Öncelikle şu tespitleri bir daha ortaya koymalıyız... Türkiye'nin aydın geçinenlerinin hemen tamamına yakını, çağdaşlaşmayı, medenileşmeyi,globalleşmeyineredeyse son 2 asırdır Avrupa'yı taklid veya Avrupa'ya teslimiyet olarak görmüşler.
İçimizdeki hainler ve gafiller vasıtasıyla, 'Vahş” Batı'ya bu teslimiyet, son 150 yılda, Türk Milleti'nin maddeten ve manen değerlerinden soyulmasının, hatta bazen akıntıya kapılarak 'gönüllü soyunmasının' baş sebebidir. Avrupa'ya gözü kapalı hayranlıkla teslim olan; milletten kopuk, kendilerini milletin üstünde gören bir kısım zavallılar, içlerinden çıktıkları toplumu, güdülecek bir sürü gibi görme zavallılığından bir türlü kurtulamamışlardır.
Türk Milleti'nin istikbaline, güzel geleneklerine, sanatına, kültürüne, şarkısına, türküsüne, şiirine, masalına, diline, dinine, maneviyatına, milliyetine saldırmak, bütün değerlerini aşağılamak, bu 'aşağılıkların' seçtiği en kolaycı yoldur. Bu 'yallı-zilli yolda' icra-yı zenaat ederlerken, bir başka kolay yol seçerler. Borazanlığını üstlendikleri dış şer odaklarına, maddeten 'ne kadar yal, o kadar yağlı bal' şartıyla, manen de kayıtsız şartsız teslim olurlar.
Köyün içine varıp, o köye giden yolu bulmak için, dürbünle kılavuz aramaya gerek yok. Türkiye, tarihinin en sıkıntılı, en kara günlerini yaşıyor. Son 10-15 yılda, özellikle son 2 yılda, 'idare edenleri'ne benzedi Türkiyemiz... 'Vahşi Batı'nın sömürme hamleleri karşısında, 'şamar oğlanı'na döndü Türkiye!.. Sömürme uzmanları, Türkiye'ye öylesine darbeler vuruyorlar ki, sadece bu darbelere dayanmayı bile gurur vesilesi olarak sunabiliyor içimize Truva Atı misali yerleştirilmiş olan bir takım soysuz ve onursuz... Sanki ringde karşısına korkuluk dikilmiş, kendisi korkulukla uğraşırken, görünmez yumruk, tekme, sırttan hançer darbeleriyle, iyice benzetilmiş, yediği dayaktan acı hissetme duygusunu kaybetmiş, kum torbasına dönmüş boksöre benziyoruz.
Ümidini kaybetme!..
ANCAK, milletçe içine düşürüldüğümüz 'ahval ve şerait' ne olursa olsun, Türk Milliyetçileri olarak ümidimizi asla kaybetmemeliyiz. 'Ümidini kaybetme' ve 'yan gelip yatma' gibi deyimlerin, bizler için şeklen olumsuz, manen tarihten ve ecdaddan aldığımız, dolu dolu emir hitapları olduğunu, hiçbir zaman aklımızdan çıkarmamalıyız.
Peki, Türk Milliyetçileri, bu darbeler karşısında tedbir alabiliyorlar mı?.. Gerekli tepkiyi verebiliyor, en azından uyarı görevlerini yapabiliyorlar mı?.. Türkiye'ye ve Türk Birliği'ne karşı kurulduğu artık aşikar olan Avrupa Birliği konusunda Türk Milliyetçileri'nin, müşterek bir fikirleri ve tedbirleri var mıdır?..
Türk Milliyetçiliğini gönlünde, ruhunda taşıyan, aklıyla, iz'anıyla yaşayan herkes, AB'nin, Türkiye üzerindeki 'bölme, parçalama, eritme ve yutma planını' bilir ve buna karşı mücadele eder. Bilir ki, AB Türk'ün birliğine, dirliğine karşıdır.
Ancak görünen odur ki, Vahşi Batı'nın içimizdeki sahibinin sesi marka borazanlarını da kullanarak gerçekleştirdiği propaganda bombardımanının tesiriyle, Türk Milliyetçileri'nin de kafaları karıştırılmaya başlanmıştır.
Türkiye'nin birliğine, dirliğine, bütünlüğüne, üniter devlet yapısının temeline dinamit koyan, bütün mill” ve manev” değerlerini gonca güller gibi budamaya çalışan ABdir.
MHP Genel Sekreteri Cihan Paçacı'nın Ankara Temsilcimiz Sevgili Hakan Akpınar'ın geçen haftaki köşesinde yayınlanan 'MHP olarak AB'ye girişe karşı değiliz. Zaten bu bir devlet politikasıdır' mealindeki beyanları, bir kısım borazan basını, hatta bizim gazetedeki bazı AB aşıkı yazarları da çok çok sevindirmişti. AB köleliğini 'çağdaşlık' zanneden bu dostlar, neredeyse bize dönüp, 'Bak MHP bile karşı değil, sana ne oluyor' demedilerse, buna nezaketleri (!) engel olmuştu.
Aslında 'çarpık koalisyon' döneminde 'AB'ye onurlu giriş' gibi garip bir 'laf'la başlayan bu garip temayül, 'uyum yasaları' adlı ilk dinamit lokumlarını, Türkiye'nin temeline bağlayan mekanizmanın gaflet ateşi olmuştu.
Ve 1990'lı yıllarda,Türk Birliği ideali, şimdi yerinde yeller esse de yeniden Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin politikası haline geldi... Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin bazı politikaları hatalı olabilir. Esas olan Türk Milliyetçileri'nin bu hasta politikaları değiştirmek için, yanlışa direnmeleri, milletimize gerçekleri anlatmalarıdır. Ama halen orta asyadan yanan ateş sönmüş değildir ve Türk milleti bunuda aşacak irade ve kaabiliyeti haizdir.
fetihkhan