Yine de söylemeden edemeyeceğim. Otuz yıldır sanayi ile iç içeyim. Her yıl on beş binden fazla müşterim oluyor. Biliyorum ki yüz binlerce işçi çalıştıran sanayinin, sanayicinin böyle bir zulası yok. Son dönem yandaşlarını bilemem.
Dünyada önemli adamlar olduğu söylenen finansman kuruluşlarının ve bankaların CEO'ları ve onların kuklası, jöle saçlı, iyi okullarda okumuş uzmanları kısa zamanda çok para kazanmak hırsı ile kendilerini yok ettiler ama dünyanın da altını üstüne getirdiler. Hak etmedikleri milyarlarca dolar prim aldılar. Örneğin 2007 yılında dünyada batan yüz yirmi milyar dolar krediye karşın, sadece Londra'daki banka ve finans yöneticilerine ödenen ikramiye prim altı milyar sterlini bulmuş. Bu benim tespitim veya uydurmam değil. Dünyanın saygın ekonomisti Prof. Joseph Stiglitz'in söylediği. Geçmişte, yatırım bankacılarına büyük paralar ödenmesini sağlayan prim sisteminin küresel finans krizinin şiddetini artıracağını da yüksek sesle söylüyordu.
Zula politikası yetmez
Yaşananları biliyorum ki bizim zula politikasıyla aşamayız. Belki "saldım çayıra, mevlam kayıra" politikası bir çözüm olabilir. Atalarımız ne demiş: Her koyun kendi bacağından asılır. Latife bir yana, içinde yaşadığımız yılın şubat-mart ayından beri olan bitene daha duyarlı olanlar, ısrarla bu gidişin doğru olmadığını, herkesi çok etkileyecek bir küresel krize doğru gidildiğini yazdı durdu. Ama hamdolsun bizim halimiz iyi idi. Başörtüsü, odak olup olmama, imam eğitimine nasıl yüksek kat sayı vereceğimiz gibi ulvi problemlerimiz vardı. Bir de aslanlar gibi satıyorduk atalarımızın, dedelerimizin, babalarımızın yaptıklarını. Önemli bir ayrıntıyı hiç gündeme getirmedik: Satanlar, satılmasına çanak tutanlar, o değerleri yaratan insanlar değildi.
Siyaseten yenen bir miras gibiydi her şey. Onlar için hiç emek vermeden elde edilmiş varlıklardı. Hepsi satıldı. Amaç servetin el değiştirmesiydi. Belki de değişti zulaya girdi. Düz mantık ile servetin, varlığın Ali'de veya Veli'de olması pek bir şey değiştirmiyordu. O, Ali'nin, Veli'nin kendi problemiydi. Varlıkların toplamı da kamunun meselesi. Nasıl olsa mallar mezara gitmiyor.
Artık her kafadan bir ses çıkıyor, asla hiç kimse neyin ne kadar yok olduğunun envanterini ve hesabını bilmiyor. Zaten bilmeye de pek ihtiyaç hissedilmiyor. Ülke politikamız, karmaşadan faydalanmak, olduğunca akıl karıştırmak değil mi?
Olan bitenden bir an için geri baktığımızda, amaç nasıl olsa ölünecek dünyada herhangi bir şekilde rahat etmekti. Finansçıların yanında, varlıklı devletlerin yönetimleri de bu işe destek verdiler. İhtiyaç duydukça bol bol para bastılar. Bizim gibi gelişmekte olan ülkeler oyununa çekilenler bu paraları çok sevdi. Küreselleşme dolduruşu ile büyük bir istekle düştüğümüz bu tuzak biliyorum ki epey canımızı yakacak.
Kendimize çekidüzen vermeliyiz
Artık başımıza gelenlerden bir ders almalı, dünyadan tabiidir ki kopmadan kendi politikalarımızı üretmeliyiz. Tarımda, sanayide, enerjide, eğitimde, sağlıkta, hepsinde, hatalarımızı açık yüreklilik ile masaya yatırıp, tartışmalı ve kendimize bir çekidüzen vermeliyiz.
Yükselen döviz değeri; ithalatın azalması, üretimin canlandırılması, sanayide ara malı üretiminin tekrardan yerlileştirilmesi imkânı olarak değerlendirilmeli. Güvenilir üreticilerimizin kredileri durdurulmamalı, KOBİ'ler finansal olarak desteklenmeli, kredi faizleri şuursuzca artırılmamalı, üretim teşvik edilmeli, üretimde kamu girdileri hızla ve samimi yaklaşımlar ile makul seviyelere çekilmeli, üretim becerimiz sorgulanmalı, hedef bölgelerde gerçekçi üretim hedefleri için ciddi çalışmalar yapılmalı, eğitimin yapılanması gözden geçirilip sanayi için meslek eğitimine ağırlık verilmeli diye düşünürken iktidar gücünü elinde tutanlar doğalgaza bir % 22,5 daha zam yaptılar. Üretimdeki kamu girdileri şahtı şahbaz oldu.
Değerli dostlar büyük eksikliğimiz örgütsüz bir toplum olmak. Her konuda doğru örgütlenmedikçe, o konunun saygın, etkili ve temsil kabiliyeti yüksek olan toplum önderlerini çıkartmadıkça, sesimizi duyurmak, toplumu çağdaş bir yapıya ulaştırmak, aydınlanmayı anlatabilmek biliyorum ki epey zaman alacak.
Arada bir moralimizi düzelten haberler de çıkmıyor değil. Örneğin "Aktris Demi Moore'un peştamalı Bursa'dan gitmiş." Ama sanırım yeterli olmuyor.
Referans Gazetesi
11.11.2008 | Bülent Ünal