Ana içeriğe geç

Diğer Konular

Avrupa Birliği

BaşlatancemTarih26/08/2001 19:01:30Yorum10

İlk mesaj
Yeni Üye3 yazı
Bir Türk genci olarak kendimi bildim bileli batılılaşma, medenileşme, muasır medeniyetler seviyesine ulaşma deyimlerini duyarım ve hep kendime şu soruları sorarım?

Medeniyet nedir? Avrupa ve Amerika olarak batı dünyası teriminin karşılığı olan bu ülkeler ve milletler gerçekten medeni mi? Medeniyet onların tekelin de mi?

Kişisel olarak Avrupa Birliğine karşı olduğumu hemen belirtmek istiyorum. Türkiye bulunduğu coğrafya ve sahip olduğu yer altı ve yer üstü kaynaklarıyla, dinamik ve genç nüfusuyla gelişmeye açık bir ülkedir. Ancak yukarıda adı geçen unsurların çoğu bugün atıl dır. Sebebi Türk insanına hizmet etmeyen kötü yönetimlerdir. Pek çok Türkiye vatandaşının bilmediği zengin kaynaklara sahip bu ülke kendi kaynaklarını işleyememektedir.

Dini anlamda bakarsak kutsal kitabımız Hristiyanların, biz onların dinine geçmediğimiz sürece bizi aralarına almayacaklarını vurgular. Dini yaklaşım bir yana Türkiye Avrupa sevdasına altın yıllarını oyalanarak geçirmektedir. Avrupa Türkiyenin tek başına bir ekonomik güç olmasını istememektedir ve aynı zamanda kendi arasına almayı da asla düşünmemektedir! Dünya klasmanında birinciliğe oynamak varken niye trenin son vagonu olmaya rıza gösteriyoruz? Türk insanı AB hakkında yeterince bilgili mi? AB ülkeleri ve Türk kültürü ne kadar örtüşüyor? AB konusunu bir referandumla türk halkuna sormaları gerek miyor mu? AB nin Türkiyeye karşı izlediği önyargılı, adaletsiz ve ikiyüzlü politikalara rağmen neden hala bu gruba dahil olmakta ısrarlıyız?? Cevaplanması gereken (bence cevabı açık) o kadar çok soru var ki? AVRUPA BİRLİĞİNE HAYIR! BİR DÜNYA GÜCÜ VE DÜNYA DEVLETİ OLMAYA EVET!

Yerleşim / İstanbulMeslek management
YORUMLARTopluluk ne düşünüyor?
10 yorum
Üye320 yazı
Merhaba,

Öncelikle sanal dünyamıza düşünceleriniz ile katkıda bulunduğunuz için teşekkür ederiz.

"Medeniyet", kendi içinde çok önemli tılsımlar içeren bir sözcük. "Medeniyet"ten sadece maddi anlamdaki teknolojik yenileşmeyi anlamanın cahillik olduğunu düşünen ve savunanlardanım. Önderimiz Atatürk'ün ifade ettiği "çağdaş medeniyet"ten kasdettiği;

* Öncelikle insanca yaşanan ortamları yaratmak,

* Yaşam kalitesini her geçen gün arttırmak,

* Hayatı kolaylaştıran bütün teknolojileri mevcut yapıya entegre etmek,

* Bilim üretmek, ürettiği bilim ile etrafa ışık saçmak,

* Demokrasiyi örnek bir şekilde yaşamak..

* Ve tabiki bunları gerçekleştirmek için ne gerekiyorsa yapmak.

Günümüzde küreselleşme adını verdiğimiz yeni ekonomik anlayışının bir sonucu olan değişim rüzgarından etkilenmemek mümkün değil. Küreselleşme dünyayı kasıp kavuran kapitalizmin doğal bir sonucu olarak ortaya çıktı. Artık siz üreten olarak sadece kendi pazarlarınızı düşünemezsiniz. Büyümek için büyük düşünmek zorundasınız.

AB tamamen bu amaçlarla sinerji tesis etmek için ortaya çıkmış bir yapıdır. 1951'de Belçika, Almanya, Fransa, İtalya, Lüksemburg ve Hollanda'nın ortaklık ve entegrasyon çabaları sonucunda oluşmuştur. Yaklaşık 50 yıl sonra Birlik dört kademeli bir genişleme sürecinden geçmiştir. 1973'de Danimarka, İrlanda ve İngiltere; 1981'de Yunanistan; 1986'da İspanya ve Portekiz; 1995'de Avusturya, Finlandiya ve İsveç AB'ye üye olmuştur. Şu an için 15 üyesi olan Birlik, Doğu ve Güney Avrupa'yı kapsayan genişleme sürecinin beşinci dalgasına hazırlanmaktadır. İçinde Türkiyenin de bulunduğu birçok ülke ile ortaklık sözleşmelerine devam etmektedir.

Avrupa Birliği'nin misyonu, üye ülkeler ve halkı arasında dayanışma temeline dayanarak ilişkileri geliştirmektir. Birliğin temel hedefleri;

- Ekonomik ve sosyal kalkınmayı sağlamak (1993'de ortak pazara, 1999'da ise ortak para birimi EURO'ya geçilmiştir),

- Uluslararası alanda Avrupa Birliği'nin sahip olduğu kimliği savunmak (AB üyesi olmayan ülkelere insani yardım, ortak dış politika ve savunma politikası, uluslararası krizlerde ortak hareket),

- Avrupalıların vatandaşlık haklarını kollamak,

- Özgürlük, güvenlik ve adaletin tam olarak var olduğu bir sistemi uygulamak,

- Ortak bir AB hukukunun uygulanması.

Türkiye'nin Avrupa Birliğine girmeye çalışması kadar doğal bir sonuç tabiki yoktur. AB'ye girmek demek dinin elden gitmesi olmadığı gibi ; objektif kriterlerle değerlendirmeler yapıldığında, Türkiye'ye yönelik eleştirilerin büyük bir kısmının bizim yetersizliklerimizden kaynaklandığını görmek mümkündür.

10 - 11 Aralık 1999'da Finlandiya'nın başkenti Helsinki'de düzenlenen AB zirvesiyle Türkiye'ye adaylık statüsü verilmesiyle beraber , 8 Kasım'da imzalanan katılım ortaklığı belgesi ile Türkiye ilk defa ciddi manada hazırlık sürecine girmiş ve yeniden yapılanmalar için taşın altına elini koymaya başlamıştır.

Avrupa Birliği, genişlemeye karar verdiğinden bu yana aday ülkelerden "Kopenhag Kriterleri" adı verilen şartları sağlamasını istiyor. Bu kriterler 1993'ten bu yana birliğe katılmak isteyen ülkeler için uygulanan standartları belirliyor. 21-22 Haziran 1993'te Danimarka'nın başkenti Kopenhag'da yapılan AB Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi'nin sonuç belgesinde yer alan bu kriterler bir ülkenin AB çatısı altına girebilmesi için yapması gerekenlerin haritasını çıkarıyor. AB üyeliğine aday ülkenin birliğe girebilmesi için Kopenhag kriterleri olarak adlandırılan üç şartı yerine getirmesi gerekiyor:

Siyasi kriterler
Demokrasinin güvence altına alındığı istikrarlı bir kurumsal yapı, hukukun üstünlüğü, insan hakları ve azınlık haklarına saygı;

Ekonomik kriterler
İyi işleyen bir pazar ekonomisi ve AB içindeki piyasa güçlerine ve rekabet baskısına karşı koyabilme kapasitesi;

Topluluk müktesebatının kabulü
Avrupa Birliği'nin çeşitli siyasi, ekonomik ve parasal hedeflerine bağlılık.

Artık "Beni eleştiremezsiniz" demek yok
Aday ülkenin Kopenhag Kriterleri'ni yerine getirmesinin yanı sıra kendi iç düzenini AB kurumlarının öngördüğü kurallara göre Birlik ile entegre olabilecek şekilde düzenlemesi gerekiyor. Kopenhang kriterleri, Türkiye'nin dış politikadan, adalete, enerjiden telekomünikasyona, çevreden, rekabet kurallarına, siyasi, ekonomik ve sosyal alanda büyük bir degişim sürecine girmesi gerektirecek. Türkiye tam 31 konuda AB'nin 120 bin sayfa tutan mevzuatıyla kendi mevzuatını uyumlaştırmaya çalışacak. Yeni düzenlemeler, işlerlerinde azami gürültü seviyesinden, kamyon şoförlerinin trafikte kesintisiz ne kadar kalacağına kadar ayrıntıyı kapsamak zorunda kalacak. Yapılan ön çalışmalara göre, Türkiye'nin ekonomik alanda özellikle, tarım, çalışma hayatı ve çevre konularında zorlanması bekleniyor. Lüksemburg sonrası siyasi diyalogu askıya alan Türkiye bundan sonra insan hakları gibi konularda AB'ye "beni eleştiremezsin" deme hakkını da yitirecek.


Tek başına dünya devleti olamazsınız. ..

Etrafınızla rekabet edecek şartları yaratmazsanız kaliteli üretim yapamazsınız,
Demokrasiyi iyi işletmezseniz ülkenin yarınlarını garanti altına alacak düşüncelerin olgunlaşmasını sağlayamazsınız,
Belli konlarda başarı kazamış uygulamaları kendinize örnek almazsanız yeniden yapılanmayı süratle gerçekleştiremezsiniz.

Lütfen katılım ortaklığı belgesinde yazanları ve Kopenhag kriterlerindeki şartları yeniden okuyunuz...

Katılım Ortaklığı belgesinde 37 ana başlıkta yer alan, kısa ve orta vadede yapılması gereken düzenlemelerin hangileri Türkiye'nin aleyhine sonuçlar doğurabilir?

Bence duygusallıktan uzak biraz daha objektif olabilmeliyiz...

Güzel günlere,

Akın Arslan

Yerleşim Türkiye / YstanbulMeslek Dany?manlyk
Yeni Üye3 yazı


Tekrar Selam

Herşeyden önce Akın Bey, hernekadar yazdıklarınızın çoğunu biliyor olsam da, verdiğiniz bilgiler için teşekkür ediyorum. Uluslararası İşletme dalında master yapan birisi olarak "küreselleşme" kavramını ve onun şu an ki işleyiş biçimini bir türlü içime sindiremedim nedense. Ben aynı zamanda küreselleşmeye de karşıyım en azından şu anki haliyle.

Hiçbir zaman Avrupa Birliği ne girmekle dinin elden gideceği gibi bir kaygıya kapılmadım. Din gibi kutsal bir kavram şayet yeterince sağlam temellere oturtulmuş ise bunun değiştirilme kaygısı zaten olmaz inancındayım. Aynı şey, demokrasi, cumhuriyet ya da Atam ın ilkeleri gibi iyi sindirilmişse çıkarıp alınması çok zordur. Ama maalesef toplumca bunları iyi sindirememişiz o yüzden en ufak bir rüzgarda millet ayağa kalkıyor.
Çünkü araştırmadan ve incelemeden bir kabulleniş var...neyse

Avrupa Birliği nin talep ettiği kriterler elbette demokratik bir ülke olma yolunda önemli unsurlardır. Mesela insan hakları. Türkiye ilk etapta AB olsa da olmasa da kendi insanının hakkına önem vermelidir. Nedir bu insan hakları? Kriterleri nelerdir? Bugün Türkiyede kimler insan haklarını savunmaktadır.

Avrupa ülkeleri Türkiyenin güneydoğusunu haritalarında kürdistan diye telaffuz ederken, APO nun haklarını ve terör örgütlerinin haklarını insan hakkı kisvesi altında savunurken hangi insan haklarından bahsediyoruz? Tekbaşına bu ülkelerin PKK ve Türkiye aleyhine çalışan diğer terör örgütlerine destek vermeleri bile o topluluğa girmememiz için yeterli sebeptir. AB ülkeleri insan haklarına saygılı mı???Nedir bu insan hakkı?

Gümrük birliği hala Türkiye nin aleyhine işlemekte AB bu konudaki yükümlülüklerini yerine getirmemektedir. Türkiye bu konuda ve hiçbir konuda kendi hakkını savunamamaktadır çünkü kendi haksızlığımıza kendimiz inandırılmışız. Toplumsal bir aşağılık kompleksi edinmişiz.

Irak a yönelik BM ambargosu Türkiye den çok kimseye zarar vermemiştir. Zararımızı kim tazmin etmektedir??

Tüm uluslararası anlaşmalardan yola çıkarak Türkiye garantörlük hakkıyla kıbrıs a müdahale etmiştir. AB rum kesimini tanımış hatta anlaşmalara aykırı bir biçimde üyelik müzakerelerine girmiş bu arada KKTC tanınmamış ve ambargoya tabidir.

AB gümrük kapılarında Türk vatandaşlarına karşı sergilenen davranış biçimlerini görmenizi isterim....

O kadar çok iki yüzlülük örneği var ki.....

Katılıyorum tekbaşınıza dünya ülkesi olamazsınız. Türk - Arap - Uzakdoğu - Latin Amerika ülkeleri sonra afrika ülkeleri iyi alternatifler olabilir mesela. Türk Birliğ Kurmak, kalifiye işgücü var, yeraltı ve yerüstü kaynak var, japonlarla kore ile hareket etmek mesela, Ab ye girmemek ama onla rekabet etmek.............

Yerleşim / YstanbulMeslek management
Üye320 yazı
Cem Bey Merhaba,

Öncelikle şunu ifade etmeliyim ; AKFEL FORUM olarak bu platformu kimseye zorla birşeyler dikte etmek için kurmadık. Burası bir öğrenme platosu. Herkesin birşeyler paylaştığı, eldeki ve kafadakileri ortaya koyduğu bir bilgi bahçesi. Hepimiz bu bahçenin hem bahçıvanı, hem de misafirleriyiz. Bu bahçede çiçek dikmek, çicekleri sulamak, çapalamak ne kadar zevkli ise, bahçedeki ahengi seyredip hayal kurmak, bir an farklı bir dünyaya gitmek, çiçeklere hafif ve ürkek tavırlarla yaklaşarak onları koklamak ve hisstemek o kadar güzel ve tatmin edicidir.

AKFEL FORUM sizsiniz, hepimiziz, ...

Kuşkusuz AB ve Türkiye AB ilişkileri benim uzmanlık alanım değil. Ben bir vatandaş olarak düşüncelerimi sizinle paylaşmak istedim.

Uzun zamandır organizasyonların gelecek için yeniden yapılanması üzerine dinamik bir model oluşturmak için çalışyorum. Yeniden yapılanmada en önemli süreç "değişimin yönetimi". Dünyada değişimi yaşayan organizasyonları üçe ayırmak mümkün:

1-Değişimi Yönetenler

2-Değişimi Yaşayanlar

3-Reddedenler yani ölümü bekleyenler


Değişimi yönetmek için değişime kaynak olan bilgiyi sizin üretmeniz, değişimi yaşamak için değiim gerçeğini kabul edip kendinizi ve sistemlerinizi sürekli güncellemeniz, reddetmeniz için çılgın olmanız gerekir.

Küreselleşmenin karşısında zincirlerle durmaya çalışmak yerine bu gerçeği kabul edip, insanlık yararına nasıl kullanılabileceğinin felsefesini ve stratejik uygulama modelini yaratmak değişim gerçeğine daha uygun olacaktır.

Güzel günlere,

Akın Arslan

Yerleşim Türkiye / YstanbulMeslek Dany?manlyk
Yeni Üye3 yazı
Merhaba Akın Bey

Yazınıza girişte ne için ve benim hangi yazdıklarımdan yola çıkarak o "hatırlatma" yı yaptığınızı anlayamadığımı belirtmek istiyorum. Sanırım forum olarak asli amacınız bilgiyi, tecrübeyi, görüşleri paylaşmak, ortak paydada buluşmak. Beyin fırtınası belkide. Bunu yaparkende farklı görüşlere açık olmak sanırım. Bilgiyi aktarma ya da görüşü paylaşma şekli konusunda sanırım katılımcının kendisi karar vermek zorunda? Çok ekstrem ve forumun amacına aykırı olmadığı sürece her görüşe açıksınız herhalde??Neyse yazışmaları fazla kişisel hale getirmek hoşuma gitmiyor benim....

Gelelim asıl konumuza. Ben bir birey ya da ülke olarak olaylara ya da kişilere çok farklı açılardan ve vizyonlardan bakabilmeliyim. Bu bağlamda ben değişimi diğer ülkelerin anladığı biçimde anlama zorunluluğunda da değilim. Önemli olan bir numaraya oynamaktır. Bunu hayal kurarak ya da umud ederek başaramazsınız elbet. Kısa ve uzun vadeli stratejiler ve istatistikler planlar yapmak ve sabırla bunları hayata geçirmek gerekir. Yazınızda benim değişim e karşı olduğuma dair bir izlenim edindiğinizi hissettim. Kesinlikle böyle birşeyin olduğuna dair en ufak birşey yazmamıştım halbuki? İnsanlar bazen nasıl anlamak istiyorlarsa öyle anlıyorlar. Ben Türkiyenin bir dünya ülkesi olması ve bir numaraya oynaması gerektiğini ve bunu da AB ye girerek ASLA yapamayacağını vurguluyorum! Türkiye ilk önce kendine dönmeli ve elinde bulundurduğu kaynakları saptayıp optimum bir biçimde kullanmalıdır. Kendi insanı için en iyisine ulaşmaya çalışmalıdır. Zurnanın son deliği olmamalıdır. AB kendi bünyesinde ciddi çarpıklıklar barındıran bir yapıdır. Olaya sadece ekonomi açısından değil bütün olarak bakmak lazım çünkü asli amaç insanın mutluluğu ve refahıdır. AB ye karşıyım. Küreselleşmeyede karşıyım. g8 in tüm dünya kaynaklarını kendi insanının refahı için kullanırken pekçok ülke insanının açlık sınırı altında yaşaması, g8 ülkelerinin birer sömürgesi haline gelmesi..karşıyım...İçinde adalet olmayan her türlü değişime karşıyım!!

saygılar......

Yerleşim / YstanbulMeslek management
Üye320 yazı
Merhaba,

Küreselleşmenin beraberinde getirdiği "dünya pazarı" kavramı Türkiye'yi içinde bulunduğu coğrafya itibariyle oldukça kilit bir konuma getirmiştir. Yeni Ekonomik düzende büyük pazarlar olarak nitelendirilen Çin ve Hindistan'a giden yolların en önemlisine sahip olması, Rusya ile hem deniz hem de karayolu bağlantılarının mevcudiyeti Türkiye'ye potansiyel bir stratejik avantaj sağlamıştır.

Acaba Türkiye bu avantajın farkında mıdır?

Özellikle Kafkasya üzerine yürüttüğü politikalar belirli uzun vadeli planların bir parçası mıdır?

Bu bölgelerde Devlet eğitime yönelik ciddi boyutlarda bir stratejik yatırım yapıyor mu? ( Azerbaycan'da kurulan Kara Harp Okulu bunun en güzel örneklerinin başında gelir, peki ya üniversiteler?..., ilk öğretim kurumları, hatta biraz daha ileri ***üreyim ABD neden bölgede birtakım güçlere ait Türk okullarını destekliyor ve Amerkan kolejilerine tıpatıp benzeyen Türk kolejleri oluşturuluyor.)

Dış politikada gerçek anlamda bir vizyonumuz var mı?!..

Güzel günlere,

Akın Arslan

Yerleşim Türkiye / YstanbulMeslek Dany?manlyk
Üye488 yazı
Merhaba;

Cem ve Akınının yorumlarını okudum. Medeniyet kimsenin tekelinde değil elbet; ama bu dünyada yalnız başımıza yaşamıyoruz. Bir insanın medeniyet kimsenin tekelinde değildir diyerek tüm dünyadan elini ve ayağını çekerek bir adada yalnız başına yaşamak istemesini saygıyla karşılıyorum peki ama bunun sonuçları ne olacak? Amerika kendi coğrafi bölgesinde Naftayı kurdu; işbölümünün önemi büyük; bu dünyada başkalarıyla işbirliği yapmadan tek başınıza bir şey yapmanız imkansız, bunu bir insanı gözünüzün önüne getirerek anlayabilirsiniz .
Türkiye Avrupa birliğine girerse bu işbirliği sayesinde birtakım kazanımlar elde edebilir kuşkusuz, bu aynı zamanda bir pazarlık süreci içinde olacak bir olay. Serbest dolaşım hakkı, güvenlik harcamalarının olağanüstü derecede azalması, Avrupadan alacağımız yardımlar, demokratikleşme ve insan hakları, hukuk gibi pek çok düzenlemeyle birlikte birtakım şeylerin olağanüstü derece değişeceğini düşünüyorum. Şu söylenebilir: Avrupa Amerikaya göre biraz daha tutucu, kuralcı, bu bakımdan o kadar iyi değil; peki ama elinizi vicdanınıza koyun Türkiye'deki yasalar ne kadar iyi. Sağlık sistemimizi, hukuk sistemimizi görüyorsunuz; yabancı yatırımcıda gelmek bile istemiyor; kısaca Avrupanın bazı bakımlardan Amerikaya göre gerici gibi görünmesine rağmen Türkiye'den çok daha ileride olduğunu düşünüyorum. Bence getireceği en önemli katkı özellikle 11 eylülden sonra artan güvenlik kaygılarının bu tür işbirliği yollarıyla azaltılabileceğidir; eğer ülkeler kendi aralarında bu tür işbirliği içine girmezlerse bunun dünya barışı için hiç te iyi olmayacağını düşünüyorum.Şu anda dünya kuralsız bir mahalle gibi; güçlü olan istediğini yapıyor; her şey mübah; kimse kimseye karışamıyor; soykırım serbest; Kamboçyada milyonlarca insan düşünceleri yüzünden ölebiliyor; ama bu tür işbirliği güvenliği getirecek çünkü bu dünyada bir arada yaşıyoruz ve ne kadar çok işbirliği yaparsak o kadar çok kazanırız; silahların konuştuğu dünyadan ziyade işbirliğinin konuştuğu dünyaya ihtiyacımız var ve bu her bakımdan gerekli. Bir Afganistan veya ırak sorunu ileride çok daha ciddi biçimde olabilir ve ülkeler gereksiz biçimde çok daha fazla biçimde silahlanabilir ama bu tür işbirliği silaha harcanan paraların sağlığa, argeye ve İnsana harcanmasına daha çok imkan tanır.
Her türlü mandacılığa karşıyım. Egemenlik milletindir. Egemenlik, A.B'ye, orduya ve IMF'ye devredilemez. Demokrasi mandacılığa karşı olmaktır.

Yerleşim Türkiye / AnkaraMeslek Dany?manlyk
Yeni Üye5 yazı

Dünya da bu kadar gerilimin olduğu bir dönemde işbirliğine girmek sanırım kaçınılmaz bir olaydır. Çünkü gerilim senaryoları daha fazla silahlanma hatta dünyanın yok edilmesini de beraberinde getirebilir. İşbirliği derken bunun demokratik anlamda ortak bir zeminin olması da çok önemli,ABdemokratik değerlerin yayılması bakımından dev bir atım atıyor; bunu sürekli karalamak
Sürekli farklılıkları ön plana çıkarıp gerilim yaratmak sonra da silaha sarılmak
Mı amaç? İnsanlar demokratik zemin dışında, insan hakları dışında, hukukun üstünlüğü dışında hangi zeminlerde bir araya gelsin; silah zoru ve namluyu göstererek mi? AB içinde insanlar ortak bir noktada en azından buluşabiliyor, buluşmaya çalışıyor ve öne çıkardıkları değerler şimdiye dek görülmemiş şeyler;
ÜSTELİK BUNU SİLAH ZORUYLA YAPMIYORLAR, ÜYE DEVLETLERİ HEPSİ
BUNU İSTEREK YAPIYOR, KİMSE KİMSEYİ ZORLUYOR DEĞİL, BİR DAYATMA YOK, BU YÜZDEN TÜRKİYE İSTEMİYORSA ÜYE OLMAYABİLİR.
daha ÇOK ANTLAŞMAYI, İŞBİRLİĞİNİ, ORTAK BİR GÜVENLİK ANLAYIŞINI İSTİYORLAR.

AB yi gereğinden çok kötüleyenler önce Türkiye'ye bir baksın, yetmiş yıl içinde geldiğimiz noktaya baksın. HALKIN ALDIĞI ortalama eğitim dört buçuk yıl; milli gelirde Avrupa'da sonuncuyuz: insan haklarına verilen değer ortada; Türkiye hala adalet; eğitim ve sağlığa mümkün olan en az bütçeyi ayırıyor; bebek ölümlerinde ölüm oranıyla üçüncü dünya ülkeleri düzeyindeyiz; dünya sağlık örgütüne göre Türkiye alanında verdiği hizmetler bakımından dünya da yetmiş altıncı sırada; eğitim sistemimizin durumu ortada; sanırım bu bakımdan yüz beşinci sıradayız; en çok yolsuzluk yapan ülke sıralamasında üç veya dördüncü sıradayız: tüm bu gerçekler ortadayken; tüm bunları görmeyerek; SADECE AB'yi kötülemek pek doğru olmaz; bu mantığa da sığmaz.


Yerleşim Türkiye / kutahyaMeslek ö?retim görevlisi
Yeni Üye5 yazı
Batıyı hiç sevmedik, genelde hep nefret ettik; PKK ya yardım ediyorlar diye ABD’yi bile suçladık, ama yine de onlar birlikte NATO’ya girdik. NATO’ya girerken şunu diyebilirdik: bu ABD birinci dünya savaşında sonra orada Kürt devleti kurulmasını istedi, İngilizler bize servi imzalattı bu yüzden biz bu adamlarla anlaşamayız, onlar bizim tarihsel düşmanımız, ve tek amaçları var bizi bölüp yok etmek; hatta bu görüşten hareketle tüm dünya ile ilişkilerimizi kesebiliriz; çünkü adamların tek amacı bölüp yok etmek değil mi? Osmanlı devleti Ruslara karşı varlığını İngilizlerle işbirliği içine girerek korumuştu bir süre; Natoya girdik çünkü Sovyet tehdidi söz konusu idi, eğer Natoya girmeseydik belki Kıbrısa müdahale bile yapamayacak oradaki soydaşlarımızın katledilmesine ses çıkaramayacaktık. Türkiye tek başına bir dünya devi değil, Türkiye bir Çin değil, bir ABD değil. Sanırım bu tür işbirliğinden kendimizi soyutlasaydık, durumumuz Suriye, Irak; Arnavutluk veya en iyi olarak İran gibi olurduk; hatta bu devletlerden biriyle uzun süreli savaşa girip ülkemizin tamamen çökme ihtimali bile vardı; çünkü Nato şemsiyesi Türkiye’yi korudu; hatırlanırsa
geçmişte Suriye ve Irak su yüzünden Türkiye’ye karşı ittifak yapmışlardı

Yerleşim Türkiye / kutahyaMeslek ö?retim görevlisi