Eh, hadi ben de bişiler ekleyeyim, (Malum Ankara'da epey bir ticari mekan yapmışlığımız vardır.)
İki tane temel soru var: Ne satıyorsun, kime satıyorsun?
Eğer vitrinlenebilecek birşey satmıyorsan vitrinsiz devam etmek zorundasın. (örnek; Yetişkin ürünleri)
Eğer Maslow'un üçgenine göre en tepedekilere hizmet veriyorsan, bırak vitrin yapmayı, içeriyi bile göstermemen lazım.
Gelelim örneklere:
Maybach marka otomobil için vitrin olamaz. Zaten araba sipariş üzerine kişiye özel üretiliyor, neyi sergileyebilirsin ki?
Kia satacaksan dükkanının üst katının bile cephesini komple cam yapıp arabayı göstermen gerekecektir. (Bkz, Subayevlerindeki eski M&B Kia bayii)
Kavaklıdere Dost kitabevi yapılırken, dükkanın 2 cephesi vitrin olabilecekken, Dost Kitabevinin sahibi "kitabın vitrini olmaz, o bir mal değildir" dedi ve bu felsefe, vitrinsiz bir kitapçı yapılmasını sağladı. (Kızılay'dakinde hala vitrin var ama acaba o vitrine bakan var mı?)
Bana kalırsa, alışveriş niyeti olan bir insanın markanıza güveneceğinden eminseniz, vitrin yapmadan hatta cephede hiçbir mal sergilemeden içeri davet etmeniz, satış/ziyaretçi oranınızı artıracaktır. Bütün süpermarketler böyle yapmıyor mu? Bakınız, Kocatepe Beğendik...
Özetle, vitrin denilen şey, içeride ne olduğunu anlatmak için kullanılabilecek bir enstrümandır. Kimi bu enstrüman olmadan kendini ifade edemez, kimileri için vitrin anlamsız kalırken, kimileri için de gereksiz bir olguya dönüşmüştür.
Sizin dükkanınızın da bu anlamda değerlendirilmesi gerekir. Eğer o bir araba gibiyse tekerlek şart olabilir. Helikopter veya gemi ise ne yapacağız? :)
Sevgiler
Suat Türköz