Merhaba,
İsmail'in katkısında da olduğu gibi Amerika'nın entellektüel tarafı, şu anda basının ön plana çıkardığı gibi "kim yaptı?"yla değil, "neden ve hangi düşünsel temmelle yaptı, sonuçları ne olacak?" sorularına cevap aramakla meşgul. Bu rapor da incelediğim kadarıyla bu arayışın bir sonucu.
Entellektüel ABD soruyor çünkü nedeyse 200 yıldır bir maceralar ülkesi olmuş. Dünyadaki diğer devletler ile ABD arasında büyük bir fark vardır. Diğer devletlerde insanları birarada tutan geçmişleridir. ABD'yi ise birarada tutan ve şu andaki süper güç haline gelmesini sağlayan "ortak gelecek" beklentisidir. İnsanlar Amerika'ya hayallerini gerçekleştirebilecekler bir fırsatlar ülkesi olarak bakarlar. Araştırmalar ortaya koymuş ki kısa tarih bir "deneme kültürü" yaratmıştır. Evet ABD'de mevcut olan kültürel ögelerden en baskın olanı "deneme"dir. Örnek vermek gerekirse, şark kültüründe karşılaşılan başarısızlık kişinin azmi yıkarken, ABD kültüründe yeni alternatifler demene ve mutlaka başarılı olma konusunda kamçılar.
İngiltere'de ingilizceyi "native"(ana dili gibi) konuşamayan hor görülürken, ABD'de son derece normal olarak karşılanır, çünkü bu deneme kültürü gelecek için biraraya gelmiş bu topluluğu kabul etmiştir. ABD'nin gerçeğidir...
News Perspectives Quarterly'nin editörü ile 1993 yılında bir şöyleşi yapan dünyaca ünlü futuristler Alvin ve Heidi Toffler, bakın o zaman terörizm ve beklentiler konusunda neler demişler. Yukarıdaki raporu inceleyince bu şöyleşiyi hatırladım ve arşivimden çıkararak sizlerle paylaşmak istedim.
ALINTI YAPILAN METİN:
"Önümüzdeki on yılda göreceğimiz şey, dünya sisteminin adım adım üçe bölünmesi olacaktır. Bir yanda birinci dalga devletleri, hala büyük ölçüde tarıma dayalı, diğer yanda ikinci dalga devletleri, onlar da fabrika bacaları üzerine kurulu olacak, Üçüncü dalga devletleri de kendi hayati çıkarlarına dönük, kendi seçkinlerine, krizlerine, gündemlerine sahip gözükeceklerdir. Bugün savaşların giderek sivilleşmesini, nükleer, kimyasal ve biyolojik silahlarla füzelerin yayılışını izlerken, içinde bulunduğumuz tarih tablosu budur. Daha önce eşi görülmemiş üçüncü dalga savaş biçimlerini, örneğin New York'taki Dünya Ticaret Merkezi'nin bombalanması olayını, Tokyo'daki metroya zehirli gaz saldırsını da aynı ortam içinde seyrediyoruz. Bu olaylar, devletin artık küçük gruplara yönelik şiddetin tekelini elden kaçırdığını, onu ölümcül bilgilere sahip aktörlere kaptırdığını açıkça göstermektedir.
Geleceğin tarihinde acayip ve yeni bir döneme doğru yaşıyoruz. Savaşı önlemek ya da sınırlamak isteyenler, bu yeni durumları hesaba katmak, arasındaki gizli bağlantıları görmek, dünyamızı değiştiren dalgaları kabul etmek zorundayız.
Aşırı sarsıntılı ve yaklaşan tehlikelerle dolu bir dönemde sağ kalabilmemiz, iki yüzyıldır hiçkimsenin yapmadığı bir şeyi yapmamıza bağlıdır. Nasıl yeni bir savaş biçimi icat ettiysek, şimdi yeni bir barış biçimi icat etmek zorundayız. O barış biçimi de üçüncü dünyanın şiddet biçimleriyle savaşabilmek için, gücün ve bilginin ademi merkeziyetçiliğinden yararlanmak zorundadır."
Özellikle koyu renkli ifadeleri inceleyiniz. Acaba ABD stratejilerini belirleyenler, 1993 yılındaki bu ikaza(sese) kulak verselerdi bugün dünden farklı olabilir miydi? Bence olabilirdi, hala da olmaya şansı var, yeter ki bolluk zihniyetini paylaşmaya hazır olsunlar. Durum öyle gösteriyor ki fırsatlar ülkesi olan ABD, aynı zamanda yeni dünyanın savaşlarında bir muharebe sahası haline gelmiştir. ABD için de esas tehlike budur. Basit bir mantık vardır; kimse savaş alanına yatırım yapmak istemez. ABD ekonomisinin raporda da ifade edildiği gibi duraklama döneminde olması geleceğe yönelik endişeleri daha kuvvetlendiriyor.
ABD'nin gelecekteki başarısının sırrı, üstün uzay teknolojisi değil, fırsatlar ülkesini fırsatlar dünyasına çevirebilmesi olacaktır. En azından üzerindeki tehditi dağıtabilmek için bunu yapmak zorunda kalacaktır. Savaşlar artık büyük ölçüde sivilleşecektir. İki yolcu uçağı yaklaşık 10 bin kişye mezar olabilecek, milyarlarca dolarlık maddi hasara sebep olabilecektir. Tamamen ABD'nin kontrolünde olan IMF, Dünya Bankası, OECD, NATO gibi sosyal örgütler ve kuruluşların stratejilerini değiştirmeye ihtiyaçları vardır. Artık bir ülkeye büyük çapta zarar vermek için ondan daha güçlü konvansiyonel araçlarla saldırmaya ihtiyaç yoktur. Neticede 20 insan, birkaç milyon dolara bu yıkımı yapabiliyor.
İkiz kulelerin çökmesiyle, binlerce yıldır devam eden klasik savaş konsepti de çökmüştür. Özellikle elinde büyük askeri güç bulunduran devletler şapkalarını önlerine koyup yeniden düşünmek, öncelikle halklarına yönelik sosyal adaleti sağalamak, kalkınmak, insanlara gelecek hazırlamak, bölgesinde kaldıraç olabilmek zorundadırlar.
Esas etkili silah, son teknoloji ürünü bomba değil, yarınlarından hiçbir beklentisi olmayan insanlar topluluğudur. Devletleri yönetenlerin gelecekteki esas sorumluluğu "yarınlarına umutla bakan nesiller yetiştirmede önder olabilmek"tir.
Güzel günlere,
Akın Arslan