En sevdiğim mevsim sonbahar, neden bilmem. Oysaki doğanın uzun bir uykuya daldığı mevsim, yağmur yağıyor, paçalarım hafiften ıslanıyor, saçlarımda yağmurun izleri alnımdan süzülüp çeneme doğru akıyor, o kadar tazeleyici bir duygu ki, bir yaprak süzülerek iniyor heybetli çınar ağacından kızılın her tonu üstünde var, işte şimdi yerde son evresini geçiriyor, bir su birikintisine takılıp son bulacağı tekrar toprağa karışacağı yeri arıyor, onun ölümünün rengi kızıl, ve doğuşu tekrar topraktan olacak, herkesin geçirdiği malum süreç, ama yaşamın son bulduğu anın renginin farklı olduğu bir süreç...
Yavru bir kedi, bir dükkanın önüne sığınmış ama anlaşılan biraz geç kalmış, sırılsıklam küçücük bedeni, o kadar pasaklı güzel bir kedi ki, şehir kedisi hemen belli, şehir kedisi dedim diye gülmeyin, hemen sırnaşırlar biraz yüz verirseniz kucağınıza yerleşip uyuyabilir bile, ama kırsal kesimlerde daha farklıdır, daha yabani, insanlara fazla yaklaşmayan ve insanlardan bir şey ummayan kediler, kısacası onlar da hayata ayak uydurmaya çalışıyorlar. Şehirde mecburlar belki korunmaya, ne yazık ki karıştırdıkları çöplerde bile kendilerinden önce başkasının elleri olduğu için ister istemez muhtaçlar sadece onların muhtaç olmadığı gibi. Biz doğaya ayak uydurmamız gerekirken, belki de doğa bizimle uzlaşmaya çalışıyor.
Acaba yaşamımın rengi ne, ve son bulurken ne olacak, bir yaprak gibi ağır adımlarla mı, yoksa bir fırtınanın önüne kattığı bir yolla mı...
Küçük bir yolculuktu anlattığım sadece, aklımın bir köşesinde, oturduğum yerden çıktığım bir yolculuk, birkaç resmin birbiri ardına eklendiği ,aklımda canlandırdığım, yağmurun kokusunu bile hissettiğim kısa bir yazı.
Başkalarına bakmak kolaydır belki dışarıdan, ama hiç kendinize baktınız mı,istekleriniz, beklentileriniz, insanlar sizin için ne düşünüyor sizin için önemli mi, sinirlendiğiniz zamanlarda karşınızdakine kızmak yerine empati kullanıyor musunuz? Ne kadar empatik siniz?
