Ana içeriğe geç

Sanat, Edebiyat, Kitaplar

Ah Bu Şarkıların Gözü Kör Olsun:)

BaşlatansiyahbeyazoykulerTarih04/01/2005 17:16:43Yorum17

İlk mesaj
Üye551 yazı
SONUNDA TUZ BASTIM GÖNÜL YARAMA
NİCE DAĞLAR KOYDUM, NİCE ARAMA
SENİ TERKEDİP DE GİTMEK VAR AMA
AHH BU ŞARKILARIN GÖZÜ KÖR OLSUN…

Az önce Zeki Müren dinliyordum ve aklıma bir yazı yazmak geldi. Ne zamandır da buraya şöyle kendimce bir yazı yazmadığımın farkına vardım. Gerçi bunun nedenleri var. Açıkçası hâlâ o nedenler devam ediyor ama bunu paylaşabileceğimi düşünüyorum.

Şarkıların çoğumuzun hayatında yadsınamayacak derecede önemi vardır. Birçoğumuz ilk gençlik yıllarında ne de çok kaptırmıştır melodilerinin ardındaki cümlelere, duygulara, aşklara, acılara…Tabii bu sadece ilk gençlik yıllarına özgü bir olay değil. Yaş ne olursa olsun bu dünya çeker insanı içine. Duygunun varolduğu her yapıtta bir şeyler bulur insan kendine. İster bu bir resim olsun, ister müzik olsun, isterse bir yazı…

Popüler kültürün hayatımıza yansımalarını gözlemlediğimiz, eleştirdiğimiz, bir zamanda siz yeni şarkılara nasıl bakıyorsunuz bilmiyorum ama ben biraz eleştirel yaklaşıyorum. Her şey sanki aynılaşmaya başladı. Mantar gibi türüyor Kral’da san’âtçı diye lanse edilen insanlar. Üretmek güzel şey ama bu aynılık niye? Özgünlüğünü yitiriyor her şey; duygularda bir yapaylık, gözyaşlarında yoğun bir is, gözgözü görmüyor …

Ben bu açıdan türküleri ayrı bir kefede tutuyorum. Orada sevgi de ayrılık da bir başka anlatılıyor. Popüler kültürün çocuğuyum ve ben de herkes gibi nasibi aldım, alıyorum bu kültürden. Ancak etnik kökenli şeyleri de araştırmaktan ve dinlemekten de geri durmuyorum. Led Zeppelin, Pink Floyd, Eric Clapton, Dire Straits de Tracy Chapmen’da dinlerim; Fikret Kızılok, Bülent Ortaçgil, Moğollar da; Sezen Aksu ile büyüdüm, onunla yaşlanıyorum#61514;) en azından olacak birgün#61514; bunların yanı sıra türkü de dinlerim. Şimdi diyeceksiniz ki ne var yani dinlersin tabii. Ama iş öyle değil işte…Az önce saydıklarım entelektüel bir kesimin şemsiyesi altında dinlenirken ve bir ortamda yayıla yaıla gururlanılarak söylenirken, araya “ben türküyü de severim” diye eklerseniz vay halinize….Bizzat yaşadım..Aman Tanrım aşağılanmadığım kalmıştı bir defasında. Neymiş efendim benim gibi bir insan ( ne demekse) türkü nasıl dinlermişten tutun da, ne buluyorsun o müzikte’ye varana kadar birçok sözlü saldırıya uğradım… Daha yazmadığım neler var neler… Hep savundum türküyü savunmaya da devam edeceğim. Sevmeyebilirsiniz, ama bu şekilde hor görmenin de bir anlamı yok. Ancak şunu biliyorum ki türkülerin altyapısı birçok müziğe uyarlanabilecek kadar zengin..

Bu konuya daha sonra devam edeceğim..şimdilik burada kalsın…
İstanbul'u Dinliyorum Gözlerim Kapalı...

ışık ve sevgiyle kalın.


Yerleşim TürkiyeMeslek Diğer
YORUMLARTopluluk ne düşünüyor?
17 yorum
Üye551 yazı
Ah bir ataş var türküsünü çoğunuz bilirsiniz...peki ya hikayesini?
Türkü hikayeleri başlamıştır:)

Ah Bir Ataş Ver
Ah bir ataş ver cigaramı yakayım
Sen salın gel ben boyuna bakayım
Uzun olur gemilerin direği
Ah çatal olur efelerin yüreği

Ah vur ataşı gavur sinem ko yansın
Arkadaşlar uykulardan uyansın
Uzun olur gemilerin direği
Ah çatal olur efelerin yüreği



Çanakkale Boğazı, Nağra Burnu açıkları
4 Nisan 1953, Saat 02:15

Uzun ve yorucu bir seferden dönen Dumlupınar denizaltısı, Nağra Burnu açıklarında İsveç bandıralı Nabuland Şilebi ile Çarpıştı. Sessiz, soğuk ve bulanıktı gece. Başından aldığı şiddetli darbe ile Dumlupınar birkaç saniye içinde sulara gömüldü. Gemideki 81 kişilik mürettebattan sağ kalan 22 kişi, geminin arka bölümündeki torpido dairesine sığındı. Mahsur kalanların su yüzüne fırlattıkları telefon şamandırasıyla gemi ile irtibat sağlandı. Sağ kalan 22 kişiyi kurtarmak için herkes seferber oldu. Bu arada oksijeni idareli kullanmaları için, gereksiz yere konuşmamaları, şarkı türkü söylememeleri ve sigara içmemeleri konusunda uyarılar yapıldı. Ancak saatler süren kurtarma çalışmalarının sonunda, umutların tükendiği anda karanlıkta bekleyen 22 kişiye, herşey yine aynı sözcüklerle anlatıldı; konuşabilirler, türkü söyleyebilirler ve hatta sigara bile içebilirler. Şamandıradaki telefon hattının öbür ucundan, tüm Türkiye, denizaltıda tevekkülle ölüme yapılan hüzünlü ama başı dik türküsünü dinledi..

İstanbul'u Dinliyorum Gözlerim Kapalı...

ışık ve sevgiyle kalın.


Yerleşim TürkiyeMeslek Di?er
Üye551 yazı
Çanakkale İçinde 1
Çanakkale içinde aynalı çarşı
Ana ben gidiyom düşmana karşı
Of gençliğim eyvah

Çanakkale içinde bir uzun selvi
Kimimiz nişanlı kimimiz evli
Of gençliğim eyvah

Çanakkale üstünü duman bürüdü
On üçüncü fırka harbe yürüdü
Of gençliğim eyvah

Çanakkale içinde toplar kuruldu
Vay bizim uşaklar orda vuruldu
Of gençliğim eyvah

Çanakkale içinde bir dolu testi
Analar babalar umudu kesti
Of gençliğim eyvah

Çanakkale İçinde 1


Anadolu halkının kahramanlığını destanlaştırdığı savaşlardan biri de Çanakkale cephelerinde olur. Büyük imkansızlık içinde verdiği bu çetin mücadelede, bağımsızlığı için gerektiğinde çok şeyler yaratabileceğini bütün Dünyaya bir kez daha anlatmıştır.

Birinci Dünya Savaşı İtilaf Devletleri dediğimiz İngiltere, Fransa ve Rusya ile, İttifak Devletleri dediğimiz Almanya, Avusturya ve İtalya'nın birbirleriyle savaşmasıyla başlar. Almanya'ya saldırabilmesi için Rusya'nın silah ve cephane ihtiyacı vardı. Bunun için Boğazlar yoluyla Rusya'nın İngiliz ve Fransız kuvvetleriyle birleşmesi gerekiyordu. Oysa ki Osmanlı Devletinin harbe girmesi üzerine Çanakkale boğazını geçmek için Osmanlı Devletine Çanakkale'de cephe açmaları gerekti. İtilaf Devletlerine ait bir donanma 18 Mart 1915'te Çanakkale Boğazı'nı geçmeye kalkıştı. Burada kahramanca çarpışan Türk kuvvetleri karşısında büyük kayıplar vererek geri çekildi. Bu sefer Gelibolu yarımadası'nın çeşitli yerlerine kuvvetler çıkararak karadan İstanbul'a yürümeyi denediler. Ne yazık ki yapılan sayısız hücumlar Türk süngüsü karşısında eriyip gidiyordu. Son olarak büyük bir taarruzla Gelibolu yarımadası üzerinden Marmara'ya ulaşmayı denediler. Ansızın yaptıkları bu taarruz da Anafartalar ve Arıburnu, bölgelerinde benzeri görülmemiş bir müdafaa ile durduruldu. Türkleri bu cephelerde yenemeyeceklerini anlayan düşman buraları terk ederek çekilmek mecburiyetinde kaldı.

Yüzbinlerce şehit verdiğimiz bu savaşın bütün Anadolu'da heyecan uyandırması, bu savaşa doğudan, batıdan, kuzeyden, güneyden hasılı yurdun dört bucağından gönüllü asker gitmesindendir.

Kaynak: Öyküleriyle Halk Türküleri (Notalı) - Hamdi Tanses

İstanbul'u Dinliyorum Gözlerim Kapalı...

ışık ve sevgiyle kalın.


Yerleşim TürkiyeMeslek Di?er
Üye551 yazı


Çarşamba'yı Sel Aldı (Yeni)
Çarşamba'yı sel aldı
Bir yar sevdim el aldı
Keşke sevmez olaydım
Elim koynunda kaldı

Oy ne imiş ne imiş
Kaderim böyle imiş
Gizli sevda çekmesi
Ateşten gömlek imiş

Çarşamba yollarında
Kelepçe kollarımda
Allah canımı alsın
O yarin kollarında

Oy ne imiş ne imiş
Kaderim böyle imiş
Gizli sevda çekmesi
Ateşten gömlek imiş

Çarşamba yazıları
Körpedir kuzuları
Allah alnıma yazmış
Bu kara yazıları

Oy ne imiş ne imiş
Kaderim böyle imiş
Gizli sevda çekmesi
Ateşten gömlek imiş

Nejat Buhara
Çarşamba

Ahmet, Abdal Deresi'nin kıyısındaki yoksul köylülerden birinin oğluydu. Kara sevdası karşılık bulmuş, Melek ona kalbini açmıştı. Nişanlandılar ve Ahmet askere gitti. Ağa oğlu Mehmet Ali, Melek'e göz koydu. Melek, Mehmet Ali'yi reddedince, ağa oğlu ve adamları tarafından dağa kaldırıldı. Kötü haberi alınca firar eden Ahmet, silahını alıp, yollara düştü. Gece gündüz Melek'i aradı. Bir gün yağmur yağdı, Yeşilırmak taştı. Çarşamba bir anda göle döndü. Sel, Canik Dağları'ndan aşağı bir çığ gibi, önüne kattığı herşeyi sürükledi. Selin ardından hayat yeniden normale döndü. Abdal Deresi'nin Yeşilırmak'a döküldüğü yerde ahali toplandı. Derenin nehre bağlandığı yerdeki kayanın üstünde, selin getirdiği iki kişinin cesedi görüldü. Cesetler, Melek ve Ahmet'e aitti. Elele tutuşmuş öylece yatıyorlardı. Rivayete göre büyük kaya parçası, yedi yerinden ayrıldı ve her birinden bir servi boyu su fışkırdı. Ahali dua etti. Dualar, yıllardır can alan, insanların acısını dile getiren dizelere dönüştü.' Çarşamba'yı sel aldı' türküsü de, o acı mırıltılardan doğdu. Kayanın bulunduğu yere daha sonra bir su değirmeni kuruldu ve o yöre 'Değirmenbaşı' olarak anıldı. Ahşap değirmenin yedi taşı vardı. Yedi oluğuna su veren set üzerinden yedi kez yürümek, sağ ve sol omuz üzerinden yedişer kez su atmak uğur sayıldı. Her Hıdırellez'de tekrarlanan gelenek, 1970'lerde değirmenin yıkılmasına kadar sürdü.
İstanbul'u Dinliyorum Gözlerim Kapalı...

ışık ve sevgiyle kalın.


Yerleşim TürkiyeMeslek Di?er
Üye1236 yazı
Mim,
Açıklamalarınla bizi aydınlatmaya devam et. Osmanlı bayrağı çekilmiş iki gemi Rus donanmasına ve limanlarına saldırdıktan sonra Osmanlı İmparatorluğu Rusya'ya tazminat ödemeyi neden düşünmedi? Biliyorsun ki böyle bir durumda savaşa girmek tek seçenek değil, tazminat ödeyerek (veya en azından teklif ederek) bunun bir hata olduğunu, düşmanca bir tavır olmadığını belirtmek ve diplomatik yolla çözmek de mümkündü. Peki Osmanlı neden diplomatik yolu seçmedi?
Zann ile yakin zail olmaz. - Mecelle'den

Yerleşim Türkiye / YstanbulMeslek Dany?manlyk
Üye551 yazı
Merhabalar,

Öncelikle Sayın Mim açıklamalarınız için teşekkür ediyorum; Çanakkale Savaşları'nın iç yüzünü çok da net bilmiyorum açıkçası. Sizin bu konu ile ilgili yazılarınızdan birşeyler almaya çalışıyorum. Ancak tarih hassas bir konu..Neyin ne kadar doğru olduğunu kestirmek de bir o kadar zor. Fakat elimden geldiğince okumaya çalışıyorum. İlerleyen zamanlarda biraz daha yakından ilgilenmek istiyorum. Şu an bu biraz zor,ama buradan takip edebileceğim kadar edeceğim.

Ben de bu başlığı neden kimse sevmedi diye düşünüyordum. Sanırım içinde tartışma yaratacak bir konu barındırmadığından(!)...

Neyse bakalım yolu açık olsun:) Gün ola demişler...
İstanbul'u Dinliyorum Gözlerim Kapalı...

ışık ve sevgiyle kalın.


Yerleşim TürkiyeMeslek Di?er
Üye1236 yazı
Benim ekleyecek bir şeyim yok ama açıklamayı çok doyurucu ve mantıklı bulmadım. Konuyu biraz daha açmanız mümkün mü? Enver Paşa hangi yetki ile dışişleri görevi üstlenmişti. Almanlarla anlaşma yapan, gemilere saldırı emri veren, dışişleri konusunda yetkili Enver Paşa'ya neredeyse hayranlık duyacağım. Bir insan bu kadar çok konuyu aynı anda nasıl halledivermiş? Bana çok büyük bir zeka ve çok büyük bir yetenek gibi görünmeye başladı.
Selamlar,
Zann ile yakin zail olmaz. - Mecelle'den

Yerleşim Türkiye / YstanbulMeslek Dany?manlyk
Üye1236 yazı
Enver Paşanın üç yaşında okula başladığını ve okul 7.cisi (veya 9.su emin değilim) olarak mezun olduğunu okumuştum bir yerden. Osmanlı kayıtlarından aktarılıyordu. Ayrıca Damat olmadan önce Berlin Ateşeleği yaptığı gibi bir bilgi de kalmış aklımda. Sizce Almanca bilmeyen biri ateşe olabilir mi? Bende bu konular ile ilgili kaynak yok sizde mevcut mu? Bu bilgiler doğru mudur sizce?
Ayrıca Trablusgarp'ta italyanlara karşı gerilla örgütlenmesini sağla**** çok büyük başarılar elde ettiği ondan sonra saraya damat olduğu ve mükemmel fransızca konuştuğu hatta fransızca ve almanca bir takım makaleler ve konusu ile ilgili çalışmalar verdiği gibi şeyler de hatırlıyorum ama tabi tamamen sallıyor da olabilirim. Bu konularda bir bilginiz var mı? Lütfen bizlere aktarır mısınız.
Zann ile yakin zail olmaz. - Mecelle'den

Yerleşim Türkiye / YstanbulMeslek Dany?manlyk
Üye551 yazı
Merhabalar...

Siz konunuza devam edin, ben zevkle okuyorum Sayın kablan ve Mim...

ben de türkülerime devam edeyim....

sevgiler...

Denizin Dibinde (Hatça) -Orj-
Evlerinin önünde pınarlar harlar
Hatçam çıkmış pencereye ay gibi parlar
Ben Hatça’yı yitirdim de dumanalı dağlar
Gözlerimin pınarları durmadan çağlar

Ovalara duman çökmüş göremedin mi
A kız kendi saçını öremedin mi
Alçaklara karlar yağmış yükseklere buz
Gel sarılalım gaçalım ince belli kız

Denizin dibinde Hatçam demirden evler
Ak gerdanın altında da çiftedir benler
O kınalı parmaklar da o beyaz eller
Yolcuyu yolundan eyleyen dilber

Dalga dalga dalga dalga dalgalanıyor
Hatçayı görenler sevdalanıyor
Üçünü de beşini de Hatçam onuna
Ben de yandım Hatça’mın basma donuna

Yüce dağ başına Hatçam ekin ekilmez
Yağmur yağmayınca Hatçam kökü sökülmez
Ellerin köyünde Hatçam kahır çekilmez
Doldur ağıları içelim Hatçam

Varman kızlar varman kirli çobana
Çoban evde durmaz gider yabana
Ovalara duman çökmüş göremedin mi
Akız kendi saçını öremedin mi

Arvallı dedikleri bir büyük şehir
Şehir oldu bana her zaman zehir
Çok dediler arkadaşlar yar senin değil
Doldur ağıları içelim Hatçam

Yüce dağ başında Hatçam harmanın mı var
Harmanı kaldırmaya dermanın mı var
Hatçam beni öldürmeye fermanın mı var
Doldur ağıları içelim Hatçam

Mehmet Erenler
Burdur

Burdur’dan Antalya’ya doğru giderken yaklaşık 38 km. uzaklıkta bulunan Arvallı, yeni adı ile Bağsaray köyünde geçer hikaye.

Hikayeye göre Hatçe isminde bir güzel kadın köyün meydanındaki duvarında çift oluklu pınar bulunan bir evde oturur.Türküde sözü geçen pınar bu pınardır.

Hatçe güzel ve alımlı bir köy güzelidir. Köyün çobanı Hatça’ya gönlünü kaptırır. O da çobanı sever. Ne var ki Hatçe evlidir.Kader onları bir türlü bir araya getirmemiştir. Her ne kadar olumsuzluklar çok olsa da aşklarına engel olamazlar ve bir zaman sonra birlikte kaçmaya karar verirler. Çobanla birlikte kaçarak Antalya’ya yerleşirler. Yaklaşık 5 ay sonra yakın bir köyde (Kayış) de buna benzer bir olay gerçekleşir ve İbrahim Can isimli mahalli sanatçı bu türküyü yakar.
İstanbul'u Dinliyorum Gözlerim Kapalı...

ışık ve sevgiyle kalın.


Yerleşim TürkiyeMeslek Di?er
Üye551 yazı
Sayın Mim,

Anlattıklarınızı ve birşeyler verme eğiliminizi saygıyla karşılıyorum ancak; cümle içerisinde kullanmış olduğunuz yabancı kelimeleri anlayabilmek zor. Ben yeterli düzeyde Almanca bilmiyorum. O nedenle Türkçeleştirerek yazarsanız daha iyi olacak..Yanlış yorumlar getirmek istemiyorum...

Bir de kitap yazmak kolay birşey değil; valla ben epey zorlandım..:))
İstanbul'u Dinliyorum Gözlerim Kapalı...

ışık ve sevgiyle kalın.


Yerleşim TürkiyeMeslek Di?er
Üye551 yazı
Präzedenzfall........Vizegeneralissimus......... kroatlastirilmis
İstanbul'u Dinliyorum Gözlerim Kapalı...

ışık ve sevgiyle kalın.


Yerleşim TürkiyeMeslek Di?er
Üye1236 yazı
Arnavutluktan sırplaştırılmış boşnak hırvatı...
Kıvırcık sarışın kızılderili zencisi bir çinli demek gibi bir şey bu yahu!
Kroat: Hırvat (Kravat kelimesi de buradan geliyor!)
Zann ile yakin zail olmaz. - Mecelle'den

Yerleşim Türkiye / YstanbulMeslek Dany?manlyk
Üye551 yazı
açıklamalarınız için teşekkürler sayın mim, ihtiyaç duyarsam mutlaka belirtirim...
İstanbul'u Dinliyorum Gözlerim Kapalı...

ışık ve sevgiyle kalın.


Yerleşim TürkiyeMeslek Di?er
Üye551 yazı
Günaydınlar,
Bugün herkesin bildiği bir türkü var bu diyarda. Hatta Kurşun Yarası adlı diziyle de hayli gündeme gelmiş bir türkü...


Çökertme Zeybeği

Çökertme'den çıktım başım selamet
Bitez yalısına varmadan koptu kıyamet
Arkadaşım İbrahim Çavuş Allahıma emanet

Burası da Aspat değil Bitez yalısı
Yüreğime ateş saldı kurşun yarası

Gidelim gidelim Çökertme'ye varalım
Kolcular görürse nerelere kaçalım
Teslim olmayalım yaylım ateş saçalım

Burası da Aspat değil Bitez yalısı
Yüreğime ateş saldı kurşun yarası

Güvertede gezer iken kunduram kaydı
İpek de mendilimi Halilim ürüzgar aldı
Çakır gözlü Gülsüm'ü Çerkes kaymakam aldı

Burası da Aspat değil Bitez yalısı
Yüreğime ateş saldı kurşun yarası

Rüştü Gür
Bodrum

Çökertme Zeybeği


Bodrum daha Bodrum olmadığı zamanlarda yöre insanı turizmden bihaber iken buralardaki geçim kaynaklarından biri de hemen karşıdaki Yunan adasından illegal ticaret yapmakmış.Türkünün kahramanı Halil'de hayatını bu şekilde kazananlardanmış. Buradan oraya tütün ***ürür, oradan da mastika rakısı falan getirirmiş.Halil'in yavuklusu da güzelliği Bodrum'da dillere destan olan Gülsüm'müş,ama Bodrum'un Çerkez kaymakamının da gözü Gülsümdeymiş.Bu yüzden kaçakta Halil'i yakalamak için tüm gücünü ortaya koyuyormuş kaymakam.Yine birgün Halil kaçağa çıkmadan dönüşte Bitez Yalısına çıkacakları haberini salmış ki muhbirleri yanıltsın.Aslında arkadaşları Aspat koyunda bekleyeceklermiş. Kaçak dönüşünde Halil ve can arkadaşı İbraham Çavuş yolu şaşırıp karanlıkta Aspat diye Bitez yalısına girince kıyamet kopmuş.Pusudaki kaymakam önderliğindeki kolcular basmışlar kurşunu.Çatışma sırasında bir kolcu tarafından hançerlenerek öldürülmüş Halil.Gülsüm başta olmak üzere tüm Bodrum yasa bürünmüş ve adına bu türkü yakılmış.

İstanbul'u Dinliyorum Gözlerim Kapalı...

ışık ve sevgiyle kalın.


Yerleşim TürkiyeMeslek Di?er
Üye551 yazı
Dersini Almış Da Ediyor Ezber
Dersini almış da ediyor ezber
Sürmeli gözlerin sürmeyi neyler
Aman aman ben yarelendim aman

Bu dert beni iflah etmez del'eyler
Benim dert çekmeye dermanım mı var
Aman aman sürmelim aman

Kaşın çeymelenmiş kirpik üstüne
Havada bulutun ağdığı gibi
Aman aman ben yarelendim aman

Çiğ düşmüş de gül sineler ıslanmış
Yağmurun güllere yağdığı gibi
Aman aman sürmelim aman

Yozgat'ı sel almış Soğluk'u duman
Sıtkınan severim billahi inan
Aman aman ben yarelendim aman

Ölünce mezara girdiğim zaman
Ben susuyum kemiklerim söylesin
Aman aman sürmelim aman



Nida Tüfekçi
Akdağmadeni


Yozgat şehri 1760 yılı başlarında Bozok Yaylasının, yeşillik, etrafı ormanlarla çevrili içinde binbir çeşit kuşun ötüştüğü bir sahada kurulurken; Yozgat halkı o zaman yarı göçebe ve sürülerini besleyerek hayvancılıkla uğraşır, hayatlarını bu yoldan sağlarlardı. Bu ozanların çoğunluğunu Sorgun ilçesindeki ozanlarımız oluşturmaktadır.

Bozok yaylasında otlayan bu sürülerin birini de Sürmeli Bey adında bir Türkmen Yörüğü otlatırdı. Halk tarafından sevilen bu yanık sesli halk ozanı elinde kavalı, sırtında sazı Yozgat'tan Akdağmadeni'ne uzanan ormanların içinde sürüsünün içinde dolaşırdı. Bazen bir çamın dibine rastlanır. Sazının tellerini konuşturur bazen bir derenin kenarında kavalını çalar, aşık olduğu gönlünün sevgilisini düşünürdü.O sevgili ki güzelliği Bozok yayla'sına yayılmış, ahu gözlü, sürmeli kaşlı, ay yüzlü bir dilberdi. Babası bir Türkmen beyi idi ve çok sert bir adamdı. Sürmeli Bey, ailesini salarak, babasından sevdiğini istetir, mağrur adam, kızını bir çobana vermeye yanaşmaz. Araya beyler, ağalar girer ama boşuna, bir türlü gönlü olmaz kızın babasının ve iki sevgili birleşemezler.

Üzüntüsünden sürüsünü bırakan Sürmeli Bey alır sazını eline beşçamlar mevkiinde kendine bir dergah kurar. Aşkını, yanık türküleriyle dağlara ağaçlara anlatır. Küser otağına, obasına ve Akdağlar'a kadar uzanan çamların arkasında onu bir daha gören olmaz. Dertli kavalına üflediği, işli sazına söylettiği nameler kalır geriye. O gün bu gündür dillerde yankılanır Sürmeli Bey'in türküleri.
İstanbul'u Dinliyorum Gözlerim Kapalı...

ışık ve sevgiyle kalın.


Yerleşim TürkiyeMeslek Di?er
Üye551 yazı



Drama Köprüsü -Orj-

Drama köprüsü Hasan dardır geçilmez
Soğuktur suları Hasan bir tas içilmez
At martinini Debreli Hasan dağlar inlesin
Drama mahpusunda Hasan Karakedi dinlesin

Mezar taşlarını Hasan koyun mu sandın
Adam öldürmeyi Hasan oyun mu sandın
At martinini Debreli Hasan dağlar inlesin
Drama mahpusunda Hasan dostlar dinlesin

Drama köprüsü Hasan dardır daracık
Çok istemem Yanko Çorbacı bin beş yüz liracık
At martinini Debreli Hasan dağlar inlesin
Drama mahpusunda Hasan Karakedi dinlesin

Drama köprüsünü Hasan gece mi geçtin
Ecel şerbetini Hasan ölmeden mi içtin
At martinini Debreli Hasan dağlar inlesin
Drama mahpusunda Hasan dostlar dinlesin

Arif Şentürk
Trakya


Debreli Hasan, Drama'da yetişmiştir.Debreli namıyla mübadele öncesi dönemde Drama-Serez-Sarısaban bölgelerinde faaliyet göstermiş bir halk kahramanı eşkiyadır. Drama köprüsünü,o devrin haksızlıkla para kazanan halkı ezen zenginlerinden aldığı haraçla yaptırmıştır.Debreli Hasan'ın yaşadığı,dönem kesinlikle bilinmemekle beraber Çakırcalı Efe ile çağdaş olduğu görüşleri,hatta atıştıklarına dair hikayeler onun 1870-1920 yılları arasında Makedonya dağlarında egemen olduğunu göstermektedir. Bu konuda halk arasında söylenen menkibeye göre;Selanikli Yahudi bir tüccar ticaret için İzmir'e gidecektir.Eğer bu civar dağlarda hükümran olan Debreli'den geçsen, Ege dağlarında Çakırcalı'dan geçemezsin denir,kendisine.Nitekim de öyle olur.

Debreli'nin çetesinde pek çok kişi yoktur.Bilinen Karakedi namıyla bir tek kızanı olduğudur.Halka onu sevdiren eşkıya kişiliğinin en üstün tarafı ise fakirlere yardım etmesi,bilhassa birbirini seven yoksul gençleri evlendirmesidir.Bu konuda şöyle bir menkıbe de vardır."Evlenmek niyetinde olan dağlı bir genç,tek danasını almış,İskece pazarına inmektedir.Yolu,Debreli Hasan tarafından kesilir.Delikanlının evlenmek için parası olmadığını anlayınca Debreli kendisine düğün için yetecek parayı verir ve ayrıca danasını satmamasını salık verip uğurlar." Makedon dağlarının Debreli'si sonunda padişah affına uğrar veya söylentiye göre mübadelede güvenlik güçlerinin elinden kaçmayı başarır ve Türkiye'ye göç eder.

Kısacası Rumeli Türklerinin gönlüne yerleşmiştir efsanesiyle Debreli Hasan..



İstanbul'u Dinliyorum Gözlerim Kapalı...

ışık ve sevgiyle kalın.


Yerleşim TürkiyeMeslek Di?er
Üye551 yazı
Bu arada unuttum yazmayı...Bu türküyü de RUHİ SU mükemmel yorumlar o bass sesiyle...
İstanbul'u Dinliyorum Gözlerim Kapalı...

ışık ve sevgiyle kalın.


Yerleşim TürkiyeMeslek Di?er
Üye551 yazı
Hastane Önünde İncir Ağacı
Hastane önünde incir ağacı (Annem ağacı)
Doktor bulamadı bana ilacı (Annem ilacı)
Baş tabip geliyor zehirden acı (Annem vay acı)

Garip kaldım yüreğime dert oldu
Ellerin vatanı bana yurt oldu

Mezarımı kazın bayıra düze (Annem vay düze)
Yönünü çevirin sıladan yüze (Annem vay yüze)
Benden selam söylen sevdiğinize (Sevdiğinize)

Başını koysun karalar bağlasın
Gurbet elde kaldım diye ağlasın

Nida Tüfekçi
Akdağmadeni
Hastane Önünde İncir Ağacı


Komşu kızı ile beşik kertmesi olan bir genç, askerde vereme yakalanır. Hava değişimi olarak Yozgat'a (Akdağmadeni) gelir. Sözlüsünün ailesi gence kızlarını göstermek istemez. Genç tedavi için İstanbul'da hastaneye yatar, pencereden gördüğü incir ağacından aldığı ilhamla bu türküyü söyler.Yakalandığı amansız hastalıktan kurtarılama**** hastanede ölür. Ailesi cenazesini Yozgat'a getiremez, İstanbul'da kalır.


İstanbul'u Dinliyorum Gözlerim Kapalı...

ışık ve sevgiyle kalın.


Yerleşim TürkiyeMeslek Di?er