Ana içeriğe geç
YORUM YAZ

Tartışmaya katıl

Mesajınızı açık ve okunabilir biçimde yazın.

Not: Yorum gönderebilmek için kayıt olmalısınız.
Kayıt olmak için, buraya tıklayınız. Kayıt ücretsizdir!
Kullanıcı adı:
Şifre:
Mesaj ikonu:
İÇERİKMesajınızDüşüncenizi açık, okunabilir ve konuya katkı sağlayacak biçimde yazın.

Önizle ile kontrol edin. Ctrl/Cmd+B · I · U0 kelime0 karakter
Gönderi seçenekleriİmza, bildirim ve moderasyon
 

Hazır olduğunuzda kaydedinÖnizleme değişiklikleri kaydetmez.
  

Konu bağlamını inceleOrijinal yazı ve son yorumlar

Orijinal yazı

13/11/2006 : 16:52:37
“Pazarlı” Vize’ye altı Pınarhisar’a 18 kilometre. Küçük bir Trakya köyü!
Bu aylarda, Yeşilin ve sarının her rengini görmek mümkün.
Havayı güzel bulduğumuz hafta sonları, sabahleyin erkenden kalkıp Pazarlıya, eski Değirmene kahvaltıya gidiyoruz.
Bu Pazar günüde öyle yaptık,
Otobandan Lüleburgaz gişelerinden çıkıyor
Daha uyanmamış irili ufaklı köylerden geçip, Pınarhisar’ın içinden vize istikametine dönüyoruz.
Yollar bomboş,
Radyo yolculuğumuz boyunca bize eşlik ediyor.
“İki keklik bir kayada ötüyor”

“ Ötmede keklik derdim bana yetiyor.
Sonbahar, fırçayı eline almış yeşil üzerine sarı çalışmış buralarda.
Çokta nefis bir tablo çıkmış ortaya.
Resme bakarken, yolun bittiğini anlamıyoruz.
Pazarlıya geliyoruz, sola dönüyoruz, eski Değirmen hep bıraktığımız gibi bizi bekliyor.

Taş binanın içerisine tahta banklar yerleştirilmiş, gürül gürül yanan fıçıdan bozma soba konsepte uysun diye griye boyanmış.
Sobanın ısıtmaktan başka ekmek kızartmak gibi çok önemli bir görevi daha var.
Eski değirmende kahvaltının haricinde, alabalığın envai çeşidini bulabileceğiniz gibi tadına doyamayacağınız, Toprak tencerede pişirilmiş Pastırmalı Kuru fasulyeyi de mideye indirmeniz mümkün.
İçeride bizden başka 2 masa daha var.
Sobaya yakın masalardan bir tanesine oturuyoruz. Eli yüzü düzgün bir arkadaş hemen geliyor, servis açıyor.
Trakya insanının tüm konukseverliği ile “Kahvaltının haricinde bir isteğimizin olup olmadığını soruyor”
“Olmadığını” söylüyoruz ama
Onun masaya gidip gelişleri bir türlü bitmiyor, gelen çaydanlığı sobanın üzerine koyup, başlıyoruz mis gibi ev ekmeğini kızartmaya.
Bu ekmeğin kokusunu bile unutmuşum.
Kızaran ekmek tereyağı ile buluşuyor. Daha da dayanılmaz oluyor.
Peynir nefis, ortaya birde omlet yapmışlar.
Kaşla göz arasında, masadakileri silip süpürüyoruz.
Ardından bir demlik çay daha söyleyip, sobaya biraz daha yaklaştıktan sonra günün ilk sigaralarını telliyoruz.
Demlik bitiyor, orta kahvelerimiz geliyor.
Günlük gazeteleri gözden geçirmeye başlıyoruz ama olup biten şu an için bizi ilgilendirmiyor.
En can alıcı habere bile gülüp geçiyoruz!
Masadaki en yaşlı adam ben olduğum için, taş duvarlara asılmış eski tarım aletlerinin isimlerini söylemek ve işlevlerini anlatmak bana düşüyor.

Kahvaltı bittikten sonra bir hesap ödeme hengâmesi yaşanıyor.
Belki inanmayacaksınız, dört kişiye her şey dâhil 35 milyon hesap geliyor.
Kişi başı kahvaltı 7,5 milyon, ikinci demlik ve kahveler extra.
Tam ayrılırken birde fotoğrafımızı çekip adresimizi istiyorlar.
Biz e-mail adresimizi verelim diyoruz ama kabul etmiyorlar, oranın âdeti öyleymiş.
Fotoğraflar posta yoluyla, gönderilirmiş.
Kahvaltıda buluştuğumuz arkadaşlarımızdan ayrılıp Vize istikametine devam ediyoruz, Yine tenha caddeler, yine açılmamış dükkânlar.
Çakıllı, Saray,
Saraydan Kıyıköy yönüne dönüp, ilerlemeye başlıyoruz.
Güngörmez köyünde,
Camlarında, manda yoğurdu, manda peyniri bulunur yazıları olan dükkânlar karşılıyor bizi.
Güngörmezle Laladere piknik alanın arası yaklaşık 2 kilometre.
Laladere de ağaçlardan gökyüzü görünmüyor diye yazsam, çokta abartmış olmam herhalde.
Aracın motorunu durdurup elimizdeki fotoğraf makinesini çalıştırmaya başladığımız anda, yakınlarda bir yerlerde çağlayan derenin sesi ev sahipliği yapmaya başlıyor bize, gidene kadarda bıkmadan ağırlıyor.

Havanın güzel olması fırsat bilen onlarca piknikçinin ağaçların arasında olduğunu görmemize rağmen, ormanın içinde kuş cıvıltılarından başka ses duyulmuyor.

Temiz hava başımızı döndürüyor, havadaki et kokusu, karnımız çok tok olmasına rağmen mangal yapanlara imrenerek bakmamızı sağlıyor.

Bahçe köyün sonrası Kıyı köy,
Dönüş yolunu şimdiden hesaplamaya başladığım için, direk limana giriyoruz. Yer gök palamut.
Daha aracı park eder etmez balıkçılardan bir tanesi yanımıza geliyor.
Pazarlıkla anlaşıp yok denecek bir paraya, denizden yeni çıkmış palamutları aracın bagajına yerleştiriyoruz.

Güneş dağların arasında kaybolmaya başlamışken, arabadaki yerlerimiz alıp,
Radyodaki Türkülere kendimiz kaptırıyoruz.

“Yine zindan oldu dünya başıma
Gönlüm ataşlara yandı gidiyor,ömrüm boş hayale kandı gidiyor......”