Merhaba,
Öncelikle sanal dünyamıza düşünceleriniz ile katkıda bulunduğunuz için teşekkür ederiz.
"Medeniyet", kendi içinde çok önemli tılsımlar içeren bir sözcük. "Medeniyet"ten sadece maddi anlamdaki teknolojik yenileşmeyi anlamanın cahillik olduğunu düşünen ve savunanlardanım. Önderimiz Atatürk'ün ifade ettiği "çağdaş medeniyet"ten kasdettiği;
* Öncelikle insanca yaşanan ortamları yaratmak,
* Yaşam kalitesini her geçen gün arttırmak,
* Hayatı kolaylaştıran bütün teknolojileri mevcut yapıya entegre etmek,
* Bilim üretmek, ürettiği bilim ile etrafa ışık saçmak,
* Demokrasiyi örnek bir şekilde yaşamak..
* Ve tabiki bunları gerçekleştirmek için ne gerekiyorsa yapmak.
Günümüzde küreselleşme adını verdiğimiz yeni ekonomik anlayışının bir sonucu olan değişim rüzgarından etkilenmemek mümkün değil. Küreselleşme dünyayı kasıp kavuran kapitalizmin doğal bir sonucu olarak ortaya çıktı. Artık siz üreten olarak sadece kendi pazarlarınızı düşünemezsiniz. Büyümek için büyük düşünmek zorundasınız.
AB tamamen bu amaçlarla sinerji tesis etmek için ortaya çıkmış bir yapıdır. 1951'de Belçika, Almanya, Fransa, İtalya, Lüksemburg ve Hollanda'nın ortaklık ve entegrasyon çabaları sonucunda oluşmuştur. Yaklaşık 50 yıl sonra Birlik dört kademeli bir genişleme sürecinden geçmiştir. 1973'de Danimarka, İrlanda ve İngiltere; 1981'de Yunanistan; 1986'da İspanya ve Portekiz; 1995'de Avusturya, Finlandiya ve İsveç AB'ye üye olmuştur. Şu an için 15 üyesi olan Birlik, Doğu ve Güney Avrupa'yı kapsayan genişleme sürecinin beşinci dalgasına hazırlanmaktadır. İçinde Türkiyenin de bulunduğu birçok ülke ile ortaklık sözleşmelerine devam etmektedir.
Avrupa Birliği'nin misyonu, üye ülkeler ve halkı arasında dayanışma temeline dayanarak ilişkileri geliştirmektir. Birliğin temel hedefleri;
- Ekonomik ve sosyal kalkınmayı sağlamak (1993'de ortak pazara, 1999'da ise ortak para birimi EURO'ya geçilmiştir),
- Uluslararası alanda Avrupa Birliği'nin sahip olduğu kimliği savunmak (AB üyesi olmayan ülkelere insani yardım, ortak dış politika ve savunma politikası, uluslararası krizlerde ortak hareket),
- Avrupalıların vatandaşlık haklarını kollamak,
- Özgürlük, güvenlik ve adaletin tam olarak var olduğu bir sistemi uygulamak,
- Ortak bir AB hukukunun uygulanması.
Türkiye'nin Avrupa Birliğine girmeye çalışması kadar doğal bir sonuç tabiki yoktur. AB'ye girmek demek dinin elden gitmesi olmadığı gibi ; objektif kriterlerle değerlendirmeler yapıldığında, Türkiye'ye yönelik eleştirilerin büyük bir kısmının bizim yetersizliklerimizden kaynaklandığını görmek mümkündür.10 - 11 Aralık 1999'da Finlandiya'nın başkenti Helsinki'de düzenlenen AB zirvesiyle Türkiye'ye adaylık statüsü verilmesiyle beraber , 8 Kasım'da imzalanan katılım ortaklığı belgesi ile Türkiye ilk defa ciddi manada hazırlık sürecine girmiş ve yeniden yapılanmalar için taşın altına elini koymaya başlamıştır.
Avrupa Birliği, genişlemeye karar verdiğinden bu yana aday ülkelerden "Kopenhag Kriterleri" adı verilen şartları sağlamasını istiyor. Bu kriterler 1993'ten bu yana birliğe katılmak isteyen ülkeler için uygulanan standartları belirliyor. 21-22 Haziran 1993'te Danimarka'nın başkenti Kopenhag'da yapılan AB Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi'nin sonuç belgesinde yer alan bu kriterler bir ülkenin AB çatısı altına girebilmesi için yapması gerekenlerin haritasını çıkarıyor. AB üyeliğine aday ülkenin birliğe girebilmesi için Kopenhag kriterleri olarak adlandırılan üç şartı yerine getirmesi gerekiyor:
Siyasi kriterlerDemokrasinin güvence altına alındığı istikrarlı bir kurumsal yapı, hukukun üstünlüğü, insan hakları ve azınlık haklarına saygı;
Ekonomik kriterlerİyi işleyen bir pazar ekonomisi ve AB içindeki piyasa güçlerine ve rekabet baskısına karşı koyabilme kapasitesi;
Topluluk müktesebatının kabulü Avrupa Birliği'nin çeşitli siyasi, ekonomik ve parasal hedeflerine bağlılık.
Artık "Beni eleştiremezsiniz" demek yokAday ülkenin Kopenhag Kriterleri'ni yerine getirmesinin yanı sıra kendi iç düzenini AB kurumlarının öngördüğü kurallara göre Birlik ile entegre olabilecek şekilde düzenlemesi gerekiyor. Kopenhang kriterleri, Türkiye'nin dış politikadan, adalete, enerjiden telekomünikasyona, çevreden, rekabet kurallarına, siyasi, ekonomik ve sosyal alanda büyük bir degişim sürecine girmesi gerektirecek. Türkiye tam 31 konuda AB'nin 120 bin sayfa tutan mevzuatıyla kendi mevzuatını uyumlaştırmaya çalışacak. Yeni düzenlemeler, işlerlerinde azami gürültü seviyesinden, kamyon şoförlerinin trafikte kesintisiz ne kadar kalacağına kadar ayrıntıyı kapsamak zorunda kalacak. Yapılan ön çalışmalara göre, Türkiye'nin ekonomik alanda özellikle, tarım, çalışma hayatı ve çevre konularında zorlanması bekleniyor. Lüksemburg sonrası siyasi diyalogu askıya alan Türkiye bundan sonra insan hakları gibi konularda AB'ye "beni eleştiremezsin" deme hakkını da yitirecek.
Tek başına dünya devleti olamazsınız. ..
Etrafınızla rekabet edecek şartları yaratmazsanız kaliteli üretim yapamazsınız,
Demokrasiyi iyi işletmezseniz ülkenin yarınlarını garanti altına alacak düşüncelerin olgunlaşmasını sağlayamazsınız,
Belli konlarda başarı kazamış uygulamaları kendinize örnek almazsanız yeniden yapılanmayı süratle gerçekleştiremezsiniz.
Lütfen katılım ortaklığı belgesinde yazanları ve Kopenhag kriterlerindeki şartları yeniden okuyunuz...
Katılım Ortaklığı belgesinde 37 ana başlıkta yer alan, kısa ve orta vadede yapılması gereken düzenlemelerin hangileri Türkiye'nin aleyhine sonuçlar doğurabilir?
Bence duygusallıktan uzak biraz daha objektif olabilmeliyiz...
Güzel günlere,
Akın Arslan