Doğa biliminde gelinen aşamada artık evrenin genel yasası bulunabileceğine ilişkin umutlar artmıştır. Şimdiye kadar bu birleşik kurama ulaşılmasa da ilerde yakın bir süreçte gerçekleşebilir olasılığı oldukça yüksektir. Ancak kuramlar kesin olarak kanıtlanamayacağı için, gerçekten doğru kuramı bulunduğuna dair hiçbir zaman emin olunamayacaktır. Ama, kuram matematik açıdan tutarlı ve gözlemlere uyan kestirimler veriyorsa, aradığımız kuram olduğuna akla uygun ölçülerde inanabiliriz. Buda bilimsel düşüncenin evreni anlamak için verdiği mücadelenin uzun ve şanlı bir bölümünün sona erdiğini gösterir. Peki, o zaman evrenin genel kuramını bulmuş olmamız ne anlama gelecektir? Bulunacak tam ve tutarlı bir birleşik kuram her şeyden önce evreni yöneten ve varlığımızın sorumlusu yasalarını bize öğretecektir. Bu konuda insanın evreni yöneten yasaları anlayışını da kökten değiştirecektir. Bilim evrenin nasıl başladığı problemini çözüp birleşik kuramı ortaya koysa bile; #8220;evren neden var#8221; sorusuna yanıt veremez. Daha önceki düşünce biçimleri olan mitoloji, din ve felsefe bu soruya cevap olamamışlardı. Bilimsel düşüncede tıpkı onlar gibi bu soruya cevap olamayacaktır.
Bilimin ortaya koyabilecek #8220;doğanın genel kuramın#8221; ana hatları günümüz itibariyle ortaya çıkmıştır. Bu, kuantum (tanecik) mekaniği ile genel görelik teorisinin birleştirecek bir kuramdır. Bu birleşik kuram #8220;kuantum kütlesel çekimi#8221; (veya başka bir ifadeyle kütlesel çekimin tanecik kuramı) adıyla isimlendiriliyor. Şimdiye kadar doğanın dört temel kuvvetlerinden olan elektromanyetik kuvvet, güçlü ve zayıf çekirdek kuvvetleri birleştirildi. Çünkü bu üç kuvvet kuantum kuramına uyduğu için birleştirilmesi de kolay oldu. Ancak şimdiye kadar kütlesel çekimi bu üç kuvvetle birleştirecek bir kuram oluşturamadı. Çünkü kütlesel çekim kuvveti kuantum teorisiyle tanımlanamıyor; o genel görelik teorisiyle tanımlandığı için şimdiye kadar diğer kuvvetlerle birleştiremedi. Birleşik kuramına ulaşmadaki en büyük zorluk burada kaynaklanıyor.
İlk defa Stephen W. Hawking genel görelik ve kuantum mekaniğini kullanarak yada her ikisine de temelden dayanarak #8220;kara deliklerin#8221; davranış biçimlerini çözümler. Kara deliklerin o kadar kara olmadığını, aksine parçacık yayınla**** kara deliklerin ışıyacağı düşüncesini ortaya koydu. Böylelikle kara sandığımız parçacık yayınla**** buharlaşıp yok olacağını öğrenmiş olduk Stephen W.Hawking#8217;in ikinci bir girişimi de; kuantum mekaniğini evrenin tekilliklerine uygula****; ve geliştirdiği #8220;sanal zaman#8221; kavramını Feynman#8217;ın #8220;geçmişler toplamı#8221; önerisinde kullanarak #8220;evrenin sınırsızlık koşulu#8221; kuramını geliştirir. Bu #8220;sınırsızlık koşulu#8221; önerisi şimdiye kadar ortaya konulan birleşik kuramının en tutarlı olanıdır. Bu kuram evrenin büyük ölçekteki düzgünlüğü yada daha küçük ölçekteki galaksi, yıldız ve hatta insanoğlu örneği bu düzgünlükten sapmaları gibi, evrenin gözlemlediğimiz özeliklerini açıklayabiliyor. Bu, tam ve tutarlı birleşik kuram haline gelebilir mi; bunu ilerde yaşanacak gelişmeler belirleyecektir.
#8220;Sınırsızlık koşulu#8221; önerisi doğru çıkarsa; yani evrenin hiçbir tekil noktası ve sınırı yoksa ve bir birleşik kuramla tamamen betimlene biliniyorsa, bu Tanrı#8217;nın yaratıcı rolüne ilişkin insanda derin kuşkular uyandıracaktır. Aslında bu daha çok doğada soyutlanmış olan tek tanrılı semavi dinlerin; #8220;evrenin Tanrı#8217;nın bir yaratımı olduğu#8221; düşüncesiyle çelişir hale geliyor. Buna dayanarak, #8220;Tanrı yoktur#8221; sonucuna ulaşmak; başka bir sapmaya düşmek anlamına gelir. Bu durum aslında tek tanrılı semavi dinlerin düşüncesini tersten savunmak demektir. #8220;Tanrı#8217;nın varlığı yada yokluğu#8221; üzerindeki tartışmalar; her ne kadar iki zıt düşünceyi ifade etse de özünde aynıdır; aynı olguyu işaret ederler. İki düşüncede aynı zihniyet yapısının ürünüdürler. Dolayısıyla sınıflı toplum uygarlığı boyunca oluşan insanın zihniyet yapısı değişince bu iki düşüncede anlamsızlaşacaktır. Nasıl ki evrende tekillikler yada kara delikler mevcut ve orada bilimsel yasalar işlemez hale geliyorsa; aynı tarzda toplum biliminde de tekil noktalar veya kara delikler mevcuttur. #8220;Tanrı#8217;nın varlığı ve yokluğu düşüncesi#8221; toplum bilimi için tam bir tekil nokta konumundadır; ve büyük bir tehlikeyi ve tuzağı içinde barındırıyor. Sorunu bu noktaya taşıyıp tartışmak, aslında düşünsel olarak kara deliğinin içine düşmekten farksızdır; orada boğulup yitip gidecektir. Örneğin dinle ilgili #8220;#8230; ideolojik tartışmada #8216;Allah#8217;ın varlığına ve birliğine inanıyor musun?#8217; biçiminde bir soruyla giriş yapmak, en oportünist (saptırmacı) bir yaklaşım olup ve ortaçağ sofistlerinin yöntemlerini kullanmak demektir. Maalesef yüzyıllardır gerek ilahiyat, gerekse felsefe, bu sofist yöntemle boş bir tartışmaya sürüklenmiş, bu yolla muazzam ölçülerde entelektüel güç boşa harcanmış, nice can alınmış, insanlar işkenceden geçirilmiş, zindana atılmış, sonuçta incir çekirdeğini dolduracak bir sonuca da ulaşılmamıştır.#8221; (A.Ö.)
Toplum biliminde tekillikleri ortadan kaldırmak ancak doğru bir Allah (Tanrı) tanımlamasıyla mümkün olur. Daha önce #8220;Tanrı#8221; kavramının tüm doğa ve toplumsal güçlerin bir ifadesi olarak insan zihninde oluştuğunu belirtmiştik. Bilimsel düşüncede ilk çıktığında tıpkı mitoloji, din ve Felsefik düşünce gibi doğada başlıyor. Nasıl ki ilk düşünce biçimi doğa tanrılarını bulup çıkardıysa bilimde ilk doğa yasalarını bularak gelişmesini sürdürür. Daha önce mitolojik, dinsel ve Felsefik düşüncenin nasıl gelişip evrimini tamamladığını görmüştük. Bu düşünce biçimleri doğa alanında başlayıp gelişimini sürdürürler; en sonunda doğada soyutlanarak toplumda çakılıp kalırlar. Çünkü toplumda tekillikler daha çoktur ve bunları aşamıyorlar. Dinsel düşüncenin ev son ulaştığı #8220;Allah#8221; kavramı, toplumun genel bir birleşik kuramını ifade eder. Felsefik düşüncede doğada başlar; her ne kadar bilisel düşüncede farklı olsa da çok soyut ve yüzeysel kalıyor. Genel bir bakış açısını kazandırmakta öteye gidemiyor. 19. yüzyılda itibaren büyük hamle yapan bilimsel düşünce karşısında yere çakılıp kalıyor; gelişme sağlayamıyor. Felsefenin ilgi alanı daralıyor; bir çok çalışma alanını bilime kaptırıyor. Çünkü, 19. ve 20. yüzyıllarda bilim, birkaç uzman dışında herkes için son derece teknik ve matematiksel oldu. Daha önce evren hakkında düşünce üreten felsefeciler artık konuşamaz oldular. Bilimsel düşüncede aslında diğer düşünce biçimleri gibi aynı evrim çizgisini izliyor. Bilimsel düşünce ilk önce doğada gelişir; doğa yasalarını bulup ortaya koymada oldukça başarılı olur. Bu öncelikle doğada Tanrı#8217;nın ortaya koyduğu yasaları bulmak amacıyla gelişir. Bilimsel düşünce daha da gelişip yetkinleşince bu sefer, çoğu kişi Tanrı#8217;nın evrenin bir takım yasalarını çiğnemediğine inanır hale gelmişlerdir. Kuantum fiziğinin gelişmesiyle birlikte artık Tanrı#8217;nın bile #8220;belirsizlik ilkesi#8221; ile kısıtlanmış olduğunu görüyoruz. Yani Tanrı da parçacığın konum ile hızını tam olarak bilemez; sadece parçacığın dalga fonksiyonunu bilebilir. Stephen W. Hawking#8217;in evrenin #8220;sınırsızlık koşulu#8221; önerisi (şayet doğru ise) Tanrı#8217;nın evrendeki rolünü sıfıra indirgiyor. Artık bilimsel düşünce de doğadaki evrimini tamamlamak üzeredirler. doğada çıkıp gidecektir. Bir nevi Tanrı#8217;yı doğada kovacaktır. Sadece Tanrı doğanın genel bir yasası olarak kalacaktır. Doğada kovulan Tanrı doğduğu yere yani topluma sığınacaktır. Bilimsel düşünce doğada gösterdiği başarıyı henüz toplumda göstermiş değildir. Bunun için toplum bilimi henüz emekleme aşamasındadır.
Bilimsel düşünce acaba diğer düşünce biçimlerinin (mitoloji, din, felsefe) akıbetine mi uğrayacak? Eğer bilimsel düşünce, Tanrı#8217;yı doğru betimleyip açıklayamasa diğerleriyle aynı akıbeti paylaşacaktır. Onun için bilim, #8220;Tanrı#8217;nın doğası nedir?#8221; sorusuna cevap olması gerekir. Şimdiye kadar bu soruya cevap verilmiş değildir. Daha çok tartışmalar Tanrı#8217;nın varlığı ve yokluğunu ispatlamak üzerinde geçtiği için şimdiye kadar bir arpa boyu kadar yok alınmamıştır.
#8220;Tanrısallık#8221; konusunu ilk defa farklı bir tarzda ele alıp çözümleyen sayın Abdullah ÖCALAN#8217;DIR. Tanrı#8217;nın doğasına #8220;toplumsallık#8221; olgusunu yerleştiriyor. Yani.. #8220;toplumsallık tanrısallaşmanın ta kendisi onun maddi temelidir. (A.Ö.) Tanrısal güç toplumsal enerjinin bir sonucu olarak kendini toplum ve birey üzerinde hissettiriyor. Bir nevi Tanrı, toplumsal enerjinin yoğunlaşmış biçimi ve bunun izdüşümü olarak insan zihninde bir tasarım ve kavram düzeyinde yer edinmesidir. İnsandaki #8220;Tanrı#8221; fikride bunun sonucu olarak ortaya çıkar; Tanrı fikrinin maddi temeli buraya dayanır. Toplumsal gelişmeye bağlı olarak Tanrı büyür gelişir. Kabilesel tanrılardan tüm insanlığı temsil eden tek tanrıcılığa kadar evrim göstermiştir. Tanrısallık toplumsal gelişmeye bağlı olarak geliştiği için gelecekte de varolacaktır. Ancak bu daha çok toplumun ve doğanın bir yasası olarak varlığını sürdürecektir.
İnsanlık doğanın ve toplumun dilini çözdüğü oranda gelişme sağlar; ve yaşamını ve geleceğini güvence altına alabilir. Doğanın dili büyük oranda çözülmüştür; maddeyi oluşturan atom altı temel parçacıkların nasıl davrandıklarını biliyoruz. Artık gerisi bunu doğru anlamlandırmaya kalıyor. Ancak toplumun dilini çözmekten henüz çok uzağız. Her ne kadar doğayı belli oranda çözmüşse de, insan kendini ve toplumunu çözüp anlamış değildir. Toplumun dilin çözmek doğru #8220;Tanrı#8221; çözümlemesi ile olur. Bunun için de ilk önce insan zihniyetini baştan itibaren bağlayan Sümer rahip tapınakların yani zigguratların şifrelerinin çözülmesi gerekir. Ve ilk insan gibi, doğaya yaklaşarak doğayı hissederek ve kendini doğada görerek toplumun dilini yakalamalıdır. İnsanlık düşünsel çıkmazını ancak böylesi bir yöntemle aşabilir.
Özgür İNSAN