Ana içeriğe geç

Diğer Konular

Evlilik. . ! Cennet Ve Cehennemin Bitmeyen Dansı

BaşlatanmozsaracTarih10/02/2006 09:24:40Yorum0

İlk mesaj
Üye419 yazı
Evlilik realitesi akılları fırtınalı sulara sürükleyen, beynin sağ ve sol loblarını birbirine gıcık eden, ruhsal açıdan kendini Karun kadar zengin veya medine dilencilerini kıskandıracak kadar "muhanet-e muhtaç" eden, kimin icat ettiği bilinmeyen, ama icat edeninde büyük bir çoğunluk tarafından makbul adam sayılmadığı bir KURUM 'dur güzel ülkemizde...
Her kurum gibi, işlevlerini sadece göstermeklik olarak yerine getirmeye çalışır. Hayali olarak atanmış bir Aile Reisliği makamı hemen hemen her fırsatta darbeler, ihtilaller ve ayaklanmalar ile sarsılır ama kurumun bekası ve "el alem'e rezil olmamak" adına, genelde göstermelik bir saygı ve ritüeller, kurum dışında mutlaka yerine getirilmeye çalışılır. "Bizim Bey" payesi, kadının erkeğe taktığı hayali bir madalyadır, ve "bizim bey" karekteri,onun olmadığı ortamlarda Hacıvat ve Karagöz sahnesi gibi açılır ve dönüşte toplanır. Kadın gezmeleri bu hayali "bizim bey" kahramanlarının, güçlerini, düşlerini, aşklarınını(yani eşlerini !!) gösterdikleri bir arenadır . Bu arenadan zaferle ayrılan her kadın, evde kendisini bekleyen "koca" sının aslında ürettiği masal kahramanına uymadığını bilir, ama varsın olsun, o en azından belli bir sürede olsa uğrana savaşlar açılan bir prenses olmanın lezzetini tatmıştır ya !
Zaman geçer..Mutluluk oyunun da oyuncular, mutlak suretle rollerini iyi oynamaya çalışırlar veya en azından denerler. Erkekten beklenen otorite, ihtiyaçları karşılamak üzere oluşturulmuş ve sadece umulanın verilmesi üzerine kurulmuş bir otoritedir. Bunu biraz açalım... Her kadın, çocukluk sonra genç kızlık zamanından başlamak üzere kafasındaki erkeği modeller. Bu model önce "Baba" dır. Baba kendini düşmanlardan koruyan, Tanrı'nın kendisine armağan olarak gönderdiği insan kılığında bir melektir. Kötü kalpli cadı (Annesi..!) , prensine eziyetler etse de, o her zaman onun için oradadır ve onu korumaya ve kollamaya hazırdır. Çocuk yaşta oluşturulan bu fikir, yaş ilerledikçe yerini gerçeklere bırakmaya başlar. Kendisini bekleyen üç senaryo vardır :
1- Zengin ve variyetli bir ailede, maddi imkanları çok iyi bir biçimde yetişen ve her maddi ihtiyacı karşılanan bir ev. Fakat, bu maddi ihtiyaçlar karşılanırken beraberinde duyguların oluşması ve güçlenmesi için gerekli olan zemin, yani "zaman" yok. Konuşmak, dinlemek, anlamak için zaman yok. Çünkü ihtiyaçlar var,iyi bir araba lazım, iyi bir ev, yeni model plazma televizyon, çocuğun kolej parası, hanımın giysileri vs.vs...Erkek otoritedir. Para kazanan, ailesininin geçimini temin eden, arasıra onları gezmeye ***üren ama var olduğunu,manevi olarak hissettirmekten çok uzak bir erkek.. Belki korku olarak da bir otorite kurmuştur..Korkunun doğurduğu saygı !!! Kadın elindekileri kaybetmek istemez..Varsın kocasının başka arkadaşları !! olsun, varsın işten eve geç gelsin. Aç olarak yaşamaktan dahamı kötüdür ? Hele kadının işi yoksa, maddi olarak bağımlı ise.. Kız, bunları görür..büyüdükçe acı vermeye başlar..iyi kalpli melek şimdi zavallı annesine eziyet eden bir zebanidir..annesi ona saçını süpürge etmiş, ama o her fırsatta onun kadınlık gururunu ayaklar altına almıştır...kız biraz daha büyür..ve babasının ona sağladığı imkanları kullanmaya başlarken, en son model cep telefonları, en iyi okullar, para vs.vs.doğru ve yanlış yer değiştirmeye başlar..önceleri anormal olan sürekli yapıldıkça ve zaman içerisinde kanıksandıkça kendini normal olarak göstermeye başlar ve "doğal" olan haline gelir..Evet her şeyin bir bedeli olmalıdır ona göre de..Maddiyat önemlidir, ve belki de annesi de hata yapmıştır babasına karşı ve aslında babası hiç te kötü bir adam değildir..Kötü bir adam olsa ona bütün bu imkanları sağlarmıy dı ? O da annesi gibi kendini müstakbel eşine hazırlayan, ve toplum denilen ortak aklın içinde kendi aklını emanete vermenin huzuru ile iyi bir anne ve eş adayıdır artık..Ve dönüşüm tamamlanır, koza yırtılıp içinden kelebek çıkması beklenirken, kanatları olup uçamayan bir tırtıl ortaya çıkar..Amacı doymak ve doyurulmak olan bir tırtıl !..
Koza parçalanmış, ve düşleri de içine alıp, kelebeğin uçması gereken ufuklara kendini çoktan bırakmıştır...
2-Sadece görünüş güzelliğine bakılıp yapılan veya aile zorlamaları ile meydana gelen evlilikler. Bu tip evlilikler, önceleri her evlilik gibi başlar. Eğer çiftler birbirlerine aşık olarak evlenmiş ise ve erkeğin maddi durumu iyi değilse,"cicim" ayları son hızla kendini tamamlar. Para ortak konudur..Geçim derdi iliklere işleyen bir kanser gibi aileyi sarmaya başlar..Adam her gün çok çalışmakta, ama gittikçe artan maddi sorunlar yetersiz gelmektedir. Bu arada, önceleri pek de düşünülmeyen bir alternatif kendini göstermeye başlar. Kadının çalışması..Kadın ailesinde görmediği bu çalışma durumuna önceleri istemeyerek karşı çıksa da, mecburiyetler ağırdır ve oda kendini bu yükün altında bulur..Yükü paylaşım noktasında, para kazanıldıkça, derinlerde yanmakta olan alev sıcaklığını gün ve gün dahada artarak hissittirmeye başlar. O artık vardır. Bir birey değildir, edilgen değildir artık..ve en önemlisi elinde her zaman kullanacağı bir kozu vardır. Kafası bozuldumu, terk edebilir veya kocasının elinde tutmak için kullanabilir. Elleri, dikenlerinden kan revan içinde kalsa da, bu gül onun için son derece kıymetlidir. Her ne pahasına olursa olsun olsun sahip olmaldır. Ama zaman aldatıcıdır ve bütün çiçekler sonbaharda ölür. Artık kalan sadece dikenlerdir, ve onlar önce onu yaralar, sonra o bunu yaralamak için kullanır. Ailede de büyüyen huzursuzluk içerisinde artık şiddet de vardır. Her ne kadar aile içerisindeki güç dengeleri çoktan değişmiş olsa bile, toplumsal yaptırımlar yinede bir "Dövlet Baba" görmek ister. . Öfke bu evin duvarlarına sinmiş, anlayamadıkları bir sevgisizlik her yanı kaplamıştır. Koca önce şahsiyetini, sonra kimliğini ve en sonunda anlamını yitirir.Eğer kadın bunu sadece aile içerisinde değilde, dışarıda da yapıyorsa o zaman çok onursal !! olan ama bazende bu payeyi olanı dumura uğratan, ayna karşısında kendini çeşitli halet-i ruhiyelere sokup, sakal tıraşı olmaya özendiren bir kimlik ortaya çıkar. ERKEK GİBİ KADIN !! Sözler artık ağızlardan çıkmamak ta, ruhların en gizli yerlerine büyümüş irinlerinin zehirlilerini kusmaktadır. Kız büyür, bunları görür ve büyür...acıları içine sindirerek önce çok sevdiği,sonra nefret ettiği babasını görür ve büyür..onun kocası böyle olmayacaktır..o meslek sahibi olsa da kocası ona ondan daha fazla imkan sağlayacaktır.Onu sevip sayarken, isteklerini karşılayabilecektir. O annesi gibi olmayacak, annesi gibi imkansızlıkların ortasında oradan oraya sürüklenmeyecektir..
3- İdeal aile ortamı; aslında böyle bir ortram varmıdır yoksa tesadüfler veya büyük özverilermi böyle bir ortamı oluşturur bilinmez. Herkes belirli bir bilinç düzeyinde yaşamaktadır. Kadın, erkeğine saygı ve sevgisini gösterirken erkek de karısına, onu tamamlayan eş ruhu gözüyle bakar. Böyle ortamalar da aile konuşur, paylaşır. Maddiyat sadece ailenin refahına katkıda bulunan bir metadır..Yaşanlılan ve yaşanılacak sıkıntılar da bir güç kalkanı oluşturur aile. Herkes kenetlenir, ortak bir yürek atmaya başlar ve ev denilen dört duvar bir yuva olur. İçinde yaşayanları kuşatan, umutların yeşerdiği, öz saygılarını yitirmemiş ve birbirinde güç alan ortak bir güç..Baba bir limandır, en güçlü fırtınalarda eşinin ve ailesinin sığınabileceği bir liman. Eşi ve çocukları bilir o limanın gücünü, çünkü beraber çalışılmışlardır inşaa etmek için. Kimse limitleri zorlamaya kalmaz, ve hatta aklından bile geçirmez. Dışarıda zorluklar ne kadar ağır olursa olsun, iç kale her zaman en güçlü taşlarla çevrilir..ve büyüyen çocuklar bu ruhla büyür bereketli topraklarında yuvanın..gözleri bir başka bakar..aydınlık görülür ilk önce göz bebeklerinde..kız mutludur, oğlan mutlu..ve baba adam gibi babadır, anne ana gibi ana..
Çok mu zor, bilmiyorum ama "kurumu" "yuvaya" dönüştürmek önce kafaları dönüştürmekle başlar..Huzursuzluk her yerde olabilir, ama önemli olan aşılacağına inanmak, üstesinden gelinebileceğini bilerek birbirlerine gereken destekleri vermek, ve kırılan ve incinen yerleri tamir etmek gerekir. Brecht'in bir eserinde kahramana sorarlar, "Ne hazırlıyorsunuz ?" diye.. O da cevap verir "Büyük bir çaba içindeyim, bundan sonraki yanlışımı hazırlıyorum !!!" Aslında, yanlışlarımızı hazırlamak için gösterdiğimiz çabanın çok daha azını,doğrularımızı oluşturmak için kullanmayı akıl edememek ne kadar acı verici..
Anneler, eşlerinize destek olun..Ona inadığınız için bu evlilik var..verici olun, vermek üstünlüktür. Yapıcı olun, bir Selimiye yi yapmak için Mimar Sinan gerekirken, yıkmak için iki amele yeter !! Paylaşın, binaların tek bir direği olmaz, ama bürün direklerin dayandığı ve güçlerini eşit olarak dağıttığı bir "orta direk" olur.
Babalar, bugün evlenmek isteseniz, kafanızdaki kadın tipi yine eşiniz değilmidir ? Siz, onu sizden daha iyi anlayan başka birini buldunuzmu şimdiye kadar ? Ona değer verin, anlayış ve şefkat göstermekten çekinmeyin, Onunla beraber yükselin, siz yükseldikçe arkanızdan sallanan el ancak bir ayrılığın işareti olabilir..!!
Üzüntüleri umuda, kurumları yuvaya, karamsarlık ve acıları mutluluğa dönüştürmek bu kadar zor olmamalı..değişim her saniye oluyorsa hayatta ve öyle veya böyle her şey değişiyorsa, ne olur bir parça çaba ile değişelim ve değiştirelim; düşlerimizi,yuvamızı, ülkemizi, ve tüm insanlığı..en uzun yolculuklar bir tek adımla başlar, ve dağ kadar büyük olursa olsun yol üstünden geçer...!
Ergun ACEHAN


Yerleşim Türkiye / GaziantepMeslek Muhasebe
YORUMLARTopluluk ne düşünüyor?
0 yorum