Öncelikle AB ekonomik-politik bir sistem olduğu için olaya önce bu açılardan bakmak gerek.
Çoğu zaman şöyle bir düz mantık yürütürüm ben de: AB ülkelerinin kıdemlileri belli bir ekonomik refaha ulaşmış, birey - devlet anlaşmasını sağlamış ülkelerdir. Türkiye'ye bakınca AB'nin en önemli temel taşlarından biri olan eğitim konusunda düzensizliğin hüküm sürdüğü, hukuk ve adalet kavramlarının oturmadığı ve bu ikisinin düşünsel anlamda istenilen seviyeye çıkmadığı için bütün yapıların bozukluktan nasibini aldığı bir sisteme daha doğrusu sistemsizliğin sistematikleştiği bir düzene dönüşmüş durumdadır.Böyle bir durumdaykan AB'ye uyum yasaları denilen şeylerin Türk standartlarına uymayacağı, bol geleceği su ***ürmez bir gerçektir herhalde. (Zaten ulusal basının istenilen ekonomik şartlardan çok siyasal barış havası süsü verdiği, dış yardım sağlanacağı konusundaki haykırışları olayın hangi boyutlarda olduğunu göstermektedir.)
Bu durumda bir Türkiye - AB (ve AB'ye aday ülkeler) karşılaştırması yapınca şunu görüyoruz; Türkiye bu şekilde AB'nin istediği şartlara ulaşamaz.
AB'ye aday olan diğer ülkelere bakarsanız bu ülkelerin çoğunun eski Sosyalist ülkeler olmasından dolayı sanayi bakımından altyapılarının da hazır olması sonucu çok az bir rötuşla AB'ye çok kolay bir şekilde gireceklerdir. (Burada dinsel, ırksal faktörleri hesaba katmıyoruz)
Türkiye ise geçmişten gelen ekonomik yapısı nedeniyle bu adayların kat kat gerisindedir.
Burada çözüm ne olmalıdır. Kayıtsız şartsız AB treninin peşinden koşmak mı? (bu lafın da 90'lı yılların başından beri her AB toplantısından sonra hep aynı çevrelerce söylendiğini unutmayalım)
Yoksa devlet olarak içe kapanarak (soyutlanma olarak algılanmasın) ulusal sanayiyi 1925 sonrası hamlelerle güçlendirerek, Avrupa ile mücadele edecek çapta bir güç haline getirmek ve sonra AB'nin (ki o zaman niyetleri bugünkü gibi olur mu bilinmez)bizim kapımıza gelerek bize davetiye vermesini beklemek mi?
Ya da üçüncü bir yol var: Sosyalizm. Yaşadığımız çağda bu uzun ve meşekkatli bir yoldur bu çünkü 400 yıl önce (merkantalizm döneminde) olduğu gibi insanlık, muazzam bir yabancılaşma çekmektedir.Ve herkes yeni çıkış yolları aramaktadır, tarikatlar, suni kahramanlar, suni sistemler..
Eğer yazımı okumaya ve cevap yazmaya kaydadeğer bulduysanız lütfen yazın.