Ana içeriğe geç

Diğer Konular

Sülükler, Mandacılar, Çözümü Dışarda Arayanlar

BaşlatanLeventTarih02/12/2004 17:32:24Yorum11

İlk mesaj
Üye488 yazı
A.B'nin kapısında yalvararak ülkeye demokrasiyi getirme derdindeyiz. Bu açıkça hoş bir durum değil. Çünkü herşeye rağmen bu milletin onuru var.
Peki neden bu hale geldik? Aydınlar nerede? Demokratik kitle hareketleri nerede? Ülke A.B'ye, IMF'ye ve içteki mandacı sülüklere satılırken biz ne yapıyoruz?
Dış borçlar inanılmaz bir rakama ulaştı ve giderek artıyor. Elin oğlu *** değil, eninde sonunda mutlaka büyük bir takım şeyler isteyecekler.
Bu borçlar sayesinde kalbimizi ele geçirebildiler şimdi ise beynimizi ve tüm değerlerli yerlerimi ele geçirmek istiyorlar.
Bazıları IMF'siz iş olmaz diyor, çünkü onlar isteğini yapmazsak ekonomi ve borsa batarmış, dolar yükselirmiş.
Arkadaşlar IMF zaten bu biçimde çalışıyor. Sizi gittikçe bağlıyor ve sonra yutmaya başlıyor. Eroine bağımlı gibi borç bağımlısı haline geliyorsunuz sonra borç yüzünden yani bu eroin yüzünden hayal görmeye herşeyin iyi gittiğini sanmaya başlıyorsunuz. Ama borca yani eroine giderek bağımlı oluyorsunuz. Sonra yutma operasyonu başlıyor. Arjantin, Meksika ve birçok üçüncü dünya ülkesinde olup biten budur.
Nasıl bu hale geldik, kimler IMF uşağı, neden böyle yapıyorlar, politikaları ne?
Maalesef en IMF'ci olanlar iç mandacılardır. Onlar bunu açık biçimde söylemezler. Vatan-millet derler. Demokrasiye karşıdırlar çünkü demokrasi onların yalanlarını,  larını açık biçimde gösterecektir.
IMF'nin bu ülkede ve dünyada politikalarını gerçekleştirmek için yapmayacağı şerefsizlik yoktur.Bir zamanların A.B.D uşağı IRAK ne halde? A.B.D uşağı Saddam ne hale geldi? Afganistan ne halde? Panamaya ne oldu, yüzlerce ülke ismi saymama gerek yok. Bazı iç mandacılar hala A. B.D diyor, geçmişte Saddam'ın dediği gibi.
IMF bu ülkeleri denetlemek ve sömürmek için her yola başvurur ve vuracaktır. Darbeler bile yapılır ama vatan millet denir. Saddam IRAK milliyetçisi görünürdü ama bir numaralı A.B.D ajanıydı görevi de IRAK'ı satmaktı ve bunu da en iyi biçimde yaptı. John Perkins isimli A.B.D'li yazar bunu açık biçimde ispatlıyor.Ekvator Başkanı ve Panama başkanı nasıl öldürüldü? IMF'ye karşı gelmenin sonu ne, askeri darbeler nasıl yapılıyor, ülkeler nasıl uyutuluyor, vatan-millet deyip ülke satmanın anlamı ne?
Türkiye bu tuzağa düştü. Nasıl düştüğünü biliyoruz. Demokrasi düşmanları sayesinde
.
Her türlü mandacılığa karşıyım. Egemenlik milletindir. Egemenlik, A.B'ye, orduya ve IMF'ye devredilemez. Demokrasi mandacılığa karşı olmaktır.

Yerleşim Türkiye / AnkaraMeslek Danışmanlık
YORUMLARTopluluk ne düşünüyor?
11 yorum
Üye488 yazı
Sayın Mim;

Derin devleti savunan kim-Bunları savunduğum yok- yok Birde İngiltere, Fransa ve yabancı hayranı olan kim? Almanya'da yaşayıp, orada oturup, A.B'ye savunup bana bunları söyleme. Olayları yanlış düzleme çekme.
Arkadaşlar;
A.B'nin Türkiye'yi alacağı filan yok. Ama bunu resmen söyleyemiyorlar çünkü Türkiye zaten şu anda A.B'nin sömürgesi durumunda. Adamların derdi bu. Fakat birileri, özellikle sadece kendi cebini doldurma derdinde olanlar bunu gizleme derdinde. DEdiğim gibi Türkiye'nin kısa vadede, hatta uzun vade de bile A.B'ye girmesi çok zor. Girse bile çok ağır koşullar olacak, ayrıca destekleme fonları filan olmayacak. Serbest dolaşım hakkı belki hiç olmayacak ya da çok uzun süreler ertelenecek. A.B 90'lık koca-karıya döndükten sonra Türkiye'ye hadi evlenelim diyecek, 18'lik delikanlı Türkiye'ye böyle diyecek, Türkiye'ye karşı köpek gibi davranacak, ona istediği herşeyi yapacak. İşgüveysi diye bir şey vardır ya ondan milyon kat beteri. Yani A.B aslında evlenecek adam aramıyor aradığı başka, aradığı bakıcı ve ücretsiz uşak.
Sayın Mim beni suçluyorsun, "borcu soktunuz diye" bir söz kullanmışın. Uslubunu düzeltmeni öneririm. Hayatımın hiç bir döneminde IMF'yi savunmadım. Ayrıca ülke yönetiminde bulunmadım, gidip o anlaşmalara imza atmadım. Bu yüzden benim adıma böyle anlamsız sözler etme, iftira atma burada, çocuklaşmayı ve sayıklamayı bırak ve kendine gel.
Burada sözü edilen sadece IMF, A.B değil. Yazıda aynı zamanda iç mandacılardan söz ettim. Bunu defalarca kez vurguladım. Onlara karşı en ağır yazıları da konikste ve daha başka binlerce yerde yazdım. Anlayan-anlamasını bilen anlayacaktır. Siz yabancı ülkelerde saklanıp kaçarken biz burada hergün mücadele ediyorduk ve hala ediyoruz Mim, kaçıp saklanmıyoruz, gidip o ülkelere hizmet etmiyoruz. Bunu da anlayan anlayacaktır.Oradan konuşması kolay yani Mim? Kuşkusuz aydınlar arasında, gazeteciler arasında A.B'den, IMF'den,Sovyetlerden, İÇ-Mandacılardan, A:B.D'den para alan bir çok kişi var. Fakat almayan da var. Aydınlardan bir kısmı IMF'den rüşvet, borç almıyor ve hapse girme pahasına mücade ediyor, yazı yazıyor, yazdığı yazı için yıllarca hapis yatıyor, yargılanıyor, dayak yiyor, peki siz buna karşı ne yapıyorsunuz? HAvyar mı yiyordunuz yoksa başka bir şey mi, bunları bana anlatma MİM. Siz 12 Eylül olduğunda ne yaptınız, darbecilere karşı nasıl mücadele ettiniz, o kadar param var servetim var diyorsun. O kadar gücünle ne yaptın gel anlat da bilelim.
Bu ülkenin bir çok aydını var, yazanı okuyanı var. Siz cahilseniz, okumuyorsanız, ben sana ne anlatayım. Ama yeterli mi değil tabii, onun için yazıyorum ya. İç mandacılardan kurtulmak için A.B mandacılığını bana savunma.
Her türlü mandacılığa karşıyım. Egemenlik milletindir. Egemenlik, A.B'ye, orduya ve IMF'ye devredilemez. Demokrasi mandacılığa karşı olmaktır.

Yerleşim Türkiye / AnkaraMeslek Dany?manlyk
Üye488 yazı
"Çıta daha da yükselebilir

Ankara'nın itirazlarını ve AB karşıtı ülkelerin çekincelerini not alan AB Dönem Başkanı Hollanda, yeni karar taslağı hazırlayacak. Dışişleri Bakanı Bot, 'Ek koşullar gelebilir. Müzakereler 2005'te başlamayabilir' dedi


REUTERS - BRÜKSEL/AMSTERDAM - Türkiye'yle müzakerelere başlama konusunda kararın verileceği 16- 17 Aralık zirvesinin taslağında pazarlığı yüksekten açan AB, çıtayı daha da yükseltmekten söz ediyor. Zirvenin karar taslağındaki Kıbrıs'ın 'de facto' tanınması gibi ağır koşulları değiştirtebilmek için kollarını sıvayan Ankara'ya, taslağı hazırlayan AB Dönem Başkanı Hollanda'dan "Yeni koşullar daha getirebiliriz" darbesi geldi.
Taslak ilkin önceki gün AB üyesi 25 ülkenin Brüksel'deki daimi temsilcileri (COREPER) tarafından tartışıldı. Türkiye'nin üyeliğine karşı ülkeler, Ankara'yla ilgili söylemi fazla yumuşak bulup sertleştirmek isterken, Türkiye'yi destekleyen ülkelerin muhalefetiyle karşılaştı. Hem COREPER'in tartışmalarını not eden, hem de Türkiye'nin itiraz belgesini alan Hollanda, yeni bir metin hazırlama kararını verdi. Ardından Hollanda Dışişleri Bakanı Bernard Bot'tan 'Türkiye'ye ek koşullar getirilebileceği' açıklaması geldi.


'Avrupa siyaseti böyle'
NRC Handelsblad gazetesine konuşan Bot, 'AB liderlerinin Türkiye'ye daha fazla şart getirmesi beklenebilir mi' sorusunu şöyle yanıtladı: "Bunu görmek zorunda kalacağız. Türkler 'Hiç adil değil, önümüze koyduğunuz tüm kriterleri yerine getirdik, artık daha ne istiyorsunuz' diyecektir. Ama aynı zamanda Avrupa'nın da bir siyasi gerçekliği var ve bir gözümüzü bu konu üzerinde açık tutmalıyız." Bot, Ankara'nın arzuladığı gibi müzakerelerin 2005'te başlayacağı konusunda da ümit vermedi: "17 Aralık'ta liderler müzakereleri başlatmayı kararlaştırırsa, bu, asıl katılım sürecinin bir yıl içinde başlayacağı anlamına gelmez. En önemli unsur, şu anda aralık olan kapının gıcırda**** biraz daha açılacak olmasıdır."
Asıl pazarlıkların öncüsü niteliğindeki COREPER toplantısında, Fransa ile Avusturya Türkiye'ye tam üyeliğe alternatif olarak imtiyazlı ortaklığın da önerilmesini, Rum Yönetimi de 'Ankara'nın tanımasını' istedi. Almanya, Avrupa Komisyonu'nun Türkiye'yle müzakerelerin gecikmeksizin başlaması tavsiyesine uyulması için bastırırken, Britanya ve bazı Doğu Avrupa ülkeleri Türkiye'ye ayrımcılık yapılmaması ve tek hedefin üyelik olması gerektiğini belirtti.


'Kesin tarih verilmeli'
Bot'un açıklamalarının ardından, Hollanda Avrupa İlişkileri Bakanı Atzo Nicolai de 16-17 Aralık zirvesinde Türkiye'ye kesin bir tarih verilmesini beklediğini, ancak müzakerelerin büyük ihtimalle 'ucu açık' olacağını söyledi. Hollandalı Bakan "Türkiye'ye kesin bir tarih verilmesi müzakerelere başlanacağı sözü verilmesinden daha faydalı olur" diye konuştu. Nicolai, Türkiye'nin çıkardığı, AB ile uyum yasalarının nisan ayında yürürlüğe gireceğini belirterek, "Müzakereler bunun ardından başlayabilir" dedi. Hollandalı bakan, "10 yıl sonra ne olacağını kimse bilemez. Herkes, ikinci bir ihtimali de düşünmek zorunda" ifadesini kullandı." KAynak: http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=136185
Her türlü mandacılığa karşıyım. Egemenlik milletindir. Egemenlik, A.B'ye, orduya ve IMF'ye devredilemez. Demokrasi mandacılığa karşı olmaktır.

Yerleşim Türkiye / AnkaraMeslek Dany?manlyk
Üye488 yazı


"Taslak karara göre Yunanistan haklı

AB Dönem Başkanı Hollanda tarafından hazırlanan taslak, Atina'nın Türkiye-AB ilişkilerindeki görüşlerini aynen yansıtıyor



Avrupa Birliği Dönem Başkanı Hollanda tarafından hazırlanan karar taslağında yer alan ifadeler, Türkiye'nin AB yönelimine ilişkin AB içinde ortamın olumlu olmadığını gösteriyor. AB zirvesine ilişkin karar taslağında yer alan koşullar aslında Yunan dış politikasının AB-Türkiye ilişkileri konusunda ileri sürdüğü tezler. Bu da Kıbrıs'ta var olan işgal sorunu konusunda Yunan Dışişleri Bakanlığı'nın işin başından beri doğru hareket ettiğinin göstergesi.
Öyle görülüyor ki, Yunan Dışişleri Bakanlığı gösterişlerde bulunmadan ve gereksiz 'sızlamalara' olanak tanımadan, Türkiye'nin AB müktesebatına her açıdan uyum sağlaması yolundaki tez doğrultusunda, ciddi ve aklıselim biçimde ilerliyor.
Bu noktada şunu kaydetmek gerekir: Hollanda tarafından hazırlanan karar taslağı kabul görürse- muhtemelen kabul görecektir Türkiye en azından Gümrük Birliği Anlaşması aracılığıyla 'de facto' olarak Kıbrıs'ı tanıma yönünde adımlar atmak zorunda kalacak. Karar taslağıyla Yunanistan
ile sorunlarını uluslararası hukuk temelinde çözmesi için Ankara'ya çağrı da yapılmakta.
Hollanda tarafından hazırlanan ve Brüksel'de 17 Aralık'ta yapılacak AB zirvesinde kabul görmesi beklenen karar taslağı 'ikinci Helksinki'
olarak tanımlanabilir, ancak Hollanda tarafından hazırlanan karar taslağı, geçmişte o zamanın dönem başkanı Finlandiya tarafından hazırlanan ve eksikliklerine rağmen 'ulusal başarı' olarak tanımlanan Helsinki kararlarına nazaran Yunanistan için daha olumlu koşullar yaratıyor. Yunanistan, komşu ülkenin AB yönelimini destekleme politikasına sadık kalmasına rağmen, '25'lerin Türkiye'nin önüne koyması beklenen
'koşulların', Ege'de ve Kıbrıs'ta sürekli tahrik edici girişimlerde bulunmanın bedeli olduğu yolunda Türkiye'ye yönelik güçlü bir mesaj oluşturduğunu düşünüyor.
(Yunan gazetesi Elefteros Tipos, başyazı, 30 Kasım 2004)" Kaynak: http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=136151


Her türlü mandacılığa karşıyım. Egemenlik milletindir. Egemenlik, A.B'ye, orduya ve IMF'ye devredilemez. Demokrasi mandacılığa karşı olmaktır.

Yerleşim Türkiye / AnkaraMeslek Dany?manlyk
Üye488 yazı
"Türkiye'nin AB'de işi ne?

Avrupa'nın Irak, İran, Suriye gibi zorlu komşuları ve güvensiz sınırları olacak. IMF'ye muhtaç bir Türkiye AB'ye güç falan katamaz

02/12/2004 (1328 kişi okudu)


Paul J.J. Welfens (Arşivi)

Avrupa Komisyonu'nun Türkiye raporu ortada. Komisyon bu ülkeyle sonucu kesin olmayan üyelik müzakerelerine başlanması yönünde görüş bildirdi. Genişleme sorunuyla ilgili olarak bu kadar çok çelişkilerle dolu, olgunlaşmamış politikalar görülmemişti. Avrupa ve dolayısıyla Almanya tehlikeli sulara yöneldi.
Türkiye'ye geçtiğimiz yüzyılın 60'lı yıllarında AB üyeliği sunulduysa, bu Gümrük Birliği perspektifi temelinde olmuştur. AB ve Türkiye arasındaki Gümrük Birliği 1996'dan bu yana yürürlükte. Bu nedenle verilen politik sözlerin AB açısından tutulduğundan söz edebiliriz.
Yalnız bunlar entegrasyonun derinliği açısından biraz daha genişlik kazandı. Bu genişleme özellikle 1992'de ticaret, sermaye dolaşımı ve insan göçü gibi konulardaki temel hak ve özgürlükleri iç pazarın oluşumuna uyarla**** ve 1999'da avroya geçerek ekonominin ve para biriminin birleştirilmesiyle sağlandı.
Türkiye'nin tam üyeliği birçok şeyle beraber serbest dolaşımı da getirecek. Bu, Batı Avrupa açısından kitlesel göç hareketleri demek; yalnızca Almanya için 2020 ile 2050 yılları arasında Küçük Asya'dan 5 milyon göçmen hesaba katılmak durumunda. Ayrıca üyelik müzakerelerinin sekiz yıl sürmesi bekleniyor ve serbest dolaşım için geçiş dönemi tıpkı daha önce doğuya yönelik genişlemedeki gibi bir süreç izleyecek.

AİHM'den geçmez
Verheugen'in söylediği gibi, serbest dolaşımın süresiz kısıtlandığı bir tam üyeliği savunmak tamamen bir göz boyamadan ibaret. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi mevzuatının bu konudaki hukuki kuralları çok açık;
AB üyesi bir Türkiye'ye süresiz serbest dolaşım yasağı uygulamak mümkün değil.
AB ile Türkiye arasındaki ticaretin, Türkiye'nin ekonomik büyüme potansiyeli nedeniyle güçleneceği, bu ülkenin AB üyeliği lehinde bir argüman olarak görünüyor. Üstelik doğrudan yatırımcılar için Türkiye'de daha uygun koşullar oluşacak. Fischer, 11 Eylül 2001'deki terör saldırılarından sonra, Türkiye'nin AB'ye alınmasının, AB'nin Müslümanlara da açık olduğuna bir kanıt anlamına geldiğini ve bunun da Türkiye'deki demokrasiyi güçlendireceğini vurguluyor. Halbuki; milyonlarca Müslüman zaten şu anda AB içinde yaşıyor ve demokrasiyi güçlendirmek AB'ye tam üyelikten başka yollarla da yapılabilir: Mesela Avrupa Ekonomik Bölgesi'ne üyelikle.
Verheugen kamuoyuna karşı, Türkiye'yi içine almış bir AB'nin -Kuzey kutbundan Suriye sınırına kadar bir dünya gücü haline geleceğini söylüyor. Tekrar tekrar IMF'den akan damlalarla hayat bulan bir Türkiye'nin üyeliğiyle kazanılacak bir AB gücü mü? Verheugen'in tasarladığı gibi bir güç kazanımı tamamen akıldışı bir şey. Kaldı ki, Türkiye'nin de dahil olduğu bir AB, doğusunda Irak, İran, Suriye gibi zorlu komşulara sahip, güvensiz sınırlarıyla, heterojen bir ülkeler kulübü haline gelir.


Fatura AB vatandaşına
Heterojen yapısı güçlü bir Avrupa Ekonomik Bölgesi'nde zayıf bir meşruiyetle politika yürütmek de hayli zor olur. Bunun zararını AB vatandaşı görecek ve olumsuzlukları ekonomide hissedilecek. Türkiye'nin tam üyeliği durumunda oluşabilecek cüzi miktardaki AB'nin ticari kazanımları, giderek artan Batı Avrupalı AB ülkelerinin katkıları ve buna karşın AB çıkarlarının temsilinin zayıflaması düşünüldüğünde devede kulak kalır. AB, dünya çapında pazarlık gücü olan bir aktör olmak konumundan çıkar.
Türkiye'nin Batılı değerleri kalıcı biçimde paylaştığı tamamen belirsiz. Türkiye'de birçok yasa, AB'nin zorlamasıyla gerçekleşti ya da geçenlerde rezil zina yasasında olduğu gibi geri çekildi. Böylesi bir tavırdan sonra insan Türkiye'de neyin hükümet ve meclisin taktik hesabı olduğunu, neyin samimi olarak çoğunluğun karar ve inancını yansıttığını bilemiyor. Unutulmamalı ki, AB için çabalayan aynı Türkiye başbakanı 16 yaşındaki kızını koyu bir tesettür içinde evlendirdi.
Verheugen Türkiye genişlemesini öyle bir satmaya çalışıyor ki sanki bugün 71 milyon nüfusuyla Türkiye'nin üyeliğinin getireceği yük, tıpkı bir süre önce doğu genişlemesinde 75 milyon yeni AB vatandaşının getirdiği yük gibi olacakmış. Bu tamamen saçmalıktan öte bir şey değil: Türkiye nüfusu yılda yaklaşık 1 milyon artıyor ve söz konusu durumda bu oran 2020'de 90 milyon, 2050'de 120 milyon ve yüzyılın sonunda da 150 milyon Türk anlamına geliyor. Yani her dört AB vatandaşından biri Türk olacak. Serbest dolaşımın sınırlandırılması durumunda bile 5 milyon Türk göçmen AB içinde yaşıyor olacak. 2050'de dolaşımın tümüyle serbest bırakılması durumunda 12 milyon Türk Batı Avrupa'da yaşıyor olacak ve bu Almanya içinde yaklaşık 5 milyon daha fazla Türk anlamına geliyor.


Göç korkusu gerçek
Yeniden birleşmiş bir Almanya, böylesi bir göç akınıyla tamamen bunalacaktır. Tam kapasiteye geçmek için 30 yıldan fazla zaman harcamış bir Almanya 2004-2005 kışında 5 milyon işsiz sayısıyla rekora gidiyor. Hükümetin en iyi öngörüsüyle bile, doğu genişlemesi sonrası göçü dalgasını engellemek için 2011 yılı sonuna kadar belirlenen geçiş süreci sonunda yeniden tam kapasiteye dönülebilmesi akılcı politikaların olmaması nedeniyle imkânsız görünüyor. Politik kararsızlıktan dolayı Almanya 2011 yılından sonra, Doğu Avrupa'dan gelecek göç dalgasından bir başkasına, Türkiye'den gelecek göç dalgasına yuvarlanacak.
Türkiye'deki insanların düşüncesine göre, onları göçe iten sebepler; ülkelerindeki yüksek işsizlik oranı ve kişi başına düşen gelirde oluşan uçurum düzeyindeki fark. Türkiye içinde bulunduğumuz yıl 15 AB ülkesindeki satın alma gücünün yüzde 22'sine satın alma gücü paritesine göre doğu genişlemesiyle AB üyesi olan ülkelerin de yarısına ulaşıyor.


Almanya kopabilir
Türkiye'nin AB üyeliği, Almanya'da hızla büyüyen radikal sağ partiler için Türkiye konusundan hareketle AB'den ayrılma kampanyasına bir gerekçe oluşturabilir: Alman Markı'na dönüş, AB'ye aktarılan kaynaklardan tasarruf, göç üzerinde kontrol imkânı kazanma vb. gibi. Türkiye'nin AB üyeliği durumunda Almanya'nın AB'den çıkışını isteyen politik talepler gündeme gelecektir.
Eğer bu gerçekleşirse, AB'nin 1950 yılındaki kuruluş gerekçelerinden biri olan Almanya'nın AB'ye barışçıl biçimde eklenmesi de zarar görür. Hangisi Avrupa açısından daha değerli, Almanya'nın mı yoksa Türkiye'nin mi üyeliği?
Seçkin politikacılar vatandaşın çoğunluğunun onayını alamayacak genişleme projelerinde kamuoyunun aleyhte gelişmesine ket vuruyor. İnternet bu anlamda vatandaşın geleneksel katılım hakkının daha fazla ciddiye alınması için bir şans.
Gerçekten de internet üzerindeki 'dijital kamuoyu yoklamaları' yeni demokratik karar alma mekanizmaları oluşturmakta. Eğer Verheugen'in satılığa çıkardığı Avrupa çıkarları işlerliğini koruyacak olursa bu yalnızca şu anlama gelir: Hedefleri İsviçre usulü referandumlarla AB'de halkın hâkimiyetini güvence altına almak olan, Avrupa ülkelerinde demokratik internet partilerinin kurulması.
(İsviçre gazetesi, 25 Kasım 2004)" Kaynak: http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=136048&tarih=02/12/2004
Her türlü mandacılığa karşıyım. Egemenlik milletindir. Egemenlik, A.B'ye, orduya ve IMF'ye devredilemez. Demokrasi mandacılığa karşı olmaktır.

Yerleşim Türkiye / AnkaraMeslek Dany?manlyk
Üye488 yazı
"DURUM........YAzan..Ahmet Yaşaroğlu


AB’li patronlar niye sevinmesinler?
“Helal olsun Avrupalı patronlara.” Tercüman gazetesinin-dünden bugüne Tercüman- Türkiye’ye müzakere tarihi verilmesini destekleyen Avrupalı patronlara ilişkin haberine koyduğu başlık böyle. Gazetenin haberine göre Avrupa’nın önde gelen 45 şirketinin üyesi olduğu Avrupa Sanayicileri Yuvarlak Masası (ERT) Genişleme ve Avrupa Sahası Çalışma Grubu ve Unilever Dünya Başkanı Antony Burgmans ile Fransız Peugeot firmasından Türkiye’nin AB üyeliğine destek gelmiş. Gazete Avrupalı politikacıların sorunu halen tartıştıklarını ve çelişkili açıklamalar yaptıklarını vurguluyor ve patronlardan helal olsunu esirgemiyor, onları alkışlıyor.
Patronların genellikle pratik adamlar olduklarını biliyoruz. Çıkarlarının nerede olduğunu çok iyi bilirler ve burunları kâr kokusunu oldukça iyi alır. Burgmans’da zaten bunu açıkça belirtmiş. Şöyle diyor; “Müzakere tarihinin alınması, yatırımlar açısından Türkiye’yi daha cazip hale getirecek.” Türkiye ucuz emek cenneti ve yabancı sermayeye tanınan haklar, avantajlar oldukça geniş. Yüksek kârlar üstelik sadece doğrudan yatırımlardan cebe indirilmiyor. Özellikle borsa oyunları yabancı sermayeye rüyasında göremeyeceği kârlar sağlıyor. Son yıllarda ortalama yılda 7 milyar dolar, borsaya, yüksek faizli fazine bonolarına yatırılıyor. Vuruyorlar ve gidiyorlar. Örneğin, 1999 yılında yabancılar hisse senedi ve bono satarak 5.0 milyar doları, 2003 yılında 3.7 milyar doları alıp gittiler. Şimdi meydan daha da düzleniyor ve patronların ağzının suyu akıyor.
Yabancı sermayenin ülke ekonomisine verdiği zarar bu kadarla da sınırlı değil. Özelleştirme, satın alma, tekel rekabeti vb yöntemleri kullanarak, ülkenin ekonomisine, sanayisine büyük zararlar veriyorlar. Ülkenin sanayisi, ekonomisi daha fazla dışa bağımlı hale geliyor, bu bağımlılık dış ve iç politikada, diplomaside, güvenlikte kendisini tüm ağırlığı ile hissettiriyor. Durum böyle iken ülkenin bir gazetesi yabancı patronlara nasıl alkış tutabilir? Bunun sadece bir tek açıklaması bulunuyor; ülkenin ve halkın çıkarları değil, yabancı sermayenin çıkarları savunuluyor ve işbirlikçilikle ondan yemleniliyor.
Kuşkusuz AB’ye ilişkin pembe tablolar çizmek bu gazete ile sınırlı değil. Belli başlı büyük gazeteler, hükümet ve AB yanlısı partiler AB borazanlığı yapıyorlar ve halkın kafasını bulandırmaya çalışıyorlar. Onlar Yunanistan’ın, İspanya’nın sanayisinin AB sürecinde nasıl tasfiye edildiğini halktan gizliyorlar. Son günlerde basına Polonya örneği yansıdı ve bu olumlandı. Oysa ortada olumlanacak bir tablo bulunmuyor. Polonya’nın AB’ye giriş sürecindeki başmüzakerecisi Plewa -eski Tarım Bakan Yardımcısı- ballandırarak şu bilgileri veriyor; “5 yıl önce 800 bin çiftlikte 11.6 milyon ton süt üretiliyordu. Şu anda mandıralara süt veren çiftlik sayısı 340 ve süt miktarı 7.2 milyon ton. Kotayla süt üretimi 9.4 milyon ton olarak belirlendi.” (Hürriyet ekonomi sayfası. 06.10.2004)
Diğer yüzbinlerce süt üreticisinin başına neler geldi ve süt üretimi 11.6 milyon tondan nasıl 9.4 milyon tona düşürülerek kotayla sınırlandı? Yoksa AB’ye üyelik sürecinde Polonya halkının, çocuklarının süt tüketimi mi azaldı? Kuşkusuz hiçbiri değil. Süt üretimi bir taraftan tekelleşirken, diğer taraftan AB’nin büyük tarım, gıda tekellerinin çıkarlarına kurban edilmiş durumdadır. İşlerini kaybeden Polonyalılar da, yerlerini yurtlarını terketmek zorunda kalarak büyük Avrupa ülkelerinde iş aramakta, emeklerini ucuz işgücü olarak pazara sunmaktadırlar.
" Kaynak: http://www.evrensel.net/04/12/03/kose.html#1

Her türlü mandacılığa karşıyım. Egemenlik milletindir. Egemenlik, A.B'ye, orduya ve IMF'ye devredilemez. Demokrasi mandacılığa karşı olmaktır.

Yerleşim Türkiye / AnkaraMeslek Dany?manlyk
Üye488 yazı
Sayın Mim Keşke yalvararak demokrasi getirseniz, çünkü neyin olacağını anlattık. Mesele demokrasiden çok Türkiyenin A.B'ye pazarlanması. A.B zaten sömürüyor, iç mandacılarla birlikte daha da etkili biçimde sömürecek, mesele bundan ibaret. Bunun adı demokrasi filan olamaz. Çünkü demokrasi sömürü düzeni değildir.
Her türlü mandacılığa karşıyım. Egemenlik milletindir. Egemenlik, A.B'ye, orduya ve IMF'ye devredilemez. Demokrasi mandacılığa karşı olmaktır.

Yerleşim Türkiye / AnkaraMeslek Dany?manlyk
Üye488 yazı
Gümrük Birliğine Girdik Ne oldu

"Yoksulluğun tescili





Ege Sanayici ve İşadamları Derneği'nin (ESİAD) hazırladığı "Yoksullukla Mücadele ve Bölgesel Kalkınma" konulu araştırma, Türkiye'de bölgeler arasındaki farkı bir kez daha gözler önüne serdi. Araştırmaya göre, Türkiye'nin en zengin bölgesi Doğu ve Batı Marmara, en yoksul bölgeler ise Güneydoğu ve Kuzeydoğu Anadolu. Özellikle bu bölgelerde, Türkiye nüfusunun yüzde 2'den fazlası, yani yaklaşık 1.5 milyon kişi günde 1 dolarla geçiniyor.

8'inci ESİAD Zirvesi kapsamında Diyarbakır'da sunulan araştırma, Devlet İstatistik Enstitüsü ile Birleşmiş Milletler'in verilerini de içeriyor. Zirvenin açılış konuşmasını yapan ESİAD Genel Sekreteri Prof. Mustafa Yaşar Tınar, verilerin Türkiye'nin 81 ilinin önce 26 bölgeye, daha sonra bu bölgelerin de 12 ana bölgede toparlanmasıyla elde edildiğini belirtti. Tınar "Yaptığımız çalışmada, Türkiye'de Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nin genelde yoksulluğun en fazla yaşandığı yerler olarak ortaya çıktığını gördük. Zirvede bölgesel kalkınma temasını seçmemizin nedeni bu. Çünkü bölgesel kalkınma ile yoksulluğun pençesinden kurtarabilir ve dünya ile rekabet edebilecek hale getirebiliriz" dedi.

36 ili kapsayan Teşvik Yasası'nın sadece bazı illere yaradığını da ifade eden Tınar, "Teşvik Yasası 36 ilden sadece bazılarına yarıyor. Asıl yoksulluğun daha ağır olduğu yörelerde, yatırım eğiliminin olmadığını gördük. Bölgelerin kendine özgü yapılarını dikkate alarak, bölgesel tercihlerle, sektörel tercihlerin belirli bir dengeye oturtulduğu teşvik politikalarına ihtiyaç vardır" dedi.



EŞİTSİZ GELİR DAĞILIMI

Araştırmaya göre, Türkiye nüfusunun yüzde 2'den fazlası günde 1 dolarla geçiniyor. Bu da yaklaşık 1.5 milyon kişiye denk geliyor. Günde 2 dolarla yani yaklaşık 3 milyon lirayla geçinenlerin nüfusa oranı da yüzde 10,3. Bu da 7 milyondan fazla bir grubu ifade ediyor. Kişi başına reel gayri safi milli hasıla sıralamasında İstanbul, 10 bin 237 dolarla birinci olurken Ağrı, Kars, Erzurum ve Erzincan gibi illeri kapsayan Kuzeydoğu Anadolu bölgesi, 2 bin 653 dolarla 12 bölge sıralamasında en altta yer aldı. İşsizliği en yoğun yüzde 13.1 ile Güneydoğu Anadolu yaşarken, en düşük işsizlik Batı Marmara'da yaşanıyor.

Araştırma bazı demografik bilgileri de içeriyor. Türkiye'de ortalama yaşam beklentisi 70,1 yıl. Yaşam beklentisinin en yüksek oldugu il 76,5 ile Sakarya, en düşük olduğu kent 58,3 ile Şırnak. Rapora göre Şırnaklıların yaşam beklentisi Nepal ve Yemen'den de geride. Sadece 40 yaşına kadar yaşamayı bekleyenlerin oranı yüzde 8'e ulaşıyor. Araştırmaya göre, Türkiye nüfusunun yüzde 14,5'i okuma yazma bilmiyor. Şırnak ise yüzde 44,5 ile okuma -yazma oranının en düşük olduğu il. Okuma - yazma oranının en yüksek olduğu il ise % 93.1 ile ekonominin başkenti İstanbul.



İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ ÖĞRETİM ÜYESİ PROF.DR.ESFERDEN KORKMAZ:

Devlet İstatistik Enstitüsü gelir dağılımının düzeldiği yönünde açıklama yapmıştı. Oysa bu rakamlar gelir dağılımının ne kadar bozuk olduğunu gösteriyor. Bazı Afrika ülkelerinde bile görülmeyecek kadar düşük. IMF bazlı politikalardan da başka sonuç alınamaz. 2001 yılından bu yana gerek kamu gereközel sektörde reel ücretler yüzde 20 oranında geriledi. 1997'yi baz alırsak, o zaman 5 yumurta alan artık 4 yumurta alabiliyor. Araştırmadan çıkan rakamlar da bunu doğruluyor, gelir dağılımı düzelmemiştir." Kaynak: http://www.birgun.net/index.php?sayfa=59&inid=0&devami=4245#haber_basi


Her türlü mandacılığa karşıyım. Egemenlik milletindir. Egemenlik, A.B'ye, orduya ve IMF'ye devredilemez. Demokrasi mandacılığa karşı olmaktır.

Yerleşim Türkiye / AnkaraMeslek Dany?manlyk
Üye488 yazı
Aslında İç-Mandacılarda, siyasetçilerde durumun farkında. Ve bir çok taşeron patron da. Ama mesele bu değil. Mesele insanları avutmak ve teselli vermek. Gençleri, insanları avutup duruyorlar böyle. 17 Aralık diyorlar, 17 Aralık gelecek başka bir tarihten söz edilecek, o gelecek, başka bir tarih ve sonsuza kadar böyle gidecek. Belki yüz yıl. Şimdi üç-beş yıl diyorlar, tabii ne diyecekler başka milleti nasıl avutacaklar.
YÖK'çülerin de bir çoğu A.B yanlısıdır niye çünkü onlara bu öğretilir. Yani liberal ekonominin doğruları ve erdemleri.
A.B liberal ekonominin temsilcileri ve patronların çıkarı için vardır daha çok. Orada da şimdilerde çalışanın hakkı hızla onun elinden alınıyor. Emeklilik yaşı yükseliyor. Almanya'da 67 oldu. Sosyal haklar kısıtlanıyor. İşsizlik olağanüstü biçimde artıyor. Nedeni belli? Hal böyleyken 90'lık A.B'nin Türkiye'den elde edeceği şeyler çok.
Her türlü mandacılığa karşıyım. Egemenlik milletindir. Egemenlik, A.B'ye, orduya ve IMF'ye devredilemez. Demokrasi mandacılığa karşı olmaktır.

Yerleşim Türkiye / AnkaraMeslek Dany?manlyk
Üye488 yazı
MİM ben ne diyorum nasıl cevap veriyorsun. Başka çözüm kalmadı filan demek çözüm değil. Çözüm bizde, bizim mücadale gücümüzde.İnsanı ve insan olmayı küçümseme. Çözüm yok deyip burada acizlik mesajları verme. A.B'nin verecek bir şeyi yok diyorum, siz ise başka türlü kaçamak yanıtlar veriyorsunuz.
A.B Türkiye'ye ne verecek? Karşılığında ne alacak? A.B'ye ne zaman gireceğiz? Serbest dolaşım hakkı ne zaman tanınacak? Bunlara tatmin edici cevaplar vermiyorsun, söylediklerin cevap filan değil MİM.
Kurtuluş savaşında başka çözüm yok deyip A.B.D mandacılığını savunalara benziyorsunuz. Veya demokrasi için Ordu göreve diyen insanlardan farkınız yok.
Kısaca egemenlik devredilmez ve verilmez. Söyleyecek bir şeyin varsa gel delillerinle söyle.
Her şey yolunda filan değil. Fransa karşı, Danimarka karşı, İsveç karşı. Verdiğim yorumlar yeni. Ayrıca herşey yolunda olsa ne olacak?
Bu arada 17 Aralık filan umrumda değil, ben öyle günlere endeksli değilim. Çünkü oyunun ne olduğunu biliyorum. Yapılanlar kısaca şöyle:Bulandırma, kafa karıştırma günü kurtarma ve zaman kazanma. Biz daha onlarca,yüzlerce-binlerce 17 Aralık göreceğiz Mim.
Her türlü mandacılığa karşıyım. Egemenlik milletindir. Egemenlik, A.B'ye, orduya ve IMF'ye devredilemez. Demokrasi mandacılığa karşı olmaktır.

Yerleşim Türkiye / AnkaraMeslek Dany?manlyk
Üye488 yazı
A.B'ye girerek derin devleti kaldıracaksınız öyle mi? Bir kere A.B'ye girecek misiniz, gireceksiniz hangi koşullarda, ne zaman gireceksiniz o bile belli değil.
Adamlar zaman kazanıp Türkiye'yi nasıl sömürebiliriz diye düşünüyor. Çünkü onların gözünde Türkiye sömürülmesi gereken *** bir ülke. Ve hep *** olarak kalması gerekiyor. A.B.D'liler zencilere nasıl bakıyorsa A.B'de bir çok kişi olaya böyle bakıyor.
Peki gerçekler neden söylenmiyor. Söylenmiyor çünkü bir oyun bu. Her iki tarafında işine öyle geliyor. Bu oyuna göre A.B "hayır" deyip gerçekleri söylerse Türkiye yörüngeden çıkar ve Türk halkını kandıramam, Gümrük Birliği ve başka şeyleri savunamam, yani sömürgemi kaybederim diye olaya bakıyor. Bizim iç mandacıların bir kısmı da bu işten çok memnun. Bakma söylenenlere, çünkü böylece insanlar hiç olmazsa teselli bulmuş oluyor.
Bu oyun kırk yıldır oynanıyor ve oyun hala devam ediyor. Ne kadar sürecek peki?
Türkiye on-yirmi yıldan önce üye olamaz deniyor zaten. On-yirmi sonra bile üye olup olmayacağı belli değil.
Üstelik A.B'ye girersek bile derin devlet öyle kalkmaz. DEmokrasi mücadeleyle kazanılır, lütufla değil MİM. Başkası verecek diye beklersen daha çok beklersin. Dilencikten ziyade kendi öz gücüne, kendi beynine, aklına güven.
Her türlü mandacılığa karşıyım. Egemenlik milletindir. Egemenlik, A.B'ye, orduya ve IMF'ye devredilemez. Demokrasi mandacılığa karşı olmaktır.

Yerleşim Türkiye / AnkaraMeslek Dany?manlyk
Üye488 yazı
"Avrupa Birliği yolu dikenli 04.12.2004
Belçika'nın başkenti Brüksel'de 17 Aralıkta yapılacak Avrupa Konseyi liderler zirvesi öncesinde Türkiye'nin AB'ye tam üyeliğini engellemek isteyen Paris-Viyana hattınıdaki 'özel statücüler' boş durmuyor. Fransa,Avusturya, Danimarka ve Hollanda'nın Türkiye'nin önüne engel çıkartmak için uzlaştığını bildirirken, Türkiye'nin tam üyeliğinin en çok tartışıldığı diğer bir ülke olan Almanya'nın da Fransa'nın tezlerine yakınlaşmakta olduğu kaydediliyor. Edinilen bilgilere göre Türkiye'nin önüne engeller çıkartarak 'özel işbirliği'ne ikna etmeye çalışmak için anlaşan Fransa ve Avusturya'ya, Danimarka ve Hollanda'nın da katıldığı, Slovakya ve Malta'nın da destek verebileceği belirtiliyor. Yunanistan ile Kıbrıs Cumhuriyeti'nin de Ege Denizi'ndeki anlaşmazlıklar ve Rum tarafının Ankara tarafından tanınması için bu ülkeler ile aynı grupta yer alabileceği ileri sürülüyor.
Danimarka Başbakanı Anders Fogh Rasmussen'in Fransa, Avusturya, Hollanda' nın öne sürdüğü 'güçlendirilmiş işbirliği' önerisini 17 Aralık'ta Türkiye'ye önerilmesini destekleyeceklerini açıkladı.

Fransa, Avusturya, Hollanda ve Danimarka, AB zirvesi sonuç bildirisine, Türkiye'nin müzakereler sırasında AB şartlarını yerine getirmemesi durumunda tam üyelik yerine 'özel işbirliği' tesis edilir cümlesinin eklenmesini istiyorlar.

Bu arada Avusturya'nın Der Standard gazetesi dün, Fransa ve Avusturya'nın, Brüksel'deki görüşmelerde, Türkiye'nin AB üyeliğine engeller çıkarma konusunda uzlaştığını bildirdi. Avusturya ve Fransa'nın bundan beş yıl önce de, Türkiye'nin üyeliğine destek verme kararı alanlar arasında olduğunu anımsatan gazete, Türkiye'nin kabulüne ilişkin müzakerelere az zaman kalmışken, Avusturya ve Fransa'nın başlangıçtaki cesaretlerini kaybedip geri adım atmaya çalıştıkları yorumunu yaptı. Gazete haberinde Türkiye'nin karşısına devamlı olarak engeller çıkartıldığını belirterek bunu, Türkiye'nin adaylığını geri çekmesi için ikna edilmeye çalışıldığına şeklinde yorumladı. Der Standard, bu yaklaşımın üyelik müzekereleri için karar vermeye bu kadar az kalmışken hiç de dürüst olmadığına dikkat çekti.

Alman Hıristiyan Sosyal Birlik Partisi (CSU) Genel Başkanı Edmund Stoiber de Türkiye'nin AB üyeliği konusunda 'tek yön' olmaması için Hıristiyan Demokrat Birlik Partisi (CDU) Genel Başkanı Angela Merkel ile birlikte her türlü çabayı harcadıklarını söyledi.

Stoiber, Die Welt gazetesine yaptığı açıklamada, "Türkiye'nin AB üyeliği konusunda tek yön olmaması için Merkel ile birlikte Avrupa Halk Partileri Birliği içinde de her türlü çabayı harcıyoruz. AB'nin Türkiye ile olan ilişkilerinin ucu açık olması gerekir. Biz o zaman 2006 yılında iktidara geldiğimiz zaman bu sürecin yönünü AB'ye tam üyelik yerine imtiyazlı ortaklığa çevirebiliriz" dedi.



YAKINLAŞMA MI, UZLAŞMA MI?

Almanya'nın Lübeck kentinde önceki gün yapılan Almanya-Fransa ikili zirvesinden çıkan sonuçları değerlendiren Franfurter Allgemeine Zeitung, Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac ile Almanya Başbakannı Gerhard Schröder'in açıklamalarının, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne tam üyeliğine dönük beklentini 'frenlendiğini' ortaya koyduğunu ileri sürdü. Gazete, Türkiye ile müzakerelerin ucu açık yürütüleceğini ve 15 yılı bulabilecek uzun bir sürecin sözkonusu olduğunu kaydetti.

Alman Die Welt gazetesi, Türkiye'nin Avrupa hayaline ilişkin tavrında bir değişiklik olduğu yorumunu yaptığı Fransa'nın Cumhurbaşkanı Chirac ile Almanya Başbakanı Schröder arasında zirve sırasında gözlenen yakınlaşmanın arkasında Berlin yönetiminin yavaş yavaş Fransa'nın Türkiye için önerdiği imtiyazlı ortaklık düşüncesine kaymakta olduğunu gösterdiğini ima etti.

Fransa'da sosyalistlerin Avrupa Anayasası'nı kabul etmelerini referans alarak Paris'te yaşanan gelişmenin Alman-Fransız ilişkilerine nasıl yansıyabileceğini inceleyen Alman Handelsblatt gazetesi ise haberinde, "Sosyalistler'in yüzde 40 gibi önemli bir kesiminin Avrupa Anayasası'na 'hayır' demiş olması, Fransa'da AB'ye yönelik hoşnutsuzluğun ulaşmış olduğu seviyeyi açıkça ortaya koyuyor. Bütün bunlar, Fransız halkında Türkiye'nin AB üyeliğine karşı çıkanların sayısının artmasına neden oluyor. Paris'te kaydedilen gelişmeler, Avrupa'nın temel meselelerinde Almanya ve Fransa arasında bakış açısının giderek daha arttığını ortaya koyuyor" yorumunu yaptı.



SOSYALİSTLER CHİRAC'I RAHATLATTI

Fransız sosyalistlerinin Avrupa Anayasası'na evet diyeceğinin anlaşılmasıyla bir ölçüde rahatlayan Chirac'ın anayasa için yapılacak referandumu öne çekmek istediği bildirildi. Chirac'ın, böylece referandum tarihi ve Türkiye'yle AB arasında müzakere açılması konularının birbirlerine karıştırılmasını önlemek istediği kaydedilirken bunun için hazırlıkların başlatıldığı ileri sürülürken Sosyalist Parti Genel Sekreteri François Hollande'nin Chirac'a referandum tarihini belirlemeye çağrısı yaptığı bildirildi.

Chirac'a yakın kaynaklar, Cumhurbaşkanı'nın, Anayasa ile ilgili referanduma en geç Mayıs ayında gidilmesini istediğini belirtiyor. Hükümet sözcüsü François Cope ise, teknik olarak bahardan önce bir referandum yapılmasının mümkün olmadığını açıkladı. Cope, "Cumhurbaşkanı'nın açıklayacağı tarihi bilmiyorum ama 2005 baharından önce gerçekleşmesi mümkün değil" dedi.

Le Monde gazetesi konuya ilişkin haberinde, iktidar partisi UMP'nin yeni Genel Başkani Nicolas Sarkozy'nin de referandumun erkene alınmasından yana olduğuna, ancak teknik nedenlerle başbakanlığın Haziran ayının ikinci yarısından öncesini mümkün görmediğine dikkat çekti. Gazeteye göre, referandumun başarısını güvence altına almanın yolu, Türkiye'nin AB üyeliği ile Avrupa Anayasası arasında herhangi bir bağlantı olmadığına Fransız kamuoyunu inandırmaktan geçiyor.



İTALYA VE BELÇİKA'NIN DESTEĞİ 'TAM'

Avrupa Birliği yolunda Türkiye'yi 'tam' destekleyen ülkelerin başında gelen İtalya'nın Dışişleri Bakanı Gianfranco Fini, Türkiye'nin AB'ye tam üyeliğinin 2014 yılında gerçekleşebileceği konusunda Avrupa'da "temel bir görüş birliği" bulunduğunu söyledi. İtalya Meclisi'nde Dışişleri Bakanı sıfatıyla yaptığı ilk konuşmasını yapan Fini, İtalya olarak Türkiye ile müzakerelerin 2005'in ilk altı ayında başlatılmasından yana olduklarını da kaydetti. Fini, "AB bünyesinde, Türkiye'nin en iyi ihtimalle 1 Ocak 2014'te birliğe kabul edilebileceğini öngören senaryo üzerinde temel bir mutabakat var" dedi. İtalyan hükümetinin Türkiye ile müzakerelerin 2005'in ilk altı ayı içinde başlatılmasından yana olduğunu yineleyen Fini Türkiye'nin üyeliğinin AB'ye "önemli avantajlar" sağlayacağını belirterek, üyelik sürecinin aksamasının, Türkiye'de derin bir kimlik krizi doğmasına ve AB kapılarında ciddi bir istikrarsızlık döneminin başlamasına neden olabileceğini kaydetti.

Türkiye'yi destekleyen bir diğer ülke Belçika'nın Le Soir gazetesi, Brüksel hükümetinin, tam üyelik müzakerelerinin 2005 yılında başlatılması konusunda Ankara'ya tam destek verdiğini yazdı. Dışişleri Bakanaı Karel De Gucht'un Ankara temaslarını değerlendiren gazete, Türkiye'nin 'bugünkü en önemli Avrupa dosyası' olduğunu belirterek, Ankara'da çok yoğun bir diplomasi trafiği yaşandığını, "havanın bulutlu olduğunu", Belçika Meclis Başkanı Herman De Croo, Avrupa Parlamentosu Başkanı Josep Borrell ve Dışişleri Bakanı De Gucht gibi isimlerin başkentte temaslarda bulunduklarını anlattı.

Gazete, 16-17 Aralık tarihlerindeki AB zirvesi sırasında, 25 üye ülkenin devlet ve hükümet başkanlarının, 40 yıldır süren bir kararsızlığa son vereceklerini yazdı. Türkiye'ye 2005 yılı içinde bir tarih verilebileceğini ancak başka senaryoların da gündemde olduğunu, bu tarihin 2006'ya sarkıtılabileceğini, bazı koşullara bağlanabileceğini, Kıbrıs Rum kesiminin tanınmasının bir önkoşul olabileceğini, bu tür bir koşulun ortaya atılmasının Belçikalılar tarafından da reddedildiğini belirten gazete, Türkiye - Belçika ilişkilerinin son yıllarda çok geliştiğini, Belçika'nın, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) Başkanlığı'nı Türkiye'nin desteği sayesinde elde ettiğini yazdı." (Kaynak: http://www.birgun.net/archive.php)

Her türlü mandacılığa karşıyım. Egemenlik milletindir. Egemenlik, A.B'ye, orduya ve IMF'ye devredilemez. Demokrasi mandacılığa karşı olmaktır.

Yerleşim Türkiye / AnkaraMeslek Dany?manlyk