büyük bir kültür sentezini kendi felsefemiz içinde yoğurmalıyız.Shciller'in dediği gibi;insanlarımız asili istemeyi öğrenmeli ki,yüceyü istesinler.Fredrich Nietzche'nin dediği gibi,önündeki sürüyü gözle bir,bakalım ne göreceksin?beton bloklar arasında dolaşan umutsuz insanlar mı,yoksa çevredeki insan müsfetteleri(sayın mim'in tabiriyle XXXX'ler) arasında kendi sokaklarında kendini korumaya çalışan kızkardeşlerin,çocukların,annen mi?ya da seni durmadan sömüren patronların mı?en son ne zaman aşkı hissettin?en son ne zaman efes müzesine gidip boynu bükük,yıldızlar kadar soluk bakan heykelleri izleyip onlarda tarihin kokusunu içine çektin?hiç düşündünmü "acaba bu benim zamanım mı?ben yanlış zamanda gelmişim dünyaya,ben geçmişe aitim" diye...evinde kaç tane tablo var?kıyafetlerin seni nasıl hissettiriyor?yaptıklarının,çalışmalarının kimin gözünde değeri var?halkımızın en büyük sorunu ne biliyormusunuz:kendi felsefemizi ortaya koyamamamız,ve kendi filozoflarımızı çıkaramamız.hep dışarıdan gelen akımları kendimize örnek aldık,ve şimdiki halimize bir bakın:kendimizi tanıyamıyoruz.oysa yükselen bir uygarlık yaratmamız gerekirdi,her insanın en doğal içgüdüsüdür daha fazlasını istemek,doğa insanlarla diğer yaratıklarla başladığından daha farklı başlamamıştı.ve bu içgüdüyü yaşam ilkesi haline getiren toplumlar bugün şaştığımız,nefesimizi kesen,onlarla yaşayamadığımız için bizi isyana sürükleyecek güzellikte yapılar inşa ettiler.mısır piramitleri,aztek tapınakları,barok dönem kiliseler,gothic yapılar,topkapı sarayı,sultan ahmet camisi,tac mahal...bu insanları böyle yüce yapılar inşaa etmeye iten şey neydi?sonsuz inançmıydı,yoksa aşklarımıydı?tüm bu güzellikleri içinde barındıran bir yöneticiye ve bu yöneticinin de bu değerleri insanlarımıza aşılamamıza,yeni felsefeler üretmeye ve evrensel bir türk ekolü yaratmaya ihtiyacımız var.bu arada ikdisadi kalkınma yollarını da bulup halkı zenginleştirmeli,herkesi asilleştirip bu günkü zavallı hayatlarından çıkarıp değer vermeli(felsefemize uyduğu,insani değerlere sahip olduğu sürece.asaletten vazgeçemeyiz,çünkü insan yaratılışı itibariyle asildir.aksi halde o yaratık insanşekline bürünmüş bir hayvandır.)kendi ekolünü,kendi yükselen uygarlığını oluşturan bir türk ulusu önünde kimdurabilir?felsefemizi benimsemiş aydın,ulusal ve felsefeye uygun en doğru kararları verebilecek bir yönetim kadrosu.halkın doğrudan düşüncelerini sunabileceği,yasamayı meclisin tekelinden çıkaran bir ütopya.fazla nüfus yerine az ama öz insan olması gerektiğine inanan bir dünya görüşü.inşaa edeceğimiz görkemli yapıları daracık sokaklara kuramayız değil mi?umutsuz vak'alara ve gruplara kanserli hücre tedavisi uygulayacak olan bir yönetim kadrosu.toplumdaki farklı kültürel sınıfların birbirinden ayrı milletlerdenmişçesine uzaklaşmasına izin vermeyen,bunları birbirine yakınlaştıran ama çeşitliliğin azalmasına asla izin vermeyen bir yönetim,(hepimiz doğadan geliyoruz,doğa da çeşitliliği sever değilmi,çeşitliliği yok etmek doğaya karşı çıkmak olur).Kısaca toparlamaya çalıştım.umarım anlaşılıyorumdur...
İlk mesaj
büyük bir kültür sentezini kendi felsefemiz içinde yoğurmalıyız.Shciller'in dediği gibi;insanlarımız asili istemeyi öğrenmeli ki,yüceyü istesinler.Fredrich Nietzche'nin dediği gibi,önündeki sürüyü gözle bir,bakalım ne göreceksin?beton bloklar arasında dolaşan umutsuz insanlar mı,yoksa çevredeki insan müsfetteleri(sayın mim'in tabiriyle XXXX'ler) arasında kendi sokaklarında kendini korumaya çalışan kızkardeşlerin,çocukların,annen mi?ya da seni durmadan sömüren patronların mı?en son ne zaman aşkı hissettin?en son ne zaman efes müzesine gidip boynu bükük,yıldızlar kadar soluk bakan heykelleri izleyip onlarda tarihin kokusunu içine çektin?hiç düşündünmü "acaba bu benim zamanım mı?ben yanlış zamanda gelmişim dünyaya,ben geçmişe aitim" diye...evinde kaç tane tablo var?kıyafetlerin seni nasıl hissettiriyor?yaptıklarının,çalışmalarının kimin gözünde değeri var?halkımızın en büyük sorunu ne biliyormusunuz:kendi felsefemizi ortaya koyamamamız,ve kendi filozoflarımızı çıkaramamız.hep dışarıdan gelen akımları kendimize örnek aldık,ve şimdiki halimize bir bakın:kendimizi tanıyamıyoruz.oysa yükselen bir uygarlık yaratmamız gerekirdi,her insanın en doğal içgüdüsüdür daha fazlasını istemek,doğa insanlarla diğer yaratıklarla başladığından daha farklı başlamamıştı.ve bu içgüdüyü yaşam ilkesi haline getiren toplumlar bugün şaştığımız,nefesimizi kesen,onlarla yaşayamadığımız için bizi isyana sürükleyecek güzellikte yapılar inşa ettiler.mısır piramitleri,aztek tapınakları,barok dönem kiliseler,gothic yapılar,topkapı sarayı,sultan ahmet camisi,tac mahal...bu insanları böyle yüce yapılar inşaa etmeye iten şey neydi?sonsuz inançmıydı,yoksa aşklarımıydı?tüm bu güzellikleri içinde barındıran bir yöneticiye ve bu yöneticinin de bu değerleri insanlarımıza aşılamamıza,yeni felsefeler üretmeye ve evrensel bir türk ekolü yaratmaya ihtiyacımız var.bu arada ikdisadi kalkınma yollarını da bulup halkı zenginleştirmeli,herkesi asilleştirip bu günkü zavallı hayatlarından çıkarıp değer vermeli(felsefemize uyduğu,insani değerlere sahip olduğu sürece.asaletten vazgeçemeyiz,çünkü insan yaratılışı itibariyle asildir.aksi halde o yaratık insanşekline bürünmüş bir hayvandır.)kendi ekolünü,kendi yükselen uygarlığını oluşturan bir türk ulusu önünde kimdurabilir?felsefemizi benimsemiş aydın,ulusal ve felsefeye uygun en doğru kararları verebilecek bir yönetim kadrosu.halkın doğrudan düşüncelerini sunabileceği,yasamayı meclisin tekelinden çıkaran bir ütopya.fazla nüfus yerine az ama öz insan olması gerektiğine inanan bir dünya görüşü.inşaa edeceğimiz görkemli yapıları daracık sokaklara kuramayız değil mi?umutsuz vak'alara ve gruplara kanserli hücre tedavisi uygulayacak olan bir yönetim kadrosu.toplumdaki farklı kültürel sınıfların birbirinden ayrı milletlerdenmişçesine uzaklaşmasına izin vermeyen,bunları birbirine yakınlaştıran ama çeşitliliğin azalmasına asla izin vermeyen bir yönetim,(hepimiz doğadan geliyoruz,doğa da çeşitliliği sever değilmi,çeşitliliği yok etmek doğaya karşı çıkmak olur).Kısaca toparlamaya çalıştım.umarım anlaşılıyorumdur...