Ana içeriğe geç

Diğer Konular

Çoğumuz Usta At Yetiştiricileriz Aslında

BaşlatantristapenaTarih18/09/2006 00:32:10Yorum4

İlk mesaj
Editör498 yazı
Pazar gecesi, evdeyim Fenerbahçe’nin Sivas sporla olan maçını izledim. On a çeyrek varken, Beşiktaş, Galatasaray derbisi başlayacak. Maçı bekliyorum.
Mutfaktan kaynamakta olan çaydanlığın sesi geliyor, yaklaşık bir yıldır bergamotlu çay içiliyor evde, şimdiye kadara denemediyseniz mutlaka deneyin tavsiye ederim.
Gündüz alışverişe gittik, alışverişlerde ki rolümün deterjan paketleri taşımak olduğunuz artık hepiniz biliyorsunuz.
Pazar günleri alış veriş merkezleri çok kalabalık oluyor.
Eskiden toplu, konutlara kooperatif denirdi. Şimdi yaşam alanı deniyor.
Yeni yaşam alanları, yeni evler,
Daire alabilmek için, yaşam alanını pazarlayana firmanın; alışveriş merkezinde kurduğu standın önünde bilgi alabilmek adına kuyruğa girmiş insan toplulukları.
Kendi evimiz olduğunda, dünyaya daha bir güvenle bakıyoruz sanırım.Tüm çaba dünyaya güvenle bakabilmek adına!
Vitrinler değişmeye başlamış, çoğu sezon sonu indiriminde.
Bazıları sonbaharlık ve kışlıkları sergilemeye başlamışlar bile.
Fiyatlar her zaman ki gibi el yakıyor.
Sezon sonu indiriminde olan bir ayakkabı mağazasından, önümüzdeki yaz için ayakkabı almaya niyetlendim ama kırk iki numara kalmamış.

Maç başlayana kadar kanallar arasında her zamanki gibi gezeceğim.
Spor yayını yapan yabancı kanallardan bir tanesinde, Kore İspanya çim hokeyi maçı var.
Islak çim zemin üzerinde, otuz beşer dakikalık iki devreden toplam yetmiş dakika oynanıyor.
Sporcular sürekli eğilerek oynadıkları için, hayatlarının bundan sonra ki dönemlerinde bel fıtığı olma riskleri çok yüksek.
İzlerken öyle geçiriyorum içimden.’Kanallardan bir tanesinde, film yeni başlıyor.
Filmin adını okuyunca, içimdeki kıpırtıdan, takılıp kalıyorum.
DREAMER, HAYALPEREST.

Başrolde Kurt Russel var.
Senaryo çok tanıdık, bildik.
Film 2006 da Türkiye de gösterime girmiş ve ben kaçırmışım. Yeni yeni VCD ve DVD olarak ta satılmaya başlamış. ‘google olmasa ne yapacağız bilmem’

Kurt Russel filmde usta bir at terbiyecisini oynuyor. Zamanla işleri bozulmuş başkalarının atlarını yarışlara hazırlıyor. Günün birinde küçük kızı ilk defa onunla beraber at yarışına geliyor ve o gün atlardan bir tanesinin ayağı kırılıyor.
At sahibi tam atı uyutacakken ‘iğne ile öldürme’ filmde uyutmak diye geçiyor.
Küçük kız yüzünden Kurt Russel, atın uyutulmasına engel oluyor, bu engel oluş onun işini kaybetmesine yol açıyor ama hikâyeden bundan sonra başlıyor.
Ayağı kırık kısrağın, ülkenin en büyük yarışını kazanışı, dağılmakta olan bir ailenin tekrar bir araya gelişi, duygusal bir üslupla anlatılmış.
Maçı unutup, gözler nemli, bitinceye kadar izledim.
Filmin özünde bir hayalin gerçek oluş öyküsü var.
Amacım filmin tanıtımını yapmak falan değil.
Filmin kafam da oluşturduğu soru işaretlerini sizlerle paylaşmak.
Alışveriş merkezi, maç hikâyesi de yazının peşrev kısmı.

En son hangi hayalinizi gerçekleştirdiniz? Gerçekleştiremediniz mi?
Hayaliniz mi yok, gerçekleştirebildiğiniz hayaliniz mi yok. İkisi de çok kötü be!
Sizin anlatacak bir öykünüz olmasa bile etrafınızdaki insanlardan, mutlaka hayallerini gerçekleştirenler vardır değil mi?
Yok mu?
Hadi canım olmaz olur mu hiç. Hemen cevap vermeyin biraz daha zaman tanıyın kendinize.
Tamam, başka bir soru ile devam edelim.
En son ne zaman tarifi mümkün olmayan bir sevinç yaşadınız.Bunu da hatırlamıyorum demeyin.
Bacaklarınızın bedeninizi taşımadığı, kalbinizin göğüs kafesinizden fırlayacak gibi olduğu, içinizden deli gibi çığlık atmak geldiği. Sokak ortasında şakır şakır oynatan bir heyecan dalgasından söz ediyorum.

Düşününce bulamıyor insan değil mi? Ne kötü!
Açıkçası takkem önümde bende düşündüm bende bulamadım.

Sanırım pek çoğumuz başkalarının yarış atını, büyük yarışa hazırlayan usta birer at yetiştiricisiyiz.
Bizim yetiştirdiğimiz atlar birinci oluyor.
Yazık ki büyük ödülü kazanan hep başkası oluyor.

Ali GÜLCÜ

Yerleşim Türkiye / TekirdağMeslek Diğer
YORUMLARTopluluk ne düşünüyor?
4 yorum
Üye193 yazı
Ali bey; Ali Güclü yazıyor imza kısmında o yüzden Ali bey diye hitap ediyorum.

İlk satırlarda saçma sapan bir yazı neden okuyorun diye düşündüm, düşünürkende bir yandan da okumaya devam ettim tabi. İyi kide devam etmişim. Bir şeyi keşfettim bu arada; bir yazıyı okurken kafamda başka birşey, yada o yazı hakkında bazı yorumları aynı anda düşünebiliyormuşum. Boşuna dememişler sabahın ilk saatlerindeki zindedik vs...

Forumda belki daha iyi yazılar var ama okuduğum en mükemmel yazı. tşklr.

Delimiyim neyim bilmiyorum ama ben bunu hergün yaşıyorum. "En son ne zaman tarifi mümkün olmayan bir sevinç yaşadınız"

Uzatmadan kısa kesiyorum, bu nu paylaşacak kapasiteye sahip kimseyi bulamıyorum. İşte buda o sevinci anlamsız kılıyor bir bakıma.

Saygılarımla, hele millet bi uyansın bakarsın bulurum birini. Saat daha sabahın altısı.





Yerleşim Türkiye / RizeMeslek Ticaret
Üye419 yazı
Ya kardeşim, gittikçe daha çok kıskanıyorum seni. Milliyet blogta Ali Gülcü , Konikste Ali Gülcü ...
Bu kadar güzel ve sık yazmak zorunda mısın? Beni de bağımlı yaptın. Yazma kardeşim yazma.
Seni okumaktan kafam mesajlarla doldu. Hafif mizah gibi başlayan derin derin mesajlar veren muhteşem yazılar.
Ben neden senin gibi yazamıyoruuuuuuuuuuuuum.

Saygı ve sevgilerimle...

Yerleşim Türkiye / GaziantepMeslek Muhasebe
Editör498 yazı



Sevgili iletişim; hani şu meşhur cin, secret’çilerin sahiplendiği; bir gün çay bardağının içerisinden çıkıverse de bana sorsa; “ dile benden ne dilersen” diye inan ilk isteğim tarifi mümkün olmayan bir sevinç olur. Siz bunu her gün yaşıyorsanız ne mutlu size.
Ali GÜLCÜ

Yerleşim Türkiye / Tekirda?Meslek Di?er
Üye964 yazı
Bu oyku, ciftlikten ciftlige, yaristan yarisa kosarak atlari terbiye etmeye calisan gezgin bir at terbiyecisinin genc oglunun oykusudur.
Orta ikideyken, buyudugu zaman ne olmak ve yapmak istedigi konusunda bir kompozisyon yazmasini ister hocasi. Cocuk, butun gece oturup gunun birinde at ciftligine sahip olmayi hedefledigini anlatan 7 sayfalik bir kompozisyon yazar. Hayalini en ince ayrintilariyla anlatir. Hatta hayalindeki 200 donumluk ciftligin krokisini de cizer. Binalarin, ahirlarin ve kosu yollarinin yerlerini gosterir.
Ertesi gun hocasina sundugu 7 sayfalik odevi tam kalbinin sesidir.
Iki gun sonra odevi geri aldiginda, kagidin uzerine kirmizi kalemle yazilmis kocaman bir "sifir" ve "dersten sonra beni gor" uyarisini gorur.
"Neden sifir aldim ?" diye merakla sorar hocasina.
Bu odev, senin yasinda bir cocuk icin gercekci olmayan bir hayal" der hocasi. "Paran yok. Gezgin bir aileden geliyorsun. At ciftligi kurmak buyuk para gerektirir. Once araziyi satin alman lazim. Damizlik hayvanlar da almalisin. Bunu basarman imkansiz" der ve ekler : "Eger odevini gercekci hedefler belirledikten sonra
yeniden yazarsan, o zaman notunu yeniden gozden geciririm."
Cocuk evine doner. Uzun uzun dusunur. Babasina danisir.
"Bak oglum," der babasi, "bu konuda kararini kendin vermelisin. Bu, senin icin oldukca onemli bir secim."
Cocuk bir hafta kadar dusundukten sonra odevini hicbir degisiklik yapmadan geri goturur hocasina.
"Siz verdiginiz notu degistirmeyin ..." der, "ben de hayallerimi."
O orta iki ogrencisi, bugun 200 donumluk arazi uzerindeki 1000 metrekarelik evinde oturuyor. Yillar once yazdigi odev ise sominenin uzerinde asili.
Büyüklük odur ki, hiç kimseye iltifat etmeyeceksin, hiç kimseyi aldatmayacaksın, memleket için gerçek ülkü neyse onu görecek, o hedefe yürüyeceksin. Herkes senin aleyhinde bulunacaktır. Herkes seni yolundan çevirmeye çalışacaktır. Önüne sayılamayacak güçlükler yığacaklardır, kendini büyük değil küçük, zayıf, vasıtasız, hiç telâkki ederek, kimseden yardım gelmeyeceğine inanarak bu güçlükleri aşacaksın. Ondan sonra sana büyüksün derlerse, bunu diyenlere de güleceksin.( 1908 )

Bir adam ki büyük olmaktan bahseder, benim hoşuma gitmez. Bir adam ki memleketi kurtarmak için evvelâ büyük adam olmak lâzımdır; der ve bunun için bir de örnek seçer, onun gibi olmayınca memleketin kurtulamayacağı inancında bulunur, bu, adam değildir. ( 1908 )

Mustafa Kemal Atatürk

Yerleşim Türkiye / YstanbulMeslek Saty? / Pazarlama