Meğer neler varmış neler...
http://komplo.gq.nu
sitesine bir göz atın.
ozgur
| Alıntı Yapılan Metin: |
Yazıyı gönderen - emiro http://www.neiu.edu/~ayjamess/hmmm.htm#Main Acaba şu an İslami hareketlerin simgelerinden geriye kim kaldı? Bin Ladin tek başına sancağı taşıyor; ancak hangi sancak? Bin Ladin,in İslam adına konuşması veya sözcüsü olması garip değil mi? Yahudi ve Hıristiyanlara karşı anlamsız savaşını ilan ediyor, dünya için daha fazla kan ve ölüm hazırlıyor. Oysa İslami hareketin Mısır,daki büyük parçası hatta ilk kaynağı dahi geçen yıllar boyunca taşıdığı ve El-Kaide,nin temel aldığı tekfir düşüncesi gibi bütün kanaatlerinden vazgeçip büyük bir fikri dönüş sürecine girmekte şu an. Biraz hafızalarımızı yoklayalım... Bir siyasi veya direniş hareketinin doğruluğu veya yanlışlığına karar vermek sürekli olarak ortaya çıkan sonuçla doğru orantılıdır. Faydalı olanı bulmak kuralından vazgeçilemez. Bin Ladin, El-Kaide örgütü ve onun Yahudi ve Hıristiyanlara yönelik kutsal savaşı en önemli ölçüttür. Bu ölçüt ışığında son İstanbul saldırıları sadece ahlâki bakış açısı itibarıyla kınanacak saldırılar değil, aynı zamanda oldukça ters ve yıkıcı sonuçlara sahip saldırılardır. Bu sonucu çıkarmak hiç de zor değil. Zira El-Kaide,nin tüm eylemleri ve Bin Ladin,in televizyon ve sesli mesajları aynı sonucu vermekte: Tehdit halen varlığını sürdürmekte, İslami terörle ilgili Amerikan ve İsrail gerekçeleri güçlenmekte ve daha fazla doğruluk kazanmakta. İstanbul,daki eylemler son birkaç ay içinde yaşanan önemli gelişmelerin yolunu kesici yönde oldu. İlk gelişme, Avrupa Birliği vatandaşlarının genelinin İsrail,i dünya barışının önündeki birinci tehlike olarak gördüğünü ortaya koyan kamuoyu yoklamalarıyla temsil edilen ahlâki ve siyasi kınamaydı. İkinci gelişme ise İngiliz kamuoyundaki Amerikan politikalarına yönelik had safhaya ulaşan nefret. Hatta bu nefret Blair hükümetine ve İngiltere,deki siyaset sınıfına kadar ulaştı. Şayet İstanbul,da iki Yahudi sinagoguna yönelik saldırılar İsrail Başbakanı Ariel Şaron,un kaybolan doğruluğunu güçlendiriyorsa İstanbul,daki İngiliz konsolosluğuna yönelik saldırının Londra,daki Bush karşıtı büyük gösteri yürüyüşüyle aynı zamana denk gelmesi, hiç şüphesiz İngiltere,deki Amerikan politikalarına karşı gelişen akımın vurulmasıdır. İngiliz konsolosluğu patlaması İngiliz-Amerikan ilişkileri tarihinde benzeri görülmemiş protestoların üzerini örtmüştür. İstanbul eylemleri 11 Eylül ve öncesinden bu yana üst üste yığılan aynı sonuca hizmet etmektedir. Şu an temel çıkarım İslam,ın Batılılar ve tüm dünya gözünde Bin Ladin ve El-Kaide ekseninde olduğu yönünde. El-Kaide ise cehennem, ölüm ve kandan başka bir şey değil. 1979 yılı, Arap ülkelerindeki siyasal İslami hareketler için keskin viraj oldu. Ruslar Afganistan,a giriyor, İran devrimi ise İran,da başarıya ulaşıyor ve Şah,ı düşürüyordu. Bu aynı zamanda Sünni,si ve Şia,sıyla İslami hareketlerin karar yılıydı. İran,da devrim başarıya ulaşınca mücadele uzun yıllar meyvesini verdi. Afgan cihadının başlangıcı Sünni İslami akımların tarihi doruklarını temsil etmekte. O yıl yetmişli yılların sonlarından seksenli yıllar boyunca büyüyen İslami hareketin savaşçı yapıya dönüşmesiyle keskin bir viraja ulaştı. Cami halkalarından, hayır ve tebliğ çalışmalarından ideolojik ve model düşman olan dünyadaki ilk komünist devlete karşı silah kuşanmaya geçiş... İdeolojik dönüşümler baş gösterdi ve Afgan cihadındaki ilk Arap gönüllüler gizli örgütlerin ağında komplo kurbanı olmaktan çok imanlarını somutlaştıracakları alanı ve gerçekleri aramaya daha yakındı. İdealler onları Afgan cihadı saflarında gönüllü yer almaya sürükledi. O vakit Arap mücahitlerinin babası Filistinli Abdullah Azzam,dı. Fakat Azzam geçtiğimiz yüzyılın seksenli yıllarında doruğa ulaşan İslami hareketin simgelerinden biriydi. Durum Mısır,da Ömer Abdurrahman, Cezayir,de sahayı ele geçirmeye hazırlanan Abbas Medeni, Sudan,da demokratik dönem hükümetlerine karşı savaşa giren Hasan Turabi, Yemen,de belagatıyla dinleyenlerini hayrette bırakan Abdulmecid Zendani ve Körfez ülkeleriyle alakalı. Bu ülkelerde bağışlanan paralar ve mallar yerini bulmakta ve gençler müreffeh yaşamı terk edip Afgan cihadı meydanlarına akın etmekteler. Afgan cihadının askerî bir hezimet altındaki Rusların çekilmesiyle ilk meyvesini almasının üzerinden tam on yıl geçmişti. Fakat Sovyet tankları, 1989 yılı Şubat,ında Afgan topraklarını terk ederken Peşaver,de Abdullah Azzam bomba yüklü bir aracın patlamasıyla suikasta kurban gitti. Aynı Peşaver on yıl önceki gibi değildi artık ve Afgan mücahitler safındaki ilk Arap gönüllülerinden birisi olan Abdullah Enes,in de Arap Afganların Doğuşu adlı kitabında belirttiği gibi Afgan davasını desteklemek için çoğunluğunun taşıdığı manevi atmosfer bir daha dönmedi. Enes,in şahitliği Afgan cihadındaki kıdemliliği sebebiyle değil Abdullah Azzam ve Ahmet Şah Mesud,a yakın olması sebebiyle önem kazanıyor. Zira Bin Ladin, Azzam,dan ayrılıp Azzam,ın kurduğu ve suikasta kadar yönettiği hizmetler bürosundan çıktıktan sonra El-Kaideyi kuruyor. Adı geçen kitapta Enes, Abdullah Azzam ile Usame bin Ladin arasındaki koordineli çalışma durdu; ancak aralarındaki dostluk ve sevgi hiç bundan etkilenmedi diyor. Ahmet Şah Mesud ise Bin Ladin,e karşı çıkan kamptaydı. Hatta Mesud, Bin Ladin,in desteklediği Taliban hareketinin bir numaralı düşmanı olarak görülüyordu. Rusların Afganistan,dan çekilmesinden aylar sonra Cezayir,de İslami Kurtuluş Cephesi (FİS) temmuz ayında Cezayir seçimlerine girme yolundaydı. Aynı ay Sudan,da Hasan Turabi liderliğindeki İslamcılar askerî bir darbeyle yönetimi ele geçirdiler ve İslami hareket o dönem en parlak günlerini yaşıyordu. Çok geçmeden Mısır,da İslami örgütler ile hükümet arasında savaş patlak verdi ve hükümet doksanlı yılların sonunda savaşı kazandığına kanaat getirdi. Fakat bugün sonuç, oldukça ilginç büyük farklılıklar içermekte ve birçok soruyu beraberinde getirmekte. İslami hareketteki belirgin bütün semboller ve isimler ortadan kayboldu ve Arap ülkelerindeki İslamcılar ilke ve kanaatlerinin tamamına esaslı bir gözden geçirme süreci yaşamaktalar. Ömer Abdurrahman, esasında çok kolay giriş yaptığı ABD,de mahkum olarak miadını doldurdu. Yemen,de Abdulmecid Zendani, Yemen şeyhlerinden Abdullah bin Huseyn El-Ahmar ile Yemen Reform Birliği,ne katılarak siyasi oyuna katıldı. Sudan,daki İslami proje başarısız oldu ve projenin fikir babası Hasan Turabi bugün öğrencilerinin darbeyle devirdiği demokrasi yadigarımızdan vazgeçmiyor. Abbas Medeni, iç savaşlardan yıllar sonra daha rasyonel düşünebiliyor ve şiddetin durması için girişimlerde bulunmaya çalışıyor. Mısır,da ise siyasal İslam,ın kaynağı Cemaati İslami hareketi 1997,den bu yana şiddeti durdurma girişimi başlattı ve tekfir düşüncesinde düzeltmelere gitti. Örgüt suikastla öldürdüğü Enver Sedat,ın şehit olduğunu açıkladı. Daha önemli dönüşüm ise tekfir düşüncesinin Suudi Arabistan,daki davetçilerinden iki önemli isim olan Şeyh Nasır Fehd ve Şeyh Ali El-Hıdır,ın tekfir fetvalarını geri almalarıydı. Peki bu saldırılardaki hedef ne? ABD,nin devrilmesi veya bombalı araçlar patlatarak ve sivilleri öldürerek yenilgiye mi uğratmak?!. |