Rüzgarın başucumda duran pencereme usul usul dokunup, tenim olmadan yalnızlığını haykırdığı bir gecede uykumdan olmuştum. Yeniden yastığıma sarılıp uyumak saatler geçtikçe imkansızlaşıyor ve beni garip düşüncelere itiyordu. Bu gece düşünmek istemiyorum.. Çünkü biliyorum ki istemediğim bir coğrafyada istemediğim mekansal birliktelikleri yine istemeden bu rüya sonrasında düşüneceğim.. Bu gece olmaz, üzgünüm.
Rüyamda beni şaşırtan ve belkide bu yüzden uyandığımdan beri beni rahatsız eden küçücük bir çocuğun yakarışlarıydı.. Neyi kaybetmiştin? Ya da kime kızmıştın? Bilmiyordum.. Anlamaya çalışmadım seni; çünkü anlamak istemiyordum. Kimdin? Neydin? Nerden aklıma gelmiş ve rüyama olur olmaz bir gece yarısında girivermiştin.. Aralıksız, soluk almadan anlatmaya çalıştığın kelimeleri tanımıyordum. Hiçbiri tanıdık bir şeyleri anımsatmıyordu bana ama yine de ansızın uykuma, uykumun en anlamlı bölümüne ortak olmuştun.
Seni nerde aramalıydım? Hangi cümlede? Hangi şehirde?
Zaman ilerliyordu ve zaman akıp gittikçe sen iyiden iyiye düşüncelerime de ortak olmaya başlamıştın, istemeden. Aldığım nefes bile kendine senden bir şeyler katıyordu. Her şey olağanca gücüyle benim dışımda gelişiyordu. Evet güç.. İnanılmaz bir güç gösterisinin ortasındaydım ve kontrol edemiyordum. İstemiyordum bu rüyayı ve sana dair olan her şeyi.. Ancak ben istemedikçe işte her şey yeniden ve yeniden yanıbaşımda beliriyordu. Zaten hayatımdaki birçok şey de ben istemeden oluvermişti. Belkide karşı koyma zorunluluğu hissetmemiş olmamın yarattığı sorunları sürekli yaşadım ben. Nedense istemediğim şeylere karşı dirençli olamadım. Tabii zamanla her şey yavaş yavaş değişti. Ancak yine de geçmişimden bugüne taşıdığım belirli özelliklerim vardı, kurtulamadığım. Kısa bir süreliğine direnme duygusunu yaşasam da bu belli bir zaman sonra yerini yanlış kabullenmelere bırakıyordu. Sonrası malum.. Kocaman bir hayal kırıklığı.
Sanırım her defasında inatçı kişiliğimin kurbanı oldum. Ancak tüm bunlara rağmen, içimde varolan başına buyruk yaşama duygusu beni hep bir yalanın, riyakarlığın, sadakatsizliğin ve büyük bir mutsuzluğun içine çekti. Yine de uslanmadım.
Senin gölgenle beraber sabah olmuştu. Sayende uyumaya bile fırsat bulamamış, dalgın ve düşünceli bir şekilde kalakalmıştım. Odamın her köşesinde cevabı kaybolmuş sorular saklıydı ve bunları aramaya hiç halim yoktu. Ama hep aklımdaydın. Belkide sesine yansıyan çocuksuluktu beni bu rüyaya ***üren? Oysa sen çocuk değildin! Yalnızca birkaç kez duyduğum bir ses, böylesine derin anlamların gizli olduğu bir başkalaşımı gerçekleştirebilir miydi? Bu kadar güçlü müydü ya da güçlü olabilir miydi…?
Seni düşündükçe ardı arkası kesilmeyen bu sorularla boğuşuyordum. Bunun sonu yoktu. Aradan ne kadar zaman geçerse geçsin daima aklımın bir köşesinden tıpkı rüyamda olduğu gibi ansızın geliverecektin. Seni, bu rüyayı ve kendimi bir boşluğun içine bırakıverdim. Kimbilir belkide senin sayende direnmeyi ve bazı şeylere karşı koymayı öğrenebilirdim. Hem zaten zorunluluklar değil mi ki bizi bazı şeylere yine zorunlu kılan! Öyleyse yapabilirdim.
Üç uzun gün geçti. Varlığıma yansıyan ve beni ele geçiren o küçük çocuk o üç günde de her an benimleydi. Olmamıştı. Karşı koyamamıştım ona. Ağzından çıkan kelimeler tıpkı onun gibi gülümsüyordu. Sanırım o geceyarısından sonra ilk defa bugün ona karşı koymaya çalışmaktan daha çok ona alışmıştım. Onunla dolu dolu düşüncelerimde geçirdiğim üç koca gün içinde ona yakınlaşmamı sağlayan tek şey, yalnızca birkaç kez telefonda duyduğum sesiydi. Çünkü bu rüya ancak sesinde hissettiğim, aslına rağmen varolmayı başarabilmiş, çocuksu tonlamalarla anlam kazanıyordu. Başka türlü anlamsızdı..
Yıllarca, yaşadığım ilişkilerde çocukluk anıları hep çok az yer kapladı. Ya yaşatmasını bilemediler ya da yaşamasını.. Bir yerlerde daima eksik bir taraf vardı, doldurulamayan. Oysa yüreğim çoğu zaman çocuktur benim. Ve ben de tıpkı her çocuk gibi bu eksik kalan tarafı, canımı yakacak derecede derinden hissettim. Büyük bedenlerine küçücük bir çocuğun yüreğini yerleştirmek nedense zor oldu onlar için. Çünkü küçük bir çocuğa ait duyguları o büyük bedenlere sığdıramıyorlardı. İhanet her yerdeydi. En çok da masum bir dünyanın unutulan geçmişinde. Belkide bilmiyorlardı.
Acaba hiç denemişler miydi?
Hayır, sanmıyorum.. Sanmıyorum çünkü deneselerdi bu eksiklik bu denli derin uçurumları anlatmazdı. İşte belkide bu yüzden seni rüyamda olduğundan çok farklı olarak, küçük bir çocuk, olarak görmüştüm. Sesinden, seni görmesem de gözlerime yansıyan mutluluğu kaybetmemek ve birkez daha incinmemek adına, ben seni kendimce varetmiştim. Seni henüz tanımadan sana masum bir çizgi çizmiştim. Bugüne kadar ilişkilerimde ve yaşantımda olmasını isteyip de bulamadığım gibi..
Şimdi daha iyi anlıyorum seni. Kelimelerinin, haykırışının, o gülümseyişinin bir anlamı var bende artık. Belki bencilce bir rüyaydı bu ama yine de seni tanıdığım gün her şeyin tıpkı bu rüyadaki gibi duru, masum ve anlamlı olacağını hissedebiliyorum…
…
ÇOCUKSUN SEN ÇOCUĞUMSUN
BÜYÜMEK YAKIŞMAZDI SANA…
A.Telli
27/07/2003 AYVALIK
İstanbul'u Dinliyorum Gözlerim Kapalı...
ışık ve sevgiyle kalın.
ışık ve sevgiyle kalın.