"Arkadaşlar, kardeşimden gelen yazı aşağıdaki gibidir. Bilgilenmekte fayda var.."
deniz suyu artımasında öncelikle ilk kuruluş masraflarının fazla olmasını sebebi yerli ürün bulunmaması yani ürünlerin ithal olması,teknik çalıışanın fazla olması
bakımının zor olmasına gelince türkiyede deniz suları kirli yani deniz suyundan sadece tuzu arıtmıcağımız için daha fazla atık madde üretimi olucak daha fazla atık olucak kısaca biolojik,kimyasal ve fiziksel arıtmada aynı anda uygulanıcak bu yüzden atık miktarı artıkça atık materyal kullanışsız ve makine parçalarının bozulmasında etkili olucak
türkiye su zengini bir ülke değil hatta su fakiri ve susuz ülkeler arasında geçiş konumundayız bkz:konya ovasında oluşan obruklar (aşırı yeraltı suyunun tüketimine bağlı) bu yüzden sahil şeridindeki bir çok ilçe deniz suyu arıtma tesislerinin kurulumunu ciddi anlamda düşünüyor fakat işin siyasi kanadı olduğu için ve sahil kesimin muhalefet tarafında olması da işin ayrı bi siyasi boyutu.
ayrıca elde edilen su ancak içme kullanma suyuna uygun nitelikte ki tarımsal alanlardaa daha fazla dikkat edilmesi gereken parametreler var bunun içinde tarımsal alanlarda deniz suyu kullanılabilmesi için 2. kez bir arıtmaya ihtiyaç duyulması muhtemelen yada proseslerin çok başarılı olması lazım,yüksek randımanlı sistemlerin kurulması da şuan için türkiye de ciddi sorun çünkü çoğu firma al ve sat olarak çalışıyor ya da terzi hesabı ile projeler hazırlıyor buda sistemlerin maliyetinin kontrolsüz ve randımanın düşük olmasına sebep olabiliyor yani sistem optimum koşullarda olması zorlaşıyor.
ayrıca bilinenin aksine tüm ülkeler en fazla su varlığını tarımda kullanıyor yüzde 9 civarında bi miktar içme ve kullanma suyu olarak kullanılıyor (buna rağmen su kıtlığı yaşıyoruz özellikle büyükşehirlerde),yüzde 20-21 civarı sanayide kullanılıyor ki çoğu saniyede saf su ihtiyacı olduğu için yine reverse osmos yani ters ozmos sistemi kullanılıyor ve en ciddi miktar olan yüzde 69-70 miktarı ki bu miktar ile sulanılabilen alanlar 4 milyon hektar bu da topla toprak varlığımızın yüzde 5-10 arasında bir miktara tekabül ediyor ki 2023 yılındaki hedef ise 10 milyon hektar sulanabilir tarım arazisi elde etmek bunu elde etmekteki en büyük sorun su varlığının azlığı,örnek ile açıklamak gerekirse şuan türkiyede kuru tarım yapılan 2 bölge var daha doğrusu yapılabilen bunlarda bile sulama olmadan senede buğdaydan dekar başına 600-700 kg ürün alabilmek imkansız ki uzun zamandır rekolteler düşük buna rağmen anadoluda çiftçi aktif bir sulama uygulamasına rağmen 2 senede 1 kez 150-350kg arasında dekar başına verim alabiliyor ki bu trakya bölgesine göre çok çok düşük değerler ya anadoluda çiftçi sulama yapmadığı sürece ürün alması çok zor,bununla beraber konya ovasında,harran ovasında susuzluktan meydana gelen kuraklıklar sonucu iyice yeşil alanlar azalmaya başlamakta.
sonuç olarak sadece tarımda kullanılan suyun %10-20 si deniz suyunun aratılması ile sağlansa sulanabilir alan miktarı 20-30 milyon hektar düzeylerine çıkıcaktır ki buda ciddi bir yatırım ciddi bir gelir kısaca gelişmeye açık bir sektör bkz: israilin tarım devi olup suyu tamamiyle deniz suyunu arıtarak sağlaması,
Deniz suyunun arıtılmasında en büyük giderin enerji olduğu düşünülmekte zaman zaman buna bağlı araştırmalar yapılmakta ama net enerji gideri olarak giderleri normal şehir şebeke sularının arıtma bedellerinden fazla değil bununla beraber ülkemiz yılın 3 mevsimi güneş gören bölgelere sahip yani enerji kaynağı olarak güneşin de kullanılmasına olanak sağlayan bir coğrafyadayız,kısaca esasında bu konuda en büyük sorun enerji giderleri değil nitelikli elemanların çok az olması ve sürekli çok yüksek maliyetlere mal olucak diye yatırımcıların,belediyelerin,işletmelerin gözünün korkması ki ab fonları bu konuda ciddi teşvik ve hibeler sağlıyor.
son olarak eğer ekstra bir su kaynağı,su olanağı sağlanmazsa eğer 2050 yılından sonra türkiyenin de çölleşmesi bekleniyor yani bu kuraklık ve kıtlıklar bir anda ortaya çıkan ve geçici sorunlar değil ki türkiyenin önemli havzalarından biri olan ergenenin durumu ortada kısacası su sonsuz bir kaynak değil ve her geçen gün kirlilik ve iklimsel değişikliklerle su miktarı azalmakta.