Ana içeriğe geç
YORUM YAZ

Tartışmaya katıl

Mesajınızı açık ve okunabilir biçimde yazın.

Not: Yorum gönderebilmek için kayıt olmalısınız.
Kayıt olmak için, buraya tıklayınız. Kayıt ücretsizdir!
Kullanıcı adı:
Şifre:
Mesaj ikonu:
İÇERİKMesajınızDüşüncenizi açık, okunabilir ve konuya katkı sağlayacak biçimde yazın.

Önizle ile kontrol edin. Ctrl/Cmd+B · I · U0 kelime0 karakter
Gönderi seçenekleriİmza, bildirim ve moderasyon
 

Hazır olduğunuzda kaydedinÖnizleme değişiklikleri kaydetmez.
  

Konu bağlamını inceleOrijinal yazı ve son yorumlar

Orijinal yazı

04/08/2007 : 11:49:44
HALKIN SAĞDUYUSU...

-- “Yüzde 40 civarı bekliyorduk; ama, hiçbirimiz AKP’nin oylarını yüzde 47’ye kadar çıkarabileceğini tahmin etmiyorduk”...

-- “AKP’ye kimseler bu kadar şans tanımazken nasıl oldu da neredeyse Türkiye’deki 2 kişiden biri AKP’ye oy verdi bunu anlamak mümkün değil”...

-- “Bizler demek ki başka bir dünyada yaşıyormuşuz. Demek ki herşeyin yakın çevremizdeki gibi olduğunu düşünüyormuşuz; yanıldık..”

22 Temmuz akşamı, oyların yüzde 70-75’i sayılıp ta AKP’nin alacağı oy oranı iyice belli olunca, CNNTÜRK Özel Seçim Gecesi Programı’na katılan bütün konuklarımız bunlara benzer şeyler söylediler.

Aynı yayın sırasında Türkiye’de ilk defa kullanılan Sanal Stüdyo yardımıyla sonuçları daha detaylı verdikçe daha geniş bir kitle şaşkınlığa uğradı. AKP’nin bu kadar büyük bir zafer kazanacağını neredeyse Tarhan Erdem ve KONDA’daki arkadaşlarının dışında hiçkimse öngörememişti. Yorumcular, bilimadamları, gazeteciler, siyasi partiler, halk; neredeyse bütün Türkiye gerçekten de şaşkındı.

Bu şaşkınlıktan olsa gerek ertesi gün seçim sonuçlarını yorumlayanların hemen hemen hepsi işin bir başka boyutuna dikkat çekiyordu.

Bir iddiaya göre 27 Nisan’daki “Genelkurmay Muhtırası”, AKP’nin oylarını ciddi biçimde arttırmıştı. Kısacası, “anti-demokratik” orduya karşı sırtını halka dayamış olan “demokratik” AKP sonunda halktan bu denli yoğun oy ve destek almıştı.

Bize göre, bu görüş AKP’nin bu “oy patlamasını” açıklamaktan çok uzak. Herşeyden önce ne orduyu “anti-demokratik” olarak nitelemek doğru olur ne de AKP’nin “demokratik” olduğunu iddia etmek. Unutmamak gerekir ki, Türkiye 22 Temmuz seçimlerine Başbakan Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı adayını son dakikaya kadar açıklamaması ve ana muhalefet partisi CHP ile uzlaşı aramaması yüzünden gitti. Kaldı ki AKP’de de tıpkı CHP’de olduğu gibi bir “liderlik sultası” yani “tek adam” yönetimi var.

Bir diğer yorumsa laiklik ekseninde yapılan saptama. Özellikle Cumhuriyet Mitingleri’ne katılan milyonlarca insanın kaygısı laikliğin elden gitmesiydi. Bu açıdan bakıldığında AKP’nin aldığı yüzde 47 oya bakıp, “o zaman Türk halkının yarısında AKP’nin laikliğe karşı bir tehdit olduğu algısı yoktur”, demek de yanıltıcı olabilir.

Oysa, seçim sonuçlarının bir başka yorumu daha olabilir ki bizce en doğru olanı da bu... Biz buna “halkın sağduyusu” ya da “kitlelerin bilgeliği” diyoruz..

Şöyle bir düşünelim... Seçimlere giderken genelde halktaki hava nasıldı? “Evet, AKP tek parti hükümeti olmasının da yardımıyla ekonomik gelişme adına birşeyler yaptı; en azından ulusal ekonomik politikanın istikrarlı bir şekilde yürütülmesini sağladı. Belki ekonomideki her sıkıntıyı gideremedi ama en azından önemli bir başlangıç yaptı. Bundan dolayı AKP’nin tek parti iktidarının devamı Türkiye’nin gelişimi için iyi olabilir. Ancak, öte yandan AKP, 2002 seçimlerinden oy alamadığı toplumun yüzde 45’lik bir kesimini kavrayamadı. Onların kaygılarını dindiremedi ve özellikle laiklik konusunda toplumun bu büyük kesimine güven veremedi. Tam aksine, Cumhurbaşkanlığı seçiminde olduğu gibi ben çoğunluk iktidarıyım; benim dediğim olur tavrı içine girdi... O yüzden, AKP’nin bir şekilde denetlenmesi gerekiyordu.”

İşte, her zaman açıkça dillendirilmese de seçimlere giderken toplumdaki algılama genel anlamda böyleydi...

Ve seçimlerin sonucunda da bu algılamaların yansıması ortaya çıktı. Türk halkı seçim sonuçlarıyla adeta AKP’ye “tamam yola devam et; çünkü senden başka ‘alternatif’ göremiyorum. Ama, laiklik ve Cumhuriyetle ilgili sıkıntılar, kaygılar ve güvensizlikler var”, dedi.

O yüzden de Meclis’e AKP’yi en azından kontrol etmesi ve gerekirse belirli konularda alternatif olması için benzer bir muhafazakar tabana oturan ama laik cumhuriyet konusunda çok kararlı bir başka partiyi; MHP’yi gönderdi. Evet, MHP Cumhurbaşkanlığı seçiminin birinci oturumunda Meclis’i terketmez. O yüzden, AKP’nin adayını desteklemese de bir yerde Cumhurbaşkanlığı yolunda 367’yi bulma konusunda AKP’ye yardım etmiş gibi olabilir. Ama, bu MHP’nin AKP’ye muhalafet etmeyeceği anlamına da gelmez.

Son bir söz... Unutmamak gerekir ki AKP’nin bu büyük zaferinde CHP’nin de rolü var. CHP ve Deniz Baykal, 3 Kasım 2002 seçimlerinin ertesinde AKP hükümetindeki her bakanı kontrol edecek birer “gölge bakan” atasaydı ve hükümetin sağlık, eğitim, enerji, ulaşım ya da başka konulardaki icraatlarına karşı yeni ve somut projeler ortaya koyabilseydi AKP bu kadar oy alabilir miydi? 22 Temmuz seçimlerinde AKP’ye oy verenlerin büyük bölümü “aş ve iş” kaygısıyla AKP’yi destekledi. Şayet CHP, somut projelerle halkı AKP’ye karşı bir hükümet alternatifi olabileceğine inandırsaydı sandıktan bu sonuçlar çıkar mıydı?

İşte, önümüzdeki dönemde CHP açısından çıkarılacak derslerden en önemlisi bizce bu...


(30/7/2007)