Bu anlamsız ve hangi amaçla yapıldığı henüz belli olmayan olay sonrası birçok kişi onur savaşçılığına soyundu.”Onurumuz ayaklar altına alındı,Domuzlar körfezi fiyaskosu gibi,Johnson Mektubu” gibi (Alakalarını hala kurabilmiş değilim) anlık tepkimeler bir anda medyasından tutunda siyaset arenasına kadar her yere yayıldı.Tabi ki ABD askerlerinin yapmış olduğu bu olayın arkasındaki neden iyi araştırılmalı varılmak istenen sonuç anlaşılmalıdır.
Şimdi durumu tüm hatlarıyla ele alırsak aslında birçok kişinin olayın tek boyutuna yoğunlaştığı ve bu sebeple asıl noktayı kaçırdıkları ortaya çıkacaktır.Burada durumu sadece onur çerçevesinde değerlendirmek ne yıkıldığı söylenen onurumuzu geri getirecek nede ABD utandığını söyleyecektir.Üzerinde durulması gereken nokta ABD askerlerinin bu olayı nasıl yaptığı değil bu olayı yapacak haddi nereden bulduğudur? Bırakın stratejik ortaklığı Dünya’nın hiçbir devletinin kabul etmeyeceği bu tutum bize nasıl olurda böyle rahatlıkla yapılabilir? İşte sorulması gereken asıl sorular bunlar.Tabi bu soruların cevaplarını dışarıda aramak gereksiz.Aslında bu olayın dolaylı cevapları içimizde bulunuyor.
Uluslararası arenada saygınlık kazanmak isteyen ve saygınlığını korumak isteyen bir devlet ilk önce kendi vatandaşına saygı göstermeli,kendi insanını ezdirmemeli,bünyesinde devletinin vatandaşına,yönetenlerin yönetilenlere saygı gösterdiği bir sosyal sistem oluşturmalıdır.Böylelikle mağdur olmayan, başı dik insanın desteğiyle uluslararası arenada saygın bir konum kazanabilir.
Diyebilirsiniz; bunların bu olayla ne alakası var? Biz Dünya’ya yön veren olayları incelemeyebilir veya devletlerin iç işlerindeki işleyişi takip etmeyebiliriz.Ama birçok Dünya devleti bunu yapıyor.Kısacası bizi bizden daha iyi tanıyorlar.Biz kendi içimizde,toplumumuzda saygı,onur kavramlarını kullanmadığımız sürece ve kendi içimizde yaptığımız onursuz davranışları başka devletlerin görmeyeceğini,değerlendirmeyeceğini düşündüğümüz sürece böyle aşağılık olaylara maruz kalabiliriz.Kafamızı kuma sokup içeride böyle ama dışarıda saygın,onurluyum ve bunlara eşdeğer muamele beklerim demek çok da gerçekçi olmasa gerek.
Bir devlet ilk önce kendine saygılı olmalı ve “ONUR” sıfatını sadece kendine mal etmemelidir.Biz Dünya’nın gözünde belirli bir intiba bırakmışız içsel olaylarımızla.Öğrencimizin önünü tıkayıp eğitim ve öğretimine engel olmuşuz,üniversitelerin kapılarından kovup onurlarını kırmışız,vatandaşlarımızın temel hak ve hürriyetlerini ipotek altına almış ve devletini zorla AİHM’ sine dava etmesine neden olmuşuz,fakir guraba insanların sırtından zengin olan kişileri yüceltip bu fakir insanlarla alay etmesine göz yummuşuz,düşünmelerini engellemiş,potansiyel suçlu olarak görmüşüz.İşte bu çelişkiler yumağı önümüzde “ONUR KIRICI” bir tablo olarak durmaktadır. Ve tüm Dünya’da bunları biliyor.Uluslararası arenada zedelendiğini söylediğimiz onurdan önce biz halkımızın onurunu ilk olarak nerede kırmışız onu bulalım.Türkiye’nin bu kırılma noktasını bulmaya ve onarmaya ihtiyacı vardır.
Süleymaniye olayında Türkiye Cumhuriyeti kendini ezdirmeyecek ve bu olayın sorumluları bulunacaktır.Ama bu şekil onur kırıcı davranışları başkalarının bize yaptığında tepki göstermenin yanında içimizde bu tür olaylar cereyan ettiğinde sessiz kalmak da bir o kadar onur kırıcıdır.Birinsanın saygı görmesi veya onurunun olması onun ne üniformasına,ne mevkiine,ne parasına bağlıdır.İnsana insan olduğu için saygı göstermek gerekir.
Bütün bunların ışığında denilebilir ki Türkiye Cumhuriyeti’nin onuru ne yerler altında,nede zedelenmiştir.Her olayda onurumuzu mevzu bahis etmemiz gerekmez.Kimse bizim onurumuza erişemez ve nede onu zedeleyecek seviyeye gelebilir.
Türk Milleti onurunu Kurtuluş Savaşında Yedi Cihanın kafasına çuval geçirerek elde etmemiştir ki böyle kaybetsin.Çanakkale’den İstanbul’un fethine kadar hepsi birer onur mücadelesidir.İki çuval geçirilip gözaltına almakla onurumuz zedelendi diyenler lütfen Türkiye Cumhuriyeti ve TSK’nın onurunu başka şeylerle karıştırmasınlar.
Mustafa Halim TAŞÇI
mustafa