mail box'ıma gelen ilginç yazıyı sizlerle paylaşmak istedim.
Toryum radyoaktif bir element ve dogal olarak nükleer enerji elde etmede kullaniliyor. Hem de alternatifleri içinde en temizi.
Dünyada en çok Toryum rezervine sahip ülke bilin bakalim?
Türkiye.
Rezerv ne kadar --- 800.000 Ton.
Sonra hangi ülke geliyor? --- Hindistan.
Rezervi ne kadar --- 300.000 Ton.
Peki sahip oldu?umuz Toryum un degeri ne kadar?
Sıkı durun.
Türkiyenin,
Iç borcu --- 85 milyar $.
Dis Borcu --- 125 milyar $.
Toplam --- 220 milyar $.
Elimizdeki Toryum un degeri --- 120 TRILYON $.
Yani toplam borcumuzu 545 kere ödüyor.
Önce Bor simdi de Toryum.
Kurtarıcının adı toryum
- Toryum, saflaştırıldığında alüminyum, çelik görünümünde bir element.Toprakta toryum oksit halinde bulunuyor. Dünya rezervlerinin yarıdan fazlası Türkiye`de, Batı Anadolu`da bulunuyor. Eskişehir, Sivrihisar, Beypazarı ve Kızılcaören yörelerinde...
Dünyada nerelerde var, rezervler ne kadar?
- Avustralya`da 300 bin ton, Hindistan`da 290 bin ton, Norveç`te 170 bin ton, ABD`de 160 bin ton, Kanada`da 100 bin ton, Güney Afrika`da 35 bin ton, Brezilya`da 16 bin ton. Neredeyse bütün dünyada toplam 1071 bin ton, Türkiye`de 800 bin ton.
STRATEJİK MADDE
Birkaç yıldır bir başka maden, boryum üzerine bir tartışma vardı. Boryum stratejik maddedir, özelleştirilmesin, özellikle de yabancıların eline geçmesin deniliyordu. Toryum için de aynı şeyi söylemek mümkün müdür?
- Bildiğim kadarıyla, toryum`un 21. yüzyılın en stratejik maddesi olması büyük bir olasılık. Eğer 2005 yılına kadar yapılması planlanan yeni tip nükleer enerji santralleri gerçekleşirse, toryum bir numaralı element olacak. Çünkü yeni tip reaktörlerde yakıt olarak kullanılacak. Eğer biz toryum ile elektirik enerjisi üretebilmek olanağına kavuşursak, bu trilyonlarca varil petrole eş değerde bir enerji kaynağı olacak.
Diyelim ki her şey yolunda gitti, 2005 yılında, haydi diyelim 2010 yılında toryumlu nükleer santraller çalışmaya başladı. Bu nasıl olacak? Yani kömür gibi topraktan çıkartıp, bir çuvala koyup.
- Şu anda planlanan yeni tip reaktörlerin prototipinden söz edecek olursak:Yerin yaklaşık 30 metre altında, kurşun bir hedefin içinde bulunacak toryum. Bu hedefe dışardan, yeryüzünden hızlı protonlar gönderiyorsunuz. Bu protonlar kurşundan nötron üretiyor. Bu nötronlar da gidip toryumla birleşerek enerji üretiyor.
FELAKETE YOL AÇMAZ
Peki toryumun topraktan çıkartılması ve enerji üretimi sırasında bu işlerde çalışan insanlar herhangi bir tehlikeye maruz kalıyor mu?
- Hayır. Bizim rezervlerimiz zaten toryum-232. Yüzde yüz oranda, oksitlenmiş durumda toryum içeriyor. Kurşun hedef dediğimiz şey, içine toryum konulan bir muhafaza, bir kap. Silindirik biçimde, boru biçiminde olabilir. Üzerine hızlı protonlar gönderildiği için hedef olarak adlandırılıyor. Bu tip reaktörlerin eskileriyle mukayese edilmesi mümkün değil. Kesinlikle patlama tehlikesi yok. Çernobil benzeri bir felaketin tekrarlanması mümkün değil. Radyoaktif kalıntı minimum nisbetinde. Bu da nötronlarla yok edilebiliyor. Reaktörün fişini çektiğinizde her türlü işlem duruyor. Doğa kirlenmiyor, minimum atıklar da uzun ömürlü değil.
Uranyum bu kadar belálı bir madde, tehlikeli, radyasyon yayıyor. Oysa toryum da 1828`de bulunmuş, radyoaktif olduğu da 1898`den bu yana biliniyor.
Tehlikesiz olduğu halde neden toryum tercih edilmemiş?
- Toryum nedense iyi tanınmıyordu. Cenevre`de CERN (European Center for Nuclear Research-Avrupa Parçacık Fiziği Araştırma Merkezi) laboratuarında araştırma yapan, Nobel almış bir İtalyan fizikçi, Prof. Carlo Rubbia tarafından önerildi, 1993`te. Toryumun, uranyumun yerini alabileceği kanıtlandı. Dokuz yıl öncesine kadar toryumun bu tip bir reaktörde yakıt olarak kullanılabileceği bilinmiyordu.
Yakıt olarak kullanmak için dünyada ne gibi çalışmalar yapılıyor?
- Ön araştırma çalışmaları bitti, projenin fizibilitesi 1998`de tamamlandı.11 Avrupa ülkesinin Bilimsel Araştırma Bakanları için araştırma panelleri oluşturuldu, bir de bilim adamlarının katıldığı teknik danışma grubu var. Ne yazık ki Türkiye yok buralarda. CERN laboratuarı da 1954 yılından bu yana var. Aralarında Yunanistan`ın da bulunduğu 12 Avrupa ülkesinin kurduğu bir laboratuar... Burada biz maalesef yokuz. Olmak için Türkiye Bilimler Akademisi`yle birlikte yoğun çaba içindeyiz.
Sadece Bilimler Akademisi mi? Devletin, hükümetin bu işe el koyması gerekmiyor mu?
- Hepsi bir arada olmalı. CERN`e ve öteki çalışmalara katılan devletler kendi güçleri nisbetinde bütçelere katkıda bulunuyorlar. Ancak bilimsel araştırmalara yapılan yatırımlar bir süre sonra misliyle kendini öder duruma geliyor. Ama Türkiye bu gibi konulara para ayırmadığı için büyük bir bilim adamı eksikliği var.
BİZ DE KATILMALIYIZ
CERN`de neler yapılıyor?
- Ön araştırmalar bitti. Avrupa`nın ilk prototip toryumlu nükleer santrali 2005 yılına kadar tamamlanacak. Ayrıca Japonya ve ABD`de kendi santrallerini yapmaya çalışıyor.
Bunlar santrali bitirdikleri zaman bize satacaklar...
- Araştırmaların içinde olursak biz kendimiz daha iyisini de üretebiliriz. Prototipin geliştirilmesinde mutlaka aralarında bulunmamız gerek.
Avrupa prototipi reaktörü 2005 yılında bitirilecek. Bu yeni reaktör, mevcut reaktörlerin sorunlarını da çözümleyecek.
Prototip reaktör 2005 yılında tamamlanırsa, seri üretim 2010 yılından önce başlar.
Toryumun yarısı bizdeyken reaktör çalışmalarının neresindeyiz?
- Hızlandırıcı üzerinde çalışan bir tek araştırma grubumuz var Ankara`da. Hızlandırıcı proton ve elektron gibi temel parçacıkların ve atom çekirdeklerinin hızını çoğaltan alet. Tıpta, sanayide, savunma sanayinde de kullanılıyor. Fakat araştırmayla ilgili hızlandırıcı yok.
Türkiye`nin yerin altındaki toryumunu 2015 yılından itibaren kullanabilmesi için ne yapmak lazım?
- Türkiye`de, 2010 yılında hızlandırıcı, deneysel yüksek enerji fiziği ve nükleer fizik konularında 1200 bilim adamının çalışıyor olması gerek. Şu anda sadece 80 kişi var. Önce bilime ve bilim adamına yatırım yapmak lazım.
Bu desteği kim verecek?
- Devlet, hükümet, tabii ki TÜBİTAK, Türkiye Bilimler Akademisi TÜBA. Özel teşebbüsün, sanayi kesiminin de katkıda bulunması gerekir. En önemlisi eleman yetiştirmek. Dünyadaki araştırmalara bilim adamlarımızın katılması.
BİLİMSEL DESTEK LAZIM
Türkiye`de akademik ünvana sahip kaç bilim adamı var bu işin içinde?
- Hızlandırıcı alanında çalışanların sayısı onu bile bulmaz. Sıfır diyebiliriz. Üniversilerin fizik bölümlerinin bu alanda çalışmasını sağlamak, çalışma yapacak olanları yüreklendirmek lazım. Büyük bir servetin üzerinde oturuyoruz, küçük bir bilimsel yatırımla toryumla enerji üretme alanının dünya devleri arasına girebiliriz. 290 bin tonluk toryum rezervi bulunan Hindistan enerji geleceğini toryumda arıyor.
Peki bizim aklımız erer mi bu işe? Katılmaya kalkışsak bizi aralarına alırlar mı? Bir fizik bölümü mezununun dünya stardartlarında yetişmesi için kaç yıl lazım?
- Bilim adamlarımızı elbette alırlar aralarına. Bu alanda çalışan bilim adamlarımızın zaten bağlantıları var onlarla. Bir mezunun 5 yıl daha çalışması lazım doktora alması için, 7 ile 10 yıl yeter. Ayrıca, başka ülkelerde yaşayan Türk bilim adamları var, onlar davet edilebilir.
Toryum nükleer enerji reaktörleri çalışmaya başladı diyelim. Elimizdeki toryumun ömrü ne?
- Ebediyyen diyebiliriz.
***
Türkiye`nin elektirik üretmek için dışarıdan petrol ve doğal gaz almadığını, ısıtmada kullanılan doğal gazın yerini toryumdan üretilen elektiriğin aldığını düşünelim. Düşünelim, Türkiye`nin başına büyük bir devlet kuşunun konduğunu anlarız. Önümüzdeki 10-15 yıl içinde Türkiye`nin talihi tersine dönebilir. Önü açılabilir.
Devletin, hükümetin, TBMM`nin, TÜSİAD`ın, Sanayi Odalarının toryum gerçeğinden haberi var mı, bilmiyorum. Prof.Dr. Engin Arık, Devlet Planlama Teşkilatı`nın haberi olduğunu söylüyor.
Uranyuma dayalı nükleer enerji üretimine, hidrolik enerji için baraj yapılmasına, termik santrallere karşı çıkan, ancak Türkiye`nin enerji gereksinimi için olumlu öneride bulunamayan çevreci örgütlere, doğaseverlere, sivil toplum örgütlerine ve harabeseverler e de müjde! Şimdi ellerinde toryum kozu var. Yürüyüş, açlık grevi yapmalarına artık gerek kalmayabilir.
Türkiye önümüzdeki 12 ay içinde mutlaka CERN`e üye olmalı ve toryum Prototip Reaktörünü üreten devletlerin arasında yer almalı. Bu da yetmez, Türkiye, ABD ve Japonya ile ilişki kurup toryum reaktörü alanında çalışma yapan gruplara bilim adamları göndermeli. Bu yılın sonuna kadar Hindistan bu alanda neler yapmış, oradan da bir şeyler öğrenmeli.
Ülkemiz adına, bu işi bana haber verdiği için Prof. Engin Arık`a ve bu alanda çalışan birkaç bilim adamımıza teşekkürü borç bilirim.
Ben de sizlere, bütün Türkiye`ye, başımıza konan devlet kuşunun, kurtarıcımız toryumun müjdesini veriyorum.
Büyük bir servetin üzerinde oturuyoruz, küçük bir bilimsel yatırımla toryumla enerji üretme alanının dünya devleri arasına girebiliriz.
Kesinlikle patlama tehlikesi yok. Çernobil benzeri bir felaketin tekrarlanması mümkün değil. Reaktörün fişini çektiğinizde her türlü işlem duruyor. Doğa kirlenmiyor, minimum atıklar da uzun ömürlü değil.
*Borla çalışan araba üretildi, Türkiye kıskaçta.*Arabayı bor madeniyle çalıştıracak patentli 600 proje olduğu ortaya çıktı. Daimler-Chrysler, seri üretime bile geçti. Ancak bu gelişmeler Türkiye`ye yansıtılmıyor. Çünkü Türkiye, dünya rezervinin yüzde 70`ine sahip ve uluslararası tröstler Türkiye uyanmadan bu kaynağı ele geçirmeyi planlıyor.
***Dünya rezerv yekûnunun yaklaşık yüzde 70`inin Türkiye`de olduğu bor madeniyle çalışan araba üretildiği ortaya çıktı.
*Bu alanda patenti alınmış yaklaşık 600 tane proje bulunuyor.
*Amerikan Millenium Cell (MC) ve stratejik ortağı Daimler-Chrysler (DC), seri üretime bile geçti.
*Ancak uluslararası tröstler, bu gelişmeleri ülkemizdeki `bor` zenginliğine egemen olmak için Türkiye`den kaçırıyor.
*Aksiyon dergisinde yayımlanan habere göre, konuyla ilgili gelişmelerden biri Scientific American dergisinin Mayıs 2002 sayısında yayımlandı.
**`DUSUNULEBILECEK EN TEMIZ YAKIT` başlığıyla verilen haberde, kimyager Steven Amendola`nın Ford Explorer model otomobili bor bileşiklerinden elde edilen yakıtla çalıştırdığı anlatılıyordu.
**ABD`li kimyager Amendola`ya göre, sodyum bor hidritle çalışan otomobilin hem menzili iki katına çıkıyor, hem patlama ihtimali olmadığı için tam güvenli oluyor, hem çevre kirliliği olmuyor, hem de yakıt kullanıldıktan sonra tekrar değerlendirilebiliyor.
**Benzinle çalışan otomobillerde yakıtı depolama sorunu olduğu için menzili düşüyor. Borla çalışanlardaysa bu sorun ortadan kalkıyor. Araç, sodyum bor hidrit maddesi ile suyun oluşturduğu hidrojenin yakıt pillerine ulaşması ve açığa çıkan enerjinin mekanik enerjiye dönüşmesiyle yürüyor.
**Bor konusu özellikle son yıllarda Türkiye gündeminden hiç inmedi. Bilgisayardan silaha, nükleer teknolojiden akaryakıta kadar birçok alanda kullanılan bor, ister istemez birçok çevrenin ilgi odağı.
**Tartışmalar, bazı kişi ve güçlerin özelleştirme furyasını da arkalarına alarak, bu cazip ve stratejik madeni `iç etmek` istediğinden, uluslararası tröstlerin Türkiye`yi bor konusunda baskı altına aldığına, boru devletin yeterli kârlılık ve verimlilikte kullanamadığına kadar uzanıyor.
**Devlet Denetim Elemanları Derneği (DENETDE) Başkanı Atılay Ergüven de bor gibi hayati önemi olan konulardaki gelişmelerin Türkiye`ye geç yansımasını, `BATILILAR TURKIYE`YE BOR TEKNOLOJISININ GELMESINI ONLEDIKLERI GIBI, O KONUDAKI GELISMELERI DE DUYUP, BORUN ONEMINI KAVRAMAMIZI ISTEMIYORLAR!` sözleriyle izah ediyor.
**Dünya bor rezervinin yüzde 70`i Türkiye`de. Bizi yüzde 13`le ABD izliyor. **Rezervlerini yıllar önce kullanmaya başlayan Amerika`nın, kendi topraklarından çıkarabileceği miktar gittikçe azalıyor. Bor zengini Türkiye ise bu potansiyelini ancak ham bor ürünü satarak değerlendirebiliyor
*** Mamul bor ürünleri üretebilmek için gerekli teknoloji Türkiye`de yok. Çünkü Batılı ülkeler bor teknolojisini bize vermeyi hep reddediyor. Ham cevher olarak adeta sudan ve kumdan ucuza sattığımız bor, bize pahalı ithal ürünler olarak geri dönüyor.
Toryum radyoaktif bir element ve dogal olarak nükleer enerji elde etmede kullaniliyor. Hem de alternatifleri içinde en temizi.
Dünyada en çok Toryum rezervine sahip ülke bilin bakalim?
Türkiye.
Rezerv ne kadar --- 800.000 Ton.
Sonra hangi ülke geliyor? --- Hindistan.
Rezervi ne kadar --- 300.000 Ton.
Peki sahip oldu?umuz Toryum un degeri ne kadar?
Sıkı durun.
Türkiyenin,
Iç borcu --- 85 milyar $.
Dis Borcu --- 125 milyar $.
Toplam --- 220 milyar $.
Elimizdeki Toryum un degeri --- 120 TRILYON $.
Yani toplam borcumuzu 545 kere ödüyor.
Önce Bor simdi de Toryum.
Kurtarıcının adı toryum
- Toryum, saflaştırıldığında alüminyum, çelik görünümünde bir element.Toprakta toryum oksit halinde bulunuyor. Dünya rezervlerinin yarıdan fazlası Türkiye`de, Batı Anadolu`da bulunuyor. Eskişehir, Sivrihisar, Beypazarı ve Kızılcaören yörelerinde...
Dünyada nerelerde var, rezervler ne kadar?
- Avustralya`da 300 bin ton, Hindistan`da 290 bin ton, Norveç`te 170 bin ton, ABD`de 160 bin ton, Kanada`da 100 bin ton, Güney Afrika`da 35 bin ton, Brezilya`da 16 bin ton. Neredeyse bütün dünyada toplam 1071 bin ton, Türkiye`de 800 bin ton.
STRATEJİK MADDE
Birkaç yıldır bir başka maden, boryum üzerine bir tartışma vardı. Boryum stratejik maddedir, özelleştirilmesin, özellikle de yabancıların eline geçmesin deniliyordu. Toryum için de aynı şeyi söylemek mümkün müdür?
- Bildiğim kadarıyla, toryum`un 21. yüzyılın en stratejik maddesi olması büyük bir olasılık. Eğer 2005 yılına kadar yapılması planlanan yeni tip nükleer enerji santralleri gerçekleşirse, toryum bir numaralı element olacak. Çünkü yeni tip reaktörlerde yakıt olarak kullanılacak. Eğer biz toryum ile elektirik enerjisi üretebilmek olanağına kavuşursak, bu trilyonlarca varil petrole eş değerde bir enerji kaynağı olacak.
Diyelim ki her şey yolunda gitti, 2005 yılında, haydi diyelim 2010 yılında toryumlu nükleer santraller çalışmaya başladı. Bu nasıl olacak? Yani kömür gibi topraktan çıkartıp, bir çuvala koyup.
- Şu anda planlanan yeni tip reaktörlerin prototipinden söz edecek olursak:Yerin yaklaşık 30 metre altında, kurşun bir hedefin içinde bulunacak toryum. Bu hedefe dışardan, yeryüzünden hızlı protonlar gönderiyorsunuz. Bu protonlar kurşundan nötron üretiyor. Bu nötronlar da gidip toryumla birleşerek enerji üretiyor.
FELAKETE YOL AÇMAZ
Peki toryumun topraktan çıkartılması ve enerji üretimi sırasında bu işlerde çalışan insanlar herhangi bir tehlikeye maruz kalıyor mu?
- Hayır. Bizim rezervlerimiz zaten toryum-232. Yüzde yüz oranda, oksitlenmiş durumda toryum içeriyor. Kurşun hedef dediğimiz şey, içine toryum konulan bir muhafaza, bir kap. Silindirik biçimde, boru biçiminde olabilir. Üzerine hızlı protonlar gönderildiği için hedef olarak adlandırılıyor. Bu tip reaktörlerin eskileriyle mukayese edilmesi mümkün değil. Kesinlikle patlama tehlikesi yok. Çernobil benzeri bir felaketin tekrarlanması mümkün değil. Radyoaktif kalıntı minimum nisbetinde. Bu da nötronlarla yok edilebiliyor. Reaktörün fişini çektiğinizde her türlü işlem duruyor. Doğa kirlenmiyor, minimum atıklar da uzun ömürlü değil.
Uranyum bu kadar belálı bir madde, tehlikeli, radyasyon yayıyor. Oysa toryum da 1828`de bulunmuş, radyoaktif olduğu da 1898`den bu yana biliniyor.
Tehlikesiz olduğu halde neden toryum tercih edilmemiş?
- Toryum nedense iyi tanınmıyordu. Cenevre`de CERN (European Center for Nuclear Research-Avrupa Parçacık Fiziği Araştırma Merkezi) laboratuarında araştırma yapan, Nobel almış bir İtalyan fizikçi, Prof. Carlo Rubbia tarafından önerildi, 1993`te. Toryumun, uranyumun yerini alabileceği kanıtlandı. Dokuz yıl öncesine kadar toryumun bu tip bir reaktörde yakıt olarak kullanılabileceği bilinmiyordu.
Yakıt olarak kullanmak için dünyada ne gibi çalışmalar yapılıyor?
- Ön araştırma çalışmaları bitti, projenin fizibilitesi 1998`de tamamlandı.11 Avrupa ülkesinin Bilimsel Araştırma Bakanları için araştırma panelleri oluşturuldu, bir de bilim adamlarının katıldığı teknik danışma grubu var. Ne yazık ki Türkiye yok buralarda. CERN laboratuarı da 1954 yılından bu yana var. Aralarında Yunanistan`ın da bulunduğu 12 Avrupa ülkesinin kurduğu bir laboratuar... Burada biz maalesef yokuz. Olmak için Türkiye Bilimler Akademisi`yle birlikte yoğun çaba içindeyiz.
Sadece Bilimler Akademisi mi? Devletin, hükümetin bu işe el koyması gerekmiyor mu?
- Hepsi bir arada olmalı. CERN`e ve öteki çalışmalara katılan devletler kendi güçleri nisbetinde bütçelere katkıda bulunuyorlar. Ancak bilimsel araştırmalara yapılan yatırımlar bir süre sonra misliyle kendini öder duruma geliyor. Ama Türkiye bu gibi konulara para ayırmadığı için büyük bir bilim adamı eksikliği var.
BİZ DE KATILMALIYIZ
CERN`de neler yapılıyor?
- Ön araştırmalar bitti. Avrupa`nın ilk prototip toryumlu nükleer santrali 2005 yılına kadar tamamlanacak. Ayrıca Japonya ve ABD`de kendi santrallerini yapmaya çalışıyor.
Bunlar santrali bitirdikleri zaman bize satacaklar...
- Araştırmaların içinde olursak biz kendimiz daha iyisini de üretebiliriz. Prototipin geliştirilmesinde mutlaka aralarında bulunmamız gerek.
Avrupa prototipi reaktörü 2005 yılında bitirilecek. Bu yeni reaktör, mevcut reaktörlerin sorunlarını da çözümleyecek.
Prototip reaktör 2005 yılında tamamlanırsa, seri üretim 2010 yılından önce başlar.
Toryumun yarısı bizdeyken reaktör çalışmalarının neresindeyiz?
- Hızlandırıcı üzerinde çalışan bir tek araştırma grubumuz var Ankara`da. Hızlandırıcı proton ve elektron gibi temel parçacıkların ve atom çekirdeklerinin hızını çoğaltan alet. Tıpta, sanayide, savunma sanayinde de kullanılıyor. Fakat araştırmayla ilgili hızlandırıcı yok.
Türkiye`nin yerin altındaki toryumunu 2015 yılından itibaren kullanabilmesi için ne yapmak lazım?
- Türkiye`de, 2010 yılında hızlandırıcı, deneysel yüksek enerji fiziği ve nükleer fizik konularında 1200 bilim adamının çalışıyor olması gerek. Şu anda sadece 80 kişi var. Önce bilime ve bilim adamına yatırım yapmak lazım.
Bu desteği kim verecek?
- Devlet, hükümet, tabii ki TÜBİTAK, Türkiye Bilimler Akademisi TÜBA. Özel teşebbüsün, sanayi kesiminin de katkıda bulunması gerekir. En önemlisi eleman yetiştirmek. Dünyadaki araştırmalara bilim adamlarımızın katılması.
BİLİMSEL DESTEK LAZIM
Türkiye`de akademik ünvana sahip kaç bilim adamı var bu işin içinde?
- Hızlandırıcı alanında çalışanların sayısı onu bile bulmaz. Sıfır diyebiliriz. Üniversilerin fizik bölümlerinin bu alanda çalışmasını sağlamak, çalışma yapacak olanları yüreklendirmek lazım. Büyük bir servetin üzerinde oturuyoruz, küçük bir bilimsel yatırımla toryumla enerji üretme alanının dünya devleri arasına girebiliriz. 290 bin tonluk toryum rezervi bulunan Hindistan enerji geleceğini toryumda arıyor.
Peki bizim aklımız erer mi bu işe? Katılmaya kalkışsak bizi aralarına alırlar mı? Bir fizik bölümü mezununun dünya stardartlarında yetişmesi için kaç yıl lazım?
- Bilim adamlarımızı elbette alırlar aralarına. Bu alanda çalışan bilim adamlarımızın zaten bağlantıları var onlarla. Bir mezunun 5 yıl daha çalışması lazım doktora alması için, 7 ile 10 yıl yeter. Ayrıca, başka ülkelerde yaşayan Türk bilim adamları var, onlar davet edilebilir.
Toryum nükleer enerji reaktörleri çalışmaya başladı diyelim. Elimizdeki toryumun ömrü ne?
- Ebediyyen diyebiliriz.
***
Türkiye`nin elektirik üretmek için dışarıdan petrol ve doğal gaz almadığını, ısıtmada kullanılan doğal gazın yerini toryumdan üretilen elektiriğin aldığını düşünelim. Düşünelim, Türkiye`nin başına büyük bir devlet kuşunun konduğunu anlarız. Önümüzdeki 10-15 yıl içinde Türkiye`nin talihi tersine dönebilir. Önü açılabilir.
Devletin, hükümetin, TBMM`nin, TÜSİAD`ın, Sanayi Odalarının toryum gerçeğinden haberi var mı, bilmiyorum. Prof.Dr. Engin Arık, Devlet Planlama Teşkilatı`nın haberi olduğunu söylüyor.
Uranyuma dayalı nükleer enerji üretimine, hidrolik enerji için baraj yapılmasına, termik santrallere karşı çıkan, ancak Türkiye`nin enerji gereksinimi için olumlu öneride bulunamayan çevreci örgütlere, doğaseverlere, sivil toplum örgütlerine ve harabeseverler e de müjde! Şimdi ellerinde toryum kozu var. Yürüyüş, açlık grevi yapmalarına artık gerek kalmayabilir.
Türkiye önümüzdeki 12 ay içinde mutlaka CERN`e üye olmalı ve toryum Prototip Reaktörünü üreten devletlerin arasında yer almalı. Bu da yetmez, Türkiye, ABD ve Japonya ile ilişki kurup toryum reaktörü alanında çalışma yapan gruplara bilim adamları göndermeli. Bu yılın sonuna kadar Hindistan bu alanda neler yapmış, oradan da bir şeyler öğrenmeli.
Ülkemiz adına, bu işi bana haber verdiği için Prof. Engin Arık`a ve bu alanda çalışan birkaç bilim adamımıza teşekkürü borç bilirim.
Ben de sizlere, bütün Türkiye`ye, başımıza konan devlet kuşunun, kurtarıcımız toryumun müjdesini veriyorum.
Büyük bir servetin üzerinde oturuyoruz, küçük bir bilimsel yatırımla toryumla enerji üretme alanının dünya devleri arasına girebiliriz.
Kesinlikle patlama tehlikesi yok. Çernobil benzeri bir felaketin tekrarlanması mümkün değil. Reaktörün fişini çektiğinizde her türlü işlem duruyor. Doğa kirlenmiyor, minimum atıklar da uzun ömürlü değil.
*Borla çalışan araba üretildi, Türkiye kıskaçta.*Arabayı bor madeniyle çalıştıracak patentli 600 proje olduğu ortaya çıktı. Daimler-Chrysler, seri üretime bile geçti. Ancak bu gelişmeler Türkiye`ye yansıtılmıyor. Çünkü Türkiye, dünya rezervinin yüzde 70`ine sahip ve uluslararası tröstler Türkiye uyanmadan bu kaynağı ele geçirmeyi planlıyor.
***Dünya rezerv yekûnunun yaklaşık yüzde 70`inin Türkiye`de olduğu bor madeniyle çalışan araba üretildiği ortaya çıktı.
*Bu alanda patenti alınmış yaklaşık 600 tane proje bulunuyor.
*Amerikan Millenium Cell (MC) ve stratejik ortağı Daimler-Chrysler (DC), seri üretime bile geçti.
*Ancak uluslararası tröstler, bu gelişmeleri ülkemizdeki `bor` zenginliğine egemen olmak için Türkiye`den kaçırıyor.
*Aksiyon dergisinde yayımlanan habere göre, konuyla ilgili gelişmelerden biri Scientific American dergisinin Mayıs 2002 sayısında yayımlandı.
**`DUSUNULEBILECEK EN TEMIZ YAKIT` başlığıyla verilen haberde, kimyager Steven Amendola`nın Ford Explorer model otomobili bor bileşiklerinden elde edilen yakıtla çalıştırdığı anlatılıyordu.
**ABD`li kimyager Amendola`ya göre, sodyum bor hidritle çalışan otomobilin hem menzili iki katına çıkıyor, hem patlama ihtimali olmadığı için tam güvenli oluyor, hem çevre kirliliği olmuyor, hem de yakıt kullanıldıktan sonra tekrar değerlendirilebiliyor.
**Benzinle çalışan otomobillerde yakıtı depolama sorunu olduğu için menzili düşüyor. Borla çalışanlardaysa bu sorun ortadan kalkıyor. Araç, sodyum bor hidrit maddesi ile suyun oluşturduğu hidrojenin yakıt pillerine ulaşması ve açığa çıkan enerjinin mekanik enerjiye dönüşmesiyle yürüyor.
**Bor konusu özellikle son yıllarda Türkiye gündeminden hiç inmedi. Bilgisayardan silaha, nükleer teknolojiden akaryakıta kadar birçok alanda kullanılan bor, ister istemez birçok çevrenin ilgi odağı.
**Tartışmalar, bazı kişi ve güçlerin özelleştirme furyasını da arkalarına alarak, bu cazip ve stratejik madeni `iç etmek` istediğinden, uluslararası tröstlerin Türkiye`yi bor konusunda baskı altına aldığına, boru devletin yeterli kârlılık ve verimlilikte kullanamadığına kadar uzanıyor.
**Devlet Denetim Elemanları Derneği (DENETDE) Başkanı Atılay Ergüven de bor gibi hayati önemi olan konulardaki gelişmelerin Türkiye`ye geç yansımasını, `BATILILAR TURKIYE`YE BOR TEKNOLOJISININ GELMESINI ONLEDIKLERI GIBI, O KONUDAKI GELISMELERI DE DUYUP, BORUN ONEMINI KAVRAMAMIZI ISTEMIYORLAR!` sözleriyle izah ediyor.
**Dünya bor rezervinin yüzde 70`i Türkiye`de. Bizi yüzde 13`le ABD izliyor. **Rezervlerini yıllar önce kullanmaya başlayan Amerika`nın, kendi topraklarından çıkarabileceği miktar gittikçe azalıyor. Bor zengini Türkiye ise bu potansiyelini ancak ham bor ürünü satarak değerlendirebiliyor
*** Mamul bor ürünleri üretebilmek için gerekli teknoloji Türkiye`de yok. Çünkü Batılı ülkeler bor teknolojisini bize vermeyi hep reddediyor. Ham cevher olarak adeta sudan ve kumdan ucuza sattığımız bor, bize pahalı ithal ürünler olarak geri dönüyor.