'Burada çok güzel hikaye yazılır.' demişti babası, okuyup çözmeye çalıştığı İngilizce romandan başını kaldırmasını sağlamıştı bu sözler. Hem babasına, hem de içinden yükselen sese kulak verip 'Neden olmasın' demiş; çıkarıp çantasından defterini, kalemini ; yazmaya başlamıştı.
En büyük isteğiydi yazar olmak... Okunan, okunmaktan zevk alınan, kendinin daha da önemlisi diğerlerinin hayatında fark oluşturacak, yeni ufuklar açacak bir kitap yazabilmek...
Kağıt üzerinde kayarcasına ilerleyen kalemin çıkardığı sesti, yüreğindeki çağlayanların izdüşümü. Yazıyordu, yazarak rahatlıyordu, yazarak kendini ifade ediyordu, yazarak kendisi oluyordu.
Bakışlarını ünlü tablo 'Kaplumbağa Terbiyecisi' nin bilmem kaçıncı kopyasından merdivende gürültüyle oynayan çocuklara çevirdi. Sert görünmüş olacak ki çocuklar birbirlerine bakıp sustular. Onlara yanlış anladıklarını kanıtlamak istercesine gülümsedi. Bu gülümseyişten cesaret alan çocuklar gürültülü oyun alemlerine döndüler yeniden.
'' Hadi çocuklar,kalkıyoruz.'' sesiyle bıraktı kalemini ; defterini de tıkıştırdı çantasına ; sessiz bir itaatle kalktığı koltuğuna dönüp baktı yeniden, unuttuğu bir şey var mı diye. Kendilerine servis yapan genç kıza gülümseyerek, bu şairane ortama uyum sağlayan ahşap merdivenlere yöneldi sessizce.