Macaristan ayakta, neymiş?
Başbakan halkına yalan söylediğini itiraf etmiş.
Aynı olay bizde olsa ne olur.
Başbakan çıksa on binlerin doldurduğu meydanda, halkın gözünün içine baka baka.
‘Ben iktidar olduğumdan beri size hiç doğruyu söylemedim.
Omurilikten, işkembeden atabildiğim kadar atıyorum sizde inanıyorsunuz dese!’
Macaristan da yapılan gösterilerin yüzde kaçı yapılır acaba Türkiye de? Yüzde 0nu, hadi yüzde yirmisi olsun.
Bu bizim tepkisizliğimizden mi?
Umursamazlığımızdan mı? Kaynaklanıyor peki
İkisi de değil bence.
Biz alıştık artık.
Zaten, inanmak istediğimize inanıyor.
Görmek istediğimizi görüyoruz.
Meydanlarda konuşma yapan, televizyonlar da milyonların önünde ahkâm kesen insanlar ne anlatırlarsa anlatsınlar.
Bizim için çok ta önemli değil.
Biz doğrularımızı, yanlışlarımız yıllar öncesinden belirlemişsiz zaten.
Peki, doğruyu duymak her zaman iyimi?
Değil tabii.
‘Çernobil’den biz etkilenmedik, dilediğiniz kadar çay içebilirisiniz’ deyip kendisi de arkasından çay içmedi mi bizim bakanımız.
İçti
O dönemin bakanı kadar yürek yok mu bizde?
Olmaz olur mu var tabii.
O bir bardak çay içtiyse biz on bardak içtik.
‘Çernobil’den Karadeniz bölgesinin tümü ve Marmara bölgesinin kuzeyi’, yani Trakya etkilendi’ dediler.
Biz inandık mı?
Hayır inanmadık.
Adı geçen bölgelerde kanser vakalarında gözle görülür bir artış olduğunda ve yüzlerce insan kanserden hayatını kaybettiğinde
Biz ne dedik?
Bunların hepsi tesadüf?
Kişiselleştirelim olayı.
Çok sevdiğiniz bir insan, size büyük zararı dokunacak bir iş yapmış.
İspatlarıyla olay önünüzde, soruyorsunuz ‘bunu sen mi yaptın.’
İçinizden yalvarıyorsunuz ‘lütfen ben yapmadım desin’
Onun yaptığını biliyorsunuz fakat bunu onun ağzından duymak size çok büyük acı verecek.
Yaşamadınız mı bunu?
Yaşadınız tabii.
Herkes yaşıyor.
İtiraf dinlemek daha acı oluyor.
Biraz daha trajik örnekler verelim.
Kadın ‘anneme gidiyorum’ diyor ve arkasından ekliyor. ‘Bir hafta kalmayı planlıyorum’.
Adamın da bir sevgilisi var. Fırsat buldukça buluşuyorlar.
Olur mu? Olur.
Adam bir haftayı çok iyi değerlendirmek istiyor.
Sevgilisini eve çağırıyor.
Geceyi beraber geçiriyorlar.
Sabah evden çıkarken, bir hafta annesinde kalacağını söyleyen kadınla kapıda karşılaşıyorlar.
‘Aslında kadın ikisini yatakta da yakalaya bildirdi ama çok klasik olacak diye öyle yazmıyorum’
Kadın zaten ne zamandır şüpheleniyor kocasından.
Adam durumu kurtarmak adına ne söyleyebilir.
İşyerinden arkadaşım Pınar, uyuya kalmışım sağ olsun gelmiş, beni uyandırdı.
Arkadaş bankacı, ev kredisi almak için başvurmuştuk ya! Gerçekten öyle bir ev var mı diye görmeye gelmiş.
Daha da pişkinse
Pınarı tanımamış olmazsın, kuzenim pınar.
Aldatılan kadının iki seçeneği var.
Kocasına inanmak, ya da inanmamak,
İnanması olanaksızda, inanıyor görünmek diyelim biz ona.
İnanıyor gözükse hem yuvasını kurtaracak, hem de kıymetli bir hediye alacak.(Böyle olur genelde)
İnanmazsa pılıyı pırtıyı toplayacak annesinin evine gidecek. Yuvası dağılacak.
Adamın yalan söylemediğini kitabın ortasından konuştuğunu farz edelim.
Pınar dört yıldır sevgilim. Hani iş toplasındayım falan diyorum ya yalan.
O zamanlarda hep pınarla beraberim, seni de eskisi kadar sevmiyorum.
Çocuklarımız var diye sana katlanıyorum
Sende benin evlendiğim kadın gibi değilsin zaten, acayip kilo aldın.
Çekilmez bir şey oldun.
Dese.
Ertesi gün gazetelerde manşetler ‘Annesinden erken dönen kadın, sevgilisiyle yakaladığı kocasının cımbızla gözünü çıkardı.’
Annesinden erken dönen kadın, sevgilisiyle yakaladığı kocasına o gün hiç sesini çıkartmadı ama gece uyurken yastıkla boğup öldürdü.
Başka ne yalanlar söylüyoruz biz.
Kilolu arkadaşınıza: Sen kilomu verdin.
Berbat giyinen tanıdığınıza: Vallahi her aldığı üzerine senin kadar yakışan başka birini daha tanımıyorum.
Saçları iğrenç olmuş eşinize: Hayatım saçların harika olmuş.
Yemeğe gittiğiniz tanıdığınıza: Gerçekten hayatımda yediğim en güzel tavuk bu
Suratını resim defterine çeviren kız arkadaşınıza: Seni işte bu doğal halin yüzünden seviyorum
İki kelimeyi bir araya getiremeyen gazetede neden yazdığını anlayamadığınız köşe yazarına: En çok okunan köşe yazarı sensin, insanlar seni deli gibi okuyor.Bu konuda senin eline kimse su dökemez.Hatta sen yerel gazetelerde yazdığın için harcanıyorsun, en kısa zamanda ulusala geçmen lazım..
Yatağa atmak istediğiniz kadına: Neden bilmem seni düşündüğümde aklıma hiç cinsilik gelmiyor aşk böyle bir şey herhalde.
Neyse
Örnekleri daha da çoğaltabiliriz de yer yok.
Büyüklerimiz hep tembihler ya ne olursa olsun doğruyu söyle
Şimdilerde buna verilen cevapta değişti.
Olur, görürsem söylerim
Başbakan halkına yalan söylediğini itiraf etmiş.
Aynı olay bizde olsa ne olur.
Başbakan çıksa on binlerin doldurduğu meydanda, halkın gözünün içine baka baka.
‘Ben iktidar olduğumdan beri size hiç doğruyu söylemedim.
Omurilikten, işkembeden atabildiğim kadar atıyorum sizde inanıyorsunuz dese!’
Macaristan da yapılan gösterilerin yüzde kaçı yapılır acaba Türkiye de? Yüzde 0nu, hadi yüzde yirmisi olsun.
Bu bizim tepkisizliğimizden mi?
Umursamazlığımızdan mı? Kaynaklanıyor peki
İkisi de değil bence.
Biz alıştık artık.
Zaten, inanmak istediğimize inanıyor.
Görmek istediğimizi görüyoruz.
Meydanlarda konuşma yapan, televizyonlar da milyonların önünde ahkâm kesen insanlar ne anlatırlarsa anlatsınlar.
Bizim için çok ta önemli değil.
Biz doğrularımızı, yanlışlarımız yıllar öncesinden belirlemişsiz zaten.
Peki, doğruyu duymak her zaman iyimi?
Değil tabii.
‘Çernobil’den biz etkilenmedik, dilediğiniz kadar çay içebilirisiniz’ deyip kendisi de arkasından çay içmedi mi bizim bakanımız.
İçti
O dönemin bakanı kadar yürek yok mu bizde?
Olmaz olur mu var tabii.
O bir bardak çay içtiyse biz on bardak içtik.
‘Çernobil’den Karadeniz bölgesinin tümü ve Marmara bölgesinin kuzeyi’, yani Trakya etkilendi’ dediler.
Biz inandık mı?
Hayır inanmadık.
Adı geçen bölgelerde kanser vakalarında gözle görülür bir artış olduğunda ve yüzlerce insan kanserden hayatını kaybettiğinde
Biz ne dedik?
Bunların hepsi tesadüf?
Kişiselleştirelim olayı.
Çok sevdiğiniz bir insan, size büyük zararı dokunacak bir iş yapmış.
İspatlarıyla olay önünüzde, soruyorsunuz ‘bunu sen mi yaptın.’
İçinizden yalvarıyorsunuz ‘lütfen ben yapmadım desin’
Onun yaptığını biliyorsunuz fakat bunu onun ağzından duymak size çok büyük acı verecek.
Yaşamadınız mı bunu?
Yaşadınız tabii.
Herkes yaşıyor.
İtiraf dinlemek daha acı oluyor.
Biraz daha trajik örnekler verelim.
Kadın ‘anneme gidiyorum’ diyor ve arkasından ekliyor. ‘Bir hafta kalmayı planlıyorum’.
Adamın da bir sevgilisi var. Fırsat buldukça buluşuyorlar.
Olur mu? Olur.
Adam bir haftayı çok iyi değerlendirmek istiyor.
Sevgilisini eve çağırıyor.
Geceyi beraber geçiriyorlar.
Sabah evden çıkarken, bir hafta annesinde kalacağını söyleyen kadınla kapıda karşılaşıyorlar.
‘Aslında kadın ikisini yatakta da yakalaya bildirdi ama çok klasik olacak diye öyle yazmıyorum’
Kadın zaten ne zamandır şüpheleniyor kocasından.
Adam durumu kurtarmak adına ne söyleyebilir.
İşyerinden arkadaşım Pınar, uyuya kalmışım sağ olsun gelmiş, beni uyandırdı.
Arkadaş bankacı, ev kredisi almak için başvurmuştuk ya! Gerçekten öyle bir ev var mı diye görmeye gelmiş.
Daha da pişkinse
Pınarı tanımamış olmazsın, kuzenim pınar.
Aldatılan kadının iki seçeneği var.
Kocasına inanmak, ya da inanmamak,
İnanması olanaksızda, inanıyor görünmek diyelim biz ona.
İnanıyor gözükse hem yuvasını kurtaracak, hem de kıymetli bir hediye alacak.(Böyle olur genelde)
İnanmazsa pılıyı pırtıyı toplayacak annesinin evine gidecek. Yuvası dağılacak.
Adamın yalan söylemediğini kitabın ortasından konuştuğunu farz edelim.
Pınar dört yıldır sevgilim. Hani iş toplasındayım falan diyorum ya yalan.
O zamanlarda hep pınarla beraberim, seni de eskisi kadar sevmiyorum.
Çocuklarımız var diye sana katlanıyorum
Sende benin evlendiğim kadın gibi değilsin zaten, acayip kilo aldın.
Çekilmez bir şey oldun.
Dese.
Ertesi gün gazetelerde manşetler ‘Annesinden erken dönen kadın, sevgilisiyle yakaladığı kocasının cımbızla gözünü çıkardı.’
Annesinden erken dönen kadın, sevgilisiyle yakaladığı kocasına o gün hiç sesini çıkartmadı ama gece uyurken yastıkla boğup öldürdü.
Başka ne yalanlar söylüyoruz biz.
Kilolu arkadaşınıza: Sen kilomu verdin.
Berbat giyinen tanıdığınıza: Vallahi her aldığı üzerine senin kadar yakışan başka birini daha tanımıyorum.
Saçları iğrenç olmuş eşinize: Hayatım saçların harika olmuş.
Yemeğe gittiğiniz tanıdığınıza: Gerçekten hayatımda yediğim en güzel tavuk bu
Suratını resim defterine çeviren kız arkadaşınıza: Seni işte bu doğal halin yüzünden seviyorum
İki kelimeyi bir araya getiremeyen gazetede neden yazdığını anlayamadığınız köşe yazarına: En çok okunan köşe yazarı sensin, insanlar seni deli gibi okuyor.Bu konuda senin eline kimse su dökemez.Hatta sen yerel gazetelerde yazdığın için harcanıyorsun, en kısa zamanda ulusala geçmen lazım..
Yatağa atmak istediğiniz kadına: Neden bilmem seni düşündüğümde aklıma hiç cinsilik gelmiyor aşk böyle bir şey herhalde.
Neyse
Örnekleri daha da çoğaltabiliriz de yer yok.
Büyüklerimiz hep tembihler ya ne olursa olsun doğruyu söyle
Şimdilerde buna verilen cevapta değişti.
Olur, görürsem söylerim