Merhaba,
Sanırım Ismail Bey, deveti kurtarmaya yönelik yazdıklarımızı biryerlerde toparlamak istedi.
Doğrusu iyi de oldu. Özellikle zengin bir katılımla bu başlık altında ciddi önerileri doğru gidebileceğimizi düşünyorum.
Esasında forumun değişik başlıkları altında bu "kriz"den nasıl kurtulabileceğimize yönelik bölük pörçük çok yazı yazıldı. Özellikle gelecek için yeniden yapılanma başlığı altında ABD ve Yeni Zelanda gibi birçok ülkedeki uygulamalara yönelik sonuçlara yer vermiştik.
Ortada olan bir gerçek var: Son 50 yılda özellikle Avrupa ikinci dünya savaşından sonra silinidir gibi üzerinden geçilmesine, Japonya yine savaştan sonra bizim "Sevr" den daha ağır olarak kabul edilebilecek bir sonuçla karşı karşıya kalmasına rağmen, topyekün bir toplumsal kalkınma ile hızla düzlüğe çıktılar.
21nci yünyıl ise bilgi teknolojilerindeki yoğun gelişme ile devletler arasında farklı sayılabilecek bir rekabet alanı yarattı: Telekomünikasyon merkezli yüksek teknoloji. Bu konuda yıldızı parlayan ve dünya rekabet gücü sıralamasında hızlıca zirveye tırmanan ülkelerin başında İsveç geliyor. Onu Kanada ve Finlandiya izliyor. Yine Institude For The Future (www.iftf.org) raporlarına göre 2010'larda zirve Çin de ortak olacak. Çin şu anda rekabet gücü sralamasında 40 ncı sırada. Biz ise ilk 50'de bile yokuz!...
Değişimin en önemli aracı eğitim, çünkü birşeyleri değiştirmek öncelikle düşünceleri ve onların oluşturduğu yaklaşımları değiştirmek ile mümkündür. Avrupa bu gerçeği çok önceden fark etmiş ve son 50 yılı tamamen sosyal adalet felsefesi ile eğitim ve sağlığa ayırmıştır. Avrupa ülkelerinde ve ABD'de özellikle iki sürece çok özem veriyorlar.
* Temel eğitimin birinici aşaması olan çocuğun okul öncesi ve başlangıç eğitimi
* Tamamen bigi üretilen yer olmak üzerine taslanan öngün bir yüksek öğretim.
Bu iki grubun maaşları ve özlük hakları bile emsallerinden farklılık gösterebiliyor.
Bizdeki durum ise içler acısı:
* Eğitim bilimleri fakülteleri kurmuşuz, yurt dışına birçok insanı yüksek lisans ve doktoraya göndermişiz ama eğtiimi yönetenler arasına onları kabul etmemişiz,
* MEB yap-boz bakanlığı haline gelmiş ve sürekli sistem değiştirmeye kalkmışız. Unutulmamalıdır ki, birşeyleri değiştirmeye kalkışırken değiştirmeye çalıştığınız şeyleri değiştirmeniz cinayettir. Ama biz sonucu bekleyecek kadar sabırlı olamamışız. Hele hele başkalarının başladığı bir işi kesinlikle devam ettirmemiş, sürekli "enkaz devraldık" yaklaşımları ile kendi kendimizi avutmuşuz.
* Eğitimde sosyal adaleti sağlayamadığımız, iyi bir sistem kuramadığımız için içinden çıkılamayan dershane ve binbir çeşit okul mafyaları yaratmışız.
Bu örnekler o kadar çok ki....
Yaşamakta olduğumuz "kronik kriz"in tek sebebi eğitimsizlik ve cehalettir.
Eğitimi halledemediğimiz için hiçbir taşı yerine koyamamışız. Tabiki bu taşların en önemlisi "demokrasi"dir.
Bu konuda stratejik yönetimle ilgili Stephen R. Covey'in bir deneyinden bahsetmek isterim. Elinizde bir kova taş, çakıl, kum, su ve büyük bir kova var. Bunların hepsini büyük kovaya yerleştirmeniz isteniyor. Ne yaparsınız?
Şimdi burada sorgulama faslını geçip sonuca geliyorum.
- Tabi ki önce büyük taşları koyarsınız, sonra çakıl ve kumu. Suyu üzerine yavaş yavaş dökersiniz, bir miktar çökme olur ve orayı da kum ve çakılla birlikte doldurup biraz daha su dökersiniz. Büyük kova artık dolmuştur. Üzerine koymaya çalıştıklarınız artık dökülecektir.
Eğer dışarıda büyük taşlar kaldıysa vay halinize!...Covey'den kaldınız demektir...
Yukarıda size zaman kazanmak için doğrudan model çözümün bir kısımını verdim. Kimyadaki ifadesi ile bu durum, NŞA(Normal Şrtlar Altında) durumu.
Peki elinde büyük taş, çakıl, kum ve su olanlar kendi ellerindekileri çok önemsiyor ve mutlaka kovaya kendilerinkini öncelikle koymak istiyorsa? Eğer onlar, erken gelen kapar, sona kalan dona kalır, eşek yükü yolda düzelir, kültürü ile büyümüşlerse?
O zaman ne olur?
Size resmedeyim:
Türkiye gerçeği...
Evet Türkiye gerçeği; herkesin elinde birşey var ve herkes kendi elindekinin en önemli olduğunu söylüyor. Kovanın etrafında birbirini iteleyererek kovaya birşeyler koymak istiyor. Birileri kovanın dibine birkaç büyük taş koymayı başarıyor ama baskın çıkan başka bir grup kovayı suyla dolduruyor. O esnada başka biri diğerlerini ittirerek yarım kova çakıl döküyor, ve tabiki kovadaki su dışarı fışkırıyor. Suyu tekrar toplamak mümkün mü? gidiyor... Birleri yine mücadele içinde kovaya kum ve çakıl koymaya çalışıyor. Kova sürekli itelendiğinden bazen devriliyor ve içindekilerin bir kısmı dökülüyor. İnsanlar bir taraftan döküntüleri toplamaya çalışırken diğer taraftan toplayabildiklerini kovaya atmaya çalışıyor, kova bir türlü dolamadığı gibi, çevresi pisleniyor, etrafındakiler pisleniyor. Sanki harp var. Kazanan var mı?
ÇÖZÜM:
1. Kovaya öncelikle büyük kayaları koymak gerekir. Çünkü büyük kayaları kova dolduktan sonra koyamazsınız. Onlar köprünün babalarıdır. Eğtim gibi...
2. Devlete ihtiyaç var. Devlet düzenleyicidir, devlet düzeni iyi işlerse kovanın etrafında kargaşa olmaz.
3. Kovada kum ve çakıl varken büyük taşları yerleştiremezsiniz. Israrcı olursanız herşeyi dökersiniz.
4. Eğer kova ve etrafındakiler pislendiyle başkalarıyla, farklı mekanlarda, farklı ve temiz bir yönetimle, bu işi yeni baştan yapmak gerekir. Bu zaman kaybı değil, başarmak için yeni bir fırsattır.
5. Hangisinin büyük taş, çakıl ve kum olduğunu öğretmek gerekir. Hayatında hiç büyük taş görmemiş olanlar kumu büyük taş zannedebilirler!
İşte devlet bu sonucu önlemek için vardır. Devletin iyi çalışmasından kimse rahatsız olmaz. Sosyal adaletsizlik halkta huzursuzluk yaratır. Devlet halkına hizmet sunmak için vardır. Deveti temsil edenler halkın üzerinde güç olmaya başladığında demokratik otokrasi devreye girer. Devlet baba değildir. Devlet biziz. Eğer bu gerçeği kabu eder, haklarımızı aramaya başlarsak, raydan çıktığımız yola en azından yeniden oturma şansına sahip olabiliriz.