Biraz da dost kazanma üzerinde duralım. Tabii o kadar çok teknik var ki, insanın kafasının karışmaması elde değil. Birinci Kural:
Arkadaşlarınızı, dostlarınızı, yakınlarınızı, hattâ hiç kimseyi tenkit etmeyiniz.
Çünkü insan" münasebetlerde tenkit çok tehlikeli bir kıvılcımdır. İnsan" münasebetler, dost kazanma gibi konularda dünyaca ünlü Amerikalı uzman Dale Carnegie bu konuda şunları anlatır:
"Çok gençtim. Yazarları konu alan bir yazı hazırlıyordum. Bazı yazarlara mektup yazıyor, onlardan cevap alıyordum. Bana gelen mektupların birinin sonunda şöyle bir not vardı: "Dikte edilmiş fakat okunmamıştır." Yani mektup birine cümle cümle yazdırılmış fakat yanlışlık, eksiklik var mı diye okunmamış. Bu mektubu gönderen yazara çok özendim. Kimbilir ne kadar meşguldü ve şüphesiz ne kadar önemli bir insandı. Bu nottan öyle etkilendim ki, bir zamanlar Amerikan edebiyatının ünlüleri arasına girmiş olan Richard Harding Davis'e yazdığım mektubun sonuna aynı notu ekledim: "Dikte edilmiş fakat okunmamıştır." Böylece ben de önemli ve çok meşgul birisi olduğumu anlatmış oluyordum. Davis'ten cevap olarak benim yazdığım mektup geldi. Davis küçük bir not ekleyerek mektubumu iade ediyordu ve bana "*****lik yolunda kendinizi geçmişsiniz" diyordu.
"Davis tamamen haklıydı. Belki az bile söylüyordu. Fakat neticede bana hakaret ediyordu ve ben bir insandım. Davis'in bu hareketini, haksız ve hatalı olan ben olduğum hâlde, hiçbir zaman affetmedim. Onun ölüm haberi duyulduğunda pek çok insan üzülürken, benim hissettiğim, itiraf ederim ki yalnızca yıllar önce işittiğim hakaretin acısıydı.
"İşte siz de ölünceye kadar devam edecek bir kırgınlık meydana getirmek istiyorsanız, hemen haklı veya haksız acı bir tenkide girişiniz."
İnsan kupkuru bir mantıktan ibaret değildir. İnsan daha çok hiss" bir yaratıktır. Gururu, nefs" istekleri, peşin hükümleri, doğruluğuna kesin olarak inandığı dogmaları vardır. İnsanlarla münasebetlerimizde asla unutmamamız gereken gerçek budur.
Çok tehlikeli bir kıvılcımdır tenkit. Bir kıvılcım, bir barut fıçısından farksız olan insan gururunu anında infilâk ettirebilir. Ve böylece biz, en kıymetli dostlarımızı, arkadaşlarımızı, yakınlarımızı kaybedebiliriz.
İnsan" münasebetlerde çok başarılı olan Benjamin Franklin'e başarısının sırrı sorulduğunda bunu şöyle cevaplandırmıştı:
"Her değersiz adam, durmadan tenkit eder. Durmadan şikâyet eder. Durmadan suçlar. Ben hiç kimsenin kusurundan, kötülüğünden bahsetmedim. Herkesin iyi tarafları vardır. Ben hep o iyi tarafları anlattım. Benim başarımın en önemli sırrı budur."
Netice olarak, başkalarını suçlamak, tenkit etmek yerine, onları anlamaya çalışmak, çok daha faydalıdır. İnsanların niçin, hangi sebeplerle, tenkidini düşündüğümüz şekilde davrandıklarını kavramaya çalışmalıyız. Bu yol, tenkitten çok daha tesirli ve yapıcıdır. İnsanlar arasında sarsılmaz bir sevgi, kardeşlik, dostluk, arkadaşlık, hoşgörü, nezaket ve zerâfet olması, insanların birbirini durmadan tenkit etmesiyle değil, anlamaya çalışmasıyla mümkündür.
İkinci Kural:
İnsanları takdir ediniz, onlara önemli bir kişi olduklarını hissettiriniz, onlara yalana kaçmadan iltifatta bulununuz.
Ünlü düşünür John Dewey, insanlardaki en önemli duygulardan birinin, önemli olma arzusu olduğunu söyler. Fakat ne yazık ki uyku ve gıda kadar ihtiyaç olan önemli olma arzusu, uyku ve gıda kadar kolay tatmin olmaz.
Samim" bir takdiri, iltifatı hangimiz özlemeyiz? Hangimiz bulduğumuz zaman reddederiz.
Yıllar önce çok sevdiğim ticaret adamı bir ağabeyimiz bana, "hocam, arkadaşlar yanıma geliyorlar, 'ağabey sen şöylesin, sen böylesin' diye bir yığın takdir edici sözler söyleyip, çok tatlı iltifatlarda bulunuyorlar. Ben bu arkadaşların bana iltifat ederken saydıkları vasıfların, özelliklerin bende olmadığını adım gibi biliyorum fakat, yine de hoşuma gidiyor" dedi. Evet, yapmacık olmayan, samim" bir takdirden, bir iltifattan hoşlanmayacak kimse yoktur.
Güzel sözler duyma, takdir edilme, önemli, değerli bir insan olma arzusu; insanın içini kemiren açlıkların, susuzlukların en şiddetlisidir. Bazı insanlar bu arzuya esir olmadan iradelerini kullanarak kendi yerlerini bilirler, fakat büyük çoğunlukla insanlar bu arzunun tuzağına düşüp kendilerine yapılan ve gerçek olmayan abartılmış iltifatlara mağlup olurlar. Dostlarımızı bu şekilde aldatmaya da hakkımız yoktur. Onları hakikaten kendilerinde olan güzellikleri için veya haklarında hüsn-ü zannımız olduğu takdirde, yerinde iltifatlarla meşru şekilde medh etmeliyiz. Aksi takdirde riya ve dalkavukluk gibi insana yakışmayan davranışlara girmemiz işten bile değildir.
İyi insan olmak isteyen fakat bir türlü fırsatını ve ortamını bulamayan insanların, küçük de olsa iyi yönleri varsa, bu yönlerini kuvvetlendirmeleri için onların yüzüne karşı iltifat etmek daha faydalı olur. O kişinin takdir edilmesi kendine olan güveni artıracak "demek insanlar iyi yönlerimin de farkına varabiliyorlarmış" diyerek, daha iyi olmaya gayret edecektir. Bazı bilim adamlarına göre, yaşadığımız dünyada önemli olma fırsatı bulamayanlar, kendilerine ayrı bir dünya kuruyorlar ve o dünyada çok önemli birisi olarak yaşıyorlar.
Dale Carnegie, sahasında otorite olan bir doktora soruyor: İnsanlar neden deliriyor? Doktor şöyle cevap veriyor: Hiç kimse bunu tam olarak bilemez, ancak, çoğunun gerçekler dünyasından kaçarak, önemli oldukları bir dünyaya göçtükleri muhakkak.
ABD'de çelik üretimi konusunda ondan çok daha bilgili insanlar varken, niçin Schwap'a yılda bir milyon dolar maaş veriyorlardı. Çünkü Schwap, insan idare etme sanatının ustasıydı. Schwap diyor ki:
Ben insanlara heyecan verebiliyorum. İnsanın yeteneklerini geliştirmesi ve kullanabilmesi, takdir ve teşvik edilmesine bağlıdır. Yöneticilerinin tenkitleri kadar, insanın çalışma ve başarma aşkını ve şevkini öldüren bir şey yoktur. Ben insanlara hız vermek için onları överim. İnsanlarda kusur bulmaktan nefret ederim. Beğendiğim bir şeyi takdir etmekte asla gecikmem. Bundan da büyük bir zevk alırım. Şimdiye kadar ünü, makamı ne olursa olsun tenkit yerine, iltifat duyup da daha çok gayrete gelmeyen hiç kimse tanımadım.
Üçüncü Kural:
İnsanlara karşı gülümseyiniz. Yüzünüzü ekşitmeyiniz.
Peygamber Efendimiz (sas)'in tavsiye ve davranışlarından bir çoğu dost kazanmanın pratik ölçülerini vermektedir. Daima mütebessim ve huzur veren bir çehre ile insanların arasında bulunan, üzüntülü olsa bile yüzünü ekşitmeyip ancak mahzun duran bir Nebi'nin ümmeti olan bizler, maalesef sokakta, okulda, otobüste hep suratımız asık ve her an patlayacakmış gibi geziyoruz.
Dördüncü Kural:
İnsanlara karşı cömert olunuz. Küçük menfaatlere tenezzül etmeyiniz.
Cömertlik ve eli açıklık en önemli vasıflarınızdan biri olsun. Bu sizi asla fakir yapmaz ve sizin iktisatlı yaşamanıza bir eksiklik getirmez. Bir çay içirmekle, bir yemek yedirmekle çok gönüller fethedebilirsiniz; bir çay içirmekten kaçarak, insanlar arasında pinti diye anılmakla da çok insanı kaçırabilirsiniz.
Beşinci Kural:
İnsanlardan selâmı esirgemeyiniz.
Selâmla girdiğiniz bir yerde ve bir toplulukta size karşı olan peşin hükümler ve kötü bakışlar birden değişecek ve ortalık yumuşayacaktır. İnsanların gerilimi ve atmosferin sıkıntısı rahatlamaya dönüşecektir. Kırıcı konuşma yapmaya hazırlananların süngüleri düşecektir.
Altıncı Kural:
İnsanlara karşı açık ve doğru sözlü olunuz, fakat bu sizin her doğruyu, hem de katı ve kırıcı bir üslûpla söylemenizi gerektirmez.
İnsanlara karşı ikiyüzlü davranmayın, açık ve net olarak düşüncelerinizi yumuşak ve sakin, mümkünse mütebessim bir şekilde söyleyiniz. Söyleyecekleriniz arkadaşınızın küçük düşmesine sebep olacak bir davranışı ise ve onun pişmanlığını hissettiniz ise söylemeyin ve Allah (cc)'ın Settar ismine uygun davranın. Eğer bu kötü davranışını düzeltmesini istiyorsanız, kimsenin olmadığı bir yerde onu üzmemeye ve kırmamaya çalışarak, hattâ özür dileyerek ikaz etmeye bakın.
Netice olarak arkadaşlarımızı, dostlarımızı, yakınlarımızı, hattâ hiç kimseyi tenkit etmeyelim. İnsanları daima takdir edelim, onlara önemli bir kişi olduklarını hissettirelim ve sevdiklerimize iltifatta bulunalım. Daima mütebessim ve güleryüzlü olalım, cömert davranalım, selâmı eksik etmeyelim. İşte o zaman çevremiz her şeyini bizimle paylaşmaktan mutluluk duyan dostlarımızla dolacak ve biz onların gönüllerinde daima seçkin bir yere sahip olacağız." Kaynak:
http://www.sizinti.com.tr/konu.sizinti?SIN=607382a7d8&k=774&1488100851
İşin içinde bir parça yalakalık var gibime geldi.
Eleştirmeyeceksin, altan alacaksın, hep kafa sallayacaksın, olur diyeceksin, taviz vereceksin, pek itiraz etmeyeceksin, öveceksin peki ya gerçek duygularımızı, isteklerimizi, düşüncelerimi gizlemek bizi sıkıntıya sokmaz mı? Japon geyşaları gibi sürekli övmek, iyi hizmet ve saygı gerekiyor etkilemek için; sanırım olay o kadar basit değil.
Biraz Amerikan vari bir teknikler üzerinde konuşalım şimdi:"Kadınları etkileme sanatı
Erol ŞENGÜL
Amerika’da yapılan araştırmalar diye başlamayacağım ama canım Türkiyem de yeni zamanda yeni yetmelere inanılmaz fikirler vereceğim. Uygulayın göreceksiniz ki kadınlar etrafınızda pervane olacak. İlk görünüş çok önemlidir. Onun için önce kıyafetle başlayacağız. Eski bir Atasözü der ki ‘İnsanlar kıyafeti ile karşılanır, kişiliği ile uğurlanır.’Gerçi şimdi ünleri ve kartvizitleriyle karşılanıyorlar ama olsun.
*
Gelelim şimdi işin aslına kadınları etkilemek için neler yapmalıyız.
1- Ünlü olacaksınız. Öyle ünlü dediysem popüler ünlü olacaksınız. (Unutulmuş modası geçmiş olmayacaksınız) Yani en az 24 saatlik bir ününüz olacak 24 saati geçince bayatlama durumu söz konusu olabilir. Manken, fotomodel, tek şarkılık şarkıcı, köprüden atlama numarası, cinayet sanığı ya da yakını, vergi yüzsüzü, sporcu, televole maymunu gibi durumlara uygunsanız ünlüsünüz demek.
2-İyi giyineceksiniz. Markası on metreden belli olan poponuzu ortaya çıkaran iyi bir kot pantelon (Rafetce) . Üzerinde bir numara büyük bir gömlek ya da tişört (mutlaka sağ üst köşesinde markası olacak) ve bir deri mont. Eşek kadar markası görünen bir bot.
3- Koku. Koku deyip geçmeyin. Otobüs, minibüs ve arabada terden kaşar kokusuna dönmeyen cinsten olacak. Tabii ki kokuyu mutlaka bir asansörde bolca sıkacaksınız ki bir işe yarasın. Koltuk altı Roll on, koltuk altı deodorant ve Eau de Toilette. Kullandığınız kokudan bir tane de duş Jeli. Kokuyu hissettiği zaman iş tamam..?
4- Araba. Mutlaka arabanın dikiz aynasında bir tane CD asılı olmalı. İyi bir teyp buna bağlı koca kolonlar. Tabii ki son günlerede moda olduğu için Orhan Gencebay’ın kasetleri . Batsın bu dünya şarkısını duyurarak azami hız 20km ile tur atacaksınız. İş tamam. Not: Arabaya beş kişi binin ki kimse gelmezse bile çok kalabalıktık, onun için kimse gelmedi triplerine yatabilesiniz.
5-Barlara takılıcan. Elinde içki kadehi (en az Jack Daniels) olmalı. Ne söylediğini anlamadığın halde şarkıya ritim tutturucan. Tuhaf ama mesela Batsın bu dünya şarkısına Remix yapıldığını düşünün şarkıda ‘Yazıklar olsun’ dedikçe siz kıvıracaksınız.
6- Saçlar, ya kısa ve bol jöleli (Necip bey briyantini tavsiye edilir) ya da uzun olacak ki kızlar kendine yakın hissetsinler. İş tamam.
7- Spor. Yapmasan bile yapıyormuş gibi gözükücen. Seni sağlıklı ve hayatı seven biri zannetsinler. Bunları yapamıyorsan, takım tutucan ama öyle Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş, Trabzon değil, İstanbulspor, Esenler Yıldız spor, Mardin Köy Hizmetleri Spor gibi.
8-Uyuz da olsa köpek, kedi besleyeceksin. En azından göstermek için farenin akrabası olan bir hamster besleyeceksin.
9- Kendine iyi ama senden daha çirkin ve *** görünüşlü arkadaşlar seçeceksin ki onların yanında daha zeki ve yakışıklı görünesiniz.
10- Cep telefonu, kesinlikle bir tane almalısınız. Kemerinize asarak herkese göstermelisiniz ki cep telefonuna konuşmadan her ay 3-4 milyon verecek kadar zengin(!) olduğunuz anlaşılsın... Kemerinize takamazsanız bile arka cebinize koyun ki anteni kırılsın, pili bitsin yedek parça alın. En azından oyuncak telefon taşıyın nasılsa anlaşılmaz.
11- Karizma. Karizma deyip geçmeyin. Bakışınız oturuşunuz, yürüyüşünüz, ses tonunuz, hitap edişiniz farklı olmalı. Ayna karşısına geçerek bol bol egzersiz yapın. Ya da cool takılacaksın, önemsemiyor ayaklarına yatacaksın .
12- Bronz ten. Yazın güneşten, kışın solaryum veya Uludağ’da soğuktan bronzlaşarak dolaşacaksınız. En kötü ihtimal fondöten kullanın.
13- Limitleri düşük, her zaman sorun çıkaran bir sürü Kredi kartı bulundurun.
14-Gece, Underground yerlere yırtık kot, apartman topuk ayakkabı, saçlar sprey boya (Oksijenin gözünü seveyim). Gündüz, romantik ve güneşin, çiçeklerin böceklerin bol olduğu yerlere spor kıyafetlerle gideceksin.
15-Yabancı terimler (Global, nüans, okey, şhit, special) öğrenerek bu terimlerle cümle kuracaksın.
16-Önemli insanlarla görülüceksin. En azından mahalleye ünlü biri veya Televole gelmişse çekim yapılırken kafanı arkadan çıkarıyormuş gibi değil de sen istemediğin halde seni çekiyorlarmış tribine gireceksin.
17- İççamaşırı. Hijyenikmiş rahatmış gibi şeylere takılmayacaksın. Soyunduğun zaman markası görünecek. Boxer veya slip en azından vay be dedirtmeli.
18- Tattoo. Dövme Baba bir dövme, daha ilk görüşte göze çarpacak. Haç, yılan, akrep, yonca gibi.
19- Bunları kullanarak ilgisini çekeceğiniz kişiyi de bulmalısınız ki kek gibi ortada kalmayın.
Bunlardan en az 2-3 tanesini yaparsanız iş tamam demektir. Bunların hepsi sizde olabilir ama şansınız yoktur o zaman bir şey diyemem. Unutmayın’Şansı olmayan adamı çölde kutup ayısı kovalarmış’. İyi şanslar." Kaynak:
http://arsiv.hurriyetim.com.tr/tatilpazar/turk/98/04/12/eklhab/39ekl.htm Burda da işin içinde züppelik ve fazla yapmacık hareketler var gibime geldi; ama Carnegie'nin tavsiyelerinde de aynı yapmacıklık var; çok sinirli olduğun zaman bile çevreye gülüp her şeyin çok düzgün olduğunu sevmek, birini sürekli övmek fazlas yapmacık olmuyor mu? Her türlü mandacılığa karşıyım. Egemenlik milletindir. Egemenlik, A.B'ye, orduya ve IMF'ye devredilemez. Demokrasi mandacılığa karşı olmaktır.