Evlenmeden önce bizimkilere çok ısrar ettim, çok üsteledim ben okuma yazma bilmeyen biri ile evleneyim diye..
Bir türlü kabul ettiremedim. “Bu devirde okuma yazma bilmeyen gelin mi olurmuş.”
Olur tabii!
Sağlıklı, detaylı aradıktan sonra!
Benim evlenme kriterim güzellik, zenginlik, iyi huyluluk falan değildi.
Bir kadın güzel yemek yapıyorsa, birazda tutumluysa dilenci sümüğü gibi yapışacaksın bırakmayacaksın arkadaş, bir şekilde ikna edip oturtacaksın nikâh masasına.
Hem kadının okuyup yasmasına ne gerek var. Evin erkeği bu işleri bildikten sonra; yeterli!! Gerekirse erkek, eşi içinde; hem okur, hem yazar.
Ellili yaşlardan sonra isterse, evin erkeği eşine okuma yazma öğretebilir.
İstemezse, öğretmezse “bu yaştan sonra ne gerek var” diye düşünürse de çok fazla üzerinde durmamak, saygılı ile karşılamak lazım.
Şimdi bu yazıyı okuyan bayanlar bana kızabilir ama en sağlıklısı bu.
Neden derseniz yazayım.
Bizim Çorlulu bir hemşerimiz internetteki arkadaşlık sitelerine dadanmış. Yirmi senelikte evli!
Okuryazar yenge bu işten huylanmış tabi. Bir gün eşi gittikten sonra bu arkadaşlık sitelerine oda üye olmuş.
Hobilerini, fiziksel özelliklerini belitmiş. ‘Aklıma gelmişken bu sitelerde adamların hepsi atletik vücutlu, kaslı, kadınlar ise doksan altmış doksan’
Başlamışlar bizim çapkın enişte ile çetleşmeye, mesajlaşmaya.
Gel zaman git zaman işi ilerletmişler. Enişte telefon numarasını istemiş. Başta kabul etmemiş yenge, “gırtlak kanseriyim” demiş. Daha sonra gitmiş eşinden habersiz bir telefon almış.
İnternette sanalda başlayan muhabbet telefondan mesajları ile devam etmiş.
Bayramın ikinci günü Gaziosmanpaşa’da buluşmak için sözleşmişler.
Allah biliyor ya bizim enişte, Gaziosmanpaşa’ya gidebilmek için kim bilir ne masal anlattı.
Bayramın ikinci günü enişte süslenmiş, püslenmiş, iki dirhem bir çekirdek, Grand tuvalet, buluşma yerine gitmiş.
Artık onların konuşmaları, yatak aşamasına gelmiştir diye tahmin ediyorum. Eniştenin kafasında da öyle bir fikir sabitlenmiştir çünkü. İşte buluştuktan sonra, bir şeyler içeriz. Arkasından eğlenceli mekânlardan bir tanesinde, akşam yemeği sonra, fanteziler.
Eve gidince eşine ne diyecek?
“Fabrikada sabaha kadar mesaideydim”
Böyle mesai dostlar başına.
Lafı çok uzatmayalım.
Enişte kavilleş ilen yerde yirmi yıllık eşi ile karşılaşınca. Kızılca kıyamet kopmuş. Gaziosmanpaşa’da başlayan kavga Çorluya, eve gelene kadar devam etmiş.
Okuryazar yenge bizim eniştenin üzerine çok fazla gidince.
Enişte yumruğu bir koymuş, yengenin burnunu kırmış.
Yenge pes edeceğine, daha da hırslanmış. Enişteyi göğsünden bıçaklamış.
Bıçaklamak yengeyi kesmemiş, çaydanlıkta kaynattığı suyu eniştenin üzerine boşaltmış.... Artık suyla nerelerini haşladıysa?
Ardından karakolluk olmuşlar. Haşlamacı, bıçakçı, okuryazar yenge tutuklanmış, cezaevine konmuş.
Eniştede sanırım bu yaşadıklarından sonra, tövbe edip beş vakit namaza başlamıştır.
Anlattığım hikâyeden de anlaşıldığı üzere, Bana göre tüm sorun yengenin okuma yazma bilmesinde.
Bilmese, okuyamasa, yazamasa, ne bu olaylar olacak nede bir yuva
Bir türlü kabul ettiremedim. “Bu devirde okuma yazma bilmeyen gelin mi olurmuş.”
Olur tabii!
Sağlıklı, detaylı aradıktan sonra!
Benim evlenme kriterim güzellik, zenginlik, iyi huyluluk falan değildi.
Bir kadın güzel yemek yapıyorsa, birazda tutumluysa dilenci sümüğü gibi yapışacaksın bırakmayacaksın arkadaş, bir şekilde ikna edip oturtacaksın nikâh masasına.
Hem kadının okuyup yasmasına ne gerek var. Evin erkeği bu işleri bildikten sonra; yeterli!! Gerekirse erkek, eşi içinde; hem okur, hem yazar.
Ellili yaşlardan sonra isterse, evin erkeği eşine okuma yazma öğretebilir.
İstemezse, öğretmezse “bu yaştan sonra ne gerek var” diye düşünürse de çok fazla üzerinde durmamak, saygılı ile karşılamak lazım.
Şimdi bu yazıyı okuyan bayanlar bana kızabilir ama en sağlıklısı bu.
Neden derseniz yazayım.
Bizim Çorlulu bir hemşerimiz internetteki arkadaşlık sitelerine dadanmış. Yirmi senelikte evli!
Okuryazar yenge bu işten huylanmış tabi. Bir gün eşi gittikten sonra bu arkadaşlık sitelerine oda üye olmuş.
Hobilerini, fiziksel özelliklerini belitmiş. ‘Aklıma gelmişken bu sitelerde adamların hepsi atletik vücutlu, kaslı, kadınlar ise doksan altmış doksan’
Başlamışlar bizim çapkın enişte ile çetleşmeye, mesajlaşmaya.
Gel zaman git zaman işi ilerletmişler. Enişte telefon numarasını istemiş. Başta kabul etmemiş yenge, “gırtlak kanseriyim” demiş. Daha sonra gitmiş eşinden habersiz bir telefon almış.
İnternette sanalda başlayan muhabbet telefondan mesajları ile devam etmiş.
Bayramın ikinci günü Gaziosmanpaşa’da buluşmak için sözleşmişler.
Allah biliyor ya bizim enişte, Gaziosmanpaşa’ya gidebilmek için kim bilir ne masal anlattı.
Bayramın ikinci günü enişte süslenmiş, püslenmiş, iki dirhem bir çekirdek, Grand tuvalet, buluşma yerine gitmiş.
Artık onların konuşmaları, yatak aşamasına gelmiştir diye tahmin ediyorum. Eniştenin kafasında da öyle bir fikir sabitlenmiştir çünkü. İşte buluştuktan sonra, bir şeyler içeriz. Arkasından eğlenceli mekânlardan bir tanesinde, akşam yemeği sonra, fanteziler.
Eve gidince eşine ne diyecek?
“Fabrikada sabaha kadar mesaideydim”
Böyle mesai dostlar başına.
Lafı çok uzatmayalım.
Enişte kavilleş ilen yerde yirmi yıllık eşi ile karşılaşınca. Kızılca kıyamet kopmuş. Gaziosmanpaşa’da başlayan kavga Çorluya, eve gelene kadar devam etmiş.
Okuryazar yenge bizim eniştenin üzerine çok fazla gidince.
Enişte yumruğu bir koymuş, yengenin burnunu kırmış.
Yenge pes edeceğine, daha da hırslanmış. Enişteyi göğsünden bıçaklamış.
Bıçaklamak yengeyi kesmemiş, çaydanlıkta kaynattığı suyu eniştenin üzerine boşaltmış.... Artık suyla nerelerini haşladıysa?
Ardından karakolluk olmuşlar. Haşlamacı, bıçakçı, okuryazar yenge tutuklanmış, cezaevine konmuş.
Eniştede sanırım bu yaşadıklarından sonra, tövbe edip beş vakit namaza başlamıştır.
Anlattığım hikâyeden de anlaşıldığı üzere, Bana göre tüm sorun yengenin okuma yazma bilmesinde.
Bilmese, okuyamasa, yazamasa, ne bu olaylar olacak nede bir yuva