon toplarken, yüzde 56’sı her ikisini birden topladığını ifade etmektedir. Enformasyon toplamadığını söyleyenlerin oranı yüzde 7’dir.
Ancak sadece tüketicilerin değil, büyük işletmelerin de gizlilikleri tehdit altındadır. Nitekim internete bağlı büyük işletmelerin yüzde 70’i ciddi güvenlik problemi ile karşı karşıya kaldıklarını beyan etmiştir. Aynı kaynağa göre online alışveriş yapanların yüzde 53’ü güvenlik kaygısı yaşadıklarını beyan etmişlerdir. Buna karşılık yüzde 13 gibi küçük bir grup kaygı duymadığını ifade etmiştir.
Günümüzde online gizlilik, sıradan vatandaşından, büyük örgütlere kadar herkesin sorunu haline gelmiştir.
daha fazlası için
www.ısguc.org
__________________
Bugüne kadar internet konusunda temelde iki yaklaşımdan bahsedilebilir. Bunlardan birincisi “ilerlemeci” bir anlayış içerisinde bu teknolojinin özgürleştirici etkisini ön plana çıkarmaktadır (Mathews).
Bu yaklaşıma göre, internet “bilgi parmaklarınızın ucunda” sloganında olduğu gibi, bir bilgiyi bir yerden başka bir yere olağanüstü bir hızla taşımaktadır. Enformasyonun / bilginin güç olarak algılandığı bir çağda bu teknoloji, bir çok araştırmacı / uygulamacı için olağanüstü geniş imkanlar sunmaktadır.
Bunun yanı sıra, internetin “anarşist” karakteri, denetimden uzaklığı, zaman ve mekandan bağımsızlığı, otoriter yönetimleri çok daha fazla sınırlandırma etkisine sahiptir. Bir merkezin olmadığı siber uzayda insanlar, otoriter yöneticilerden bağımsız, taleplerini daha kolay ifade edebilir hale gelmişlerdir. Özellikle otoriter yönetimler içindeki muhalif gruplar bu teknoloji sayesinde uluslar arası normlara ters düşen uygulamaların önlenmesi konusunda dış dünyadan daha kolay destek bulabilir hale gelmişlerdir.
Ölçek kavramı siber uzayda, fiziki mekana göre daha az önemli hale gelmiş ve bireyler geçmişte hiç olmadığı kadar önem kazanmışlardır. Özellikle internetin “anonim” karakteri arkasından insanlar, her türlü düşünceyi gözlerden uzak ifade edebilir hale gelmişlerdir. Öte yandan Lewinsky olayında da görüldüğü gibi internet, yöneticiler üzerinde bir “toplumsal denetim” aracı haline de dönüşebilmektedir.
Bu görüştekiler kendilerine, aralarının iyi olduğu dönemde “Sovyetler Birliği’nde uluslar arasıhaberleşmeyi sağlayacak dev bir telefon santrali kuralım” diyen Troçki’ye Stalin’in “Zamanımızda bundan daha büyük bir karşı devrim düşünemiyorum” sözünü baz almışlardır. Yani bunlara göre Stalin’in bahsettiği “karşı devrim” gerçekleşmiştir ve enformasyon devriminden sonra, artık bir yeni bir Stalin’in çıkması imkansız hale gelmiştir.
Dolayısıyla internet / enformasyon çağı toplumları, artık daha özgür ve demokratik toplumlardan oluşacaktır. Bu “teknolojik determinist” yaklaşım, modern sosyal teorideki ilerlemeci gelenek ile örtüşme halindedir. Buna karşılık teknolojik determinizm geleneğine karşı çıkan ve teknolojinin de sosyal olarak inşa edildiğini savunan diğer bir bakış açısı ise, internet gibi enformasyon teknolojilerinin tek başına bir değişim ajanı olamayacağını, tam aksine kurulu düzenleri pekiştirici bir etki (Laslo) yapacağını savunmuşlardır.
Öte yandan internetin en ironik tarafı büyük ölçüde anarşistler tarafından inşâ edilmiş, fakat ordu için finanse edilmiş olmasıdır. Her iki taraf da teknolojinin rüyalarını gerçekleştirebileceğine inanmışlardır. Anarşist ya da tekno – liberteryanların rüyasına göre, bilgisayarlar vücutsuz özgürlüğü mümkün kılacaktır. Ordunun onda gördüğü ise, dev bir bürokrasi inşâ edeceği şeklinde olmuştur. İşin tuhaf tarafı iki tarafın da haklı olmasıdır (Brown).
Bir taraftan özgürlüğün teknolojik alt yapısını hazırladığı belirtilen internet, diğer taraftan da, sıradan insanlar hakkında kişisel enformasyonun hiç hayal edilmedik düzeyde ortaya çıkmasına yol açmıştır. Öyle ki, günümüzün global köyünde, postane müdiresi artık bütün köylüler hakkında her şeyi bilir hale gelmiştir (Brown, Mc Cune). Dünyayı izlemekle görevli resmi otoriteler, ağ üzerindeki milyonlarca insanı çok daha kolay izleyebilir hale gelmişlerdir. Ya da belirli ülkelerde potansiyel muhalifler daha kolay tespit edilebilmektedir.
Özellikle sıradan insanların özel yaşamlarına ilişkin bir çok ayrıntıyı içeren bu bilgiler, günümüzde giderek artan bir biçimde kamusal alan karşısında özel alanın daraltılması biçiminde ortaya çıkmaktadır. Bu da özel yaşamın gizliliğine ilişkin kuralın sık sık ihlâl edilmesi kaygılarını da beraberinde getirmektedir. Şüphesiz bugüne kadar özel alan / kamusal alan kavramları arasındaki sınır hep muğlak kalmıştır (Boal, Wax, Mc Cune). Bu kavramların içerikleri ideolojiler ve kültürlere göre farklılaşmıştır.
Özellikle de bireyselliğin güçlü olduğu toplumlarda özel yaşam ve gizlilik konusundaki duyarlılıklar daha fazla olmaktadır. Örneğin enformasyon teknolojilerinin en yaygın kullanıldığı ve bireyselliğin bir toplumsal karakteristik olarak görüldüğü Amerika’da bireylerin internetten uzak kalmalarının en önemli sebeplerinden birinin gizlilik olduğu (Mc Cune) ifade edilmiştir. Haris – Westin kamuoyu araştırma şirketinin bir çalışmasına göre 1997’de Amerika’da halkın yüzde 92’si gizliliklerinin tehdit edildiğini düşünmektedir..... Bu ‘70’lerden beri en yüksek oranı oluşturmaktadır ( Boal, Mc Cune). Bir başka çalışmaya göre ise, son 15 yılda Amerika’da vatandaşların gizlilik konusundaki kaygıları yüzde 65’ten 90’a çıkmıştır (Pelton, Joseph N.). Yine Amerikan Ticaret Komisyonunun bir araştırmasına göre Amerikalıların yüzde 80’i toplanan enformasyonun ne yapılacağı konusunda kaygılıdır. Gizlilik savunucuları ile, enformasyon toplayıcıları arasındaki mücadele artarak sürmektedir.
Bir araştırmaya göre (ZD Net), bugün internette online ticaret yapan sitelerin yüzde 93’ü tüketicilerinden kişisel enformasyon toplamaktadır.
Buna karşılık yüzde 57’si demografik enformasyon toplarken, yüzde 56’sı her ikisini birden topladığını ifade etmektedir. Enformasyon toplamadığını söyleyenlerin oranı yüzde 7’dir.
Ancak sadece tüketicilerin değil, büyük işletmelerin de gizlilikleri tehdit altındadır. Nitekim internete bağlı büyük işletmelerin yüzde 70’i ciddi güvenlik problemi ile karşı karşıya kaldıklarını beyan etmiştir. Aynı kaynağa göre online alışveriş yapanların yüzde 53’ü güvenlik kaygısı yaşadıklarını beyan etmişlerdir. Buna karşılık yüzde 13 gibi küçük bir grup kaygı duymadığını ifade etmiştir.
Günümüzde online gizlilik, sıradan vatandaşından, büyük örgütlere kadar herkesin sorunu haline gelmiştir.
daha fazlası için
www.ısguc.org
__________________