"Kalkınmanın motoru Teknoparklar-1
Katma değer yaratacak nitelikteki yeni ve ileri teknolojilerin üretimi ve geliştirilmesi için girişimcilere çok özel şartlar sunan Teknoloji Merkezleri, ülkelerin ekonomik, sosyal ve siyasal kaderlerini etkileyebiliyor.
Erdal Kaplanseren
NTV-MSNBC
16 Mayıs — Yaşadığımızın çağın adı bilgi ama biz ülke olarak bu çağın gereklerini yerine getirebiliyor muyuz? Geleneksel üretim ve tüketim şekillerinin mazide kaldığı, iç ve dış pazarların birbirine karıştığı, küresel ekonominin can yakmaya başladığı günümüz dünyasında ülkelerin ve şirketlerin can simidi belki de Bilgi Merkezleri. Gelişmiş sistem, model, hizmet, yazılım ve donanım icatları için en verimli yerler hiç kuşkusuz Bilgi Merkezleri.
Erdal Kaplanseren: Bluetooth
Türk Silikon Vadisi kuruluyor
Araştırma ve geliştirme bir ülkenin teknolojik gelişim evrimi için en önemli yatırım alanlarıdır.
Teknoloji üreten ülkelerin dikkat ettikleri iki önemli nokta var: Eğitim ve araştırma. Teknoloji üretebilmek için, şirketlerin ve eğitim kurumlarının faaliyet yürütebileceği özel teknoparklar kurulmalıdır. Bilimin ve gelişmenin güç motorları buralardır.
Güçlü bir ekonomi kurmak için ülkelerin başvurduğu en önemli adım “üretim”dir. Kendi üretimlerini yapan ve bunları diğer ülkelere satma becerisini gösteren gelişmiş ülkelerde uzay çağı konfigürasyonuna sahip araştırma merkezlerini görebiliriz.
Gelişim ve değişimin önemli yapı taşlarından biri olan Bilim Merkezleri’yle ilgili yazı dizimizin bu ilk bölümünde Türkiye’deki ve dünyadaki Ar-Ge (Araştırma-Geliştirme) çalışmaları tablosunu genel hatlarıyla göstermeye çalışacağım.
BİLGİ KENTLERİNE KUŞBAKIŞI
Dünyanın her yerinde değişik isimlerle anılan, ama daha çok “Teknoloji Vadisi” (Technology Valley) olarak bilinen bu merkezler, yapı ve iş modeli olarak hemen hemen aynıdırlar. İlk kez 1956 yılında ABD’de “Araştırma Park ve Merkezleri” adı altında kurulan bu üsleri, 1970’lerden itibaren Avrupa’daki Bilim Parkları ve Bilim Merkezleri, 1980’lerden itibaren Japonya’daki Teknopoller izledi. 1990’lardaysa geleceğe yatırım yapmayı tercih eden bir çok ülke bu işi öğrenmeye başlamıştı. Günümüzde 250’si Avrupa’da olmak üzere dünyada 800’den fazla Bilgi Kenti bulunuyor.
Dünyanın her yerinde, özel kuruluşların Ar-Ge faaliyetleri dışındaki teknoloji geliştirme çalışmaları Sanayi-Üniversite-Devlet ortaklığıyla yürütülür. Bu üçlünün ortak çabalarıyla oluşturulan araştırma merkezleri kişi, kurum ve kuruluşlara gerekli fiziksel koşulları sağlar; girişimcilere her türlü yazılım, donanım, enformasyon ve para desteğini temin eder.
Türkiye’de daha çok üniversite ve TÜBİTAK merkezli yürüyen Teknokent faaliyetleri için, dünyanın bir çok ülkesinden 10 yıl geride diyebiliriz. Teknoloji icat etmek ve bunu bizzat üretmek için yola çıkan bir ülke hala vidasına kadar bir çok teknoloji ürününü yurtdışından ithal ediyorsa, bu ülkede “Rüyakentler” var demektir.
TÜBİTAK ve belli başlı bazı üniversitelerimizin azimli ve içten çabalarını görmezden gelemeyiz. Ancak, icat yapan ve teknoloji üreten bir ülke olmak için, öncelikle o ülke devletinin “yenilikçi” ve “gelişimci” bir bilince sahip olması gerekir.
ENTELEKTÜEL SERMAYE MERKEZLERİ
Teknoloji merkezi dendiğinde aklımıza hemen ABD’deki Silikon Vadisi geliyor ama bir çok girişimci ülke bu konuda aklını başına almış durumda.
Örneğin Hindistan’da teknoloji eğitimi lise düzeyinde başlıyor ve teknik üniversiteler endüstri kuruluşlarıyla çalışarak her yıl yüzlerce yeni ürün geliştiriyor. Bu üniversite ve araştırma merkezleri sayesinde ortaya çıkan şirketler de cabası. Üstelik bu şirketler, saman alevi gibi parlayan “Dot Com” şirketleri değil; tamamen spesifik ürün ve hizmetlere odaklanmış güç odakları.
ABD, İsrail, İngiltere, Japonya ve Almanya’daki teknoloji şirketleri de işin sırrını çözmüşler. Bu ülkeler Ar-Ge merkezlerini üniversitelerin içinde veya yakınında kuruyorlar.
İşte bu sayede ABD, Avrupa ve Japonya’da gerçekleşen buluşların toplamı, bütün dünya pazarının yüzde 80’ini buluyor.
Doğal afetlerle, yüksek nüfus ve fakirlikle boğuşan Hindistan, dünya ısmarlama yazılım pazarının neredeyse yüzden 20’sini elinde tutuyor ve bu pazar payıyla her yıl milyonlarca doları ekonomisine kazandırıyor. Bu ülkede her yıl 1500’ün üzerinde bilimsel makalenin yayınlandığını da söylemeden edemeyeceğim.
Üniversite-endüstri işbirliği konusunda
zirvede olan ABD’nin önde gelen üniversitelerinden Massachusetts ve Stanford, toplam piyasa değerleri 1 trilyon doları bulan binlerce şirketin oluşmasını sağlamış. Bu şirketler, kendi alanlarında münferit ürünler geliştirmiş; ABD’nin ve dünyanın en büyük borsalarından biri olan Nastaq Teknoloji Borsası’nın oluşmasını sağlamışlardır.
Kalkınmanın motoru Teknoparklar-2
Teknoloji araştırmaları sayesinde bir çok ülke istihdam, ekonomi, sosyo-kültürel yaşam ve eğitim konularıyla ilgili problemlerini büyük oranda çözebildi. Bu iksirin bileşimindeki en önemli iki element azim ve kararlılık.
Erdal Kaplanseren
NTV-MSNBC
18 Mayıs —
Bilgiye dayalı yüksek teknolojinin üretimi ülkelerin sosyal ve ekonomik sistemlerine önemli avantajlar sağlıyor. Teknoloji araştırmaları sayesinde üretim ekonomisi kalkınmış ülkelerde para en önemli değer değil. Gelişmiş ülkelere baktığımızda görüyoruz ki bilgi ve bilgiye dayalı teknolojiler parayı satın alabiliyor. Lidyalıların parayı sosyal ve ekonomik düzenleyici bir araç olarak icat etmelerinden sonra çok şey değişti. Aradan geçen uzun serüvenin ardından geldiğimiz noktada para, üzerinde denge sağlamaya çalıştığımız cam bir top. Bugün, küreselleşmeyle birlikte giderek hassas ve kırılgan bir hal alan ekonomik sistem, yaslanabileceği güçlü duvarlara ihtiyaç duyuyor.
Sürekli yenilik elbette belli bir sınıra mahkum ancak şunu da bilmeliyiz ki, insanoğlu artık bu yola başını koydu ve yolun bittiği yere kadar arkasına bakmadan gidecek. Belki de bugün bu sınırdan çok uzakta değiliz. Kim bilir, belki bilim-kurgu romanları ve filmleriyle geleceği görüyoruz? Her geçen bin yıl daha da bilinçlenen insanlık, binlerce yıllık gelişme hızını ve yolunu 200 yılda kat etti. İnsanoğlunun ilk icat ettiği aletlerden biri olan taş balta, binlerce yıl kullanılmıştı. Peki ya son 100 yılda yapılan icatlar? Elbette bir anda akıllanmadık. Binlerce yılın bilgi-birikim mirası kuşkusuz bu gelişimin arkasında. 5 bin yıl önce de astronomi, matematik, tıp, kimya ve felsefe önemli bilimlerdi; şimdi de geleceğimizi ve geçmişimizi anlamamızı sağlayan bilimler.Yani bütün espri bilimsel araştırmalar. Ama düzenli, amacı, yöntemi ve modeli olan araştırmalar.
Teknoparklar-1
Son birkaç yüz yılda bilim insanları hayatın her alanına hitap eden binlerce icat yaptı. Evet şimdiye kadar hayallerimize hiç bu kadar yakın olmamıştık. Bilim ve teknoloji alanında çok önemli sıçramalar yaşandı. Soğuk ve sıcak savaş yıllarının en büyük reaksiyonu bu aslında. Her bir ileri teknoloji ürününün arkasında askeri ve siyasi bir parmak izi bulmak mümkün. Bilgisayar, internet, mobil iletişim, telekomünikasyon ve uydu teknolojileri bunların en önemlileri. Ama sonuç olarak, ekonomilere rekabet gücü kazandıracak bir etkiden de rahatlıkla söz edebiliriz. Bilimsel araştırmalar öyle bir hal almıştır ki; bir ülkeye siyasal, sosyal, ekonomik ve askeri üstünlükler sağladığı rahatlıkla söylenebilir. Öyle ki, bu ülkelerde bilim adamlarına ve araştırmacılara, “bir milli maçın son dakikasında galibiyet golü atan futbolcuya” gösterilen ihtimam gösterilir.İnsanlık tarihinde tüm üretimleri ve ekonomik sistem oluşumunu üç önemli aşamaya ayırabiliriz. Ya da yaygın deyişle “üç dalgaya”!
Birinci dalga “tarım”ın yaygınlaşmasıyla oluştu. Toprağın işlenmesi, büyük miktarlarda üretimlere gidilmesi ve bunun ticari bir işleyiş halini alması, toplumlarda refah seviyesinin hızlı bir şekilde yükselmesini sağladı. Ancak toplumun bir çok alanında gelişme ve buna bağlı olarak ihtiyaçlar devam ediyordu; sabırsızlanmaya başlayan 2. Dalga patlamıştı. “Sanayi Devrimi”yle birlikte kentleşme hızlandı, yerleşik hayatta kırsal oluşumdan çok farklı bir sosyal düzenin temelleri atıldı. Artık insanların evleri, işyerleri, yolları, arabaları ve trafik kazaları vardı. Ancak Sanayi Devrimi’nin müthiş enerjisi bile bir süre sonra insanları kesmemeye başladı. Ve ardından 3. Dalga geldi; ya da geliyor. En azından bu dalganın başladığını ve tam da ortasında bulunduğumuzu söyleyebilirim. Bu dalgayla birlikte insanların daha fazla oyuncağı var artık. Cep telefonları, bilgisayarlar, internet, oyun makineleri, DVD sinema ve müzik sistemleri, camları otomatik açılan otomobiller, doğan görünümlü şahinler vs...
İSİMLER VE KAVRAMLAR
Teknoloji geliştirme merkezleri, bulundukları ülkenin bilim ve teknoloji hedeflerine, eğitim ve sosyo-kültürel durumuna, sanayi dokusuna, coğrafi yapısına ve teknolojik gelişmişlik düzeyine göre farklılıklar gösterir. Birleşmiş Milletler Bilim ve Teknoloji Fonu (UNFSTD) tarafından yapılan bilgi kentleri tanımları şöyle:
Bilim Parkları: Genelde temel bilimler alanında güçlü olan teknik üniversitelerle yakın ilişki halinde olan ve araştırma ağırlıklı kuruluşlardır. Yenilikçi teknolojiler alanında çalışan firmalar, çekiciliği yüksek bir çevrede yeniden yerleşme imkanı sağlayan ve hedef grupları kesin olarak belli olmayan düzenlemelerdir.
Teknoloji Parkları: Teknoloji geliştirme ve uygulamaya odaklanılan paklardır. Amaç, uluslararası rekabet gücünün artırılması için kalite iyileştirme, yeni ürün ve üretim süreçlerinin geliştirilmesidir.
Teknoloji Geliştirme Merkezleri: Teknoloji geliştirmeye öncelik ve ağırlık veren merkezlerdir. Fiziksel alan olarak ilk iki tip parktan daha küçüktür. Kuruluş aşamasındaki teknolojik bazlı firmalara öncelik tanıyıp onlara rehberlik yapan parklardır.
Incubator: Belirli destekleri (malzeme, eğitim vb.) belirli şartlar altında (kiracılık süresi, seçim kriterleri gibi) küçük işletmelere sağla****, onların teknolojilerini geliştirmelerine katkıda bulunan iş geliştirme yuvalarıdır. Kiracı durumundaki girişimciler ticari üretime hazır duruma geldiklerinde yerlerini yeni bir girişimciye bırakarak ayrılırlar.
No Wall Incubator: Çalışmalarını fiziksel bir alan/bina olmaksızın, danışmanlık yoluyla yürüten Incubator’lerdir.
BİRİNCİ KURAL AZİM VE KARARLILIK
Dünyada ilk olarak ABD’de, sanayinin yoğun olduğu bölgelerde ‘Science Park’ tipi merkezler kurulmaya başlandı. 1952 yılında Kuzey Californiya’da kurulan “Standford Research Park” hem ABD, hem de dünya için önemli bir adım oldu.
Ana fikir üniversite ve endüstri işbirliğini sağlamaktı. Mesela bir grup öğrenci, araştırma görevlileri ve hocalarla birlikte üniversitelerinin hemen yakınında bir araştırma merkezi kurarak, okulda edindikleri mesleki bilgi-birikimi ve diğer tüm teorik materyali fiziki ortamlarda hayata geçiriyorlar. Ortaya çıkan ürünler bal gibi de ticari mal haline geliyor. Evet, bu üniversite-endüstri işbirliğiyle ortaya IBM adında bir şirket çıkıyor ve bu şirketin ürettiği bilgisayarlar neredeyse dünya standardı oluyor. ABD’de süreç çok canlı ve verimli işledi; aynı canlılık bugün de devam ediyor.
İngiltere’de Teknoparkların gelişimi diğer ülkelerinkinden biraz farklı oldu. O dönem için önemli bir güç olan demir-çelik sanayi, 1970’lerde baş gösteren ekonomik krizden en çok etkilenen sektörlerden biri olmuştu. Sektördeki daralma ve işsizliğin önüne geçilmesi için küçük ve orta boy işletmeleri (KOBİ) desteklemek amacıyla yeni teknoloji merkezleri kurulmasına karar verildi. 1972 yılında Cambridge ve Heriot Watt’ta İngiltere’nin ilk faal Teknoparkları kuruldu. Bu merkezin en büyük amacı üniversite ve sanayi işbirliğinin arkasına devlet desteğini de alarak özellikle demir-çelik sektörüne taze kan getirmekti.
KOBİ’leri çok güçlü olan Japonya’da Teknoloji kentleri fikri 1963 yılında filizlendi. Tsukaba Üniversitesi’nin öncülüğünde başlayan Teknokent faaliyetleri hızlı bir şekilde tüm ülkeye yayıldı. İkinci dünya savaşının yıkıntıları arasında küllerinden doğan Japonya bir mucize gerçekleştirdi. Elektronik ve otomotiv sektörünün en büyük markalarını dünyaya kazandırdı.
Fransa’da da Teknokent serüveni İngiltere’ye benzer bir süreç izledi. Bu ülkede öncelikli ama istihdam yaratmak oldu. Ancak diğer ülkelerdeki çalışmalardan ilham alan Fransa kısa süre içerisinde rotasını farklı yönlere değiştirdi. 1970’li yılların başında kurulan ve Fransa’nın en büyük Teknokenti olan Sophia Antipolis, bugün bile 20 binden fazla aileye iş imkanı sağlıyor.
“Asya Kaplanları” da teknoloji araştırmaları sayesinde dünyada söz sahibi oldu. Güney Kore ve Tayvan, yakın ülke Japonya’yı örnek alarak elektronik ve otomotiv sektörlerine odaklandı. Ancak şunu da unutmamak gerekir ki bu iki ülkenin başarılı olmasının arkasında azim ve kararlılık yatıyor. Japonya gibi yakın tarihinde büyük serüvenler yaşamış bir başka ülke olan İsrail de teknoloji konusunda oldukça faal.
Teknoloji Vadilerinde ABD’yi model alan İsrail özellikle yazılım yatırımlarına yoğunlaşmış durumda. 1991’den beri yazılımı bir sanayi kolu olarak gören İsrail’in yazılım pazarının geçen sene değeri 3 milyar dolardı. Ayrıca 100’den fazla İsrail teknoloji şirketini ABD’deki Nasdaq teknoloji borsasında işlem görüyor. Bahtı kara bir ülke olan Hindistan, bağımsızlığını kazandıktan sonra uzun soluklu bir gelişim seferberliği başlattı. Eğitim kurumlarının sanayiyle entegrasyonunu sağlayan Hindistan, özellikle yazılım, uydu, savunma, tıp ve nükleer araştırmalarla dikkat çekiyor. En parlak bilim dallarından biri olan “genetik”le ilgili yoğun çalışmalar yürüten ülke, 1982 yılından beri gen teknolojilerine yatırım yapıyor. Hindistan dünya ısmarlama yazılım pazarının yüzde 20’sini elinde tutuyor.
TÜRKİYE’DE TEKNOPARKLAR
1980’li yıllarda Türkiye’de de Teknopark kurma düşüncesi oluşmaya başladı ve Devlet Planlama Teşkilatı (DPT)’nın başvurusu üzerine, ilgili devlet bakanlığının onayı ile 1990 yılı basında, DPT ile UNDP (Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı) Türkiye’de Teknoparkların kurulması ile ilgili bir proje çalışmasını başlattı. Aynı yıl, İTÜ, ODTÜ, Ege Üniversitesi, Anadolu Üniversitesi ve TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi’nde bu çalışmanın başlamasına karar verildi.Teknoparkla ilgili mevzuat eksikliğini gidermek amacıyla Teknoparkların kuruluş, işleyiş ve teşviklerini içeren yönetmelik1996 yılında çıkarıldı. Bu yönetmelikle birlikte, Teknoparkların kuruluşu Sanayi ve Ticaret Bakanlığı KOSGEB’in (Küçük ve Orta Ölçekli Sanayi Geliştirme İdaresi Başkanlığı-
http://www.kosgeb.gov.tr) onayına bağlanmış oldu. 1998 yılında ilk olarak TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi, daha sonra da ODTÜ, KOSGEB tarafından onaylanarak resmi nitelik kazanan teknoparklar oldular.
Kalkınmanın motoru Teknoparklar-3
Temel amaçları ileri teknoloji ürünleri geliştirmek, sanayi ve üniversite işbirlikleri oluşturarak istihdam sağlamak ve girişimcilere uygun fiziki koşulları sunmak olan Teknoparkların ülkemizdeki izdüşümü beklenenden zayıf ama gelecek vaat ediyor.
Erdal Kaplanseren
NTV-MSNBC
24 Mayıs — Dünyanın en büyük teknoloji üssü Silikon Vadisi 300 bin çalışanı, 8 binin üzerinde şirketi ve milyarlarca dolarlık para akışıyla geleceği elinde tutuyor. Ekonomik krizlerden ziyadesiyle nasibini alan Türkiye’nin sağlam şirketler inşa edebilmesi için, Silikon Vadisi benzeri girişimleri dört nala hayata geçirmesi gerekiyor. Zira ülkemizde teknoloji araştırmalarıyla ilgili sorun bu faaliyetlere girişmek değil, sonuca vardırmak. Teknoloji fabrikalarının etkin hale getirilmesi ve başarılı şirket doğurma istidadının kazandırılması için devlet desteği en önemli şart.
SİLİKON VADİSİ: ENTELEKTÜEL SERMAYE MERKEZİ
Ekonomik bunalımlardan çıkış yolları arayan ABD, doğru ata oynadı ve KOBİ’lerin etkinliğini artırmak için Teknopark projelerinde yoğunlaştı. Biraz da savunma sanayisini geliştirme kaygısıyla, teknoloji araştırmalarına çok büyük bütçeler ayıran ABD devleti, işin sırrını kısa bir sürede çözdü. Böylelikle hem istediği konularda ürünler geliştirilecek, hem bu iş için para musluklarını açık bırakmasına gerek kalmayacak, hem de üniversite ve sanayi kuruluşlarının kalkınmasını sağlayacaktı. Endüstrinin yoğunlaştığı bölgelerden biri olan Kaliforniya’nın kuzeyinde 1952 yılında “Standford Research Park” kuruldu. Bu önemli bir başlangıçtı. Çünkü kimsenin tahmin etmediği şey oldu ve ilk defa herkesin kazandığı bir çalışma organizasyonu mekanizması kurulmuş oldu.
Zamanla endüstri ve üniversite işbirlikleri sayesinde nur topu gibi şirketler doğmaya başladı. ABD’nin önde gelen üniversitelerinden Massachusetts’in, Teknoloji Enstitüsü’nün bilimsel desteği sayesinde ortaya çıkardığı şirketlerin toplam sayısı 4 bini aşıyor. Bu şirketlerin piyasa değeri 300 milyar dolar civarında. Standford Üniversitesi de, toplam piyasa değeri 1 trilyon doları bulan çok sayıda şirkete ebelik yapmış durumda.
1960’larda, PC’ler henüz ortada yokken Hewlett Packard, Intel, NSC, Signetics, Amelco, Advanced Micro Devices gibi birçok mikroçip imalatçısı şirket Silikon Vadisinde yeşermeye başladı. Stanford Üniversitesi’nin girişimleriyle, daha çok savunma sanayi odaklı çalışmalarla icraatlarına başlayan Silikon Vadisi, 1970’lere gelindiğinde yarı iletkenler ve kişisel bilgisayarlar üzerine çalışan yüzlerce şirketin akınına uğradı. Baskılı devrelerin ortaya çıkmasıyla, yüksek kapasiteli ve daha ucuz bilgisayarlar üretilmeye başlandı.
Dünyada 70’li yıllar, bugünkü teknolojinin belirginleşmeye başladığı yıllar oldu. Adı o zamana kadar hiç duyulmamış bir şirket, Silikon Vadisi’nde, genel amaçlı bilgisayarlarda kullanılan çipin mikrosunu yaptı. Bu şirket, bugün dünyanın en büyük işlemci üreticisi olan Intel’den başkası değil.
Intel’le aynı kaderi paylaşan bir çok şirket, bugün dünya bilgisayar pazarında söz sahibi durumda.
Bir şirketin Silikon Vadisi’nde laboratuar açabilmesi için bir takım kriterleri karşılıyor olması gerekiyor. Bu teknoloji kentinde çalışma yürütmek şirketler için büyük önem taşıyor. Her biri milyonlarca dolar değerinde olan binlerce şirketle aynı havayı solumak bile büyük mesele.
Genellikle stratejik ortaklıklar geliştirmek ve bu çerçevede yeni ürün ve hizmet üretmek isteyen şirketler Silikon Vadisi’nde çalışmayı seçiyor.
Eğer işiniz ileri teknoloji ürünler geliştirmekse, yönetim ve organizasyon yaklaşımlarınız da aynı derecede ileri olmalıdır. Dünyanın en büyük ve zengin teknoloji merkezi olan Silikon Vadisi’nin başarı öyküsünde bunu görebiliriz. Tek mühim mesele teknolojik bilgi ve beceriye sahip olmak değildir. Bu birikimin doğru kanallardan geçerek minik havuzlara akmasını sağlamak teknoloji organizasyonun can damarlarıdır.
Modern yönetim modelleri geliştiren Silikon Vadisi, 100 bin hektarlık alan üzerine kurulmuş dev bir bilgi fabrikası. Bu büyük teknoloji kentinde 8 binden fazla şirket araştırma ve geliştirme faaliyetleri uyguluyor. Bu şirketlere bağlı bulunan 6 bini doktoralı olmak üzere toplam 300 bin teknik eleman durmaksızın çalışıyor.
TÜRKİYE’DE DURUMLAR NASIL?
Bir ülkenin teknoloji üretebilmesi için teknoloji kullanma kültürüne öncelikle sahip olması gerekir. Türkiye’nin ne aşamada olduğu ayrı bir yazı konusu. Teknolojiyi anlamak ve neler getirip neler ***ürebileceğini iyi kestirmek gerekir. Türkiye ne acıdır ki bir çok alanda olduğu gibi bilim ve teknoloji alanında da ABD, Avrupa ve bir çok gelişmiş ülkeyi bir hayli geriden takip ediyor. Bu ülkelerle yan yana gitmemiz gerekirken, neden sürekli ağzımızı bir karış açıp, eloğlunun yaptığı icatlara hayranlıkla bakıyoruz?
Bu gidişe “dur” diyebilmek için epeyce idealist olmak gerekebilir. Çünkü mesele, 3-5 tane temel atma töreni düzenleyip, teknolojinin ne ehemmiyetli bir yatırım olduğunu mikrofonlardan haykırmakla bitmiyor. Teknopark dendiğinde bu ülke devletinin ve kurumlarının aklına yine, atölye gibi imalat yapan mekanlar geliyor. Anahtar kelimenin imalat değil, entelektüel sermaye olduğunu bilmeliyiz. Ekonomik kalkınma için enformasyon teknolojisi üretmek ve kullanmak önemli bir şart.
Bunu yaparken işe eğitim sistemini
adamakıllı bir modernizasyona kavuşturmak gerekiyor. Kitle sanayisine göre tasarlanmış bir eğitim-gelişim politikasıyla geleceği şansa bırakmış olmuyor muyuz? Eğitimde teknolojiyi kullanmıyoruz, çocuklara eğitim sunarken görsel materyaller tahtaya çizilen ve kitapta basılanın ötesine geçemiyor. Bir defa, geleceğe yapılacak en büyük yatırım olan çocuklarımızı es geçiyoruz. Eğitimde modern yaklaşımlar geliştirmemiz şart. Dünyada üç değişik katmanlı güç yapısı oluştuğunu düşünüyorum. Birinci katmanda tarıma dayalı köylü ekonomisi duruyor. Nüfusunun neredeyse yüzde 70’i köylü olan Çin buna iyi bir örnek. İkinci katmandaysa ucuz iş gücü ihracatına dayalı ekonomi var. Tayvan, Kore, yine Çin ve bazı Güney Amerika ülkelerini örnek olarak görebiliriz. Üçüncü ve son katmana bilgi teknolojileri bazlı ekonomileri oturtabiliriz. ABD, Japonya, Singapur, İngiltere ve diğer Avrupa ülkelerini bu kapsama alabiliriz.
Türkiye’nin hangi katmana ait olduğunu kestirmek inanın çok zor. Ama şuna inanıyorum; gerek ekonomik, gerek sosyal ve gerekse siyasal düzeninde geleneksel yaklaşımları atla**** 3. dalgaya sıçrayabilirsek otomatik olarak üçüncü katmanda değerlendirilebilecek bir ülke oluruz.
MARMARA ARAŞTIRMA MERKEZİ
Kim ne derse desin dünya artık yeni bir ekonomik düzen içerisinde. Bu sisteme ayak uydurmak için de sürekli kalkınmak öncelikli şart. Türkiye de bunu kavrayabilmiş nadir kurumlardan biri olan “TÜBİTAK”, kısıtlı bütçesine rağmen Türkiye’de teknoloji araştırmaları konusunda neredeyse tek isim. Klasik imalat sanayiinden bilgi odaklı üretimlere geçişi sağlamak amacıyla 1992 yılında Gebze’de kurulan TÜBİTAK “Marmara Araştırma Merkezi” (MAM) bugün Türkiye’nin en somut Teknopark faaliyetine öncülük ediyor.
MAM, faaliyet amaçlarını şu maddelerle açıklıyor:
Teknoloji üreten ve ileri teknoloji kullanan şirketlerin oluşumunun ve büyümesinin desteklenmesi.
Şirketlere, AR-GE çalışmalarını yürütebilecekleri ortam ve desteğin sağlanması.
Üniversiteler ve araştırma merkezlerinde gerçekleştirilen AR-GE sonuçlarının, ekonomik değere dönüştürülmesini sağlayacak mekanizmaların kurulması.
Üniversite-uygulamalı araştırma merkezi-sanayi işbirliğinin en üst düzeye çıkarılması.
Bu amaçlar çerçevesinde Teknoloji Serbest Bölgesi (TEKSEB) modelini hayata geçirmekte olan MAM, serbest bölge kimliği ile beraber teknopark özelliği gösteren bir yapıyı kurmak üzere. Çalışmalarına Teknoloji Geliştirme Merkezi olarak başlayan ve Türkiye’nin ilk Teknoparkı statüsünü alan TÜBİTAK-MAM Teknoparkı, serbest bölge statüsünü de yapısına katarak dünya ölçeğinde bir kaliteye hızlı adımlarla ilerlemekte. IASP-Uluslararası Bilim Parkları Birliği, AURRP-Üniversite Bağlantılı Araştırma Parkları Birliği ve TTS-Teknoloji Transferi Derneği’ne üyeliği bulunan MAM, Montpellier Mediterranean Teknopol’ü (Fransa) ve Laval Teknopol’ü (Kanada) ile de “Kardeş Teknoparklar” anlaşmasını imzalamış durumda.
MAM’da çalışma yürüten şirketler ofis, laboratuar, büro ekipmanları, personel ve danışmanlık desteği, kütüphane, konferans ve toplantı salonları; ofis hizmetleri, sağlık, yemek ve ulaşım gibi hizmetlerden çok düşük ücretler karşılığında faydalanabiliyorlar.
29.12.1999 tarih ve 23921 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan 26.11.1999 tarih ve 99/13725 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile, TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi Teknoloji Serbest Bölgesi’nin kurulup işletilmesi yetkisi TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi’ne verilmiş durumda. Gebze’deki MAM kampusu içerisinde kurulmakta olan TEKSEB, Bilişim Teknolojileri, Malzeme ve Kimya Teknolojileri, Enerji Sistemleri ve Çevre, Gen Mühendisliği ve Biyoteknoloji, Yer ve Deniz Bilimleri, Gıda Bilimi ve Teknolojisi gibi sektörleri bünyesinde barındıracak.
TEKSEB’de yer kiralamak isteyen firmalardan, TÜBİTAK-MAM tarafından TEKSEB Kiralama Esaslarına uygun bulunanlar, Serbest Bölgeler Genel Müdürlüğü’ne Faaliyet Ruhsatı almak için başvurabilecekler ve başvurusu uygun görülenler TÜBİTAK-MAM ile kira sözleşmesi yapabilecek.
TEKSEB’de yer alacak firmalar, altyapısı tamamlanmış açık alanları 30 yıllık bir süre için kirala**** üzerine kendi binalarını yaptırabilecekleri gibi, mevcut kapalı alanları daha kısa süreler için kiralayabilecek.
Detaylı bilgi için
http://www.mam.gov.tr/ MOBİL TEKNOLOJİLER ÜSSÜ
Eğitim kurumlarının bilimsel desteğiyle, şirketler hedefledikleri AR-GE faaliyetlerini hem çok daha ucuza, hem de çok daha başarılı bir şekilde gerçekleştirebiliyorlar. Ericsson’un katkılarıyla kurulan Crea-World, hem fiziksel hem de sanal ortamda “mobil internet” uygulamalarının hayata geçirildiği bir araştırma ve geliştirme merkezi. Bu tesis, İstanbul’un gökdelenler diyarı Maslak’ta 2500 metrekare alan üzerine kurulmuş durumda.
Ana hedef kitlesi mobil Internet sektöründe yer almak isteyen yazılımcılar, içerik sağlayıcıları, mobil şebeke operatörleri, servis sağlayıcılar, teknoloji şirketleri, kurumlar, girişimciler, risk sermayedarları, proje ve fikir sahipleri, Crea-World hakkında detaylı bilgi için
http://www.crea-world.com adresini tıkla**** üye olabilirler. Türkiye’nin de ileri teknoloji ürünleri icat edebileceği günleri beklerken, umutlarımızı biraz daha sağlama alıyor böylesi girişimler. Kaynak:
http://www.ntvmsnbc.com/news/ Her türlü mandacılığa karşıyım. Egemenlik milletindir. Egemenlik, A.B'ye, orduya ve IMF'ye devredilemez. Demokrasi mandacılığa karşı olmaktır.