Ana içeriğe geç
YORUM YAZ

Tartışmaya katıl

Mesajınızı açık ve okunabilir biçimde yazın.

Not: Yorum gönderebilmek için kayıt olmalısınız.
Kayıt olmak için, buraya tıklayınız. Kayıt ücretsizdir!
Kullanıcı adı:
Şifre:
Mesaj ikonu:
İÇERİKMesajınızDüşüncenizi açık, okunabilir ve konuya katkı sağlayacak biçimde yazın.

Önizle ile kontrol edin. Ctrl/Cmd+B · I · U0 kelime0 karakter
Gönderi seçenekleriİmza, bildirim ve moderasyon
 

Hazır olduğunuzda kaydedinÖnizleme değişiklikleri kaydetmez.
  

Konu bağlamını inceleOrijinal yazı ve son yorumlar

Orijinal yazı

28/04/2007 : 16:06:44
Neydik! Ne Olduk!!!

*DÜRÜSTLÜK*
Bir zamanlar Londra Ticaret Odası'nın en görünür yerinde şu mealde bir
tavsiye levhası asılıydı:
"Türklerle alışveriş et, yanılmazsın."

*İTİBARLIK*
Bir zamanlar Hollanda Ticaret Odası'nın toplantılarında oylar eşit
çıkınca, Osmanlılarla alışverişi olan tüccarın oyu iki sayılır, onun
dediği olurdu.

*TEMİZLİK*
Yere bile tükürmezdik. Hatta, Osmanlı askeri teşkilatını Avrupa'ya
tanıtmasıyla meşhur Comte de Marsıgil, yere tükürmedikleri için
atalarımızı şöyle eleştiriyor: "Türkler hiç bir zaman yere tükürmezler.
Daima yutkunurlar. Bunun için de saçlarında sakallarında bir hararet
olur ve zamanla saçları, kaşları, sakalları dökülür."

*FAZİLET ABİDESİYDİK*
Kimsenin malına, mülküne göz dikmezdik. Kimsenin namusuna yan bakmazdık.
Hırsızlık nedir bilmez, dilenciliği meslek edinmez, kimseyide
küçümsemezdik.

*ÇEVRECİYDİK*
Kurak günlerde ücretle adamlar tutup sokaktaki ulu ağaçları sulatır,
göçmen kuşların yorgunluk atması için saçak, altlarına kuş sarayları
yapardık. Bunlara öyle çok örnek var ki, saymakla bitmez.

*HARAMA EL SÜRMEZDİK*
Fransız muellif Motray, 1700'lerdeki halimizi şöyle anlatıyor: "Türk
dükkânlarında hiç bir zaman tek meteliğim kaybolmamıştır.


Ne zaman bir şey unutsam, hiç tanımadığım dükkâncılar arkamdan adam
koşturmuşlar, hatta bir kaç kere Beyoğlu'ndaki ikametgâhıma kadar
gelmişlerdir."

*MEDENİ İDİK*
İngiliz sefiri Sir James Porter ise, 1740'ların Türkiye'si için şunları
söylüyor:
"Gerek Istanbul'da, gerekse imparatorluğun diğer şehirlerinde hüküm süren
emniyet ve asayiş, hiç bir tereddüde imkân bırakmayacak şekilde isbat
etmektedir ki, Türkler çok medeni insanlardır."

*DOSDOĞRUYDUK*
Fransız generallerden Comte de Bonneval ise, şu hükmü veriyor:
"Haksızlık, murabahacılık, inhisarcılık ve hırsızlık gibi suçlar,
Türkler arasında meçhuldur.
Öyle bir dürüstlük gösterirler ki, insan çok defa Türklerin
doğruluklarına hayran kalır."

*HIRSIZLIK NEDİR BİLMEZDİK*
Fransız muellif Dr. Brayer,1830'ların Istanbul'unu getiriyor önümüze:
"Evlerin kapısının şöyle böyle kapatıldığı ve dükkânların çoğunlukla
umumî ahlâka itimaden açık bırakıldığı Istanbul'da her sene azamı
beş-altı hırsızlık vak'ası görülür."
Ubicini Dr. Brayer'i şöyle doğruluyor:
"Bu muazzam payitahtta dükkâncılar, namaz saatlerinde dükkânlarını açık
bırakıp camiye gittikleri ve geceleri evlerin kapısı basıt bir mandalla
kapatıldığı halde, senede dört hırsızlık vakası bile olmaz.
Ahalisi sırf Hiristiyan olan Galata ile Beyoğlu'nda ise hırsızlık ve
cinayet vak'aları olmadan gün geçmez."

*NAZİKTİK*
Edmondo de Amicis isimli Italyan gezgini, yine 1880'lerin "biz" i
anlatıyor bize:
"İstanbul Türk halkı Avrupa'nın en nazik ve en kibar insanlarıdır.
Sokakta kavga enderdir.
Kahkaha sesi nadirattan işitilir. O kadar müsamahakârdırlar ki; ibadet
saatlerinde bile camilerini gezebilir,
bizim kiliselerde gördüğünüz kolaylığın çok fazlasını görürsünüz."

*CİHANA ÖRNEKTİK*
Türkiye Seyahatnâmesi'yle meşhur Du Loir'un 1650'lerdeki hükmü şöyle:
"Hiç şüphesiz ki, ahlâk bakımından Türk siyasetiyle medeni hayatı bütün
cihana örnek olabilecek vaziyettedir."

*ŞEFKATİMİZ YALNIZCA İNSANA YÖNELİK DEĞİLDİ*
Hayvanları, hatta bitkileri bile kapsıyordu. Hayata karşı saygılıydık. Bu
konuda dilerseniz Elisee Recus'u dinleyelim, bize 1880'lerdeki halimizi
anlatsın:
"Türklerdeki iyilik duygusu hayvanları dahi kucaklamıştır. Bir çok köyde
eşekler haftada iki gün izinli sayılır... Türklerle Rumların karışık
olarak yaşadığı köylerde ise bir evin hangi tarafa ait olduğunu
kolaylıkla anlayabilirsiniz. Eğer evin bacasında leylekler yuva
yapmışsa, bilin ki o ev bir Türk evidir."

*HAYIRSEVERDİK*
Comte de Marsigli'yi tekrar dinleyelim:
"Yazın Istanbul'dan Sofya'ya giderken dağlardan anayol üzerine inmiş
köylülerin yolculara bedava ayran dağıttıklarına şahit oldum." Aynı
muellif, ceddimizin hayırseverlikte fazla ileri gittikleri kanaatindedir.
Şöyle diyor:


"Fakat şunu da itiraf etmeliyim ki, bu dindarane hareketlerinde biraz
fazla ileri gitmektedirler. İyiliklerini yalnız insan cinsine
hasretmekle kalmayıp, hayvanlara ve hatta bitkilere bile tesmil ederler.


" Bu tespiti, İslâm ve Türk düşmanı avukat Guer misallendiriyor:


"Türk şefkati hayvanlara bile samildir" dedikten sonra şu örneği
zikrediyor:


"Hayvanları beslemek için vakıflar ve ücretli adamları vardır. Bu
adamlar sokak başlarında sahipsiz köpeklere ve kedilere et dağıtırlar.


Sokaktaki ağaçların kuraklıktan kurumasını önlemek için bir fakire para
verip sulatacak kadar kaçık müslümanlara bile rastlamak mümkündür..."


"Kaçık" lığın kaynağını da veriyor adam:


"Bir çokları da sırf azad etmek için kuşbazlardan kuş satın alırlar.


Bunu yapan bir Türk'e bir gün yaptığı işin neye yaradığını sordum.
Küçümseyerek baktı ve şu cevabı verdi:
"ALLAH'IN RIZASINI TAHSİLE YARAR!.


Gönderen : İlhan ŞANVER

Son 1 yorum (en yenisi önce)

29/04/2007 : 21:29:23
yazınızı büyük bir zevkle okudum çok teşekkürler.