Ana içeriğe geç
YORUM YAZ

Tartışmaya katıl

Mesajınızı açık ve okunabilir biçimde yazın.

Not: Yorum gönderebilmek için kayıt olmalısınız.
Kayıt olmak için, buraya tıklayınız. Kayıt ücretsizdir!
Kullanıcı adı:
Şifre:
Mesaj ikonu:
İÇERİKMesajınızDüşüncenizi açık, okunabilir ve konuya katkı sağlayacak biçimde yazın.

Önizle ile kontrol edin. Ctrl/Cmd+B · I · U0 kelime0 karakter
Gönderi seçenekleriİmza, bildirim ve moderasyon
 

Hazır olduğunuzda kaydedinÖnizleme değişiklikleri kaydetmez.
  

Konu bağlamını inceleOrijinal yazı ve son yorumlar

Orijinal yazı

27/04/2007 : 18:44:01







Terentius, "Onunla her şeyi
paylaşmak zevkinden mahrum kalınca, hiçbir zevki tatmamaya karar verdim"
demiş, yitirdiği bir dostunun ardından.

Nasıl bir insandan bahseder Terentius?

Karşısında zavallı gibi görünmekten korkmadığımız, bizi değiştirmeye değil
zenginleştirmeye çalışan, yargılayan değil, kendimizi sorgulamamıza
yardımcı olan biri midir yitirilen? Sabahın 3'ünde çaldığımız kapısını
açtığında, tek kelime etmeden kollarına atılıp ağlayabileceğimiz bir insan
mıdır? Terentius'un acısını bu şekilde dillendiren?

Nedenlerini merak etse de, göz yaşlarımızın dinmesini bekleyecek kadar
anlayışlı, titrek sesimiz ve telaşlı cümlelerimizi sükunetle dinleyecek
kadar sabırlı, acımızın bir kısmını kendine yük edinecek kadar cömert ve
yürekli insanlar mıdır dost diye seçtiklerimiz?

Sadece sohbeti değil, sessizliği de sıkıcı olmayan; yalnızlığımızı unutmak
için varlığı, eksikliğini hissetmemiz için yokluğu kafi gelen insanlara mı
dostum deriz?

Başımıza gelen güzel bir şeyin coşkusu yüreğimize sığmadığında, saate
aldırmayıp telefona sarıldığımız ve karşımızdaki uykulu sese "Kulaklarına
inanamayacaksın!" diye bağırdığımızda, "Sabahı bekleyemez miydin?" demeyen
biri midir gerçek bir dost?

Güzel bir film izlediğimizde, keşke O da olsaydı dediğimiz, okuduğumuz bir
kitaptan bahsedebildigimiz ve en mahrem sırlarımızı anlattıktan sonra
rahatça uykuya dalabildiğimiz bir sırdaş mıdır yoksa ?

Konuşurken gözlerimizi kaçırmadığımız, kendimizi saklamadığımız ve
yüzümüze en acı gerçekleri haykırırken bile darılmadığımız yalnızlığımız
mıdır dost dediğimiz insanlar?

Ne bileyim, aynı fikirde olmasak da uzlaşabildiğimiz, köprüleri atmadan da
tartışabildiğimiz, her savaştan birlikte ve biraz daha güçlenmiş bağlarla
çıktığımız insanlar mıdır dost payesi verdiklerimiz?

Tanıdığımızı sanırken, daha keşfedilmeyi bekleyen nice el değmemiş
duygular ve düşünceler taşıdığını gördüğümüz; sürekli bizi saşırtan
kendimiz midir onlarda sevdiğimiz?

Aristo haklı mıdır; "Dostluk bir ruhun iki ayrı bedende yaşamasıdır"
derken ve Terentius, başka bir bedende toprağa verdiği ruhunun yaşını mı
tutmaktadır?

Paylaştığı her şeye ölüm de mi dahildir?

Acaba, neyi kaybedeceğini, dostu ölmeden önce fark etmiş midir?

Ya biz; her şeyi paylaşmanın, iddialı ve gerçek dışı geldiği günümüzde,
sahip miyiz gerçek bir dosta?

Ya da adımızın önüne dost sıfatı koyan insanlar var mıdır hayatımızda?

Yoksa kendimizi sevmeyi başaramadığımızdan, şaşırıyor muyuz bizi sevdiğini
söyleyen birinin varlığına, inanamıyor muyuz yanımızda kalmasına ve
uzaklaştırıyor muyuz içten içe bizi sevmesini istediğimiz insanı
kendimizden?

Ve bir gün, bir el daha kayıp gittiğinde avuçlarımızdan, kendi mezarımızın
başında ağlayacağımızı biliyor muyuz?

İş işten geçmeden önce teşekkür edebiliyor muyuz sevdiğimize, hiç değilse
bizi sevdiği için...