Tuhaf birgun...
Az önce dün buraya yazdıklarımı okuyordum ve birden ışığınız olsun'a gelene kadar ne de çok karanlıklardan bahsettiğimi farkına vardım. Aslına bakarsanız bir yandan da iyi olmuş...Hayatın zıt kavramlarını anlamadan bazı şeylerin değeri ne yazık ki anlaşılmıyor ve belkide değersizliği...
Bir zamanlar içime kadar çöken acı kavramını irdeler olmuştum. Tabii insan belirli yaşlarda acıyla, yaşadığı ilişkiyi karşılaştırıyor..Gerçi bu kavga hayatı boyunca da devam ediyor ama kendi bireysel tarihlerimizin bizlerde bırakmış olduğu kalıntıları temizlemek ve hayata yeni bir nefes alıyormuşçasına başlayabilmek de tıpkı acıyı bize yaşatan "biz gibi" "bize" bağlı...
Acının da bu hayatın vazgeçilmez bir parçası olduğunu kabullenmeyi öğrendiğimde, acıların da tuhaf ama katlanabilir bir yanı olduğunu gördüm.
Sevgili Melih...
Elbette sevgilerin varligi kadar yoklugunun da kendilerine has ayrı tadı olabilir ama bana göre daha çok ayrı ayrı "anlamları" var...tad ve anlam birbirinden farklı bence...neden mi? çünkü cümlene şöyle bir baktığımda tat kelimesinden sonra olumsuz bir duygu silsilesinin geleceğini anlamakta hiç zorlanmadım.
Birçoğumuz kelimeleri kullanıyoruz ve aslında onların gerçekte ne ifade edeceğini çok da fazla önemsemiyoruz.Lütfen bu yazdıklarımı yanlış anlama,çünkü bu genelde hepimizin sorunu..Ben yılardır bu konu üzerine eğitiyorum kendimi.Karşılaştığım şeyleri paylaşsam ne demek istediğimi sanırım daha iyi anlayabilirsin...Çok ufak bir örnek verbilirim sanırım..
Mesela "en nefret ettiğim hayvan yengeçtir." cümlesini inceleyelim...İlk bakışta gayet normal gibi görünen bu cümledeki "en" kelimesi cümleye kuvvet veren daha doğrusu nefreti güçlendiren bir zarf...ama gerçekten "en" mi? Bu cümleyi yıllar önce kullandığımda bir arkadaşım bana "Burcu gerçekten "en" sevemediğin hayvan onlar mı?" diye sorduğunda birden afallamıştım.Çünkü değildi.Ama bizler dilimize ve günlük hayatımıza öylesine yerleştirmişiz ki bazı kalıpları,güngeçtikçe onları kırmakta zorlanıyoruz.Bundan öte çoğumuz hangi kelimeyi nerede nasıl kullandığımızı tam olarak bilmiyoruz.Bu çok basit bir örnekti.Çok daha ciddi örnekler de var elbette."herşeyden nefret ediyorum" diyoruz arasıra...herşeyden mi? yoksa bize o an için rahatsızlık veren birşeyden dolayı mı bu kelimeyi kullanıyoruz...genelleme yapmaya bayılıyoruz desem yeridir...Suçu çoğaltmakta üzerimize yok...Acıyı bile bile üzerimize çekmekte de!!!Bir yerde okmuştum."Hayatta ki en büyük acılar, insanların kendilerine bile bile çektirdikleri acılardır" diye...o kadar doğru ki..Tamam hepimiz acı olaylar yaşıyoruz ama;acıyı gerektiği yerde sonlandırmasını da bilmeyi artık öğrenmemiz gerekiyor.Phaidros şöyle demiş: "Neşeniz de sınırlı olmalı, acınız yakınmanız da sakin.Çünkü bütün hayatınız boyunca karışacaktır neşeyle acı."
Eğer acıyı yükseklere çıkaran bizlersek hayatımızda;onu aşağılara indirebilecek olanlar da yine bizleriz...Muazzam bir dengede bulunuyor dünya...acının üzerine acıyla gitmek,acıyı çoğaltmak demek..
Bunları zaten biliyorum dediğini duyar gibiyim ama bazen bilmek yeterli olmuyor..önemli olan ve aslolan asıl sorunun ne olduğunu bulmak ve cesaretle üzerine gitmek.İnsan çok güçlü bir varlık..bu doğru..Acının sana gelmesine izin verme,kapıdan içeri girmesini engelle...çünkü bilinç hayal ve gerçeği ayırt edemez."Acı çekiyorum"dediğinde bil ki bilincin kapıdaki patrona şöyle diyor "acı çekmek istiyorum"...o nedenle kapıdaki patrona doğru konutu göndermeye çalış...
Hayata ve aşka dair herşeyi yaşamayı seviyorum...Çünkü artık onlarla çekinmeden yanyana durabiliyorum..
İstanbul'u Dinliyorum Gözlerim Kapalı...
ışık ve sevgiyle kalın.